Bin Patent mi, bir Ticat mı? Ali Beba Neyi Seçti?

By Fortune Türkiye

Duvarda asılı bin patent mi, yoksa sahada çalışan tek bir “Ticat” mı? Sıfırdan zirveye tırmanan Ali Beba, “Öğren, Kazan, Geri Ver” döngüsüyle iş dünyasının ezberlerini bozarken, bizlere asıl soruyu soruyor. En büyük gücünüz, en zayıf anınızda olabilir mi?

Moda Deniz Kulübü’nün zamanı yavaşlatan o kendine has atmosferinde, dışarıdaki serinliğinin aksine içeride sıcak, sarı bir ışık hakim. Ali Beba ile oturduğumuz köşede, abajurun yumuşak aydınlatması masadaki mermer yüzeye ve önümüzdeki küçük sukulente düşüyor.

Arkadaki duvarda asılı duran yelkenli tablosu ise Beba’nın okyanusları aşan kariyerine nazire yapar gibi duruyor. Henüz basım aşamasındaki kitabı “Sustuğun Yerden Başlamak“ın taslağı masada duruyor.

Ellerini birleştirerek hafifçe öne eğiliyor. Duruşu bir sohbetin başlangıcından öte yıllar süren bir birikimin kapağını aralar gibi.

Karşımda, Kuzey Makedonya’dan her şeyini kaybederek gelmiş bir ailenin, milyar dolarlık şirketlere yön veren ferdi duruyor. Ali Beba’nın hikayesi, gürültülü başarı çığlıklarından ziyade, derin bir gözlem ve analiz yeteneği üzerine kurulu.

Peki, bir insanın en güçlü yönü, en zayıf anında gizli olabilir mi?

Üç aylık suskunluk

Yedi yaşında ailesiyle İstanbul’a göç eden Ali Beba’nın hayatı, ilkokul sınıfında öğretmenin sorduğu basit bir soruyla ve ardından sınıfın kahkahalarıyla dramatik bir kırılma yaşıyor.

“Öğretmen bir soru sordu, cevabımı o kadar komik vermişim ki bütün sınıf güldü. Onların gülmesi beni durdurdu ve suskunluk dönemim başladı.”

O anı tarif ediyor. Bu olay, onun tam üç ay boyunca dış dünyaya kapanmasına, doktorların ve hocaların çaresiz kalmasına neden olan bir içe dönüş sürecini başlatıyor.

Bu dönem, dışarıdan bakıldığında bir travma gibi görünse de onun için aslında müthiş bir veri toplama süreciydi.

“Suskunluğun en çarpıcı tarafı her şeyi algılamanızdır. Sadece alıyordum, hiçbir şey vermiyordum.”

Üç aylık süreçte sınıf arkadaşlarını, öğretmenini ve yeni dilini dedektif titizliğiyle analiz ediyor, ta ki bir sabah Türkçeyi çözmüş olarak uyanana dek.

Liderlikte sözcüklerin ekonomisi

Çocukluğundaki bu deneyim, Ali Beba’nın iş dünyasındaki liderlik anlayışının temel taşlarını oluşturuyor.

“Bugün en iyi liderlerin az konuşan, öz konuşan insanlardan oluştuğunu görüyorum ve buna inanıyorum.”

Tespitiyle, modern iş dünyasındaki gevezeliğe ince bir eleştiri getiriyor. Ona göre sürekli konuşmak, beyinsel dönüşümü ve analizi engelleyen bir durum.

İyi liderin önceliği, etrafındaki sinyalleri doğru okumak ve süzgecinden geçirmektir.

“Konuştuğunuz zaman çok şey tekrar ediyorsunuz, halbuki benim dönüşmeye ihtiyacım vardı.”

O dönemdeki stratejisinden bahsediyor.

Bu yaklaşım, onun ilerleyen yıllarda Procter & Gamble ve kendi girişimlerinde uygulayacağı “önce dinle, sonra yönet” prensibinin de habercisi oluyor.

 Duvar süsü yerine “Ticat”

Ali Beba, çocukluğunda geliştirdiği güçlü gözlem yeteneğini iş dünyasında “Ticat” adını verdiği özgün bir kavrama dönüştürmüş.

“Ticat, ticari icat demektir. Bizde ‘eski köye yeni adet getirme’ derler ama ben tam tersini söylüyorum. Eski köye yeni adet getirin.”

Sözleri inovasyona bakışını özetliyor.

Ona göre bir fikrin sadece yeni olması yetmez. O fikrin bir ürüne dönüşüp ticari bir fayda sağlaması da gerekir.

“Patent alıp duvara asıyorlar, diploma gibi duruyor. Ne yapayım ben onu?”

Ticarileşmeyen ve rafa kaldırılan akademik fikirleri eleştiriyor. Beba için inovasyon, duvar süsü olmamalı, sahada çalışan bir mekanizmaya dönüşmeli.

Girişimcilikte en büyük hatanın “aynısının tıpkısını” yapmak olduğunu vurguluyor.

“Gidin Kapalıçarşı’ya; kuyumcu, kuyumcu, kuyumcu… Bu değil. Orada farklılık yaratabilecek bir özellik bulmanız lazım.”

Rekabette ayrışmanın formülünü veriyor.

Fikir ile uygulama arasındaki hayati farka dikkat çekiyor.

“Fikrin bini bir para, önemli olan uygulama.”

Temel sorunun fikir eksikliğinden ziyade, fikri sabırla ticari bir ürüne dönüştürme eksikliğine vurgu yapıyor.

Procter & Gamble yıllarından kendi kurduğu geri dönüşüm şirketlerine kadar her adımında bu uygulanabilir icat prensibini işletmiş.

Tecrübenin fiyatı ve gençlik iksiri

Hayatı birbirini besleyen üç aşamalı bir döngü olarak kurguluyor.

“Hayata üç boyutlu baktığımızda: Birincisi öğren, ikincisi kazan, üçüncüsü kazandığını geri ver.”

Beba Vakfı’nın kuruluş felsefesini özetliyor. Bu felsefe, sadece maddi kazancı değil, entelektüel sermayenin de topluma iadesini zorunlu kılıyor.

“Kimse mezara bir şey götüremiyor.”

Tecrübenin saklanmaması gereken bir hazine olduğuna inanıyor.

“Bana bir kilo tecrübe ver diyemezsin, fiyatı yoktur.”

Yaşlanmayı, yaş alma ve aktarım dönemi olarak tanımlıyor.

“Benim en yakın arkadaşlarım benden 20-30 yaş daha genç insanlar.”

Kendi gençlik iksirini paylaşıyor. Gençlerle kurduğu network, onun vizyonunu taze tutarken, onlara da uygulanabilir hayaller kurmayı öğretiyor.

Sonra susuyor.

Bir ömrün tecrübesini bir çırpıda paylaşmıştı.

Moda Deniz Kulübü’nden çıkıyorum. Ağır ağır yukarı yürüyorum.

Aklım, masadaki kitapta,

“Sustuğun Yerden Başlamak” ta.

BENZER MAKALELER


SON MAKALELER

Loading...