TSKB, Uzun Vadeli ve Tematik Finansmana Erişimi Kolaylaştırıyor

By Fortune Türkiye

TSKB, uluslararası kalkınma finansmanı kuruluşlarıyla son dönemlerde geliştirdiği özellikli projeler ile özel sermaye mobilizasyonunu sağlarken aynı zamanda kaynak çeşitliliğine aracı oluyor. KOBİ’lerin ve orta ölçekli işletmelerin uzun vadeli ve tematik finansmana erişimi destekleniyor. Sanayide ise enerji ve kaynak verimliliği, ileri teknoloji yatırımları, sürdürülebilir altyapı ve döngüsel ekonomi öne çıkıyor. – Ersan Taylan

TSKB (Türkiye Sınai Kalkınma Bankası), uzun vadeli kaynakları doğru temalarla buluşturma, bu kaynakları yenilikçi araçlarla daha geniş kesimlere ulaştırma ve finansmanı ölçülebilir, çevresel ve sosyal etkiye dönüştürme kapasitesiyle sektörde ayrışıyoruz. Kalkınma finansmanını kaynak sağlamanın ötesinde bu kaynakları doğru temalarla, doğru araçlarla ve ölçülebilir etki yaratacak şekilde ekonomiye kazandırmak olarak görüyor. Bu yaklaşımın önemli örneklerinden birini APEX kredi yapıları oluşturuyor. TSKB’nin finansal kurumlar aracılığıyla kullandırdığı bu kaynaklarla KOBİ’lerin ve orta ölçekli işletmelerin uzun vadeli ve tematik finansmana erişimi destekleniyor. Kalkınma finansmanının etkisi daha geniş bir tabana yayılıyor. Bu sayede TSKB yeşil dönüşüm, enerji verimliliği, iklim uyumu, kadın istihdamı ve kapsayıcı finansman gibi alanlarda daha fazla işletmeye ulaşabiliyor. Bunun yanı sıra, uluslararası kalkınma finansmanı kuruluşlarıyla son dönemlerde geliştirdiği özellikli projeler hem özel sermaye mobilizasyonunu sağlıyor hem de uluslararası finansal kuruluşlardan da kaynak teminiyle çeşitliliğe de vesile oluyor. Bununla birlikte, uluslararası kalkınma finansmanı ekosistemindeki aktif konumu da TSKB’yi sektörde ayrıştıran önemli unsurlardan biri olarak görülüyor. Tüm bu önemli konuların ayrıntılarını TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar ile konuştuk.

Finansman kuruluşlarıyla gerçekleştirdiğiniz son dönemdeki çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Yıl başından bugüne kadar AFD, JBIC ve IBRD ile iki ayrı anlaşma olmak üzere farklı temalarda 1 milyar doların üzerinde kaynak anlaşmasına imza attık. Fransız Kalkınma Ajansı (Agence Française de Développement–AFD) ile 2022’de 80 milyon euro tutarında temin ettiğimiz döngüsel ekonomi teması kapsamında gerçekleştirdiğimiz ilk iş birliği olan Döngüsel Ekonomi kredisini başarılı bir şekilde tamamlamamızın ardından bu yıl bu kredinin devamı niteliğindeki 150 milyon euro tutarında ikinci Döngüsel Ekonomi kredi anlaşmasını imzaladık. Dünya Bankası (IBRD) kısmi garantisiyle T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın karşı-garantisiyle Uluslararası Finans Kuruluşlarıyla Ekim 2025’te imzaladığımız Büyüme İçin Uyum Finansmanı Projesi kredi anlaşmasının 300 milyon euro tutarındaki ikinci dilimi de yıl içinde öne çıkan işlemlerimizden biri oldu. Bu finansmanla firmaların iklim risklerine karşı daha dirençli hale gelmelerine yardımcı olacak proje ve uygulamaları desteklemeyi amaçlıyoruz. Bankamız ve Japonya Uluslararası İşbirliği Bankası (Japan Bank for International Cooperation – JBIC) arasında bugüne kadar imzalanan en yüksek montanlı kredi olma özelliğini taşıyan 350 milyon dolar tutarındaki GREEN 4 kredisini de bu yıl içinde imzaladık. Bununla yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, su ve atık yönetimi yatırımlarının finansmanını hedefliyoruz. Dünya Bankası ile yürüttüğümüz stratejik iş birliğini bu yıl biraz daha genişlettik. 2024’te temin ettiğimiz ve Türkiye’de ilk kez başarıyla uygulanan Sonuç Odaklı Program kapsamındaki finansmanın genişletilmesiyle 200 milyon euro ek finansman sağladık. 5 Eylül’de imzaladığımız Dağıtık Enerji için Piyasa Dönüşümünün Hızlandırılması Ek Finansman kredisi, Türkiye’deki dağıtık yenilenebilir enerji yatırımlarının, özellikle rüzgâr ve güneş enerjisi projelerinin yanı sıra batarya enerji depolama sistemlerinin finansmanını güçlendirecek önemli bir kaynak niteliği taşıyor.

TSKB’nin finansman çözümleri ve yatırım projelerinin özellikleri nelerdir?

Finansman sağladığımız sektörler arasında enerji, metal ve makine, kimya ve plastik, inşaat, tekstil, gıda, lojistik, turizm ve gayrimenkul gibi Türkiye ekonomisi açısından önemli sektörler yer alıyor. Yatırım projelerinde ise ekonomik ve finansal katkının yanı sıra çevresel ve sosyal etkileri de gözetiyor; üretim ve hizmet kapasitesini artıran, teknolojik dönüşümü ve verimliliği destekleyen, düşük karbonlu ekonomiye geçişi hızlandıran ve sürdürülebilir değer yaratma potansiyeli taşıyan yatırımlara öncelik veriyoruz. 2026 yılının ilk yarısında uzun vadeli nakdi krediler aracılığıyla ülke ekonomisine yaklaşık 1,3 milyar ABD doları tutarında katkı sağladık. Yeni kredi kullandırımlarımızda; iklim ve deprem finansmanı, depolama yatırımlarını kapsayan yenilenebilir enerji projeleri, enerji ve kaynak verimliliği, üretim sektöründe kapasite artışı, elektrifikasyon, iklim endüstrileri ile kadın istihdamını destekleyen yatırımların öne çıktığını

Bu doğrultuda bankanızın ekonomiye, reel sektöre sağladığı desteklerden bahsedebilir misiniz? Geçen yılki kredi-kaynak miktarları ve bu yılki hedeflerden söz eder misiniz?

2025 yılı uluslararası kalkınma finansmanı kuruluşlarıyla iş birliklerimizi güçlü şekilde derinleştirdiğimiz bir yıl oldu. Bu dönemde, OPEC Fund, AIIB, OeEB, EBRD, IBRD ve KfW ile farklı temalarda 6 kaynak anlaşmasına imza atarak toplamda 1 milyar dolar temin ettik. 2026 yılının ilk yarısını da yıl sonu hedeflerimizle uyumlu güçlü sonuçlarla tamamladık. Sürdürülebilir kalkınma hedeflerimiz doğrultusunda uluslararası kaynak çeşitliliğimizi artırırken temin ettiğimiz kaynakları iklim finansmanından yenilenebilir enerjiye, kadın istihdamından döngüsel ekonomiye ülkemizin rekabetçiliğinde stratejik düzeyde öncelikli alanlara aktardık. Yılın ilk altı ayında toplam 1,3 milyar dolar uzun vadeli nakdi finansman sağladık. Banka likiditesini aynı dönemde temin ettiğimiz yaklaşık 1,1 milyar dolar tutarında orta ve uzun vadeli kaynakla destekledik. Bu kaynaklara ek olarak, temmuz ayında ihraç ettiğimiz Eurobond ve yenilediğimiz sendikasyon kredisiyle şimdiye kadar temin ettiğimiz toplam kaynak tutarı 1,6 milyar doları aştı. Yılın kalan döneminde de yeni kaynak anlaşmaları üzerinde çalışmalarımız devam ediyor. Bu çalışmalarımızda, COP31 ajandasındaki öncelikli temalarla uyumlu olarak iklim uyumu, yeşil dönüşüm, döngüsel ekonomi, iklim finansmanı, depremden etkilenen bölgelerin desteklenmesi, ihracatçı firmaların dönüşüm ihtiyaçları, kadın ve genç istihdamı, kapsayıcı finansmana erişim gibi temalar öne çıkıyor. Ayrıca APEX yapılar aracılığıyla KOBİ’ler ve orta ölçekli işletmeler dahil daha geniş bir kesimin uzun vadeli ve tematik finansmana erişimini destekleyecek modeller üzerinde de değerlendirmelerimizi sürdürüyoruz.

Bunları gerçekleştirirken stratejik önceliğiniz nedir?

Stratejik önceliğimizi Türkiye’nin sürdürülebilir, kapsayıcı ve düşük karbonlu kalkınma hedefleriyle uyumlu alanlara uzun vadeli ve etki odaklı kaynak sağlamak olarak tanımlıyoruz. Sanayinin teknoloji ve rekabet gücünü arttıracak yatırımları da önceliklendirerek sürdürülebilir yatırımları destekliyoruz. Mevcut portföyümüzün % 93’ü sürdürülebilir kalkınma amaçlarıyla eşleşiyor. Sürdürülebilirlik hedeflerimiz çerçevesinde gösterdiğimiz güçlü performans neticesinde, yılın ilk çeyreğinde söz konusu uzun vadeli hedeflerimizi yukarı yönlü güncelledik. 2030’a kadar 10 milyar doları SKA bağlantılı finansman sağlama hedefimizi 15 milyar dolara, 4 milyar dolar iklim temalı finansman hedefimizi 5 milyar dolara çıkardık. Büyüme stratejimiz doğrultusunda kredilerimizi son 3 yıldır kurdan arındırılmış bazda % 10 oranında büyüttük. Bu yıl da hedefimiz % 10 üzerinde bir büyüme ile yılı tamamlamak olacak.

Gündeminizde önümüzdeki döneme dair yeni projeler var mı?

Önümüzdeki dönemde uluslararası kalkınma finansmanı kuruluşlarıyla uzun yıllara dayanan iş birliklerimizi, ülkemizin sürdürülebilir kalkınma ve iklim hedefleriyle uyumlu şekilde derinleştirmeyi hedefliyoruz. Bu çerçevede iklim finansmanı ve yeşil dönüşüm öncelikli gündem başlıklarımız arasında yer alıyor. Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacak olması da bu gündemi bizim açımızdan daha da stratejik bir hale getiriyor. Mevcutta henüz kullandırımı yapılmamış 1,2 milyar dolar kaynağımız bulunuyor. Bu kaynakların, % 89’unu iklim ve çevre, % 11’ini ise depremden etkilenen bölgelerin yeşil dönüşümü için kullandırmayı planlıyoruz.

Türkiye’nin üretim altyapısı nasıl bir dönüşüm içinde?

Günümüzde yeşil dönüşüm, teknolojik dönüşüm ve sosyal dönüşüm olmak üzere eş zamanlı yaşanan üçüz dönüşümün tam ortasındayız. Üçüz dönüşüm küresel üretim altyapısını, ticareti ve elbette iş yapış biçimlerini yeniden şekillendiriyor. Türkiye de bir süredir benzer bir dönüşümden geçiyor. Dış ticaretteki gelişimi, yüksek ihracat üzerinden değil, ürettiğimiz ve sattığımız ürünlerin niteliğini ve katma değerini artırmak üzerinden okumanın daha anlamlı olduğuna inanıyoruz. Türkiye’nin otomotiv, makine, savunma, elektronik ve kimya gibi alanlarda sahip olduğu güçlü üretim altyapısı ve üretken bilgi stoku, kalkınma odaklı, daha kompleks ve yüksek teknolojili ürünler üretmeye geçiş için önemli avantajlar barındırıyor.

Küresel ticaretteki güncel eğilimler yenilenebilir enerji, elektrifikasyon ve yapay zekâ gibi teknolojik dönüşüme öncülük eden alanlardaki ivmeyi ve artan ticaret hacmini ortaya koyuyor. Türkiye’nin de bu alanlarda üretimini artırması ve küresel ticaretten daha fazla pay alması önümüzdeki dönemde de önemini koruyacak. Bu alanda öne çıkan başlıklardan biri de yeşil dönüşümde kullanılan sanayi girdilerinden oluşan çevresel ürünler.

Önümüzdeki yıl sanayicilerimiz için en kritik konular neler olabilir?

En büyük ihracat pazarımız olan AB’de son dönemde artan Çin rekabeti nedeniyle bazı ürün gruplarında pazar payı kaybetme risklerinin de arttığını görüyoruz. Küresel pazarlarda rekabet gücünü koruyabilmek ve artırabilmek için dönüşüme planlı, hızlı ve etkili bir şekilde uyum sağlamak büyük bir önem arz ediyor. 2027’de sanayiciler için en kritik başlıkların 2026 ile paralel olarak enerji ve işgücü maliyetleri, teknolojik dönüşüm, yeşil dönüşüm ve finansmana erişim olacağını düşünüyoruz. Buradan hareketle 2027’de şirketlerin kaynak ve enerji verimliliği yatırımları ve bunların yanında dijitalleşme, otomasyon ve yapay zekanın üretim süreçlerinde daha etkin kullanılmasının rekabet ortamında avantaj sağlayacak stratejiler olduğunu söyleyebiliriz.

BENZER MAKALELER


SON MAKALELER

Loading...