Türk sermaye piyasalarının önde gelen yatırım kuruluşlarından GCM Yatırım, 2026 yılı strateji raporunu yayımladı. Rapora göre, küresel ekonomi yeni yılda biraz yavaşlayacak gibi görünse de, ABD istihdamı, Euro Bölgesi imalat verileri, Çin iç tüketimi ve Japonya enflasyonu yatırımcıların radarında olacak.
Gözler jeopolitik risklerde, özellikle ABD-Çin ilişkilerindeki gelişmelerde olacak; ancak bu yıl piyasalarda ani değişkenlikler beklenmiyor. Küresel arenada Avrupa’nın savunma ve altyapıya yapacağı yatırımlar, Türkiye gibi ihracata açık ekonomiler için umut ışığı yaratıyor. Sanayi üretimi yatay seyrederken, endüstriyel emtia fiyatlarının da ılımlı kalması, piyasaların ani dalgalanmalardan korunmasını sağlayabilir.
2025 yılı ekonomik aktivitenin beklentilere kıyasla sürpriz biçimde dayanıklı kaldığı bir yıl olarak kayıtlara geçti. Yıl boyunca uygulanan yüksek faiz politikası, kredi büyümesine yönelik selektif kısıtlamalar ve TL tasarruflarını teşvik eden makro-ihtiyati adımlar, iç talebi dezenflasyon hedefleri doğrultusunda soğutmaya çalıştı. Buna karşın, asgari ücret artışı, ihracat pazarlarındaki durgunluk ve yıl boyunca yaşanan siyasi belirsizliklere rağmen, GSYH büyümesi yıl başındaki yüzde 2,5’luk beklentilerin üzerinde gerçekleşti ve 3. çeyrek itibarıyla yüzde 3,6’ya ulaştı.
Büyümenin bu sürpriz performansında, TÜİK’in AB standartlarına uyumlu kapsamlı veri revizyonları ve kayıt dışılığın azalması etkili oldu. Özellikle banknot kullanımının azalmasıyla artan kredi kartı işlemleri ve e-fatura uygulamalarının yaygınlaşması, ekonomide daha önce görünmeyen talebin veriye yansımasını sağladı.
Böylece 2025 büyümesi, hem önceki yıllara göre daha yüksek açıklanabilir hale geldi hem de reel ekonomik aktivitelerdeki dayanıklılığı ortaya koydu.
Önümüzdeki dönemde, 2025 enflasyonunun revize edilen tahminlerin üzerinde gerçekleşmesi ve çıktı açığı tahminlerinin hala dezenflasyon patikasıyla tam uyumlu olmaması, finansal koşullarda gevşeme olsa da ekonomi yönetiminin göreceli sıkı duruşunu sürdürmesine yol açabilir.
Kredi kısıtlarının etkisi, enflasyonun yüzde 40’lardan yüzde 30’un altına gerilemesiyle azalacak ancak ihracat, tarım, savunma ve KOBİ destekleri gibi istisnai alanlarda büyüme izinleri sayesinde toplam kredi büyümesinin reel olarak pozitif bölgede kalması bekleniyor.
Bu çerçevede, büyümenin korunması ve dezenflasyon hedeflerinin tam olarak sağlanamaması durumunda bazı alanlarda görece sıkılaştırıcı düzenlemelerin devreye alınması olası görünüyor.
Raporda dikkat çeken bir diğer başlık ise döviz kurları. TCMB döviz rezervlerini iyileştirici biçimde sürdürüp finansal akımlarla güçlenmesi, USD/TRY kurunda ani sıçramaların sınırlı kalacağını işaret ediyor. Yıl sonunda 50 TL civarında bir kur bekleniyor, bu da piyasalarda öngörülebilir bir ortam yaratıyor.
Hizmet sektörü ve konut fiyatlarındaki düzenleme adımları devam ederken, riskler daha çok yılın ilk yarısında reel sektör bilançolarında öne çıkabilir. Bu beklentiler ışığında, yıl sonunda Türkiye ekonomisinin GSYH büyümesinin yüzde 3,5, enflasyonun yüzde 18 civarında tamamlaması öngörülüyor.
2025 yılını yorumlayan ve 2026’ya dair beklentilerinden bahseden GCM Yatırım Ekonomisti Evren Kırıkoğlu şu ifadeleri kullandı: “2025 yılı, birçok olumsuz gelişmeye rağmen ekonominin beklenenden daha dayanıklı bir performans sergilediği bir yıl oldu. Yüksek faiz politikaları ve kredi kısıtlamaları iç talebi sınırlamaya çalışırken, TL tasarruflarını teşvik eden makro-ihtiyati adımlar finansal istikrarı destekledi. Banknot kullanımının azalması ve e-fatura gibi yapısal dönüşümler ise daha önce görünmeyen talebin veriye yansımasını sağlayarak büyümeyi sürpriz şekilde yüksek açıkladı.
2026 yılına baktığımızda ise, küresel ekonomide faiz indirim süreçleri, ABD gümrük tarifelerinin maliyet etkilerinin gecikmeli yansıması ve bölgesel enflasyon riskleri yatırımcıların radarında olacak.
Talep tarafındaki görece zayıflık nedeniyle endüstriyel emtia ve petrol fiyatlarında belirgin bir artış öngörülmüyoruz, dönemsel dalgalanmalar ara dönem haber akışlarıyla sınırlı kalabilir.
Türkiye açısından ise ABD ve AB ile diplomatik ve savunma iş birlikleri olumlu bir görünüm sunarken, Rusya-Ukrayna savaşı ve Orta Doğu’daki gelişmeler bölgesel risk unsuru olarak takip edilecek. Öte yandan, Türkiye’nin Suriye ile uzun sınırı, düşük maliyetli ulaşım avantajı ve çeşitlenmiş sanayisi, olası yeniden yapılanma süreçlerinden uzun vadede en fazla faydayı sağlayacak potansiyel oluşturuyor.
Bu çerçevede 2026’da öncelik, büyümenin dayanıklılığını korurken enflasyonda hedeflenen düşüşün sağlanması ve finansal koşullarda istikrarın sürdürülmesi olacak” dedi.
