Pandemi sonrası AVM kültürü, ihtiyaç karşılanan mekandan deneyim aranan yaşam alanına evrildi. Kanyon’un ise açık hava mimarisi ve sokak konseptiyle bu dönüşümü 20 yıl önceden öngören bir vizyonun eseri olduğunu söyleyen Kanyon Genel Müdürü İrem Yücek Kaymak, önümüzdeki 10 yılda ise başarılı olacak yaşam merkezlerini, farklı ihtiyaçları tek bir akış içinde buluşturabilme kabiliyetlerinin ayıracağını söylüyor. Perakende ile gastronomi arasındaki sınırlar giderek silinirken kültür-sanat, sağlıklı yaşam, aile-çocuk etkinliklerinin, pop-up projelerin ve esnek kullanım alanlarının daha belirleyici hale geleceğini belirten Yücek Kaymak, “Sabit bir mağaza karması yerine, global markalarla yerel girişimleri buluşturan, yeni konseptleri deneyen ve misafirine her gelişinde farklı bir keşif sunan kürasyon anlayışı öne çıkacak. Şehir kültürüyle kurulan güçlü bağ daha da ayrıştırıcı olacak. Kanyon bu açıdan şanslı; sektörümüzde her zaman referans bir marka olarak, misafirlerimizin yaşamındaki ve kalbindeki yerimizi, öngörülü adımlarımızla güçlendirmeyi sürdüreceğiz” diyor.
Ekonomik belirsizliklerin arttığı bir dönemde tüketicinin hem zamanı hem de bütçesi daha değerli hale geldi. Buna bağlı olarak sektörde giderek deneyim ve bağlılık üreten projelerin öne çıktığını gözlemliyoruz. Kanyon’un geçen 20 yılına da baktığımızda, bu dönüşüme nasıl yanıt veriyorsunuz?
Bugün Türkiye genelinde 2026 itibarıyla 450’nin üzerinde AVM bulunuyor. İstanbul, bu pastanın yaklaşık %30-35’ini tek başına göğüslüyor. Ancak biz Kanyon olarak, metrekare verimlilik endeksindeki artışın enflasyonun üzerinde seyrettiği, yani ziyaretçinin harcamaya değer bulduğu nadir bir noktadayız.
Bugün Türkiye’de sektör artık sayıyla değil, deneyimle konuşuluyor. Kanyon bu dönüşümü 20 yıl önce öngörmüş bir proje. Bugün de bu dönüşümün merkezinde kalmaya devam ediyor.
Perakende de ise asıl rekabet metrekarede değil, hayattan alınan payda. Misafirlerimizin zamanı sınırlı, dikkati dağıtacak birçok faktör bulunuyor. Kanyon olarak bizim odağımız ziyaretçimizin hayatında ne kadar yer kapladığımız. Bu yüzden biz sadece ziyaretçi trafiğine değil, bağ kurmaya odaklanıyoruz.
Sektörde artık yeni proje geliştirme dönemi yavaşlamış durumda. Mevcut AVM’lerin %25’i fonksiyon değişikliği veya renovasyon sürecinde görünüyor. Bu durum, Kanyon gibi açıldığı günden beri ‘açık hava/sokak’ konseptini koruyan yapıların değerini artırıyor.
Herkesin bildiği gibi pandemi sonrası AVM kültürü, ihtiyaç karşılanan mekandan deneyim aranan yaşam alanına evrildi. Kanyon, açık hava mimarisi ve sokak konseptiyle bu dönüşümü 20 yıl önceden öngören bir vizyonun eseridir. Tüketiciler artık ürün değil, hikaye satın alıyor. Sektör araştırmaları gösteriyor ki; etkinlik (konser, atölye çalışmaları, festival, eğitim ve tanıtım etkinlikleri) düzenlenen günlerde mağaza giriş trafiği %20-25 oranında artıyor. Kanyon’un 20 yıldır yaptığı konser ve festivaller, bu stratejinin Türkiye’deki en eski ve başarılı uygulaması.

Günümüzde sektörde AVM’lerin başarısını ölçmede en geçerli kriterler sizce nedir?
Eskiden metrekare büyüklüğü ve ziyaretçi sayısı gibi tek boyutlu verilerle konuşurduk. Bugün, bunların üstüne oransal ve anlam üreten metrikleri de ekliyoruz. Kanyon olarak bugün yaklaşık 42.000 metrekarelik kiralanabilir alanında 147’nin üzerinde mağaza ve restoranla faaliyet gösteriyor ve günlük ortalama 35-40 bin misafir ağırlıyoruz. %100’e yakın doluluk oranı, markaların Kanyon ekosistemine duyduğu güveni ortaya koyuyor. Metrekare verimlilik endeksindeki artışımızın enflasyonun üzerinde seyretmesi, Kanyon’un bir yaşam merkezi olarak ne kadar doğru konumlandığını kanıtlıyor. Bu performans; tekrar ziyaret, sadakat, ziyaret süresi ve misafirin Kanyon’u gündelik hayatına ne ölçüde dahil ettiği üzerinden değerlendiriliyor.
Sizce önümüzdeki 10 yılda başarılı olacak yaşam merkezlerini diğerlerinden ayıracak temel özellikler neler olacak?
Önümüzdeki 10 yılda başarılı olacak yaşam merkezlerini, farklı ihtiyaçları tek bir akış içinde buluşturabilme kabiliyetleri ayıracak. Perakende ile gastronomi arasındaki sınırlar giderek silinirken kültür-sanat, sağlıklı yaşam, aile-çocuk etkinlikleri, pop-up projeler ve esnek kullanım alanları daha belirleyici hale gelecek. Sabit bir mağaza karması yerine, global markalarla yerel girişimleri buluşturan, yeni konseptleri deneyen ve misafirine her gelişinde farklı bir keşif sunan kürasyon anlayışı öne çıkacak. Şehir kültürüyle kurulan güçlü bağ daha da ayrıştırıcı olacak. Kanyon bu açıdan şanslı; sektörümüzde her zaman referans bir marka olarak, misafirlerimizin yaşamındaki ve kalbindeki yerimizi, öngörülü adımlarımızla güçlendirmeyi sürdüreceğiz.

E-ticaretin payı büyümeye devam ederken fiziksel perakendenin rolü de yeniden tanımlanıyor. Kanyon bu dengeyi nasıl yönetiyor? Önümüzdeki dönemde dijital ve fiziksel deneyim sizce nasıl bir dengeye oturacak?
Biz dijitali hiçbir zaman fiziksel deneyimin alternatifi olarak görmedik. Aksine, teknolojiyi misafirlerimizin Kanyon ile kurduğu ilişkiyi ziyaret öncesinden başlayıp ziyaret sonrasına uzanan kesintisiz bir deneyime dönüştüren bir kolaylaştırıcı olarak konumluyoruz. Bugünün misafiri gelmeden önce markaları ve etkinlikleri keşfetmek, geldiğinde kolay yönlenmek ve zamanını daha verimli kullanmak, ayrıldıktan sonra ise kendisiyle ilgili içerik ve önerileri almaya devam etmek istiyor.
Bu doğrultuda yeni mobil uygulamamız ve yakın dönemde devreye alacağımız Easy Mall entegrasyonu ile deneyimi daha kişisel ve daha akışkan hale getiriyoruz. Bu şekilde, fiziksel perakendenin en güçlü yönleri olan keşif, sosyalleşme ve markalarla kurulan gerçek teması, daha da güçlü hale getirebiliyoruz. Önümüzdeki dönemde de dijitalin sunduğu hız ve kolaylık ile fiziksel dünyanın insani deneyimini bir araya getiren hibrit yapımızla, sektörün yeni standardını belirlemeye devam edeceğimizi düşünüyorum.

Sürdürülebilirlik bugün yatırım kararlarını ve marka tercihlerini de etkileyen ekonomik bir unsur. Gayrimenkul ve perakende sektöründe sürdürülebilirlik nasıl rekabet avantajına dönüşebilir?
Sürdürülebilirlik, elbette ki çevresel bir sorumluluk anlamında tüm kişi ve kurumların sahiplenmesi gereken bir kavram. Ancak bununla birlikte, uzun vadeli ekonomik değer üretmenin de önemli bir parçası. Enerji verimliliği, kaynak yönetimi ve operasyonel verimlilik gibi uygulamalar hem maliyetleri optimize ediyor hem de yatırımcılar, markalar ve misafirler açısından güçlü bir güven unsuru oluşturuyor. Sürdürülebilirlik uygulamalarının, bir şirketin finansal gücüne de doğrudan yansıdığı artık kabul edilen bir olgu.
Kanyon’da bu yaklaşımı ilk günden beri sahipleniyor ve somut olarak hayata geçiriyoruz. Yenilenebilir enerji kullanımı, gri su sistemi, kompost uygulamaları ve çevresel sertifikalar gibi yatırımlarımız, stratejik rekabet kriteri olarak her zaman önceliklendiriliyor. Dahası bu yaklaşımı misafirlerimize kadar da ulaştırıyoruz. Sürdürülebilirlik ya da organik kavramlarının henüz Türkiye’de yeni konuşulmaya başladığı zamanlarda bunu Organikanyon adıyla markalaştırdık ve 12 yıldır her hafta cuma ve cumartesi günleri misafirlerimizle buluşturuyoruz. Gelecek dönemde de misafirlerimizi bu hareketin aktif birer parçası haline getirecek, farkındalığı her daim canlı tutacak etkinliklerle bu duruşumuzu titizlikle sürdüreceğiz.
Bunun yanında, sürdürülebilirliği yalnızca operasyonel uygulamalarımızla sınırlı görmüyor, toplumsal farkındalığı artıracak projeleri de önceliklendiriyoruz. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile Dünya Çevre Günü kapsamında düzenlediğimiz etkinliklerde çocukları ve aileleri geri dönüşüm, yeniden kullanım ve doğayla uyumlu yaşam temaları etrafında yaratıcı atölyeler ve deneyim alanlarıyla buluşturuyoruz. Ayrıca, Türkiye İş Bankası desteği ve Marketing Toys’un proje kurgusuyla hayata geçirdiğimiz İş’te Minik Kaşifler Sokağı, “Oyna, Keşfet, Koru” yaklaşımıyla çocukların deniz yaşamını, biyolojik çeşitliliği ve ekosistem dengesini keşfederken çevre bilinci ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıkları kazanmalarını hedefliyor. Çünkü sürdürülebilirliğin kalıcı bir etki yaratabilmesi için gelecek nesiller tarafından benimsenmesini de en az bugünkü uygulamalar kadar önemli görüyoruz.
Küresel ölçekte Londra, Dubai ve Paris gibi şehirlerde yaşam merkezleri yeniden tanımlanıyor. İstanbul’un bu dönüşümdeki potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin uluslararası ölçekte rekabet edebilecek şehir platformları oluşturması için hangi alanlara yatırım yapılması gerekiyor?
İstanbul, farklı yaşam biçimlerini, kültürleri ve yoğun bir gündelik ritmi aynı anda taşıyan güçlü bir kent. Bu nedenle uluslararası ölçekte rekabet edebilecek şehir platformlarının, yalnızca ticari işlevleriyle değil, bulundukları çevreyle kurdukları ilişkiyle değer üretmesi gerekiyor. Kamusal dolaşımı destekleyen, insanları karşılaştıran, şehirle bağını koparmayan ve günün farklı saatlerinde canlı kalabilen yapılar bu dönüşümde öne çıkacak.
Kanyon’un 20 yıl önce geleneksel sokak fikrini çağdaş mimariyle buluşturan yaklaşımı da bu açıdan önemli bir örnek oluşturuyor. İstanbul’un merkezinde kültür, gastronomi, buluşma ve gündelik yaşamı aynı zeminde bir araya getiren bu modelin, kentin uluslararası ziyaretçiler açısından da çekim gücünü artırdığına inanıyoruz. Türkiye’nin bu alandaki rekabetini güçlendirmek için mimari kaliteyi, kamusal alan anlayışını ve şehir kültürünü birlikte ele alan uzun vadeli yatırımlara ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.
Kanyon gelecek 20 yılda, hangi değerlerini ve iş yapış şekillerini koruyacak, hangilerini (nasıl) değiştirecek?
Kanyon’un değişmeyecek en önemli değeri, misafirleriyle kurduğu güçlü bağ ve her zaman yeniyi kucaklarken ev hissini de veren kaliteli deneyim anlayışı olacak. Böylece geçmişimizde biriken hafızayı korurken, her zaman yeni markaların, yeni fikirlerin, yeni uygulamaların ve şehir yaşamına dair değişen alışkanlıkların ilk kez hayat bulduğu yerlerden biri olmayı da sürdüreceğiz.
