Anasayfa Tutkuyla Gelen İş Başarısı
27 Nisan 2020

Tutkuyla Gelen İş Başarısı

Anadolu’da kalkınmanın önünü açan gözü kara girişimcilerimizden İbrahim Bodur’un kızı, Kale Grubu Başkanı ve CEO’su Zeynep Bodur Okyay, bu büyük vizyoner mirası kendine adeta bir pusula gibi görüyor. Kale Grubu’nu zamanın şartlarına uygun hale getiren Okyay, şirketlerini faaliyet gösterdikleri her alanda dünyanın önde gelen kuruşlarıyla yarışabilir hale getirdi. Peki, bu süreçte hangi zorlukları aştı? Kritik kararları nasıl aldı? Okyay’ın kişisel çalışma tarzını inceledik.

KALE GRUBU’NUN temelleri 1957’de Çanakkale Seramik Fabrikaları ile atıldı. Ülkemizin seramik sektörünün kuruluşuna öncülük eden, 63 yaşındaki grup şimdi dünyanın dört bir yanında faaliyet gösteriyor. Grup bugün Avrupa’nın 4’üncü, dünyanın 15’nci en büyük seramik karo üreticisi konumunda.

Grup bünyesinde 19 şirket ve 5 bin 216 çalışan bulunuyor. Geleneksel iş kolunda yani yapı ürünlerinde faaliyet gösteren grup aynı zamanda savunma ve havacılık alanlarını yenilikçi bir büyüme alanı olarak görüyor. İşte bu büyük organizasyon artı değer üretme ve bunun için sorumluluk üstlenmeye dayanan bir çalışma modeliyle ilerliyor. İşin başında ise şirketlerini, sürekli yenilenen iş dünyasının gerçeklerine hızla uyum sağlama yete­nekleriyle donatan Kale Grubu Başkanı ve CEO’su Zeynep Bodur Okyay var. Okyay ile iş hayatına başladığı ilk yıllardan günümüze kadar geçen süreçleri konuştuk.

Profesyonel çalışma hayatına ilk adımı nerede, ne zaman attınız?

İş yaşantım üniversiteyi bitirince başladı. Ama iş hayatının içinde büyüdüm diyebi­lirim. Ben ailenin tek çocuğu olarak küçük yaşlardan itibaren işi devralma konusunda telkin gördüm ve yönlendirildim. Üniver­site bittikten sonra, yurtdışına gitmek iste­dim. Babam ise önce çalışmamı istedi. Ben de Finansbank’ta staj gibi çalışmak için Hüsnü Bey’den (Özyeğin) rica ettim. Baba­mı, dostlarını araya sokarak ikna ettim ve ABD’de eğitimimi sürdürüp, dönünce Çanakkale Seramik’te çalışmaya başladım. Sonra şirketlerin yönetim kurullarına yavaş yavaş alınmaya başladım.

İlk sorumluluk aldığınız dönemde, şirketiniz için nasıl bir strateji izlediniz?

Grup içinde farklı şirketlerde farklı kademelerde görev alırken, her zaman neyi daha farklı yapabilirim diye düşündüm. Çok ça­lıştım, çok emek verdim. Kendi yolumu buldum. Doğru olduğuna inandığım şeylerin peşinden gitmeyi hiçbir zaman aklımdan çı­karmadım. Benim misyonum, bu topraklarda yeşeren ve büyüyen Kale Grubu’nu zamanın şartlarına uyum göstererek uluslararası bir kimliğe kavuşturmak.

İşinizi geliştirirken karşılaştığınız zorlukları nasıl aştınız?

İşe ilk başladığım yıllarda; hem gencim hem de herkes beni patronun kızı olarak görüyor. Her alanda kendimi ispatlamak zo­rundaydım. Babam kendi yolunu bulan biri olduğu için kendimi ispatlamak için çok çabaladım. Babam sınırlarımı aşmam için cesaretlendirdi. Uğraşarak elde etmem yönünde çok ısrarcı oldu. Bende hep ona karşı kendimi ispat etme, kendi hayallerimin pe­şinden gitme arzusu; onda ise beni koruma kollama, bir yandan çıtayı yukarı koyma ve sınırlarımı zorlama gayreti vardı. Tüm bunlar ilişkimizi şekillendirdi.

Fikirlerim vardı. Ancak onları ortaya koyamamaktan muzdarip birkaç yılım geçti. Baktım olmuyor; ondan sonra kendi kendime inisiyatif aldım. Kaç tane dönüşüm-değişim projesi başlattım, kaç tanesi başarısız oldu!.. Ama hepsi bugüne gelmemde bana büyük katkı sağladı. Babamın bana en büyük katkılarından biri de bu oldu aslında. Kendimi, içimdeki gücü keşfetmemi sağladı.

Bu süreçlerde hangi riskleri aldınız?

Kuruculardan sonra işi devralan kişi veya sonraki jenerasyonların işi zor. Çünkü kurucu ve yöneticinin kuralları var. Onu yansıtan şirket kültürü var. Aynı zamanda sizden yani takipçiden daha iyi olmanız çıtayı daha da yükseltmeniz bekleniyor. Kurumu hem idealleriniz hem de yapmak istediklerinizden taviz vermeden bir de mevcut şartlara uyum sağlayarak dönüştürmeniz gerekiyor. Bunu da ürkütmeden yapmanız gerekiyor. Bu kolay değil zor bir konu. Müthiş bir denge kurmanız gerekiyor. Çıtayı yükselt­me arzusu ile bir yandan fırsatları kaçırmadan hızla büyüme bu yerleşik kültürü geliştirmeniz, bir anlamda dönüştürmeniz lazım. Güven duygusu geliştirmeniz gerekiyor.

Liderlik vasıflarınızı nasıl tanımlarsınız?

Kurucumuz İbrahim Bodur, sanayiciliği yalnızca para kazanmanın aracı değil aynı zamanda ülkesine katkı yapmanın, insan­ların hayatına dokunmanın bir yolu olarak görürdü. Bu nedenle, bizim de kendi etki alanımız içinde kapsayıcı, sorumlu ve duyarlı liderliği benimsememiz gerektiğini düşünü­yorum. Köklerimize ve geleneklerimize sahip çıkarken, değerlerimizi muhafaza ederken, geçmişe saplanıp kalmadan, bugüne uyum­lanma ve değişime liderlik etmek çok önem­li. Ben de kendimi bu yönde geliştirmeye çalışıyorum. Bazen yakın çevremdekiler bana bir iş dünyası temsilcisinden daha çok sivil toplum lideri gibi sosyal konuları savun­duğumu söylüyorlar. Evet, öyleyim. Çünkü hayatta herkesin bir sorumluluk bilincinin ve iddiasının olması gerektiğine inanıyorum.

Oluşturduğunuz kurum kültürünü ve çalışma ortamını nasıl tanımlarsınız?

Çevresine değer katmayı ilke edinmiş, kurum kültürünü özümsemiş, kendi hedef ve değerlerini kurum vizyonu ile bütünleş­tirmiş; yenilikçi düşünceyi, yaratıcılığı, iyi­leşmeyi, yeni fikirleri geliştirmeyi öncelikli tutan bir aileyiz.

Aile işletmelerinin kurucuları ve diğer kuşaklar bu dönüşüm ihtiyacının farkına varıp kendi değerlerini ortaya koydukla­rında başarıyı yakalamak daha mümkün oluyor diye düşünüyorum.
Benim örnek aldığım İbrahim Bey’in amaç ve anlam odaklı iş yapma anlayışı; sevgi temelli, her bir çalışanın ailenin üyesi olarak algılandığı bir yönetim politikası; tüm çalışanları ortak bir anlam ve değerler sisteminde birleştiren, başarıları özendirici ve özel olma duygusunu güçlendiren; hizmetkar liderlik (çalışanlarına hizmet eden, gelişmele­rini sağlayan liderlik tipi) tarzıydı.

Grubunuzun geleceği için belirlediğiniz yaratıcı özellikleri olan planlarınız ve beklentileriniz nelerdir?

Geleceğe dönük planlarımızı çok boyutlu yapıyoruz. Geleneksel sektörlerde katma de­ğeri artıracak inovatif yatırımlara odaklanı­yoruz. Hem tüketiciye doğrudan ulaşan yapı ürünleri ve yapı kimyasalları markalarımızı hem de savunma ve havacılıkta B2B işleri­ izi büyütüyoruz. Biz Türkiye’nin sanayide yapmayı arzuladığı teknolojik dönüşümün ana motorlarından biri olmak istiyoruz.

Şirketinizin istihdama katkısı ve faaliyet gösterdiğiniz sektörlere pozitif etkilerini nasıl değerlendirirsiniz?

Güçlü bir sanayicilik mirasına sahip Kale Grubu’nun yolculuğu, aynı zamanda Türkiye’nin sanayi yolculuğu olarak gö­rebiliriz. Türkiye’de seramik sektörünün kuruluşuna öncülük etmiş, zaman içeri­sinde makine ve parça imalatı, savunma ve havacılık, kimya, elektrik malzemeleri, lojistik sektörlerinde yatırımlar yaparak ülke kalkınmasına ve ekonomisine katkısı olmuş Türkiye’nin sayılı sanayi kuruluşlarından biriyiz. Beşi bini aşkın çalışanımızla 100’den fazla ülkeye kendi markamızla ihracat yapı­yoruz. Kuruluşundan bu yana 86 bini aşkın insana istihdam imkanı yaratan bir ailenin parçası olmaktan büyük gurur duyuyorum.

Pazar stratejinizde inovasyon ve yaratıcılığınızın rolünü nasıl tanımlarsınız?

Biz dayanıklılığı yüksek, estetik, çevreci ve uzun ömürlü inovatif ürünlerle, sadece rekabet eden değil aynı zamanda reka­beti tarifleyen bir grup olmak hedefiyle çalışıyoruz. Cirosunun yüzde 2’den fazla­sını Ar-Ge çalışmalarına ayıran bir grup olarak yenilikçilik vizyonumuzun özünü, yeni teknolojiler kullanarak sürdürülebilir büyüme stratejisi oluşturuyor. Geleneksel sektörlerimizi bu anlayışla dönüştürürken savunma, havacılık ve enerji sektörlerinde yeni girişimlerle derinleşiyoruz.

Şirketinizin dönüşüm ve son yıllardaki atılımlarını gerçekleştirirken hangi alanlarda fark yarattığınızı düşünüyorsunuz?

Her biri kendi alanında lider şirketlerimizle pek çok ilke imza attık. Örneğin, dünyada ilk bizim gelişiminde aktif rol oynadığı­mız ve sonra ürettiğimiz esnek seramik pano sinterflex ile gerçek bir devrim yarattık. Yatırımlarımızı ara vermeden sürdürerek yapı kimyasalları markamız Kalekim’in, yedinci fabrikasını Balıkesir’de açtık. Havacılık ve savunma konusunda uluslararası alanda itibar kazanmış bir şirketiz.

Türkiye’nin savunma ve havacılık sanayiinde yerlileşme prog­ramının da en önemli paydaşlarından biri olarak, Türkiye’nin ilk milli piyade tüfeğinden ilk Turbojet motoruna kadar pek çok yüzde 100 yerli Ar-Ge projesinin ana paydaşı olduk. Bugün ülke­mizin en büyük savunma sanayi şirketlerinden olan Roketsan’ın kurucu ortakları arasında yer aldık. Ülkemizin ilk insansız hava aracını üreten Baykar ile ortak olarak üretimin hızlanmasına katkı sağladık. Altınay Robotik ile ortaklık kurarak ülkemizde ilk ileri robot sistemlerinin kurulması için çaba gösterdik. Gebze Teknik Üniversitesi ile birlikte ülkemizin ilk yakıt hücrelerini ve lithium ion pillerini geliştirdik.

2020 büyüme planlarınız arasında öncelik verilen konular nelerdir? Bunlar için nasıl bir strateji oluşturdunuz?

Biz sanayiciler 2020’yi, kaslarımızı güçlendirmemiz gereken bir sene olarak görüyorduk. Ama Korona virüsün küresel ekonomiyi felç eden etkisi bütün hesapları alt üst etti. Bu küresel salgının olumsuz etkilerinin nerede duracağı, şimdilik cevabını kimsenin bilmediği bir soru.
Kaleseramik tarafında dijital dönüşüm ve Endüstri 4.0’a yönelik yatırımlarımıza devam ediyoruz. Kalekim’de yurtdışında hedefledi­ğimiz ülkelerde tesis yatırımı ve ortaklıklarla büyümeyi planlıyoruz. Savunma ve havacılık sektöründeki şirketlerimizde kapasite artırıcı yatırımlar ile kompozit alanındaki yatırımımız ön plana çıkıyor.

Dijital dönemin her alanda değiştirdiği iş yapış şekillerini düşünürsek genel olarak bu yeni dünyayı yakalamak adına gerekli dönüşümü nasıl sağlıyorsunuz?

Kale Grubu olarak, dijital dönüşümü tüketiciyi anlamak ve iyi bir deneyim sunmak için bir araç olarak görüyoruz. Bu nedenle, süreçlerimizi sadeleştirmek, verimliliğimizi artırmak, karmaşıklık maliyetini azaltmak için her alanda sadeleşme ve optimizasyon hedefliyoruz. Çünkü strateji neler yapacağımızı belirlemek kadar neler yapmayacağımızı da belirlemekle ilgili. Dijital dönüşüm bizim için bir zihniyet ve kurum kültürü değişimi.

Sosyal sorumluluk toplumsal duyarlılık adına gerçekleştirdiğiniz projeler arasında kadın girişimciliği teşvik eden projeler var mı?

Yeni nesil sosyal girişimcilerin çıkmasını teşvik etmek ve sosyal girişimcilik ekosistemini desteklemek amacıyla İbrahim Bodur Sosyal Girişimcilik Ödülü’nü hayata geçiriyoruz. Gerçekleştirdi­ğimiz üç senede toplam 700’ü aşkın başvuru aldık. Dr. İbrahim Bodur Kaleseramik Eğitim Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı kanalı ile aynı şartlarda ise kız çocuklarına öncelik tanıyoruz. Aileleri ile görüşerek onları kabiliyetlerine uygun alanları seçmelerini sağlıyor sonrasında eğitimini takip ederek, işe yerleştirilmesine kadar des­tek için çeşitli aktivite ortam ve imkan için önayak oluyoruz.

­

İlginizi Çekebilir

Halka Açık Şirket Sayısı Düşüyor

Türkiye’de yıllardır yoğun çalışmalar yapılsa da büyük şirketlerin halka arz ilgisinin art…