Çalışma hayatındaki dönüşüm, şirketlerin ofise bakışını yeniden şekillendirdi. Hibrit çalışma modellerinin yaygınlaşmasıyla kurumlar, değişen ekip büyüklüklerine ve iş modellerine hızla uyum sağlayabilecek daha esnek ofis stratejilerine yöneldi. Yapılan son araştırmalara göre şirketlerin yüzde 80’i hibrit çalışma modeli uygularken, çalışanların haftada üç-dört gün ofise geldiği şirketlerin oranı yüzde 55 seviyelerine yükseldi. Bu değişim, esneklik ve verimliliğin yanında çalışan deneyimini ve çalışma biçimlerine göre şekillenen mekân tasarımını da ofis stratejilerinin merkezine taşıyor.
Kolektif House Kurucu Ortağı ve CEO’su Ahmet Onur, çalışma modellerinde yaşanan değişimin kurumsal şirketlerin ofis tercihlerini de dönüştürdüğüne dikkat çekerek, “Şirketler ofislerini planlarken bugünkü çalışan sayılarının yanında önümüzdeki dönemde oluşabilecek farklı senaryoları da hesaba katıyor. Ekiplerin büyüyüp küçülebildiği, hibrit çalışma düzeninin departmanlara göre farklılaşabildiği bir ortamda çalışma alanının bu değişime uyum sağlayabilmesi önem taşıyor. Kurumlar ihtiyaç duydukları alanı doğru zamanda kullanabilecekleri, operasyonel yüklerini azaltabilecekleri ve çalışanlarına nitelikli bir deneyim sunabilecekleri modellere yöneliyor. Bu nedenle esneklik, çalışma biçiminden gayrimenkul stratejisine uzanan çok daha geniş bir çerçevede karşılık buluyor” dedi.

Kurumsal stratejilerin yeni odağı çeviklik
Kurumsal şirketlerden gelen talebin esnek çalışma alanları pazarında önemli bir büyüme alanı yarattığını belirten Onur, şirketlerin standart çözümler yerine kendi ihtiyaçlarına göre şekillenebilen modellere yöneldiğini söyledi. Kendilerinin de Kolektif Enterprise ile bu dönüşüme, kurumların ofis ihtiyaçlarını uçtan uca ele alan esnek ve özelleştirilebilir bir modelle karşılık verdiklerini belirten Onur, “Kolektif Enterprise ile alanın belirlenmesinden şirkete özel tasarımına, kullanıma hazır hale getirilmesinden günlük operasyonların yürütülmesine kadar tüm süreci tek bir yapı altında yönetiyoruz. Böylece şirketler yüksek başlangıç yatırımlarını ve uzun vadeli gayrimenkul yükümlülüklerini azaltırken, ihtiyaçları doğrultusunda çalışma alanlarını da yeniden optimize edebiliyor. Bu çeviklik özellikle büyük ölçekli kurumların ofis stratejilerinde giderek daha fazla önem kazanıyor” diye konuştu.
Çalışma alanları deneyim odağında dönüşüyor
Yeni çalışma modellerinin ofislerin kullanım biçimini ve tasarımını da dönüştürdüğünü belirten Onur, “Çalışanların ofisten beklentileri değiştikçe mekânın kurgusu da dönüşüyor. Son araştırmalara göre çalışanların yüzde 93’ü iş arkadaşlarıyla iş birliği yapmayı ofise gelmenin önemli nedenlerinden biri olarak görüyor. Gensler’ın 15 ülkede 16 binden fazla çalışanla gerçekleştirdiği Global Workplace Survey 2025 ise çalışanların ofis içinde farklı çalışma biçimlerine uygun alanlara ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle bireysel çalışmaya ve odaklanmaya imkân tanıyan alanlarla ekiplerin bir araya gelebileceği, birlikte üretebileceği ve sosyalleşebileceği alanların dengeli biçimde kurgulanması önem kazanıyor. Lokasyon ve metrekarenin yanında mekânın şirketin çalışma biçimine nasıl cevap verdiği, çalışan deneyimini ve kurum kültürünü nasıl desteklediği de ofis kararlarında belirleyici hale geliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kurum kültürü ofis tasarımına yön veriyor
Kolektif House’un farklı ölçeklerde şirketler ve binlerce çalışanla edindiği deneyimin çalışma alanlarının tasarımında da önemli bir birikim yarattığını söyleyen Onur, “Bir ofisin tasarımı şirketin çalışma biçimini doğrudan etkiliyor. Ekiplerin nasıl etkileşim kuracağından odaklanma ve ortak alan ihtiyaçlarına kadar pek çok unsur mimari kararların parçası. Yıllar içinde çalışma alanlarının nasıl kullanıldığını gözlemleyerek edindiğimiz deneyimi bugün şirketlerin kendi ofislerine de taşıyoruz. Mimar, iç mimar ve mühendislerden oluşan ekibimizle mevcut ofislerin dönüşümünden yeni çalışma alanlarının tasarımına, projelendirmeden uygulamaya kadar uzanan bir süreç yürütüyoruz. Burada tasarımı estetik bir tercihin ötesinde, şirketin çalışma biçimini ve çalışan deneyimini destekleyen bütünsel bir yaklaşım olarak ele alıyoruz” dedi.
Çalışma alanlarının geleceğinde esneklik ve tasarımın giderek daha fazla iç içe geçeceğini öngördüklerini belirten Onur, sözlerini şöyle tamamladı: “Önümüzdeki dönemde şirketlerin ne kadar ofis alanına ihtiyaç duydukları kadar, nasıl bir çalışma alanına ihtiyaç duyduklarına da daha fazla odaklanacağını düşünüyoruz. Esneklik, tasarım, teknoloji, operasyon ve çalışan deneyimi aynı stratejinin birbirini tamamlayan unsurları haline geliyor. Çalışma alanlarını da şirketlerin değişen ihtiyaçlarına uyum sağlayabilen, çalışanları bir araya getiren ve kurum kültürünü destekleyen bir yapı olarak ele almak gerekiyor.”
