Anasayfa FORTUNE DİJİTAL Dönüşürken veri, müşteri, süreç üçlüsünü nasıl yöneteceğiz?
FORTUNE DİJİTAL - 8 Kasım 2016

Dönüşürken veri, müşteri, süreç üçlüsünü nasıl yöneteceğiz?

Fortune Dijital Gelecek Buluşmaları’nın beşinci toplantısının gündemi veri, süreç ve müşteri üçlüsü oldu.

DİJİTAL ÇAĞ BİZE KRİTİK OLAN her şeyi daha kolay, bütünleşik, hızlı yönetmemizi sağlıyor. Dijital dönüşüm, sadece yeni teknolojilerin kullanılması anlamına gelmiyor. Yeni teknolojilerin sunduğu yeni iş yapma becerilerini ortaya çıkaracak inovasyon kültürünün benimsenmesini de beraberinde getiriyor.

Dijital dünyada veri, süreç ve müşterinin bütünleşik yönetimi yeni ürün ve hizmetler kadar yeni satış kanalları, yeni pazarlar, yeni değer ortaklarıyla yeni ilişki biçimlerini beraberinde getirecek.
Şirketlerin en değerli varlıklarının verileri ve müşterileri olduğundan hareketle yeni pazar dinamikleri de bu değeri ortaya çıkaracak

iş süreçlerini oluşturma noktasında gelişecek. Bugün müşteriyi tanımanın ötesinde önemli olan, onun neye değer vereceğini yani müşteri değerinin nerede ve nasıl oluşacağını kestirebilmek ve müşteri deneyimini bu doğrultuda kurgulamak.

Diğer tarafta dijital veriler her geçen gün önüne geçilemez şekilde artarken şirketlerin yaptıkları devasa teknolojik yatırım sayesinde topladıkları veriyi inceleyip, bu veriden müşteri içgörüsü oluşturmaları kaçınılmaz hale geliyor. Hangi veriyi ne şekilde kullanacağını bilmek; bu verilerden içgörü oluşturup bunu hızla iş hedefine dönüştürebilmek dijitalleşmenin olmazsa olmazı konumunda. Veriyi ve müşteriyi bir araya getirip yönetecek iş süreçlerinin oluşturulması ise kaçınılmaz.

Herbiri farklı sektörlerdeki şirketlerin teknoloji liderleri; Intel Security McAfee Türkiye ve Veri kurtarma A.Ş.’nin desteklediği

5. Gelecek Buluşmaları toplantısında yaşadıkları dönüşüm yolculuğundaki deneyimlerini paylaştı.
 
KATILIMCILAR
•             Intel Security McAfee Türkiye ve Azerbeycan Bölge Direktörü İlkem Özar
•             Kuveyt Türk Bilgi Teknolojileri Grup Müdürü Mücahit Gündebahar
•             Aygaz Bilgi Teknolojileri Müdürü Oğuz Sezgin
•             Veri Kurtarma Hizmetleri Genel Müdürü Serap Günal
•             Zorlu Holding Bilgi Teknolojileri Grubu Başkanı, CIO Dr. Murat Zeren
•             Migros Ağ, İletişim ve Bilgi Güvenliği Grup Müdürü Lütfi Karagöz
•             Atasay Bilgi Sistemeleri Direktörü, CIO Ahmet Tosunoğlu
•             CocaCola İçecek Grup Bilgi Teknolojileri Direktörü Gökhan Kıpçak
 
Dijitalleşen iş dünyasında hangi veriyi kaybetmek sizler için kritik?
OĞUZ SEZGİN: Müşteri verisi bizim için kritik konumda. Kişisel Verilerin Korunması (KVK) kanunu ile birlikte konu çok daha hassas bir noktaya taşındı. Bununla birlikte, üretim, lojistik ve finans başta olmak üzere işlem verilerimiz büyük önem taşıyor. Dijital dünyada veriye hakim olmak, hızlı bir şekilde işlemek ve işe yansıyacak anlamlı sonuçlar çıkarmak başarıyı getiriyor. Bunun için de veriye kesintisiz erişimi ve veri güvenliğini sağlamamız gerekiyor.

LÜTFİ KARAGÖZ: Migros, perakende sektöründe dijital dönüşümü yıllardır içselleştirip, verimliliğini optimize eden ve çıktılarını müşterilerimizin menfaatine kullanan öncü firmalardan biri. Öncelikle müşterilerimizin bizimle paylaştığı her türlü veri bizim için hassas veri. Bu hassas veriyi korumak maksadıyla sistemlerimizde yıllardır mimarimize uygun en son güvenlik teknolojilerini kullanıyoruz. Olası güvenlik ataklarını proaktif ve otomatize bir güvenlik sistemi anlayışıyla 7/24 izliyoruz. Var olan güvenlik politikalarımız ve kurumsal süreçlerimizi de KVK’ya uyumluluk kapsamında büyük ölçüde revize ettik. Regülasyonların iş dünyası açısından her zaman tetikleyici ve birtakım eksiklerimizi görme olanağı tanıdığını düşünüyorum. Kişisel Verilerin Korunması kanunun yürürlüğe girmesinin olumlu etkisi olacağını düşünmekteyim. Özellikle veri güvenliği açısından denetlenmeyen ve regülasyonlara tabi olmayıp bir kısım sektörü baskı altına alan, regüle edici bir yanı var. Ayrıca KVK’da herhangi bir veri ihlali, saldırısı ya da kaybı olduğunda şirketler bunu kamuoyuyla paylaşmak zorunda. Bu zorunluluk da herkesin kişisel verilerin işlenmesi ve saklanması hususunda daha da hassas olmasını sağlayacaktır. Uyumluluk gereği süreç değişikliklerini çok kısa sürede planladık, kurumsal mimarimizi revize ettik. Hızlı değişim ve dinamizm, Migros kimliğinin bir parçası.

AHMET TOSUNOĞLU: Hangi verinin kritik olduğunu anlamak için öncelikle şirketin faaliyetine etki eden kritik süreçlerin belirlenmesi ve veri kaybı konusunun iş sürekliliği başlığı altında ele alınması gerektiğini düşünüyorum. İş sürekliliği konusunda gerekli aksiyonlar alındığında;  verilere iste nildiğinde her noktadan sorunsuz erişilmesi, sistemin 7/24 sürekliliğinin sağlanması mümkün olacaktır. Günümüzde kurumlar teknolojiye bağımlı hale geldiğinden, sistem durduğunda şirket de çalışamaz hale gelecektir. Kurumlar için depolanan her veri önemli olmasına rağmen şirketimizde ürün ve müşteri verilerinin kritik öneme sahip olduğunu söyleyebilirim.

MURAT ZEREN: Bugün bilgimizi koruyacak, kayıplara karşı güvence altına alabilecek teknolojilere sahibiz. Ama o bilgiye istediğimiz anda istediğimiz yerden ulaşamıyorsak üretim yapamıyoruz,  fatura kesemiyoruz,  sevkiyat yapamıyoruz, ürün satamıyoruz. Verinin kendisi önemli ama ona ihtiyacımız olduğu anda ulaşabilmek daha da önemli. Bilgi bizi rekabetçi kılıyor ve onu kaybettiğimizde rekabetteki avantajımızı da kaybediyoruz.

MÜCAHİT GÜNDEBAHAR: Bizim de bir banka olarak veri kaybı yaşamamamız için pek çok veri yedek ünitemiz, sistemlerimiz, online yedekleme, felaket önleme, aynalama, veri merkezi sistemlerimiz vb. mevcut. Dolayısıyla teknolojik anlamda bir sıkıntımızın olmadığını söyleyebilirim, en azından kurumsal olarak şu ana kadar yaşadığımız bir durum yok. Ancak bir banka olarak verinin kaybedilmesinden daha ziyade verinin gizliliği, çalınması, dışarı çıkartılması noktasındaki hassasiyetimiz en üst seviyededir. Bu tip bir durumun çok fazla telafi şansı da bulunuyor. Bankamız sistemleri yanında Kuveyt Türk’ün diğer ülkelerdeki çeşitli sistem verileri de ekiplerimizce merkezi olarak yönetiliyor. Diğer taraftan eklemek istediğim bir konu da, zannedersem sektörün ortak sorunu olsa gerek; bilgi güvenliği amaçlı birçok güvenlik merkezli uygulama bulunuyor ve hemen her bir uygulama için farklı şekillerde log ve alert mekanizmaları mevcut. Esasen bu sistemlerin hepsi birer adacık, tam anlamıyla anlık ve konsolide olarak ele alınabilecek raporlama sistemleri yok veya varolan sistemler çok geç cevap verebiliyor. Kişisel olarak sektörde, bankalar gibi onlarca farklı güvenlik sistemlerinin bulundurulduğu altyapılarda, konsolide raporlama ve alert yönetimi konusunda halen adreslenememiş eksiklikler görüyorum. Farklı sağlayıcılar tarafından üretilen sistemler arasında çoğunlukla ortak standartlar yok. Sistemlerde loglar tutuluyor, alert mekanizmaları var ancak bir sorun yaşandığında log verisine erişim ve basit bir rapor almak bile genellikle günler alabiliyor. Bu konuda halen gelişim alanı mevcut.

Bankacılık sektöründe bizler müşteri verisi işlemede, veriyi bir CRM kampanyasına dönüştürmede veya veriyi stratejik bir bilgiye dönüştürmede oldukça etkin çözümler oluşturabiliyoruz. Örneğin sektörde çoğunlukla inhouse olarak geliştirilen,  kârlılığa ve satış aktivitelerini desteklemeye yönelik sistemlere ciddi bir efor harcanıyorken, bankalarda teknoloji sistemlerinin korunmasınave güvenlik odaklı sistemlere yönelik olarak bu tip bir odaklanma görmemekteyiz.

İLKEM ÖZAR: Siber güvenlik kapsamında en çok önem verdiğimiz ve korumaya çalıştığımız değerler iş sürekliliği ve verinin kendisi. Günümüzde şirketlerin teknolojik altyapısında neredeyse tüm bilgiler ve sistemler entegre olarak çalışıyor, ancak siber güvenlik sistemleri henüz aynı düzeyde entegre değil. Bilgi sistemleri tarafında tüm bileşenler bir arada çalışıyor ancak siber güvenlik konusu ve sistemleri henüz çok az şirkette bütüncül şekilde değerlendiriliyor. Güvenlik ürünleri genelde izole olarak, ürünün markasına ya da kurum için öncelikli olarak düşünülen tek alanda ürünün iyi olup olmamasına bağlı olarak tercih ediliyor. Oysa bilgiyi koruma işi en uç noktadan başlayarak kesintisiz olarak merkezi sistemlere kadar uzanmalıdır.
Günümüzde siber tehditler yoğunlukla son kullanıcıların yarattığı açıklardan kaynaklanıyor. Bu noktaları sadece bir antivirüs programı ile korumak mümkün değil. Güvenlik mimarisi en uç noktalara kadar verinin aktığı tüm adımlarda kurulmalı ki tüm yollar denetlensin ve herhangi bir tehdit durumunda tüm bileşenlere hızla uyarı yapılabilsin.

Aynı zamanda, hangi bilgiyi ne kadar ve hangi düzeyde korumamız gerektiği konusunda da korelasyon önemli. Bilginin dolaşımı sırasında gerçekleşen bir atağın nereye geldiğini anlamak için güvenlik sistemlerinin doğru bir korelasyon ile çalışması gerekiyor. İnternet üzerindeki trafikte takip ettiğimiz logların da hızlı ve doğru yorumlanabilmesi için arka tarafta ciddi bir güvenlik korelasyonunun işlemesi şart.

Aslında kurumların hareket tarzını insan vücudunun verdiği tepkilere benzetebiliriz. Biz duyu organlarımızla bir tehdidi (örneğin fiziksel bir tehlike) hissettiğimiz zaman önce beynimiz bu veriyi alıyor, işliyor ve tepki veriyor. Sinir sistemimiz aracılığıyla komut veriyoruz; tehditten uzaklaşıyoruz ya da tehdidi kendimizden uzaklaştırıyoruz. Bu hareket için çoğunlukla ele ihtiyacımız var. Bir anlamda eli kurumlardaki uç nokta olarak düşünebiliriz. Yani son kullanıcıyı, bütün sisteminizin ajanı olarak görmek gerek. Verinin güvenliği ve onu kaybetmemek çok önemli, ancak sadece verinin etrafını korumaya çalışırsak sistemin bütünlüğünü gözden kaçırabiliriz. Verinin olduğu yere ulaşan pek çok kanal var; veri kurumda dolaşıyor ve sadece kaynağında değil dolaşırken de güvenlik açıkları yüzünden kaybolması veya dışarı sızması söz konusu olabiliyor.

Intel Security olarak bu açıkları çok iyi biliyor, uçtan uca koruma sağlayan ürünler sunuyoruz. Teknoloji çözümlerimizin esas değeri entegre olması ama ürün ürün değerlendirilecek olsalar da zaten Gartner’in Magic Quadrant’ında lider kısmında yer alan, çok iyi ürünler.

Sonuç olarak, güvenlik ürünlerinden yüksek fayda sağlamanın en etkin yolu tüm güvenlik bileşenlerinin bir arada ve entegre olarak çalışması. Bununla birlikte, yüksek düzeyde bir bilgi güvenliği için tüm kurumların siber güvenlik konusunda daha fazla farkındalık geliştirmesi ve personel eğitimlerinin öneminin altını çiziyoruz.
 
 
Veri güvenliğinde veri koruma ve kurtarma da önemli. Bilgi kaybı yaşayan şirketler hangi yolu izlemeli?
SERAP GÜNAL:
Her şirket çeşitli nedenlerle veri kaybına uğrayabiliyor ve veri kurtarma hizmetine gerek duyabiliyor. Veri Kurtarma Hizmetleri Ltd. olarak bize başvuran her kuruma veya son kullanıcıya bu hizmeti sağlıyoruz. Kullandığımız teknoloji uluslararası standartlarda ve bu alanda önde gelen laboratuvarlardan birebir adapte bir teknoloji, bunun yanında ayrıca firma olarak dijital dünüşüme ayak uydurmak durumundayız, zira yeni teknolojileri yakından takip etmezsek müdahale etme şansımız olmaz. Grubumuz içerisinde yedi tane şirketimiz mevcut ve herbiri dijitalleşme yolunda ciddi adımlar atıyor.

Veri kurtarma hizmeti sağlarken veri gizliliğine çok önem veriyoruz. Tüm müşterilerimizin şirketimiz içerisinde verisi gizlidir. Müşterilerimizin verilerini kendi verimizmiş gibi düşünerek o hassasiyette davranıyoruz. Gizlilik için çeşitli uygulamalarımız mevcut. Örneğin laboratuvarımıza parmak izi ile giriş yapılıyor, içeride sadece teknik ekibin çalışmasına izin veriliyor. Her müşterimizle gizlilik sözleşmesi imzalıyoruz. Bu sözleşme sürelidir ve medya bize geldikten sonra işlem süresi başlar. Veri kurtarıldıktan 15 gün sonra da bizim tarafımızdaki veriyi müşterimizden onay alarak imha ediyoruz. Aynı şekilde çalışanlarımızla da yüksek yaptırımlı veri gizliliği sözleşmeleri imzalıyoruz. 25 kişilik profesyonel bir ekibimiz var ve çoğunluğuyla da 10 yılı aşkın süredir birlikteyiz. Ekibimizi sürekli eğitiyor ve yeni teknoloji bilgilerini güncellemelerine destek oluyoruz.
Her türlü medyadan, her türlü veri kaybında veri kurtarma işlemleri, tarafımızca dünya standartlarındaki laboratuvarımızda, eğitilmiş sertifikalı mühendislerimizce, en üst düzeyde veri gizliliği ile yapılıyor. Ekibimiz her türlü teknik bilgiye ve en önemlisi de her teknolojik ürün ile ilgili tecrübeye sahiptir. Veri kurtarma işlemi yapılırken işi yapan arkadaşlarımız veriyi göremezler. İşlem sonunda kurtarılan veri özel bir odada verinin sahibine kontrol ettirilir. Müşteriden  onay alındıktan sonra verinin kendisine ait kopyasından kendi istediği diske kopyası alınır ve şirketimizin gizli odasında saklanır. Bir süre sonra bizdeki kopya imha edilir.
 
Veri kurtarma uygulamalarınız donanım ve yazılım tabanlı mı?
SERAP GÜNAL:
Hem fiziksel yani donanımsal hasar hem de yazılımsal problemlerden dolayı oluşan kayıplarla ilgilenen ekiplerimiz var. Örneğin epostada arşivlenmiş ve açılmayan bir dosyayı açabiliyoruz, silinmiş veriyi geri getirebiliyoruz, fiziksel hasarlı medyaya da içini açmak suretiyle müdahale ettiğimiz bir deneyimli ekibimiz var. Kriptolama ile ilgili son yıllarda fazla talep gelmeye başladı. Veri Kurtarma olarak, kriptolocker olarak bilinen bu saldırıya herhangi bir müdahalede bulunamıyoruz. Burada 256 bit şifreleme kullanılıyor ve ne yazık ki bu işi gerçekleştiren kişilerin müdahale edebileceği bir durum. Sonuç olarak fidye karşılığında verinizi geri alabiliyorsunuz mecburen. Dolayısıyla kurumların veri kaybına uğramaması için ileri düzey güvenlik sistemlerine yatırım yapmaları gerekiyor.
 
Teknoloji finans sektörünü de değiştiriyor. 10 yıl sonra tüketicinin banka ile ilişkisi nasıl olacak?
MÜCAHİT  GÜNDEBAHAR:  Bankacılık sektörü 10 yıl sonra bugünkü gibi kesin ve net çizgilerle belirlenmiş olmayacak; belki o zaman bugünkü bankaların birçoğu da olmayacak. Bugün başta Silikon Vadisi ve Londra merkezli olmak üzere birçok etkin FinTech (finansal teknoloji) şirketi bulunuyor. Örneğin Lending Club gibi bir FinTech şirketi, birkaç yıl içinde orta büyüklükteki bir bankanın toplayabildiği mevduattan fazlasını toplayıp kredilendirebiliyor. Benzer olarak Transferwise, Blockchain, Bitcoin gibi oluşumların, regülasyon altyapısının izin vermesi durumunda sektörde disruptive bir etki oluşturacağı çok açık.

Genel olarak FinTech şirketleri bankaların faaliyet alanlarının küçük bir kısmı üzerinde yoğunlaşarak hizmet veriyorlar. Bu firmaların geliştirdiği ürünlerin basit ve inovatif, müşteri odaklı, ölçeklenebilir olma ve eski sistemlere bağlılığı olmama gibi karakteristik özelliklere sahip olduğu görülüyor. Şunu net bir şekilde diyebilirim ki; bir kısım bankalar önümüzdeki süreçte FinTech şirketlerine dönüşecekler. Bazı bankalar ise bünyelerinde FinTech dönüşümü yapacak mekanizmalar kuracaklar veya mevcut FinTech ürünlerini bünyelerine katacaklar.
Bankaların evrimleşmesi sürecinde ıskalanmaması gereken bir gösterge de bankaların şube ağlarının değişim sürecidir. Bugünkü eğilimlere baktığımızda bankaların şube gereksinimlerini aza indirgeyen bir gelişme yaşıyoruz. 2015 Ağustos ile 2016 Ağustos aralığında şube sayısı yaklaşık yüzde 3.2 oranında geriledi. Bu trend devam edecek. Gelişmiş ülkeler, ABD ve AB ülkeleri ile birlikte şube banka sayılarının azaldığı yılları yaşamaktayız. Diğer taraftan bankacılık sektörü büyümesini ve etkinleşme artışını devam ettirmektedir. Bu etkinlik teknoloji ve dijitalleşme ile sağlanıyor. Türkiye’deki öncü bankaların verilerine baktığımızda müşterilerin yapmış olduğu işlemlerin en az yüzde 80’den fazlasını ATM ve dijital kanallardan (Internet ve mobil) yaptığını görüyoruz.

Kuveyt Türk olarak biz de bu gelişmelerin ışığında planlamalarımızı ve çalışmalarımızı yürütüyoruz. Şubelerin ölçeği giderek küçülecek. Biz de buna karşılık “İnsansız Şube” dediğimiz şube konsepti oluşturup onları yaygınlaştırıyoruz. İnsansız şubeleri; şube faaliyeti gören, herhangi bir  çalışanın bulunmadığı ya da 12 kişinin çalıştığı, görüntülü olarak bankacılık hizmetleri veren, tarayıcısı olan, çıktı alabileceğiniz, satışa ve müşteri kazanımına yönelik bir modelde kurguladık. ATM’den farkı; ATM’deki işlem hacmi 34 bin lira iken insansız şubeden 200300 bin liralık işlem hacmi gerçekleştirilebiliyor. ATM’de gerçekleştirilemeyen konut ve araç kredisi verme, çek ödeme vb. yapılabiliyor.

Geçtiğimiz yıl Architecht adını verdiğimiz bir teknoloji şirketi kurduk. Aynı zamanda geçtiğimiz yıllarda Türkiye’de sektörümüzdeki ilk ArGe merkezimizi kurduk. ArGe merkezimizde 80, Architecht’te 20  personelimiz var. Bu oluşumlarımızda ekiplerimiz, günlük operasyonel işlemler dışında tamamen gündem dışı, FinTech tarzı yapıları ve perakende oluşumlarını analiz ederek çalışıyor. Ayrıca dışarıya da hizmet veriyoruz; örneğin Vakıf Katılım Bankası’nın sistemlerinin kurulumunu sağlıyoruz. Tüm bu projeleri hayata geçirmemizin temel gerekçesi; geleneksel bankacılık sektörünün yakın zamanda FinTech şirketlerinin faaliyetlerinden etkileneceğini; bankaların da pazar paylarını, kârlılıklarını aşağı çekeceğini görmemizdir. Bundan sonra da bu tarz çalışmalarımızı ağırlığını artırarak devam ettirmek, sektöre yön verecek projelere imza atmak öncelikli hedeflerimiz arasında olmaya devam edecek.
 
Şirketinizdeki dijitalleşme yolculuğunu aktarır mısınız?
MURAT ZEREN: Dijital dönüşüm diye baktığımızda, günümüzde kullanıcının ürün ve servis sağlayıcılardan farklı, yeni beklentileri var. Bizimse elimizde teknolojinin de bize vermiş olduğu, işimizi daha iyi yapmak için kullanabileceğimiz birçok yeni imkan ve araç mevcut. Biz bunlarla çalışma hayatımızı dönüştürüyoruz. Dijital dönüşümü yapamayanlar rekabetin dışında kalacak.

Zorlu Holding olarak dijital dönüşümü çok önemsiyoruz. Bu konuda her seviyede ciddi bir sahiplenme var. Holding bünyesindeki her sektör ve şirket bu dönüşümü kendi dinamikleri ile yaşıyor. Elektronik üretimindeki dönüşüm ile tekstil sektöründeki üretim dönüşümünün aynı dinamiklerle olması  her  zaman mümkün değil. Arzuladığınız noktalara gelmek için kullanmanız gereken  süreçler,  teknolojiler farklılaşabiliyor. Müşteriyle doğrudan temas ettiğimiz ya da kanal üzerinden dolaylı olarak ulaştığımız yerler var; bunlarda müşteriye gitme şekli, müşteri bilgisini toplama ve harmanlama şeklimiz farklı olabiliyor. Enerji sektöründe müşterimiz abonemizken, Vestel’de ürünlerimizi müşterilerimize ağırlıklı bayi kanalımız üzerinden ulaştırıyoruz, tekstilde ise Linens’de müşteri alışverişini mağazalarımızdan yapıyor. Şirketlerimize herhangi bir teknolojiyi ya da çözümü uygulayacaksınız gibi bir zorlamamız yok. Bilgi sistemleri olarak aynı anda farklı pek çok proje yürütüyoruz ve sektörlerarası deneyim paylaşımı yapıyoruz. Örneğin lojistik optimizasyon projesini Vestel için geliştirmişken tekstil sektörüne de uygulamak, eihaleyi şirketlerarasına taşımak, tedarik zinciri optimizasyonunu diğer şirketlerde de uygulamak gibi bir strateji izliyoruz. Yeni nesil teknolojilere uyum noktasında; üretimde fabrikalarda endüstri

4.0 ile ilgili adımları  oluşturuyoruz. Bu noktada yurtiçindeki ve yurtdışındaki ortaklarımızla birlikte hareket ediyoruz. Halihazırda mevcutta kurulu akıllı üretim uygulamaları diyebileceğimiz uygulamalarımız vardı, dijital ortamda birçok sürecimizi takip ediyorduk, bugün yeni sistemlerle bu uygulamalar  her  geçen  gün artıyor.
Dijital ajanda hayatımızın bir gerçeği. Şirketlerimizde farklı teknoloji projeleri uyguluyoruz. Örneğin tekstilde yaptığımız bir uygulamada artırılmış gerçeklikten yararlanıyoruz. Evinize perde alacağınız zaman perde tasarımını sanal gerçeklik ile yapabiliyoruz. Odanızın fotoğrafı üzerinde deseni, dokusu, aksesuarları ile perdenizi farklı varyasyonlarda düzenleyip beğeninize sunuyoruz. Bunun arkasında bir 3D oyun motoru çalışıyor. Yine güvenlik, akıllı bina teknolojileri, nesnelerin interneti (IoT) alanında birçok projemiz mevcut. IoT’yi bir yandan ürün ve servislerimizin bir parçası yaparken, bir yandan da işlerimizi daha etkin ve verimli kılabilmek için kullanıyoruz. Sürekli olarak yeni çözümler üretme çabasındayız.

AHMET TOSUNOĞLU: Dijitalleşmeyi sağlayan günümüz teknolojileri arasında büyük veri, bulut teknolojisi, mobil teknolojiler, 3D yazıcılar, robotlar, IoT, biyoteknoloji, yapay zeka gibi trendler öne çıkmaktadır. Dijital dönüşümde herkesin farklı bir yol haritası bulunduğu gibi sektöre göre öncelikler değişmektedir.

Diğer taraftan dijital dönüşüm şirketlerde bilgi sistemleri (BT) birimlerinin rolünü değiştirmiştir. Geçmiş dönemlerde BT yazılım, donanım, bakım, teknik destek gibi konulara hizmet eden bir birimken, günümüzde iş süreçlerinin içinde olan çok kritik öneme sahip bir konuma gelmiştir. Bugün bilgi sistemleri; verimlilik, kârlılık, süreç iyileştirme gibi konuların merkezinde yer almaktadır. Şirket içerisinde yürüttüğümüz birçok projenin BT’ye dokunması ve çoğu projenin merkezinde BT’nin bulunması teknolojinin şirketler için ne derece kritik olduğunun göstergesidir. Teknolojinin iş süreçlerine etkisi arttığında şirketlerin dijitalleşme kapasitesi artacak ve süreçler daha etkin olacaktır.

Atasay olarak mücevher sektöründe öncü bir role sahip olduğumuzu ifade etmek isterim. Bu sene ilk çeyrekte Smart Jewelry ve Smart Business adını verdiğimiz iki projemizle müşterilerimizin karşısına çıktık. Bu projeler ile mücevherlerimizi akıllı hale getirdik. Örneğin Smart Jewelry ürünümüzü NFC (near field communication) özelliği olan akıllı telefonunuza yaklaştırdığınızda size görüntülü ya da yazılı olarak mücevheri kime hediye edecekseniz ona göndereceğiniz mesajı kaydetmenizi sağlıyor. Hediyeyi verdiğiniz kişi; akıllı mücevherini telefona yaklaştırdığında kaydedilmiş olan video ya da görseli izleyebilmektedir. Smart Busines ise aksesuar olmanın yanı sıra içerisindeki çip sayesinde kartvizit bilgilerinizi hafızasında saklayan ve paylaşmak istediğinizde yine NFC özelliği olan akıllı telefon sayesinde tanıştığınız kişiye kolayca kartvizit bilgilerinizi aktaran bir ürün. Ayrıca Atasay olarak dijital sertifika adını verdiğimiz projemizi devreye aldık. Bu uygulamamızla tüm ürünlerimize dijital sertifika verebileceğiz. Bu sayede kağıt çıktılı sertifika yerine her an ulaşılabilir dijital sertifikalar müşterilerimizin hizmetinde olacak.

LÜTFİ KARAGÖZ: Müşteri ile sıcak temas halinde olan perakende sektöründeki öncü bir oyuncu olan Migros, 30 binden fazla ürün, 15 binin üzerinde mal veren, bin 500’ün üzerinde mağaza ve 30 binden fazla çalışanla devasa bir yapı. Bu evreni kusursuz yönetebilmek için mutlaka dijitalleşmek gerekiyor. Aslında yıllardır sürekli dijitalleşen bir yapımız vardı ve dijitalleşmenin faydalarını çok fazla kullanmaktaydık.  Şimdi yeni dünya dinamiklerine göre dijitalleşme stratejilerimizi sürekli revize edip hızla gerçekleştiriyoruz.

Müşteriye doğru zamanda dokunuyor olmak çok önemli. Biz 15 yıl önce Jetkasa dediğimiz selfservis kasalarını devreye aldığımızda müşterilerimiz bunları kullanamadı çünkü henüz teknoloji eğilimleri, yatkınlıkları gelişmiş değildi. Birkaç yıl önce Jetkasaları devreye tekrar aldık ve bugün bazı mağazalarımızda cironun önemli bir kısmı Jetkasa ile yapılan alışverişlerden gerçekleşiyor. Dijital dönüşümde çalışanlarınızın ve müşterilerinizin teknoloji kullanım yatkınlığı ve alışkanlıklarını mutlaka hesaba katmalısınız. Zamanlama da çok önemli. Mobilitenin yaygınlaşması ve yapılabilirliklerin gelişmesiyle birlikte hem çalışanlarımıza hem de müşterilerimize mobil platformlar üzerinden birçok kolaylık sağlamaktayız. Örneğin, Migros Mobil uygulamasında “Tam Bana Göre” adında bir kampanya başlattık. Bu uygulama üzerinden mevcut müşterimizin alışveriş eğilimlerini de analiz ederek kendilerine özel, avantajlı fırsatlar sunuyoruz. Yine uygulama üzerinden çalıştırılan ücretsiz internet erişim hizmetini yakın zamanda bazı mağazalarımızda hizmete sunacağız. Migros Sanal Market mobil uygulaması ile verilen siparişler hızla artıyor, satışlarının yüzde 6070’i mobilden geliyor.

Sektörde dijitalleşmenin öncüsü Migros, 2001 yılından itibaren mağaza ve dağıtım merkezlerindeki stok bilgilerini, satış bilgilerini, fatura ve ödeme ile ilgili bilgileri, sektörün ilklerinden olan Migros B2B sistemi aracılığıyla, tedarikçileriyle elektronik ortamda anlık olarak paylaşıyor. Bu sistem ve altyapı imkanları ile tedarikçilerimiz bilgiye her ortamdan, istedikleri anda, istedikleri entegrasyon yöntemi ile erişebiliyor.

Nesnelerin interneti (IoT) ise perakendeyi en çok etkileyecek konulardan biri. Bu teknolojiyi genelde operatörler yaygınlaştırmaya çalışıyor. Maalesef Türkiye’de henüz yeterli IoT bilgi birikimi ve uygulaması yok; halen insan, süreç ve makinelerin etkin iletişimi sözkonusu değil. Bugün IoT adına yapılan sadece, pek çok cihazdan veri almak; ancak hepsi farklı alanlarda duran bağımsız veri kümeleri. Bu bağımsız veri kümelerini anlamlı korele edince esas verinin anlamı ve katma değeri artmakta, yani zenginleşmekte. Migros olarak bu konuda da çok anlamlı çalışmalarımız ve uygulamalarımız bulunuyor.

OĞUZ SEZGİN: Aygaz’da dijital dönüşüm çalışmalarımızı belirlediğimiz bir yönetişim modeliyle yürütüyoruz. Dijital dönüşümde, önceliklendirme ve stratejik yönetim anlamında bir yol haritasının oluşturulması ve bu doğrultuda ilerlenmesi önem taşıyor. Bu kapsamdaki çalışmalarımızda inovatif bakış açısıyla değerlendirmeler yapıyor, mevcut koşullar, düzenlemeler ve pazar dinamiklerini göz önünde bulunduruyoruz.

Dijitalleşme yolculuğuna tüm paydaşların katılması, proje başarısı ve  sürdürülebilirlik  bakımından  gereklidir. Bu çerçevede sürecimize, bayilerimiz, müşterilerimiz, tedarikçilerimiz ve çalışanlarımız başta olmak üzere tüm paydaşlarımızı dahil ediyoruz. Dijital teknolojilerin etkin bir şekilde kullanılmasını sağlayarak 55 yıldır faaliyet gösteren şirketimizin gücüne güç katmaya odaklanıyoruz.

Ürün dijitalleşmesi düşünüldüğü zaman enerji zorlu bir alan. Sıkı düzenlemelere tabi. Ölçeklendirmede teknoloji maliyetleri çok artabiliyor. Tüm olanakları değerlendirmek zorundasınız. Ürünlerimizde şimdiye kadar başarıyla yürüttüğümüz yenilikçi yaklaşımımızı devam ettireceğiz. Hizmet tarafındaki önceliklerimiz arasında güvenliği ön planda tutup müşterilerimizle sıkı bir bağ kurmak ve fayda yaratmak yer alıyor. Öte yandan operasyonel süreçlerimizde de dijital teknolojileri kullanarak projeler yürütüyoruz. Ülkemizin en büyük deniz lojistik operasyonunu yürütmekteyiz, tüm Türkiye’de 3bin 800’ü aşkın tüpgaz bayisi ve otogaz istasyonuyla hizmet veriyoruz. Bu büyüklükteki operasyonel faaliyetlerimiz için dijital teknolojilerin sunduğu fırsatlardan yararlanarak verimliliğimizi artırmayı hedefliyoruz.

Dijital dönüşüm çalışmalarımızı Bilgi Teknolojileri tarafında başlattığımız Agile dönüşüm ile destekliyoruz. Yazılım geliştirme süreçlerimizde Agile metodolojileri kullanarak, takım çalışmasını destekleyerek etkin ve verimli sonuçlar üretmek bakımından önemli yol kat ettik.

Ülke genelinde değerlendirme yaptığımız zaman, dijital işgücü konusuna önem verilmesi gerektiğini, bu noktada atmamız gereken adımlar olduğunu düşünüyorum. Dijital teknolojileri konumlandırmak yeterli değil,   etkin bir biçimde uygulayacak ve kullanacak kişilerin sayısının hızla artırılması gerekiyor. Örneğin, dijitalleşmede önemli bir başlık olan veri analitiği alanında yetişmiş işgücümüz az. Veri analitiği uzmanları matematik, istatistik ve programlama bilen kişiler, geniş bir perspektiften iş süreçlerine bakabilme yeteneğine sahipler. Bu profildeki kişilerle başarılı veri analitiği projeleri yürütülmesi mümkün olacaktır.
 
CocaCola İçecek, uçtan uca nasıl bir dijital değer zinciri oluşturdu?
GÖKHAN KIPÇAK: CocaCola sisteminde satış hacmine göre beşinci sırada yer alan CCI, The CocaCola Company (TCCC) markalarından oluşan gazlı ve gazsız içeceklerin üretim, satış ve dağıtımını gerçekleştiriyor. CCI Türkiye, Pakistan, Kazakistan, Azerbaycan, Kırgızistan, Türkmenistan, Ürdün, Irak,  Suriye ve Tacikistan’da 10 bini aşan çalışanı ile faaliyet gösteriyor. CCI 25 fabrikası ile 380 milyonluk tüketici kitlesine gazlı içeceklerin yanı sıra meyve suyu, su, enerji ve sporcu içecekleri, buzlu çay ve çaydan oluşan gazsız içecekler kategorisinde de zengin bir ürün portföyü sunuyor.

İş stratejimizin temelini, her müşterimizi tek tek tanıyarak en iyi hizmeti vermek oluşturuyor. Bugün faaliyet coğrafyamızda 700 bin satış noktası mevcut. Ürünlerimizi tüketicilere ulaştıran bu satış noktalarında hizmet veren herkes bizim için kritik önem taşıyor. Onları hem ticari hem de kişisel özellikleriyle tanıyabilmek son derece önemli. Satış noktalarımızda 1 milyonun üzerinde soğutucumuz bulunuyor ve bu da satış noktası takibini daha önemli hale getiriyor. Dolayısıyla dijitalleşmeyi, işlerimizin verimliliği ve etkinliği açısından son derece değerli buluyoruz. CCI olarak dijitalleşme alanında müşterimizden başlayarak tüketicilerimize kadar yaygınlaştırma stratejisi izliyoruz.

CCI olarak, dijital dönüşümün işimizde değer yaratmasını önemsiyoruz. Müşterilerimize en iyi ürünü ve hizmeti ulaştırma hedefi doğrultusunda dijitalleşmeyi bir amaç değil, araç olarak görüyoruz. Dijital dönüşüm için işe çalışanlarımızdan başladık. Çünkü çalışanınızı dijital olarak donatmazsanız hizmet verdiği noktalara doğru bilgi aktarılmasını sağlayamazsınız.  Bu nedenle müşterilerimize en iyi hizmeti verebilmek için değer zincirimizin başına CCI çalışanlarını koyuyoruz. Daha sonra bu ürünü satıcıya tedarik eden, satan ve satın alanlar geliyor. Bu zincirde son tüketiciye erişmek için sırayla her katmanı dijitalleştiriyoruz.

Bizim için kritik önemi olan yüzlerce veriyi elde etmek için dijital dönüşümün kaçınılmaz olduğunu biliyoruz. 700 bin satış noktasından oluşan müşteri portföyümüzün her biri için değer yaratacak birçok çözüm geliştiriyor ve ürünlerimizin her sürecini takip ediyoruz.

Çokuluslu ve saha faaliyetleri yüksek bir şirket olarak çalışma ortamımızın dijitalleşmesine önem veriyoruz. Bu amaçla ortak çalışma platformlarını belirleyip bulut hizmetlerine dönüştürdük, sanallaştırdık ve mobil hale getirdik. Şu anda Bilgi Teknolojileri (BT) altyapımız sayesinde çalışanlar her türlü ortak çalışma hizmetine erişebiliyor.

Dijitalleşme için gereken altyapı, platform, yazılım, güvenlik testleri gibi her noktada teknoloji yatırımlarımızı yaptık ve yapmaya devam ediyoruz.

Güvenlik, dijitalleşmenin en önemli parçalarından biri.  Öncelikle güvenlik teknolojilerine yatırım yapmak gerekiyor. Ancak, güvenlik sadece teknolojiye yatırım yaparak sağlanamıyor. Kurallar, politikalar, prosedürler oluşturmanız gerekiyor. Güvenlik politikalarını görünür hale getirmeniz, değer zincirinize ezberletmiş olmanız da öncelikli başlıklar arasında yer alıyor. Bu nedenle, tüm çalışanların bir güvenlik kültürüne sahip olması ve tüm gereklilikleri yerine getirmeleri için verilecek eğitimler de önem arz ediyor.

Sonuç olarak, güvenlik tarafında sadece teknolojinin entegrasyonu yeterli olmuyor. Entegrasyon kavramına insan unsurunu da dahil ederek bütünsel bir yaklaşım geliştirmek gerekiyor. İş dünyasındaki diğer şirketlere baktığımızda güvenlik teknolojisi alanında iyi olduğumuzu söyleyebilirim. Tamamlayıcı olarak, güvenlik kültürü oluşturma çalışmalarımız da kesintisiz devam ediyor.

BT grubu olarak, sadece altyapıyı yönetmiyor, çalışanlarımız ve müşterilerimiz için yeni dijital projeler de gerçekleştiriyoruz. Dijital dönüşüme her teknolojinin işimize nasıl bir değer katacağını irdeleyerek, bunu nasıl yeni bir çözüm veya hizmete dönüştürebileceğimiz konusunda yürüttüğümüz bir yolculuk olarak bakıyoruz.

İlginizi Çekebilir

Türkiye Varlık Fonu’ndan Milli Piyango İhalesi Duyurusu

Türkiye Varlık Fonu’ndan yapılan açıklamada, “Haziran itibarıyla başlayan ihal…