MÜSİAD USA Başkanı Mustafa Tuncer, Putin ve Trump’ın iki şovmen siyasetçi olduğunu söyleyerek “Putin’in Trump’a yaptığı övgü her ne kadar etkisiz ve tamamen toplumun gerçeklerinden uzak da olsa Türkiye’de denediğinden farklı, daha medyatik bir konuşma” diye konuştu.
MÜSİAD USA Başkanı Mustafa Tuncer, Trump’ın seçim ekibinin korku ve nefretten beslenerek seçimi kazanma stratejisi güttüklerini söyleyerek “Bu Amerika için büyük bir tehdit içeriyor. Göçmenlerden oluşan Amerikan toplumunda yabancı düşmanlığının giderek artması toplumsal barışı tehdit eder duruma doğru gidiyor” diye konuştu.
Trump’ın seçim vaatlerinin insanları güldüren cinsten olduğunu kaydeden Tuncer, “Buna rağmen almış olduğu destek Amerikan siyasetinin düşmüş olduğu çıkmazı gösteriyor. Trump’ı Cem Uzan’a benzetmek mümkün. Sermaye sahibi, birisi ekonomik vaatleri diğeri milliyetçi söylemleri ile halkı etkilemeye çalışıyor. İkisi de şirket yönetimindeki başarı ile ülke yönetebileceklerini düşünüyor” şeklinde konuştu.
Bugün’den Doğucan Cömert’e konuşan Mustafa Tuncer’in açıklamaları şöyle
“KİMSE BU KADAR DESTEK ALABİLECEĞİNİ DÜŞÜNMÜYORDU”
Amerika’daki seçimlerde Cumhuriyetçiler’in önde giden başkan aday adayı Donald Trump’ın Müslüman karşıtı söylemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Donald Trump’ın Müslümanlar’a karşı özel bir düşmanlığı var mı?
Trump kişiliği ve konuşmaları ile marjinal bir başkan adayı. Adaylığını açıkladığı ilk zamanlarda sanırım kimse bu kadar destek alabileceğini düşünmüyordu. Ancak, söylemleri ve keskin diliyle Cumhuriyetçiler arasında yüksek oranda destek kazandı. Saldırganlığa varan bir dille hem partisi içindeki diğer aday adaylarına hem de Demokrat parti adaylarına sert eleştirilerle dikkati çekti.
Özellikle başkanlık yarışının erken dönemlerinde Meksikalı göçmenlerle ilgili sarf ettiği sivri sözler bakışların kendisine çevrilmesine neden oldu. Konuşmalarına göçmenleri ülke dışına çıkarmayı ve Meksika sınırına duvar örmeyi vaat etti. Amerikan kamuoyunda bu söylem uzun süre tartışıldı. Bu vaatle sınırlı kalmayıp Latin Amerika kökenli göçmenleri katil, tecavüzcü olarak tanımlayan Trump, hepsinin zorla sınır dışı edilmesi gerektiğini iddia etti. Söyleminin eyleme dökümünü, Iowa eyaletinde yaptığı bir basın toplantısında Latin gazeteciyi salondan zorla attırmasıyla gerçekleştirdi. Düzenli olarak Latinleri ve siyahları ülkede işlenen suçların kaynağı olarak göstermeye devam etti. Hatta Jeb Bush’un göçmenlerle ilgili söylemlerine, eşinin Latin kökenli olması üzerinden saldırmıştı.
“MEMNUNİYETSİZLİK VE KIZGINLIK VAR”
Trump’ın bu ultra milliyetçi söylemleri karşılık buldukça, açıklamalarının da dozu arttı. 11 Eylül sonrası artan İslam karşıtı söylemler toplumda zamanla bir miktar azalmış gibi görünürken, DAEŞ sorunu ile düşmanlık tekrar su üstüne çıktı. Trump için İslam karşıtı sözler yeni bir siyasi araç haline dönüştü. Yani İslam’a ve Müslümanlara saldırarak daha fazla destek elde etmeye çalışıyor. Tabi bu durumun iki yönü bulunuyor. Bir taraftan Trump göçmen ve İslam karşıtlığı ile halktan destek alırken bir taraftan da bu düşmanlığı körüklüyor. Cumhuriyetçi kesim içerisinde yükselen bir memnuniyetsizlik ve kızgınlık var.
CNN tarafından yapılan bir ankette terörle mücadele politikalarından memnun olmayanların oranının yüzde 74 olduğu görülüyor. Tabi cumhuriyetçi olarak kendisini söyleyenler arasından bu oran 86’ya çıkıyor. Diğer taraftan, Amerika’nın terörle savaşını kazandığını düşünenlerin oranı sade yüzde 18 ve diğer tarafın kazandığını düşünenler ise yüzde 40 oranına sahip. Amerikalılar yönetimden memnun değil ve DAEŞ nezdinde teröristlerin avantajlı olduğuna inanıyorlar. Bu korku da İslam düşmanlığını tetikliyor doğal olarak. Tabii Trump ile beraber Ben Carson başta olmak üzere diğer aday adayları da destek için söylemlerini sertleştiriyorlar.
“MEDYANIN BÜYÜK ROLÜ VAR”
Trump’ın çok akıllı bir adam olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Ancak, saldırgan ve klişe konuşmaları Cumhuriyetçi kitle içerisinde destek buluyor. Bu öyle bir kitle ki, insanları sadece Müslüman oldukları için terörist olmakla suçluyor. Yani İslam eşittir terörizm onlar için. Kaliforniya’da yaşanan silahlı saldırının DAEŞ ile ilişkili iki Müslüman tarafından yapıldığının ortaya çıkması ile bu inanç daha da perçinleşmiş oldu. Trump’ın seçim ekibi bu korku ve nefretten beslenerek seçimi kazanma stratejisi güdüyorlar. Ancak, bu Amerika için büyük bir tehdit içeriyor. Göçmenlerden oluşan Amerikan toplumunda yabancı düşmanlığının giderek artması toplumsal barışı tehdit eder duruma doğru gidiyor. Tartışmalar Latinler, siyahlar, Müslümanlar derken tüm beyaz olmayanları içine alacak şekilde büyüyor. Tabii bu durumun ortaya çıkmasında siyasilerin ve medyanın da büyük rolü bulunuyor.
İnsanların aklıselime davet etmek yerine yanlış yönlendiren açıklamaların kimseye faydası olmuyor. Basın yayın organları da bu durumu körüklüyor. Müslümanlara yönelik saldırılar görmezden gelinirken DAEŞ ile ilişkili olaylar ajite edilerek günlerce gündemde tutuluyor. Eylemlerin medyada tüm Müslümanlara mal edildiğini görüyorsunuz. Trump tüm bu gelişmelerin içerisinde aslında buzdağının görünen kısmı. Yani medyatik ve sivri sözleriyle tartışmaları üzerine çekiyor ancak Amerikan toplumunda dipten gelişen yabancı ve Müslüman düşmanlığını görmek gerekiyor. Örneğin Virginia eyaleti meclisi cumhuriyetçi üyesi David Ramadan parti içi bir tartışma ile ilgili Trump’a cevap olarak bir tweet attıktan sonra yüzlerce tweetle saldırıya uğradığını görüyorsunuz. Bu tweetlerde; “Ramadan” soyadı üzerinden kendisinin terörist olduğu, Amerikan vatandaşlığının geri alınması ve sınır dışı edilmesi gerektiği gibi birçok sözlü tecavüze uğradığı görülüyor. Trump destekçileri fiziki saldırı tehdidine kadar çıkarıyorlar işi.
“TRUMP’I CEM UZAN’A BENZETMEK MÜMKÜN”
Trump’ın siyasi vaatleri aslında pek çok soruna çözüm üretmiyor. Kulaktan dolma bilgileri alıp gerçeklermiş gibi kullanabiliyor pek bir etik anlayışı olduğu söylenemez. Örneğin New Jersey eyaletinde Müslümanların 11 Eylül saldırılarını kutladığı dedikodusunu alıp sanki böyle bir olay varmış gibi kullanabiliyor. Aslında uzaktan bakılınca sanki Trump bir aday adayı değilmiş de seçim sürecini tiye alan bir komedyenmiş gibi kendisini görebilirsiniz. Seçim vaatleri insanı güldürecek cinsten. Ama buna rağmen almış olduğu destek Amerikan siyasetinin düşmüş olduğu çıkmazı gösteriyor.
Trump’ı Cem Uzan’a benzetmek mümkün. Sermaye sahibi, birisi ekonomik vaatleri diğeri milliyetçi söylemleri ile halkı etkilemeye çalışıyor. İkisi de şirket yönetimindeki başarı ile ülke yönetebileceklerini düşünüyor. Yalnız şu var ki Cem uzan seçimi kazanabilmiş olsa Trump’tan daha fazla zarar verebilirdi ülkeye. Amerika’daki kurumsal sistem ve devlet politikalarındaki süreklilik Trump veya onun gibi adayların keyfi uygulamalarının önüne geçecektir.
“İSLAMOFOBİ İÇTEN İÇTE KAYNAYAN BİR CADI KAZANI”
Trump’ın İslamofobi furyasını başlatması Amerikan kamuoyunda nasıl yer buluyor?
Bahsettiğim gibi İslamofobi Trump ile başlayan bir süreç değil aslında. Amerika için yıllardır içten içe kaynayan bir cadı kazanı. Trump bu kazandan kendisine destek çıkarmaya çalışıyor ama bir taraftan da kazanın ateşine odun atmış oluyor. 11 Eylül saldırıları bu hususta milat özelliği taşıyor. Aslında Amerikan dış politikası ile de ilişkili. Soğuk Savaş sonrası kendisine yeni düşman olarak İslam ülkelerini seçen Amerikan dış politikası kamuoyunun da desteğini bu korkulardan beslenerek alıyor. Yani, terör olayları toplumsal korkuyu besleyerek yönetimin Ortadoğu’da yürüttüğü savaşın faturasını meşrulaştırmış oluyor.
Amerikalıların hepsini İslamofobik olarak tanımlamak tabi ki yanlış olur. Halen toplumda büyük kesim hoşgörülü ve birlikte yaşama kültürüne inanıyor. İş yaptığınız çevreler komşularınız sizinle saygılı ilişkiler geliştiriyor. Özellikle Müslümanları tanıdıkça bu ilişkiler daha da gelişebiliyor. Ancak, Müslümanlarla ilişkili olmayanlar için İslam karşıtlığı artıyor. Küçük şehirlerde bu durum daha kötü. Toplumun belirli bir kesiminde oluşan ön yargıları kırmak Müslümanlar için zor bir durum. Medya da bu hususta tam tersi bir işlev görüyor. Türkiye’de de gündem olan üç üniversiteli gencin öldürülmesi olayı da medyanın tutumunun en önemli örneği. Sadece Müslüman oldukları için öldürülen bu gençlerle ilgili kapsamlı haberler sosyal medyada olay ses getirdikten sonra yapıldı. Park yeri tartışması gibi sunulan olayın aslında nefret suçu olduğu çok sonradan dile getirildi ve bir taraftan da katilin zihin sağlığı üzerine iddialar ortaya atılarak olay yumuşatılmaya çalışıldı. Eğer tam tersi bir durum olmuş olsa idi olay İslami terörizm olarak hemen manşetlere taşınırdı. Beyazların bu saldırıları müstakil eylemler olarak alınırken bir Müslüman gerçekleştirildiğinde olay terörizm ile ilişkilendirilebiliyor.
“DESTEK VERMESELER DE SANDIKTA OY VEREBİLİRLER”
Teksas’da camilere saldırılar olması, bir taksiciye sırf Müslüman olduğu için silahlı saldırı yapılması gibi gündeme çok sık taşınmayan ama dipten yükselen bir İslam düşmanlığı söz konusu. Amerikan kamuoyunda bu tartışmalar Trump’ın kişiliği arkasında kalmış gibi duruyor. Yani insanlar sanki Trump bu şekilde sivri çıkışlar yapıyor gibi değerlendiriyor olayları ama İslamofobi göründüğünden daha derinlere iniyor. Geçenlerde okuduğum bir makalede Trump’ın görünenden daha çok destek alabileceği iddia ediliyordu. Irkçı olarak etiketlenen Trump’a açıktan destek vermeye çekinen bazı Amerikalıların aslında iş sandığa geldiğinde ona oy vereceklerini söylüyordu yazar. Bu durumun gerçekleşme ihtimali yüksek. İnsanlar Trump destekçisi olarak komik duruma düşmekten çekindikleri için şimdi destek vermeseler de sandıkta oylarını verebilirler. Amerikalıların kendilerini tehdit altında hissediyorlar ve bu tehdit karşısında en sert çıkanın Trump olduğuna inanıyorlar.
“SORUNLAR BÜYÜYECEK GİBİ DURUYOR”
Amerikalı Müslümanlar Amerika’da ayrımcılıkla karşılaşıyor mu? Müslüman karşıtı bir ortamın oluşması mümkün mü?
Müslümanların tamamıyla ayrımcılıkla karşılaştıklarını söylemek zor. Ancak, ortam giderek daha zorlaşıyor. Eğer olumlu gelişmeler olmazsa sorunlar daha da büyüyecek gibi duruyor. Özellikle devletin bu hususta adımlar atması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle büyük şehirlerde Müslümanlara bakış daha olumlu. İnsanlar tanıma fırsatı buldukça karşıtlığın azaldığını söylemek mümkün. Diğer taraftan, son siyasi gelişmeler beyaz milliyetçiliğinin yükselmesine yol açıyor. Sessizleşen ve pasifleşen bu gruplar Trump gibi siyasilerin söylemleri ile kendi düşüncelerine sözcü olduğunu düşünerek buradan destek alıyorlar.
Bu gruplar kendilerinin zemin kazandığını düşünerek giderek daha aktif hale geliyorlar. Bu tür marjinal grupların doğasında da maalesef giderek sertliğe başvuran bir taraf bulunduğundan durum giderek vahim bir hal alıyor. Halen münferit gözüken Müslüman karşıtı hareket ve eylemler giderek yaygın bir hal alma potansiyeli taşımakta.
Washington, DC’de bulunan Center for American Progress ismindeki düşünce kuruluşunun yayınladığı bir rapor dikkat çekici veriler sunuyor. 2001-2009 yılları arasında anti İslam çalışmaları için Amerikalı vakıf veya iş adamları tarafından 43 milyar dolara yakın bir bağış yapıldığı ifade ediliyor. Raporda bu kuruluşların isimleri de açık olarak yayınlanmış durumda. Bu rapora ve gelişen olaylara baktığımızda dediğim gibi İslamofobi sadece insanların bireysel eylemleri ile değil sistematik bir şekilde yapılan çalışmalarla büyütülüyor. Siyasetçiler bu durumdan pozisyon elde etmeye çalışırken bir kesimde Amerikan yönetimini İslam düşmanlığını artırması için yönlendirmeye çalışıyor.
“PUTİN’İN TRUMP’A YAPTIĞI ÖVGÜ ETKİSİZ”
Donald Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in birbirlerini övdüklerini gördük. Putin, Amerika’nın içişlerine alenen dahil olmak istiyor olabilir mi?
Putin, Trump’tan daha akıllı bir siyasetçi. Açıkçası Amerikan iç işlerine dâhil olmak gibi bir durum söz konusu olamaz. Amerikan kamuoyunun Putin’in söylediklerini pek önemsemesi mümkün değil. Daha çok Obama’ya olan düşmanlığını en marjinal aday üzerinden gösteriyor gibi. Trump için olay daha farklı. Onun için övgünün kimden geldiği pek önemli değil gibi. Yani yeter ki birileri onu övsün. Putin’e karşılık vermesi bu övgüden dolayı gururunun okşanmasından. Diğer taraftan terörle mücadele için Rusya ile çalışacağını da belirterek aslında DAEŞ ve “İslami terörizmin” ne kadar önemli olduğunu vurgulamış oluyor.
Putin ve Trump iki şovmen siyasetçi. Tabi ki Putin daha planlı ve stratejik hareket ediyor. Kendince son uçak olay sonrasında Türkiye‘de de muhalefeti güçlendirerek hükümeti istifaya zorlayacağına inanıyor. Trump’a yaptığı övgü her ne kadar etkisiz ve tamamen toplumun gerçeklerinden uzak da olsa Türkiye’de denediğinden farklı, daha medyatik bir konuşma. Amerika’da Putin’in söylediklerinden daha çok Trump’ın diğer adaylardan farklı olarak Putin hakkında söyledikleri daha çok tartışıldı. ABD çıkarları açısından Rusya ile ortak hareket edilip edilemeyeceği tartışması ön plana çıktı bu süreçte. Trump’a Rusya ile birlikte çalışma taraftarı olarak gözüküyor ama ne kadar destek alabilir henüz meçhul durumda.
“TÜRKİYELİ MÜSLÜMANLAR OLARAK PROGRAMLAR YAPIYORUZ”
ABD’deki Müslüman örgütlerin İslamofobi ile ilgili çalışmalarından kısaca bahseder misiniz?
Karışışınızdaki bir kişinin dahi sizin hakkınızdaki ön yargılarını kırmanın ne kadar zor olduğu düşünülünce, bir topluluğun Müslümanlar hakkındaki önyargılı düşüncelerini değiştirmenin güçlüğü daha iyi anlaşılıyor. Bahsettiğim gibi sistematik bir karşı propagandaya maruz kalan Müslüman toplumunun daha çok ve planlı çalışması gerekiyor. Amerika’da hem Müslümanlara dini konularda yardımcı olmak hem de sivil toplum bilinciyle çalışmalar yapmak üzere kurulmuş birçok yapı var. Ancak, coğrafyanın da büyüklüğüyle bu kuruluşların çalışmaları yerel ile sınırlı kalabiliyor çoğu zaman.
Ama diğer tarafta örneğin 20 eyalette 30’a yakın şubesiyle Müslümanların maruz kaldığı sorunlarla mücadele eden CAIR (Council on Amerikan-Islamic Relations) gibi bir kuruluş da bulunmakta. CAIR hem bireysel olarak Müslümanlara verdiği hukuki danışmanlık hizmeti hem de yaptığı toplantı ve faaliyetlerle İslamofobi ile mücadele etmekte. Üniversitelerde kurulan “Müslüman Öğrenciler Birliği” ismindeki kulüpler de kendi çevrelerine İslam’ı anlatma ve İslam karşıtlığı ile mücadele faaliyetlerinde bulunuyorlar.
Amerika’da İslam’ı hoş görmeyenlerin oranı artıyor ancak bunların büyük çoğunluğu Müslümanlarla hiç temasta bulunmadıklarından dolayı haberlerden ve çevrelerinden etkileniyorlar. Bundan dolayı, Müslümanların kendilerini daha çok anlatmaları gerekiyor. Örneğin, Beyaz Saray’a yakin, Maryland eyaleti Lanham kentinde faaliyete gecen ve ABD’nin en buyuk Islami külliyesi olan Amerika Diyanet Merkezi’nde (Diyanet Center of America) kentteki sivil toplum kuruluşlarına ve diğer din adamlarına yemek ve tanıtım toplantıları organize ederek hem yeni merkezi tanıtan hem de Türkiyeli Müslümanlar olarak nasıl bir vizyona sahip olduğumuzu anlatan programlar yapıyoruz. Bu tür etkileşimler çok olumlu dönüşler alarak, insanların sizin hakkınızdaki görüşlerinin eksik bilgiye dayandığını göstermiş oluyor.
“FAALİYETLER BÜYÜK BAŞARI ELDE ETTİ”
Amerika’da yaşayan Türklerin seçimlerle ilgili genel olarak düşünceleri neler? Bu konu hakkında Amerika’daki Türk dernekleri ne tür çalışmalar yürütüyor?
Genel olarak baktığımızda tabi ki Trump gibi bir adayın Başkan seçilmesini kimse istemiyor. Hem burada yaşayan insanların değerlerini hem de Türkiye’nin çıkarlarını tehdit eden birisi. Demokratların yaklaşımı geçmişten beri Türk toplumuna daha yakın geliyor. Yine gelecek seçimlerde demokrat bir adayın başkan seçilmesi sanırım daha çok beklenen bir durum. Ancak, kim başkan olursa olsun Kongrede ve senatoda yapılan çalışmalar daha çok önem arz ediyor. 2015 yılı içerisinde özellikle Ermeni soykırımı iddialarına karşı yürütülen faaliyetler büyük başarı elde etti.
ABD’de bulunan Türk toplumu belki de ilk defa Yönlendirme Komitesi “Steering Committee) adı altında 150 den fazla derneğin katılımıyla sözde Ermeni soykırımı iddialarına karşı kampanyalar düzenledi. Kongrede temsilcilerle yapılan görüşmeler, toplanan bağışlar ve Washington, DC’de organize edilen yürüyüş ile bu sene büyük bir atak yapıldı. Geçen yıllarda alt komisyondan geçen ancak genel oturumda ret edilen Ermeni soykırımı tasarısı bu yıl komisyon gündemine dahi gelmedi. Tasarıyı imzalayan vekil sayısı 200’lere ulaşırken 2015 tasarısı 63’de kaldı. Bunlar buradaki Türk toplumunun birlikte ve daha organize olması sayesinde gerçekleşti. Ayrıca Sabah gazetesinden Ragıp Soylu’nun yaptığı habere göre de bu yıl toplanan seçim yardımları da rekor bir artışla 314 bin dolara ulaştı. Kongredeki Türk Amerikan dostluk grubunun üye sayısının da 150 ulaştığını görüyoruz. Önümüzdeki yıllarda da bu tür çalışmaların daha çoğalacağını umuyorum. Organize şekilde hareket edilmesiyle siyasi mekanizma içerisinde hem burada yaşayan Türklerin hem de ülkemizin çıkarlarını korumak mümkün olacaktır.
