Anasayfa FORTUNE DİJİTAL Nuh’un gemisinden 360 derece bakan işadamı
FORTUNE DİJİTAL - 7 Şubat 2017

Nuh’un gemisinden 360 derece bakan işadamı

Çimento şirketinin yönetim kurulu üyesiyken e-ticaret konuşan Çuhacı, TÜSİAD’ın izlenmesi gereken yeni üyelerinden.

RAHMİ ÇUHACI, 2016 SONUNDA görevini devrettiği TÜGİAD’daki başkan şapkasıyla EticaretSEM’in davetlisi olarak İstanbul e-Ticaret Buluşması’nda açılış konuşmasını yaparken Türkiye’de elektronik ticaretin bir büyüme motoru olarak kullanılması konusunda kapsamlı bir reçete sundu. Çuhacı’nın ekosistemin oluşturulmasından şirketlerin bu yeni olanaklarla yeni pazarlara çılmasına kadar eksiksiz bir yol haritası sunması, o dönemde iş hayatında Fortune 500 Türkiye şirketi Nuh Çimento’nun yönetim kurulu üyesi koltuğunda oturması ile birlikte düşünüldüğünde ilk anda şaşırtıcı geliyordu. Ancak öyle değildi.

Çuhacı mikro düzeyde olduğu kadar makro düzeyde de geniş bir kapsama alanına sahip bir işadamı. Bu, Çuhacı’nın sadece e-ticaret konusunda değil, daha klasik alanlarda da çözüm üretme içgüdüsünün aksiyona dönüşebilmesini sağlıyor. Çuhacı’nın 2016 Mayıs ayı sonunda gündeme getirdiği KOBİ finansmanı modeli önerisi de bu proje ya da çözümlerden biri ve gerçekleşmesi durumunda Fortune 500 Türkiye listesinde de değişiklik yaratmaya aday.

Çuhacı, “Fortune 500 Türkiye listesinin ilk 50-100 şirketinin finansal kaynağa ulaşma sorunu yok ama sonrasının büyüme için ihtiyaç duyduğu nitelikli finansmanla buluşması o kadar kolay olmuyor” diyor. Nuh Çimento’nun listedeki yeri dikkate alındığında Çuhacı’nın önerisi şu anda 4 milyar liralık kaynak bulunan Kredi Garanti Fonu’nun (KGF) bütçesinin 40 milyar TL’ye çıkarılması ve KOBİ’lere verilecek uzun vadeli düşük faizli krediler ile Türkiye ekonomisine oksijen sağlanması. “Yüksek faizli krediler, çek yasası ve piyasayı engelleyici diğer unsurlar KOBİ’lerin ihtiyacı olan oksijeni tüketiyor” diyen Çuhacı, kendi formülünü “Kredi Garanti Fonu KOBİ Garanti Fonu olsun” sloganıyla da bütünleştirmiş.

Çuhacı, bu formülle ilgili modelini de ayrıntılı bir biçimde kurmuş: “40 milyar TL harcanması anlamına gelmiyor bu. Her kredi batmayacak zira. Ancak bu fon bankaların risklerini de dengeleyeceği için KOBİ’ler uzun vadeli ve düşük faizli, yani nitelikli kredi kullanabilecekler. İnanın bu uygulama Türk ekonomisinde domino etkisi yaratarak bir yandan istihdamı, genç girişimciliği ve yatırımı artırırken bir yandan da dış ticaret açığını azaltacak.” Çuhacı’nın hesabı, KOBİ’lere bu şekilde yüzde 50 daha ucuz kredi kullandırılabileceği şeklinde. Çuhacı bu şekilde KOBİ’lerin Ar-Ge’ye, teknolojiye ve katma değerli işlere yatırım yapmasının önünü açacağını düşünüyor.

Bu sadece bir genç işadamının yaratıcı düşüncesi değil; geçmişi 1950’lere kadar uzanan Nuh’un Ankara Makarnası ile özdeşleşen sanayici kimliğinin de bu projenin ortaya çıkmasındaki rolü açık. 1940’ta Nuh ve Ahmet Eskiyapan kardeşlerin Ankara’da ticaretle başlayan iş hayatlarını 10 sene sonra sanayiye taşırken, bugün çimento ve beton gibi işleri de olan bir gruba dönüşüyor.

Çuhacı, “Geçen sene Nuh Çimento’da yönetim kurulundaydım, bu sene Nuh Beton ve Nuh Yapı’da yer alıyorum. Anne tarafımdan Nuh Ticaret’in [Nuh’un Ankara Makarnası] ortağı olduğumuz için bu görevleri üçüncü kuşak olarak üstleniyorum” diyor. (Bunlardan Nuh Çimento Fortune 500 Türkiye listesinde yer alırken diğer iki şirket dışarıyla bilgi paylaşmama ilkeleri nedeniyle listede yer almıyor.) Çuhacı’nın annesi ile babası evlenirken, babasının kız kardeşi de annesinin amcasının oğluyla evleniyor. Bu şekilde karşılıklı olarak güçlü bir ilişki kurulurken babasının vefatından sonra Rahmi ve kardeşi yönetim kurullarında yer almaya başlıyor.
Grubun ana gemisi Nuh Ticaret şirket unvanını taşıyan Nuh’un Ankara Makarnası ve bu yapının diğer şirketlere ortak olması nedeniyle Çuhacı, yönetim görevlerini alıyor. Çuhacı, bunu nasıl yaptıkları konusunda, “Bizim ailede bir karar birliği vardır. Ailede herkes senenin sonunda yer değiştirir. Bu, bütün işler hakkında bilgi sahibi olmayı getiriyor ve piyasanın yeni durumu hakkında bilgi almanın dışında bir şeye gerek duymadan yönetime katılmamızı getiriyor” diyor.

Bu, aile şirketleri için dikkat çekici bir sürdürülebilirlik formülü ve şimdiye kadar riskli üçüncü kuşakta iyi sonuç vermiş durumda. Nuh Çimento Fortune Türkiye 500 sıralamasında yüzde 1,42 oranında geriye gitse de, koşullar düşünüldüğünde bunun iyi bir tutunma olduğu söylenebilir. 50 yıllık şirket 5,5 milyon ton üretimiyle Türkiye’nin tek lokasyonda en büyük üretimi yapan çimento fabrikası. Hereke’deki üretimin, ihracat yapabilme olanaklarına bağlı olarak bütünüyle kullanılabilmesi çok büyük avantaj anlamına geliyor. Tesisin kendi limanına sahip olması ve büyük gemilere yükleme yapabilmesi ve üçüncü şahıslara yükleme/indirme hizmeti verebilmesi, önemli bir avantaj sağlıyor. Fabrikadan çıkıp karayolunun altından direkt limana uzanan taşıyıcı kuşak sistemi ile bir butona basarak yükleme yapılabilmesi, otomasyonun doğrudan yükleme katkısının üzerine eklediği bir değer. En büyük girdinin enerji olduğu sektörde, limanın avantajı Rusya veya Venezuela’dan getirilen kömürün doğrudan indirilmesi sayesinde ek fayda yaratıyor.

Çuhacı, “Bütün bunları üst üste koyduğumuzda bizim fabrika diğer fabrikalardan bir tık daha yukarıda diyebiliriz” şeklinde konuşuyor. Kârlılıktaki en önemli kalem enerji iken, Çuhacı, “Bizim ülke olarak kârlılıktaki en büyük kaybımız da buradaki kömürde, çünkü parayı yurtdışına veriyoruz” diyor.

Şu anda kömür fiyatlarının gerilemiş olması bu kaybı azaltsa da, geçmişte bu konuda çok ciddi bir sarmal yaşandığını ifade eden Çuhacı, “Türkiye’de çıkan kömür 3 bin 800 kalori iken bizim kullandığımız 6 bin kalori. Onun için bizim bu kömürü yurtdışından almamız gerekiyor ve yurtdışındaki bazı tekeller bu fiyatları yönlendiriyor. Bu bizi çok fazla etkiliyor; çünkü kârımızı da zararımızı da belirleyen kömür” şeklinde konuşuyor.
Bu, ilgi çekici bir inovasyonu da beraberinde getirmiş. Hereke ve İzmit’teki insani katı atık; daha açıkçası insan dışkısı baca gazı ile kurutularak sistemde yakıt olarak kullanılıyor. Çuhacı, “Bu da bize kömürde yaklaşık yüzde 5’lik avantaj sağlıyor” diyor.

Nuh Çimento, Türkiye’nin 100 milyon tona yakın üretim kapasitesiyle çok büyük bir üretici olarak bulunduğu bir sektörde rekabet ediyor. Tüketimin yaklaşık 75 milyon ton ile üretimin gerisine düştüğü sektör, İran’dan kaynaklanan yeni riskler ile mücadele etmek zorunda. Çuhacı, “Eskiden ihracat ile birlikte üretimin tamamı tüketime dönüşüyordu. Suriye ve Irak’a ihracatın durması, Kahramanmaraş ve Adana’dan İzmir’e kadar uzanan kuşaktaki fabrikaları önemli bir pazardan yoksun bıraktı. Bu firmalar ürünlerini iç pazara vermek zorunda ama iç pazarda öyle bir yer yok. Şu anda en büyük pazarın Marmara Bölgesi’nde olması bütün şirketleri buraya yöneltiyor” şeklinde konuşuyor.

İran’ın da 100 milyon tonluk üretim ile –ambargonun kalkmasının ardından bölgeye açılması, sekiz-on senedir hiç ihracat yapmamış bir oyuncunun da sahneye çıkmasıyla işlerin daha da karışacak olması anlamına geliyor. Çuhacı, “Ben isterim ki kademeli açılsın ama birden açıldığında İran bizim de   bu lunduğumuz bütün ülkelere girecektir. Üstelik bizim bütün ürünlerimizle girecekler çünkü İran’da gerçekten büyük bir üretim var” diyor.
Çuhacı’nın şu anda yönetim kurulunda yer aldığı Nuh Beton, İstanbul’da ilk üçte ve Türkiye genelinde de ilk altıda yer alıyor. Yaklaşık 280 milyon liralık cirosu ile İstanbul Sanayi Odası 500’de yer alan Nuh Beton 2016’da, çok fazla inşaatın içinde olmayan bölgelerdeki beton santrallerini daha fazla inşaat olan bölgelere kaydırarak kârlılığını yükseltti. Marmaray’dan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne kadar birçok yeni projede yer alan Nuh Beton, Nuh Çimento’nun çimento kalitesini de kaldıraç olarak kullanıyor.

Bu sene araç yenileme yatırımları yapan firma, bununla birlikte araçların bulunduğu yeri ve hangi sürede hedefine varacağını takip eden bir dijital sistemi de devreye alıyor. GPS ile takibin yanında Çuhacı, burada yüklenen ile boşaltılanın karşılaştırılmasını sağlayan dijital sistemin de işin dinamikleri nedeniyle kritik olduğuna dikkat çekiyor. Çuhacı, “Biz burada mühür kullanarak sistemi kontrol ediyorduk. Bu yeni sistem, ikinci bir kontrol anlamına gelecek” diyor.

Çuhacı’nın ortağı olduğu Nuh’un Ankara Makarnası, şu anda Türkiye’de üçüncü sırada. Türkiye’de tamamıyla Japon teknolojisi ile kurulan tek makarna fabrikasında tamamen Japonya pazarı için Nuh’un Ankara Makarnası’nın özellikleri ile yapılan üretim 8 bin ton kapasite ile başlarken her sene iki katına büyüme gibi agresif bir hedefi barındırıyor. Çuhacı, KGF’nin gelişmiş ve teknoloji yoğun ürüne taşıma mucizesi yaratma potansiyelini bu örnekle Nuh’un Ankara Makarnası’nda farklı bir açıdan yaşıyor. Planlarında ve akıllarında yokken, Japonlarla ortaklık kurup ileri teknoloji ile makarna üretmeye başlamalarının sonuçları, şirketlerin uygun koşullar altında sağlayabileceği sıçramaya iyi bir örnek.

Çuhacı, “Japonlar beş sene boyunca Türkiye’deki marketlerden makarna toplayıp ülkelerine göndermişler. İncelemelerinin sonunda bizimle ortaklık yapmaya karar vermişler. Bize ilk önerdiklerinde böyle bir düşüncemiz olmadığını söyledik ama onlar, ‘Biz sizi seçtik’ dediler” diyor. Çuhacı o dönemi, hem böyle bir düşüncelerinin bulunmaması hem de böyle bir yatırım yapacak durumda olmamaları ile niteliyor. Ancak Japonlar, kullanılan suya kadar yaptıkları analizlerin ardından Nuh’un Ankara Makarnası’nı uygun şirket olarak belirlediklerini vurguluyor ve sonunda Nuh Grubu’nu ortaklığa ikna ediyorlar. Sonuç, 156 yıllık Japon sanayi devi Marubeni Corporation ve Nisshin Foods ile kurulan ortaklık Çuhacı’yı, “Türkiye’nin en iyi teknolojik makarnasını üretiyoruz” deme noktasına taşıyor.

Bu, bir aile şirketi için büyük bir dönüşüm. İnsanların makarnayı alışkanlıklarına göre seçtiği Anadolu pazarında geleneksel tadını koruyarak varlığını sürdürmesi çok kolay olan bir marka için de bu adım aynı derecede büyük.
Çuhacı, Anadolu’daki müşteri karakteristiğini, “İnsanlar makarnada, pirinçte, tavukta, pastırmada –bu liste uzatılabilir- alışık oldukları markalara bağlıdır. Yeni bir ürün çıktığında ‘bir deneyelim’ deseler de genellikle beğenmeyip eskisine dönerler. Makarnada daha çok ‘annenizin makarnası’ dinamikleri işler” diyor. İstanbul’da markette bulunan çeşitler arasından seçim yapmak daha yaygın bir yöntemken Anadolu’daki bu denge Nuh’un Ankara Makarnası’nın asıl güçlü olduğu pazardaki sürdürülebilirlik formülünü belirliyor.

Türkiye ve Japonya pazarları hem ölçek hem de dinamikler itibariyle büyük farklılıklar ortaya koyuyor. İç pazar için yapılan 200 bin tona yakın üretim ile Japonya için yapılan 8 bin ton nasıl kıyas kabul etmezse, ortaklık ile yaşanan deneyim de aynı şekilde kıyas kabul etmiyor. Çuhacı, “Makarna sektöründe genellikle Alman ya da İtalyan malı fabrikalar kurulur. Ancak biz Japonların da makarna fabrikası kurulumunda kullanılan bu makineler alanında güçlü bir oyuncu olduklarını gördük” şeklinde konuşuyor.

Bu, Nuh’un Ankara Makarnası için daha az insanla aynı üretim yaparak makarnanın en kritik girdisi olan durum buğdayının kalitesinden taviz vermeden sürdürülebilirlik sağlamak anlamına geliyor. Durum buğdayı ve elektrik, bu kategorideki en önemli maliyet kalemlerini oluşturuyor. Bu daha önce daha büyük ölçüde insan yoğunluklu olarak giden üretim modelinin daha teknoloji yoğun ve Ar-Ge’ye odaklı hale gelmesi için gereken cephaneyi şirkete sağlamış durumda. Bu sadece Nuh Grubu açısından değil, Türkiye’nin kalkınması açısından da dikkatle incelenmesi gereken bir modeli ortaya koyuyor. Özellikle de KGF’nin büyütülerek devreye sokulması gibi finansman modelleri ile birlikte, Fortune 500 Türkiye’nin ilk 50 ila 100 şirketinin ardından gelen oyuncuların büyümesinin teşvik edilmesi gibi bir hedef bulunuyorsa. [Bugünlerde bu uygulamanın başlangıç adımlarının atılmakta olması, vizyonun geçerliliğinin bir göstergesini oluşturuyor.]

İlginizi Çekebilir

Swiss Days’in Gündemi Yapay Zeka Oldu

Swiss Business Hub Turkey (İstanbul’daki İsviçre’nin İhracat ve Yatırım Ofisi) ve Swiss Ch…