Elektrik Dağıtım Şirketlerinin Altyapı Yatırımları, Küresel İklim Masasında Oyunu Değiştirebilir mi?

By Fortune Türkiye

Enerji dünyasında gözler sonbaharda 197 ülkenin katılacağı Antalya’daki COP31 zirvesine çevrilmiş durumda. Rüzgar türbinleri ve güneş panelleri tek başına gezegeni kurtarmaya yetmiyor. Peki, dünyanın aradığı asıl çözüm mahalledeki elektrik direğinde gizli olabilir mi?

ELDER’in organize ettiği GDZ Elektrik’in saha operasyonlarının yeşil dönüşümdeki yerini gözlemlemek için şirketin İzmir’deki kampüs alanındayım. Gökyüzünde toplanan gri bulutların altında, yan tarafında “Hayat için elektrikli!” yazan beyaz bir bakım aracı duruyor. Sepetli vinci yukarıya doğru bir aydınlatma direğinin tepesine uzanıyor.

Kasım ayında Antalya’da toplanacak olan ve küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefini merkeze alan COP31 zirvesi öncesinde, bu direklerin küresel vitrindeki yerini anlamaya çalışıyorum.

Hemen karşımda duran Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (ELDER) Genel Sekreteri Fakir Hüseyin Erdoğan ile sohbet ediyoruz.

“COP31 kapsamında şebekelerin daha yapılandırılmış bir başlık altında ele alınmasını arzu ediyoruz,” diyor rüzgara karşı hafifçe sesini yükselterek.

Yeşil enerjiyi üreten güçlü santrallerin tek başına yeterli olmadığı gerçeğinin altını çiziyor. Acaba Antalya’da toplanacak o küresel iklim masasından çıkacak kararlar, İzmir’deki elektrik direğinin kaderini nasıl değiştirecek?

İklimin Masasındaki Yeni Oyuncu

Antalya’da düzenlenecek zirve, dünya liderlerinin sıfır emisyon hedeflerini masaya yatıracağı en kapsamlı platform olma özelliğine sahip.

“Enerji dönüşümü yalnızca üretim tarafındaki değişimle sınırlı değil,” diyor Fakir Hüseyin Erdoğan, arkamızdaki ağaçların sallanan dallarına bakarken.

Yüksek harcamalarla kurulan yeşil santrallerdeki enerjiyi evlere ulaştırmak için çok güçlü bir fiziki altyapıya ihtiyaç duyuluyor.

“Yenilenebilir kaynakların sisteme entegrasyonu ve dağıtım şebekelerinin rolü giderek hayati bir hal alıyor.”

Sözleriyle bu yükün asıl adresine işaret ediyor.

Ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadelesini belirleyecek olan zirveye Türkiye’nin ilk defa ev sahipliği yapacak. 197 ülkenin katılacağı konferansın başarısı, yerel altyapıların kusursuz biçimde çalışmasına dayanıyor.

Küresel planların başarıya ulaşması, yerel altyapıların kusursuz biçimde çalışmasına bağlı.

Rakamlar ve hedefler büyük görünse de işin ucu her zaman yerel sahadaki zorluklara, insanların gündelik yaşantısına dokunuyor.

“GDZ’nin faaliyet gösterdiği İzmir, toplumsal duyarlılıkları yüksel bir yapıya sahip,” diyor samimiyetle.

Bilinçli tüketicinin her veriyi eleştirel bir süzgeçten geçirdiği bölgede hizmet vermek, kurumlar için ekstra bir yönetim becerisi gerektiriyor.

Anlaşılan o ki, İzmir’in sokaklarında atılacak her altyapı adımı, COP31’de belirlenecek küresel iklim hedeflerinin bir test alanı niteliğine dönüşecek.

Göç Yollarında Şebekeyi Büyütmek

Nüfus hareketlilikleri ve kentleşme oranları, altyapı planlamalarının önündeki en büyük engellerden biri. Sahada karşılaşılan zorluklara değiniyor Fakir Hüseyin Erdoğan.

“İzmir aynı zamanda çok önemli oranda göç alan bir şehir. “

Plansız yapılaşmanın yoğunlaştığı bölgelerde artan enerji talebini karşılamak, masa başında yapılan mühendislik hesaplamalarına kıyasla çok daha meşakkatli bir süreç.

“Belli bölgelerde altyapının geliştirilmesi daha hassas davranılması gereken bir özellik sergiliyor.”

Sözleri sahadaki ekiplerin her gün yaşadığı stresi özetliyor. Ancak artan nüfusla beraber şebekenin hem kapasite olarak büyümesi hem de modernize edilmesi kaçınılmaz bir sonuç.

Zorunlu büyüme sancısı, finansal yatırım kararlarının bir tercihten ziyade yasal bir görev olduğunu belirtiyor.

“Dağıtım şirketlerinin yatırım yapmama gibi bir seçeneği yok.”

Mevcut ekipmanların yenilenmesi ve iklim değişikliğine bağlı talep dalgalanmaları, şirketleri aralıksız bir yatırım maratonunun içine alıyor. Maratonun finansal zorluklarına değiniyor.

“Kur riski ve enflasyon gibi maliyet unsurlarına rağmen yatırımlar sürdürülüyor.”

Elektrik Faturasının Bilinmeyen Yüzü

Tüketicinin faturaya bakış açısı ile enerji sisteminin arka planındaki aktif enerji bedeli, dağıtım bedeli ve vergiden oluşan 3 bileşenin duruşu farklı.

“Tarifeler, yürürlükteki mevzuat uyarınca gelir ihtiyacını karşılama esasına göre belirleniyor.”

Sistemin temel işleyişini aktarıyor. Şirketlerin kendi başlarına bir fiyatlandırma yetkilerinin olmadığını anlamak, konuyu sağlıklı değerlendirebilmek açısından önemli.

“Hangi abone grubundan ne düzeyde tarife ile karşılanacağına EPDK karar veriyor,” diyerek yetki ve sorumluluk sınırlarını çiziyor.

Sektörün rakamsal bir beklenti içinde olmasından öte, sadece mevcut düzenlemelere uymakla yükümlü olduğu gerçeğinin altını çiziyor.

Nihai faturadaki dağıtım oranlarının yüksek görünmesinin altında yatan temel neden, aslında uygulanan devlet sübvansiyonlarının içinde gizli olduğuna değiniyor.

“Günlük 8 kilovatsaatin altındaki mesken tüketimlerinde dağıtım payı yaklaşık yüzde 74,9, bu sınırın üzerindeki tüketimlerde yüzde 49,9 ve orta gerilimden bağlı sanayi abonelerinde ise yüzde 23,9 seviyesinde gerçekleşiyor,” diyerek zihinleri meşgul eden oransal tabloyu açıklıyor.

Devletin desteklemediği bir kurguda yüzdelerin diğer Avrupa ülkeleriyle benzer düzeylere ineceğini belirtiyor.

“Dağıtım bedeli içinde iletim tarifesinden kaynaklanan yüzde 13-15 düzeyinde bir unsur da bulunuyor,” bilgisini ekleyerek faturanın görünmeyen maliyet kalemlerini işaret ediyor.

Sözleri, tüketiciye yansıyan son rakamın çoklu denklemlerden süzülerek cebimize ulaştığını gösteriyor.

Ormanların İçindeki İnce Çizgi

Küresel ısınmanın en sert sonuçlarından biri konumundaki orman yangınları, şebeke güvenliği için sürekli olarak alarm zillerini çaldırıyor.

“Türkiye’de 1,5 milyon kilometrelik hattın 67 bin kilometrelik bölümü ormanlık alanlardan geçiyor.”

İklim değişikliğinin getirdiği kavurucu yaz ayları, yeşilliklerin arasından kilometrelerce uzanan bu telleri büyük bir risk faktörüne dönüştürmekte.

“Yangın riskinin yoğunlaştığı bölgelerin belirlenmesi için Orman Genel Müdürlüğü ile koordinasyon içindeyiz.”

Sözleriyle alınan kurumsal tedbirlerin çapını gösteriyor. Doğanın kalbinden geçen hatların korunması, en az yeni yatırımlar kadar büyük bir hassasiyet gerektiriyor.

Önlemlerin zamanlaması, muhtemel felaketlerin önüne geçmek için hayati bir rol taşıyor. Operasyonel hızlanmaya dikkat çekiyor Fakir Hüseyin Erdoğan.

“Bu yıldan itibaren orman yangınlarına yönelik bakım planlamalarımızı senenin başından itibaren yapıyoruz.”

Mevzuatın öngördüğü yıllık bakım programının erkene çekilmesi, yaz mevsiminde yaşanabilecek felaket senaryolarını azaltmaya yönelik çabayı yansıtıyor.

Sohbetimizi tamamlıyoruz.

Üzerinde yeşil yapraklar olan o beyaz GDZ bakım aracının sepetli vinci rüzgarın esintisine karşı yavaşça aşağı doğru iniyor.

BENZER MAKALELER


SON MAKALELER

Loading...