Ekonomilerdeki aksaklıklara rağmen işletmelerin mevcut koşullara hızla adapte olmaya çalışıyorlar. Peki, global ekonomik dengeler yeniden şekillenirken işletmeler yeni yönetim modellerine nasıl uyum sağlamalılar? Bu alanlardaki trendler nelerdir? PwC Türkiye Müşteri ve Endüstri Grupları Lideri Cihan Hanman ile konuştuk. – Ersan Taylan
Global ekonomik dengeler yeniden şekillenirken işletmeler yeni yönetim modellerine nasıl uyum sağlamalılar? Bu alanlardaki trendler nelerdir?
Küresel ekonomide değer yaratımını etkileyen dinamikler hızla değişiyor. Yapay zekâ, iklim riski, jeopolitik gerilimler ve regülasyonlar, işletmelerin yalnızca faaliyet gösterdikleri pazarları değil, şirketlerini nasıl yönettiklerini de sorgulatıyor. Bütün bu megatrendlerin kesiştiği “belirsizlik çağında” PwC’nin Value in Motion yaklaşımı, bu ortamda değerin artık sabit sektör tanımları içinde değil; insan ihtiyaçları, teknoloji ve güven ekseninde hareket hâlinde yeniden oluştuğunu ortaya koyuyor. Bu da yönetim modellerinin daha çevik, daha ağ yapılı ve daha bütüncül olmasını zorunlu kılıyor.
Bu noktada PwC’nin Industry Edge yaklaşımı, söz konusu dönüşümü hayata geçirmek için neler sunuyor?
Industry Edge, dönüşümü dört temel sütun üzerinden ele alıyor: iş modelleri ve kazandıran yetkinlikler; veri, teknoloji ve yapay zekânın hızlandırıcı etkisi; iş birliğine dayalı ekosistemler ve uygulamayı kolaylaştırıcı faktörler. PwC’nin 28. Küresel CEO Araştırması’na göre, her 10 CEO’dan 4’ü (%42) şirketlerinin mevcut gidişatını sürdürmesi halinde 10 yıldan fazla ayakta kalamayacağını düşünüyor. Şirketlerin artık sadece ürün değil, değer odaklı ve esnek stratejiler geliştirmeleri gerekiyor. Yapay zekâ günümüzde sadece verimlilik değil, büyümenin de kaldıracı konumunda. PwC 2025 Global AI Jobs Barometer araştırmasına göre yapay zeka odaklı bir büyüme stratejisi izleyen şirketlerde, çalışan başına elde edilen gelir artışının diğerlerine göre 3 kat daha fazla (%27’ye karşı %9) olduğu görülüyor. Yine aynı araştırmaya göre, AI becerileri gerektiren rollerdeki ücret priminin bir önceki yıla göre %25’ten %56’ya yükselmesi, pazarın bu yetkinliklere biçtiği değeri kanıtlıyor.
Sözünü ettiğiniz bu dönüşüm nasıl olmalı?
Günümüzde kurumların bu dönüşümü tek başına gerçekleştirebilmesi pek de kolay değil. Başarı, doğru yetkinliklere sahip kişi ve organizasyonların iş birliğini gerektiriyor. İnovasyonun hızını ise teknoloji ortakları, tedarikçiler ve hatta rakiplerle kurulan özelleştirilmiş ekosistemler belirleyecek. Yetenekli çalışanları işe almak ve becerilerini geliştirmek, risk ve uyumluluğu yönetmek ve insanların değişmesine yardımcı olmak söz konusu dönüşümü uygulamayı kolaylaştırıcı faktörler olarak öne çıkıyor.
Üretim dünyasındaki değişimi nasıl özetlersiniz?
Üretim dünyası, ölçek ve maliyet odaklı bir yapıdan; esnek, dayanıklı ve düşük karbonlu üretim anlayışına doğru evriliyor. Bu dönüşüm, yalnızca fabrika içi süreçleri değil, tedarik zincirlerinin tamamını kapsıyor. Value in Motion raporumuzda da gördüğümüz üzere üretimde değer artık yalnızca çıktı miktarıyla değil; esneklik, hız, sürdürülebilirlik ve müşteriyle kurulan bağ üzerinden tanımlanıyor. Üretim; dijitalleşme, otomasyon ve IoT’nin birleşimiyle sadece “bir şeyler yapmak”tan çıkıp, bütünsel bir değer zinciri haline geliyor. PwC’nin Value in Motion araştırmasına göre; ‘Make’ (Üretim) alanı, 2035 yılına kadar küresel ekonomiye 34 trilyon dolardan fazla ek değer katacak en büyük potansiyele sahip alanlardan biri.
Üreticiler nelere odaklanmalılar?
Industry Edge yaklaşımı bu değişimi, yeni iş modelleri, yapay zekâ destekli planlama ve kalite yönetimi, dijital ikizler gibi teknoloji hızlandırıcıları ve üreticileri teknoloji sağlayıcılarıyla buluşturan ekosistemler üzerinden ele alıyor. Bu bütüncül bakış, üretimi kapalı bir sistem olmaktan çıkarıp, daha bağlantılı ve uyarlanabilir bir yapıya dönüştürüyor. Artık üretim, fabrikaların dört duvarı arasından çıkarak; yapay zekâ firmaları, robotik uzmanları ve siber güvenlik sağlayıcılarının iş birliği yaptığı geniş bir ekosisteme dönüşüyor. Üreticiler sadece ürün değil, sürdürülebilirlik ve dayanıklılık vaat eden akıllı çözümler sunmaya odaklanıyor.
Sanayideki üretim modelleri teknoloji bazlı büyük bir dönüşüm yaşarken bu dinamik süreçte belirleyici olacak unsurlar nelerdir?
Sanayideki üretim modelleri teknoloji temelli köklü bir dönüşümden geçerken, bu hızlanan süreçte başarıyı belirleyecek unsurlar daha net biçimde ortaya çıkıyor. Endüstri 4.0 ile başlayıp ötesine uzanan bu dönüşüm, yalnızca teknolojik yatırımlarla değil; bu teknolojilerin nasıl konumlandırıldığı ve yönetildiğiyle anlam kazanıyor. Peki, bu çerçevede öne çıkan kritik konular neler olabilir? Bunlardan birincisi Veri Virtüözlüğü ve Yapay Zeka Entegrasyonu. Veriyi toplamak artık yeterli değil; onu karar alma süreçlerini yönlendiren stratejik bir girdiye dönüştürmek gerekiyor. Yapay zekâ destekli iş akışları, ölçek farklarını azaltarak küçük ve orta ölçekli yapıların da büyük oyuncularla rekabet edebilmesini mümkün kılıyor. PwC’nin 28. Küresel CEO Araştırması’na göre CEO’ların %56’sı üretken yapay zekânın son 12 ayda çalışan verimliliğini artırdığını, %32’si ise doğrudan gelir artışı sağladığını ifade ediyor. Bir diğer başlık İklim ve Sürdürülebilirlik Regülasyonları. Karbonsuzlaşma artık sadece bir uyum meselesi değil, “atıl varlık” riskinden kaçınma ve yeni pazar alanları yaratma fırsatı anlamına geliyor. PwC analizleri, yapay zekâ destekli güvenli bir dönüşümün, karbonsuzlaşma maliyetlerini dengeleyerek GSYİH büyüme oranlarını baz senaryonun üzerine çıkarabileceğini öngörüyor. Son kritik başlık ise Güven ve İnsan Odaklılık. Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, sistemlerin merkezinde yer alması gereken şey “güven”. Sorumlu yapay zekâ kullanımı ve çalışanların yetkinliklerini bu yeni dünyaya göre dönüştürmek, dijital dönüşüme yapılan yatırımın gerçek getirisini sağlayacak diyebiliriz. Özetleyecek olursak sanayideki teknoloji bazlı dönüşüm; veriyle düşünen, sürdürülebilirliği stratejiye entegre eden ve insanı merkeze alan yaklaşımlar sayesinde kalıcı bir rekabet avantajına dönüştüğünü söylemek yanlış olmayacaktır.
