Ersun Erdinç – Toyota Hilux 57 yaşına geçen yıl dünya tanıtımı yapılan dokuzuncu kuşağı ile girmişti. Bu yenilenmiş pikap ağustos ortalarında Türkiye’ye geldi; yanında da 32 yaşındaki yeni RAV4 vardı. Dünyada satış rekorları kıran RAV4 de önemli ama biz Hilux’ın öyküsüne bakalım: Bu mühendislik ve pazarlama başarısı Toyota’nın başına nasıl bir iş açmış olabilir? Her şey, Toyota’nın ABD pikap pazarından daha fazla pay almanın yolunun, Ocak 1979’da tanıtmış olduğu, ilk 4×4 çekişli Hilux’dan geçtiğini keşfetmesiyle başladı. 4×4 kararı hem Jeep ve Ford Bronco gibi rakiplerin popülerliğiyle hem de kullanıcıların arazi kabiliyetine sahip daha küçük, ekonomik araçlara yönelmesiyle doğrudan bağlantılıydı. Aynı zamanda ‘iki araç birarada’ sloganıyla Toyota’nın elini çabuk tutup diğer Japon markalarından önce attığı bir adımdı. ABD’de pikap geleneği, aynı aracın hem işte hem de günlük hayatta, gezi ve eğlencede kullanılmasını kapsıyordu. Hilux’un dayanıklılığını, az yakıt tüketimini ve yedek parçaya ulaşım kolaylığını elbette sadece Amerikan aileleri görmedi.
Bu pikaba şöhreti getiren şey, pek sevimli olmasa da, 1987’deki Libya-Çad Savaşı’ydı. Daha önce de başta Afrika ve Asya olmak üzere paramiliter gruplar Hilux ve daha iri kuzeni Land Cruiser’i kullanıyordu ama dördüncü kuşak (1984 1988) Hilux’ın dizel motor kullanmaya başlamasıyla birlikte, Libya’nın eski Sovyet tanklarına karşı Çad’ın çöle uygun, çevik, sessiz ve ucuz pikapları adeta başka bir dönemin kapılarını açmış oldu: Dizel yakıtı bu bölgelerde daha rahat bulunuyor, motor silah yükü için daha yüksek tork ve uzun menzil sağlıyordu. Çadlılar, Fransa’nın sağladığı yaklaşık 400 Hilux’ın kasasına Milan tanksavar füzeleri monte etti.
Tanklar saatte 40 km hareket edebilirken Hilux silah yüküyle 100 km/saat hıza ulaşıyordu. Ocak 1987’deki Fada çatışmalarında hızlı hareket edip baskın avantajı kullanan Hilux’larla Libya’nın 92 adet T-55 tankı ve 33 adet BMP-1 zırhlı aracı zayıf olan yan ve arkalarına atılan roketlerle yok edildi. Çadlıların kaybı ise sadece üç Hilux olmuştu. Buradan da tarihe, Toyota Savaşı denen konseptin kaydı düşmüş oldu. Hilux, kendisinden önce Afrika’da orduların ve paramiliter grupların kullandığı Land Rover Defender’ları başta makul fiyatı, düşük yakıt tüketim ve yaygın parça desteği ile geride bırakmış, hafif ve basit yapısı ve uçaksavar, tanksavar gibi sistemlere uygun modüler kasasıyla tercih nedeni olmuştu.
Afrika ve Orta Doğu’da birçok ordu ve paramiliter güç Land Rover Seri III/ Defender’ı ağır makineli tüfeklerle donatarak kullandı. Özellikle Afrika iç savaşlarında Land Rover’lar doğaçlama savaş aracı olarak görüldü. Ancak Land Rover fiyatları Hilux’lardan neredeyse yüzde 50 yüksek, parçaları pahalı ve erişimi sınırlıydı. Üstelik Toyota 1980’lerden itibaren Afrika ve Orta Doğu’da geniş bayi/servis ağı kurmuştu. Hilux tarihindeki ikinci ilgi çekici nokta Afrika ve Orta Doğu’daki silahlandırılmış pikapları tanımlamak için ‘technical’ sözcüğünün kullanılması oldu. Somali’de 1988’de başlayıp 1991’de Muhammed Siad Barre’nin devrilmesiyle yoğunlaşan iç savaşta, BM ve kimi uluslararası kuruluşlar silahlı gruplara ‘technical assistance’ adı altında kaynak sağlıyor, bu fonlarla alınan Toyota Hilux ve benzeri pikaplar makineli tüfeklerle donatılıyordu.
Somali, Çad, Sudan ve Nijerya’da halk, savaş lordlarının kullandığı bu araçlara fonun adından esinlenerek technical demeye başladı. Zamanla bu terim silah monte edilmiş hafif araç anlamında uluslararası askeri literatüre girdi. Örneğin 1992-93’teki BM’nin Umudu Yeniden Tesis Etme Harekâtı sırasında, BM raporlarında technical ifadesi yer aldı. Technical kategorisinde Nissan Patrol/Navara ve Isuzu D Max Afrika ve Orta Doğu’da, Mitsubishi L200/ Triton Güneydoğu Asya’da milisler tarafından Hilux’a alternatif olarak kullanıldı. Ancak Hilux yaygınlaştıkça görünümü technical’ın karşılığı olmaya başladı. Altıncı kuşak Hilux (1997-2005) Tiger diye anılıyordu. Turbo dizel motora geçiş ve güçlendirilmiş yapısıyla bu araç Afganistan’da Taliban’da ve Afrika’da gerilla grupları arasında popülerdi. Yedinci kuşak ise (2005-2015) Vigo adıyla tanınıyordu; common rail sistemli güçlü dizel motorlarıyla daha da cazipti. Dünya ise Vigo’yu, 2013 yılında adını Irak Şam İslam Devleti olarak değiştiren örgüt Irak’ın en büyük ikinci kenti Musul’u Haziran 2014’te ele geçirdiğinde yakından tanıdı. Bu hamle, uluslararası medyada ve dünya başkentlerinde benzeri görülmemiş bir şok yaratmıştı.
Dünya 2014 2015 sıralarında Irak ve Suriye’de IŞİD, Nijerya’da Boko Haram konvoylarını haber bültenlerindeki dehşet saçan görüntüleriyle izliyordu. Toyota yönetimi ise markanın technical alanında bu şekilde öne çıkmasından rahatsız olmuştu. Ekim 2015’te ABD Hazine Bakanlığı, Toyota’dan bu araçların nasıl IŞİD’in eline geçtiğini açıklamasını istedi. Toyota resmi tavrını, 2015 yılında bakanlığın Terör Finansmanı Birimi tarafından başlatılan soruşturma sırasında açıkladı. Şirket, “Toyota’nın terör gruplarına doğrudan satış yaptığına dair hiçbir kanıt olmadığını” vurguladı ve Toyota’nın katı politikasının, araçlarını paramiliter veya terörist faaliyetlerde kullanabilecek kişilere satmamak olduğunu belirtti. Ancak araçların çalınması, yeniden satılması veya üçüncü taraflarca kaçak yollarla aktarılmasının da engellenemeyeceğini vurguladı.
Toyota, Hilux imajını düzeltmek için resmî açıklamalar yaparken ABD Hazine Bakanlığı ile de işbirliği yürüttü. Ortadoğu’daki distribütörlerini daha sıkı denetlemeye başlayıp bayilerden araçların nihai alıcılarını daha ayrıntılı şekilde raporlamalarını isteyen şirket, satış sözleşmelerine araçların “paramiliter veya terörist faaliyetlerde kullanılmayacağına” dair maddeler ekledi. Araçların toplu alımlarında daha sıkı kimlik ve kurum doğrulamasına yöneldi. Özellikle hükümet dışı organizasyonlara toplu satışlarda ek güvenlik prosedürleri uygulamasına başlayarak sorumluluk aldığını gösterdi. Ayrıca marka imajını güçlendirmek için bir yandan BM ve Kızılhaç gibi kuruluşlarla insani yardım iş birliğini öne çıkarırken, araçlarının dayanıklılığını pozitif bir mühendislik mirası olarak konumlandırmayı ihmal etmedi.
Hilux markasına düşen bu paramiliter aracı gölgesi bir yandan Hilux’ın dayanıklılığı, güvenilirliği ve arazi kabiliyeti açısından ‘efsane pikap’ imajını güçlendiriyordu ama aynı özelliklerin Hilux’ı ‘technical’ kimliğinin sembolü yapması, zihinlerde terör örgütleriyle irade dışı bir bağ kurmuştu. Hilux’ın bu imaj krizi, rakip üreticilere fırsat yarattı. Örneğin, Amerikan üreticileri Hilux’ın yayılmasını imrenerek izlerken bu cazip pazara atlamaktan da kaçınıyordu. Amerikan ordusu, başta Ford ve General Motors’ın yolunu açmak için bu araçları “Non Standard Tactical Vehicle (NSTV)” tanımıyla sınıflandırıp üreticileri ‘meşru zemine’ çekmiş oldu. Nissan Navara/Patrol, Isuzu D Max, Mitsubishi L200/Triton gibi araçlar Hilux kadar küresel olmasa da milislerce alternatif olarak kullanıldı. Diğer Land Rover Defender, Mercedes G, Jeep CJ ve Wrangler, Mahindra gibi araçlar Hilux örneği kitlesel başarı sağlayamadı.
Öte yandan Great Wall, Dongfeng gibi Çinli üreticiler Hilux’tan da düşük fiyatlarla araç satmalarına karşın onun ‘efsane’ kimliğini kıracak kadar güçlü bir imaj oluşturamadı. Şimdi yeni Hilux’ın lansmanına dönelim. Toyota Türkiye Pazarlama ve Satış AŞ CEO’su Ali Haydar Bozkurt “Yeni nesliyle birlikte Hilux, daha premium bir noktada konumlandırılıyor” diyor. Hilux dokuzuncu kuşağında tasarım, teknoloji, güvenlik ve sürüş deneyimi açısından yenilenmiş durumda. Efsanevi dayanıklılığıyla dünya çapında kendine özgü bir yer edinen bu aracın yeni kuşağında hibrit/elektrikli modeller yer alıyor.
Böylece araç teknoloji, çevreyle uyum, tasarımındaki modern kimlik unsurları ve güvenlik sistemleriyle kıyafet değiştiriyor gibi. Toyota şu an Ford ve GM örnekleri gibi resmi askeri programlara doğrudan girmiyor ama güvenlik ve insani yardım araçları üzerinden kurumsal pazarda büyüyüp Hilux’un ‘paramiliter aracı’ imajını dengeleyebilir mi? Neden olmasın? Unutmadan; bu dokuzuncu kuşak Hilux şimdilik hiç ‘technical’ olmadı…
