Akdeniz’deki kirlilik 2018’den bu yana 66 kat artarken Türkiye’de kişi başı plastik tüketimi yıllık 48 kilograma ulaştı. Her yıl denizlere sızan tonlarca atık, kıyı ekonomilerin üzerinde giderek büyüyen bir yük haline geliyor. Sıfır Atık Vakfı’nın hedeflediği döngüsel hamle, milyar dolarlık mavi ekonomiyi korumayı ve bu ağır bedeli tersine çevirmeyi hedefliyor.
Sıfır Atık Hareketi Kurucusu ve aynı zamanda Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı Emine Erdoğan’ın öncülüğünde yürütülen istişare sürecini yerine görmek için Marmaris’teyim.
Türkiye Plastik Atık Çalıştayı Şehir Koordinasyon Toplantısı’nın üçüncü durağında karşımda, koyu yeşil fonun önünde çevre politikalarının saha yansımalarını değerlendiren önemli bir isim yer alıyor.
Elindeki mikrofonla doğrudan objektiflere seslenen Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş’ın solunda Muğla Valisi İdris Akbıyık ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Fatih Turan duruyor.

“Bugün Marmaris’te plastik atık meselesini yerel ölçekte değerlendirmek ve çözüm yollarını birlikte ele almak üzere önemli bir toplantı gerçekleştirdik” diyor, Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş.
Mavi Ekonominin Görünmeyen Faturası
Akdeniz havzasında artan kirlilik, Muğla gibi ekonomisi tamamen doğasına bağlı şehirler için hesaba katılması gereken çok büyük bir finansal tehdit barındırıyor. Her yıl okyanuslara karışan 11 milyon ton plastiğin yarattığı maliyet, yerel ekonomilerin taşıyabileceği sınırları çoktan aşmış görünüyor.
“Muğla’nın ve Akdeniz kıyılarının plastik atık meselesini yalnızca atık yönetimi konusu olarak değerlendiremeyiz” diye uyarıyor, Samed Ağırbaş.
Denizlere sızan atıklar, turizm gelirlerini ve bölgenin marka değerini riske ediyor.
“Bu durum hem insan sağlığı için hem de turizmimiz açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor.”
Sözleriyle konunun ekonomik boyutuna dikkat çekiyor.

Kaynağında çözülemeyen kirlilik, turizm sektörünün temel sermayesi olan doğayı eritiyor.
Fethiye ve Kaş gibi dünya çapındaki özel koruma alanlarının geleceği, masada tartışılan yeni nesil atık stratejilerine ve hızlı aksiyon planlarına bağlı. Buralardaki eşsiz biyoçeşitliliği korumak, çevresel bir zorunluluktan ziyade ekonomik bir hayatta kalma mücadelesi anlamına geliyor.
“Koruma alanlarının güçlendirmesi kadar bu alanlara ulaşabilecek plastik atıkların kaynağında önlenmesi de büyük önem taşıyor.”
Akdeniz’deki kirliliğin 2018’den bu yana 66 kat artması, eylem planlarını ve yeni yatırımları mecburi kılıyor.
Muğla Valisi İdris Akbıyık sorunun boyutuna dikkat çekiyor.
“Plastik kirliliği tüm dünyanın, ülkemizin, Muğla’mızın önemli bir problemi.”
Doğal sermayenin korunması, yerel idarelerin öncelikli kalemi arasında yer alıyor.

Tüketim Alışkanlıklarından Döngüsel Modele Geçiş
Türkiye’nin dünya ortalamasını bir hayli aşan plastik tüketim hacmi, üretimden tüketime kadar uzanan zincirde acilen döngüsel modele geçişi zorunlu kılıyor.
Bireysel tüketim alışkanlıklarındaki artış, endüstriyel boyutta yeni bir geri kazanım altyapısına duyulan ihtiyacı hissettiriyor.
Türkiye’de kişi başına plastik atık üretimi yıllık 48 kilogram ile dünya ortalamasının yaklaşık yüzde 45 üzerinde.
Üretilen ambalajların büyük kısmının tek kullanımlık ürünlerden oluşması, sistemin ekonomik sürdürülebilirliğini engelliyor.
“Plastik kullanımını kaynağında azaltmak, yeniden kullanımı ve geri dönüşünü güçlendirmek zorundayız” diyor, Samed Ağırbaş.
Ekonomik büyüme, artık daha az kaynak tüketerek ve atığı değere dönüştürerek sağlanmak zorunda.
Sanayicilerden yerel yönetimlere uzanan bu çok paydaşlı dönüşüm haritası, detaylı bir eylem planına evriliyor.
Hammadde seçiminden ambalaj tasarımına kadar yeniden kurgulanan süreç, eski doğrusal üretim modellerinin çökmeye başladığını gösteriyor.
Vali İdris Akbıyık toplumsal iştirakin öneminin altını çiziyor.
“Esas konu sivil toplum kuruluşlarımızın ve vatandaşlarımızın bu konuda çalışmalar yapması” diyor.
Planlanan değişimin ancak kamu otoritesinin ve sivil toplumun omuz omuza vermesiyle toplumsal bir alışkanlığa dönüşebileceği anlaşılıyor.
Tüketilen her tek kullanımlık ürünün arkasında yatan çevresel ve ekonomik bedel, ortak aklın yönlendirdiği yeni nesil politikalar sayesinde daha tasarım aşamasında bertaraf edilmesi hedefleniyor.
Pasifik’ten Akdeniz’e Uzanan Dalga
Okyanuslardaki milyonlarca tonluk yığınların yarattığı küresel sarsıntı, Türkiye’nin çevre politikalarındaki diplomatik manevralarına doğrudan yansıyor.
Ulusal sınırları aşan bu kriz, uluslararası arenada sağlam ittifakları ve ortak eylem planlarını gerekli kılıyor.
Samed Ağırbaş sorunun derinliğine işaret ediyor.
“Denize ulaşan plastik yalnızca bulunduğu noktada kalmıyor, zaman içerisinde bozularak mikroplastik haline geliyor.”
Pasifik’te biriken büyük çöp yığınları, yerel eylemlerin uluslararası sonuçları olduğunu ve faturanın tüm gezegene kesildiğini gösteriyor.
“Vatandaşımızın temel gündemlerinden biri olan denizlerimizdeki plastik kirliliğini bakanlıklarımızın koordinasyonuyla çözeceğiz.”
Mikro boyuttaki sorunlar, makro düzeydeki diplomasi politikalarıyla aşılmaya çalışılıyor.
Muğla’daki toplantı, Türkiye’nin COP31 başkanlığına hazırlık sürecinde attığı stratejik adımların sağlam bir temelini oluşturuyor.
Uluslararası iklim zirvelerinde masaya sürülecek argümanlar, yerel toplantılarda harmanlanarak şekilleniyor.
Koordinasyon toplantılarıyla şehirlerden gelen değerlendirmelerin bir araya getirilmesiyle hazırlanacak Türkiye Plastik Döngüsü Sonuç Raporu ise döngüsel ekonomi hedefinin güçlendirilmesine referans olacak.
Toplantı bitiyor.
Marmaris’in yeşil ile buluşan mavi denizinin üzerinden ılık bir rüzgar esiyor.
