Citi, belirgin bir şekilde sadeleşerek, müşterilerine katma değer sunabileceği alanlara odaklanıyor. Citi Müşteri Başkanı David Livingstone, ‘Sermaye maliyetleri yükseliyor, tedarik zincirleri yeniden şekilleniyor ve iş boyutları genişliyor. Müşterilerimiz sınır ötesinde büyümeye, riskleri doğru yönetmeye ve küresel fırsatlara ulaşmaya odaklanıyor” diyor. – Ersan Taylan
Son birkaç yılda Citi, belirgin bir şekilde sadeleşiyor. Müşterilerine en yüksek katma değeri sunabileceği alanlara odaklanıyor. Hizmetler, Piyasalar, Bankacılık, Varlık Yönetimi ve ABD Bireysel Bankacılık olmak üzere birbiriyle bağlantılı beş temel iş kolundaki yetkinliklerini çok daha net bir şekilde ortaya koyuyor. Aslında tüm organizasyon olarak bütüncül bir hizmet anlayışına odaklanıyor. Bu da müşterilerinin Citi’nin sunduğu tüm güç ve derinliğe erişimini oldukça kolaylaştırıyor. Citi’nin yeni dönemini, Citi Müşteri Başkanı David Livingstone ile konuştuk.
Önümüzdeki dönem için gündeminizde yeni projeler veya operasyonel odak alanları var mı? Bugün sermaye maliyetlerinin yükseldiği, tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği ve iş boyutlarının genişlediği bir ortamdayız. Müşterilerimiz sınır ötesinde büyümeye, riskleri doğru yönetmeye ve küresel fırsatlara ulaşmaya odaklanıyor. Bu durum da hazine, dış ticaret finansmanı, sermaye piyasaları, finansal danışmanlık ve döviz işlemlerini kapsayan entegre ürün ve hizmetlere yönelik güçlü bir talep yaratıyor… Önümüzdeki döneme baktığımızda, müşterilerimizin sınır ötesi yatırımlar, küresel ticaret ve dijital dönüşümden kaynaklanan fırsatları yakalamalarına destek olmaya odaklanıyoruz. Hem çok uluslu şirketlerle hem de Türkiye’nin önde gelen kurumlarıyla yaptığımız görüşmelerde öne çıkan ortak bir tema var: Büyüme iştahı. Şirketler bir yandan uluslararası arenada genişlemeyi hedeflerken, diğer yandan Türkiye’nin uzun vadeli büyümesine yatırım yapmaya devam ediyor. Bu çerçevede gelişmiş finansman, risk yönetimi ve hazine çözümlerine yönelik talep artışını sürdürüyor. Türkiye’nin COP31 İklim Zirvesi’ne ev sahipliği yapmaya hazırlandığı bu dönemde enerji finansmanı da giderek daha kritik bir öncelik haline geliyor. Müşterilerimizin hem enerji güvenliği hem de dijital dönüşüm ajandalarını ilerletirken; sürdürülebilirlikle bağlantılı finansmanlar ve yenilikçi dijital borçlanma aracı ihraçlarıyla aktif olarak yanlarında yer alıyoruz.
Küresel ticaret büyük bir dönüşümden geçerken, Türkiye’nin üretim altyapısını hangi politikalar desteklemelidir?
Küresel ticaret; tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesinden operasyonel dayanıklılığın artan önemine kadar bir dizi yapısal dinamikle yeniden şekilleniyor. Türkiye; stratejik konumu, güçlü üretim tabanı ve hem Avrupa hem de bölge pazarlarıyla olan derin entegrasyonu sayesinde bu eğilimlerden yararlanmak adına son derece avantajlı bir konumda. Bu fırsatı tam anlamıyla hayata geçirebilmek için altyapıya, inovasyona ve sanayide rekabet gücüne yönelik yatırımların sürmesi büyük önem taşıyacak. Ayrıca Türkiye’nin; ileri imalat, endüstriyel teknoloji, savunma, elektronik ve özel kimyasallar gibi sektörlerde değer zincirinde üst basamaklara tırmanması için önünde somut bir fırsat var. Ulaştırma ve lojistik altyapısına yapılacak kesintisiz yatırımlarla birleştiğinde bu adımlar, Türkiye’nin ticaret, yatırım ve üretimde yüksek rekabet gücüne sahip bir merkez olma konumunu daha da perçinleyebilir.
Küresel ticaretin bu yeni çağında şirketler rekabet avantajı elde etmek için hangi yetkinlikleri geliştirmelidir?
Günümüz koşullarında rekabet avantajı, büyük oranda bir şirketin değişime hızla uyum sağlama yeteneğiyle belirleniyor. En başarılı performans gösterenler; büyüme yatırımlarını sürdürürken ve sermaye kaynaklarına ulaşırken, değişen ticaret akışlarını, evrilen regülasyonları ve farklılaşan müşteri taleplerini esneklikle yönetebilen kurumlar oluyor. Finansal dayanıklılık da bir o kadar kritik. Sermaye maliyetlerinin yükseldiği ve piyasa oynaklığının sürekli hissedildiği bir ortamda şirketler; likiditeye, işletme sermayesi verimliliğine ve risk yönetimine her zamankinden daha fazla odaklanıyor. Bunlar artık sadece finansal göstergeler değil; büyümenin ve yeni yatırımların stratejik itici güçleri. Teknoloji ise bir diğer temel ayrıştırıcı faktör. Müşterilerimizin karar alma süreçlerini iyileştirmek, verimliliği artırmak ve daha etkin iş modelleri geliştirmek için veri analitiği, otomasyon ve yapay zekâyı giderek daha yoğun kullandığını görüyoruz. Önümüzdeki süreçte en başarılı şirketler; finansal disiplini, operasyonel çevikliği ve teknolojik inovasyonu bir potada eritebilenler olacak.
Bu koşullar altında Türkiye’nin avantajlı yönleri veya öne çıkan yapısal özellikleri var mı?
Türkiye’nin en temel güçlerinden biri; Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve Orta Asya gibi dev pazarları birbirine bağlayabilme kabiliyeti. Bu güç; köklü bir sanayi tabanı, nitelikli iş gücü ve derin ticari ilişkilerle birleştiğinde üreticiler ve ihracatçılar için çok cazip bir zemin oluşturuyor. Türkiye, büyük bir ekonomik dönüşümden geçen bir bölgenin tam kalbinde yer alıyor. Türk şirketleri ve kurumları da bu alanda liderlik edecek uzmanlığa ve vizyona sahip. Bugün şirketlerin tedarik zinciri dayanıklılığına, müşteriye yakın olmaya ve operasyonel esnekliğe çok daha fazla öncelik verdiğini görüyoruz. Türkiye, geniş bölgesel pazarlara erişim sağlarken aynı zamanda pek çok sektörde ciddi bir üretim kapasitesi sunduğu için bu eğilimlerden doğrudan kazanç sağlayabilecek güçlü bir pozisyonda. Coğrafi avantajlarının da ötesinde ülke; otomotiv, sanayi üretimi, tüketim malları ve giderek artan oranda yüksek katma değerli imalat alanında çok sağlam yetkinlikler inşa etti. Şirketler tedarik ağlarını çeşitlendirmeye ve bölgesel üretim üslerini güçlendirmeye devam ettikçe, Türkiye’nin ticaret, yatırım ve endüstriyel büyüme açısından vazgeçilmez bir adres olmayı sürdürmesini bekliyoruz.
Önümüzdeki yıl şirketlerin gündemindeki en kritik konular neler olacak?
Önümüzdeki yıl şirketlerin ajandasında büyüme, dayanıklılık ve dönüşüm başlıklarının ağırlığını korumasını bekliyorum. İş dünyası bir yandan yeni pazarlara açılma, gelir kaynaklarını çeşitlendirme ve birbirine giderek daha fazla bağlanan küresel ekonomideki yerini güçlendirme fırsatlarını kollayacak. Diğer yandan reel ve finansal piyasalardaki süregelen değişimler nedeniyle risk yönetimi, likidite ve doğru sermaye tahsisi yönetim kurullarının ilk gündem maddesi olmaya devam edecek. Operasyonel dayanıklılık tarafında da belirgin bir odaklanma görüyoruz. Şirketler; değişen piyasa şartlarına uyum esnekliğini kaybetmeden karşı taraflarla ilişkilerini, finansman ihtiyaçlarını ve yasal gereksinimleri nasıl yönettiklerini çok daha yakından inceliyor. Teknoloji ise belirleyici alanlardan biri olmayı sürdürecek. Konu artık yalnızca bir dijitalleşme sürecinden ibaret değil; kurumların veriyi, otomasyonu ve yapay zekâyı verimliliği artırmak, daha isabetli kararlar almak ve uzun vadeli rekabet avantajı yaratmak için nasıl kullanabileceklerine odaklanıyor.
Sizce hangi özellikler Citi’nin güçlü bir ticaret ve yatırım ortağı olduğunu gösteriyor?
Müşterilerimizin en çok aradığı şey, farklı pazarlardaki fırsatları birbirine bağlayabilen güvenilir bir iş ortağı. Şirketlerin faaliyet platformları küreselleştikçe; tek bir coğrafyanın veya tek bir ürünün sınırlarını aşan sermayeye, uzmanlığa ve stratejik içgörülere ihtiyaç duyuyorlar. Türkiye’de müşterilerimize ticaret, hazine, finansman ve sermaye piyasaları alanlarında destek veriyor; hem yerel önceliklerini hem de uluslararası fırsatları yönetmelerine katkı sağlıyoruz. Sadece geçtiğimiz yıl Citi, hayata geçirdiği uluslararası ve yerel işlemler aracılığıyla Türkiye ekonomisi için yaklaşık 18 milyar dolarlık finansman sağlanmasına ve bu sürecin kolaylaştırılmasına katkıda bulundu. Ayrıca uluslararası yatırımcıları Türkiye’deki fırsatlarla buluşturmada, sınır ötesi portföy akışlarını ve stratejik sermaye hareketlerini desteklemede kritik bir rol oynamaya devam ediyoruz.
Türkiye’nin küresel tedarik zincirlerindeki konumunu güçlendirmesi önümüzdeki döneme nasıl yansıyacak?
Türkiye’nin küresel tedarik zincirlerindeki rolü evrilmeye devam ediyor. Eskiden daha çok bir transit geçiş güzergâhı olarak görülen ülke, artık başlı başına bir üretim, lojistik ve dağıtım merkezi haline geliyor. Şirketler daha dayanıklı ve çeşitlendirilmiş tedarik ağları kurmaya yöneldikçe, Türkiye küresel ticaretteki bu yapısal değişimlerin olumlu sonuçlarını şimdiden hissetmeye başladı. Ulaştırma altyapısına, lojistik kapasitesine ve dijital bağlantılara yapılacak kesintisiz yatırımlar; Türkiye’nin bu konumunu pekiştirmesine ve yeni yatırımları çekmesine yardımcı olabilir. Aynı şekilde inovasyonu, rekabetçiliği ve uluslararası ticareti destekleyen bir ekosistemi korumak da kritik önem taşıyor. Türkiye’nin stratejik konumu ve sanayi gücüyle birleştiğinde bu unsurlar, ülkenin önümüzdeki yıllarda bölgesel ve küresel ticaret akışlarından çok daha büyük bir pay almasını sağlayabilir.
Küresel yatırımlar açısından Türkiye’yi nerede konumlandırıyorsunuz?
Ülkenin makroekonomik görünümüne duyulan güven güçlendikçe, yatırımcıların Türkiye’ye bakışı da giderek daha yapıcı bir noktaya evrildi. Uluslararası yatırımcılar enflasyon, para politikası ve genel makroekonomik istikrar adımlarını yakından izlemeyi sürdürse de, Türkiye’nin hem yakın hem de uzun vadeli potansiyeline yönelik inanç belirgin şekilde artıyor. Müşterilerimizden duyduğumuz en net mesaj; kısa vadeli piyasa döngülerine takılmayıp ülkenin yapısal güçlerine odaklandıkları yönünde. Stratejik konumu, çeşitlendirilmiş ekonomisi, güçlü özel sektörü ve bölgesel ticaretteki artan rolü, Türkiye’yi yatırımlar için cazip bir pazar kılmaya devam ediyor. Altyapı, enerji, ileri imalat ve teknoloji başta olmak üzere pek çok sektörde önemli fırsatlar görüyoruz. Düşük karbonlu ekonomiye geçiş de özellikle iş dünyasının ve hükümetlerin sürdürülebilir büyüme ile enerji güvenliğine odaklandığı bu dönemde yeni yatırım alanları açıyor. Küresel yatırım ortamı rekabetçi kalmayı sürdürse de Türkiye’nin zaman içinde hem portföy yatırımlarını hem de uzun vadeli stratejik sermayeyi çekmek için çok avantajlı bir konumda olduğuna inanıyoruz.
Türkiye’deki yabancı yatırımlara ne tür katkı ve çözümler sağlıyorsunuz ve uluslararası genişleme planları olan Türk şirketlerine hangi fırsat ve çözümleri sunabilirsiniz?
Günümüzde müşteriler; büyüme hedeflerine ulaşabilmek için sermayeye, uluslararası pazarlara ve sınır ötesi uzmanlığa erişimin hayati önem taşıdığı, birbirine sıkı sıkıya bağlı bir dünyada faaliyet gösteriyor. Bizim temel rolümüz de müşterilerimizin bu fırsatları en doğru şekilde değerlendirmelerine rehberlik etmek. Türkiye’de dış ticaret ve hazine hizmetleri, finansman, sermaye piyasaları, risk yönetimi ve stratejik danışmanlık alanlarında destek vererek şirketlerin yerel önceliklerini uluslararası fırsatlarla buluşturuyoruz.
Türkiye’ye giriş yapan çok uluslu şirketler ve kurumsal yatırımcılar için yerel piyasa uygulamaları, menkul kıymet saklama, nakit yönetimi ve risk azaltma çözümleri sunarak sermayenin sorunsuz şekilde yatırıma dönüşmesini sağlıyoruz. Yurt dışına açılmayı hedefleyen Türk şirketleri için ise adeta küresel bir kapı işlevi görüyoruz: Citi’nin geniş uluslararası ağını devreye sokarak küresel sermaye piyasalarına doğrudan erişim, sınır ötesi hazine mimarisi ve farklı ülkelerde yerel mevzuata uygun danışmanlık hizmetleri sağlıyoruz.
