Derya Aslan’a göre PR; Görünür Olmak Değil, Güven İnşa Etmektir

By Fortune Türkiye

Felis Reklam-CitiPR Kurucusu ve Ajans Başkanı Derya Aslan, verinin, ölçümlemenin ötesine geçerek stratejinin temelini oluşturacağını söylüyor ve “Doğru kanal ve zamanlama veriye dayalı olarak belirlenecek, kampanyalar gerçek zamanlı ölçümlerle optimize edilecek. Böylece PR çalışmaları daha etkili, çevik ve güven odaklı bir yapıya kavuşacak” diyor.

Şirketinizin kuruluş öyküsünü anlatır mısınız? Kuruluş hedeflerinizi nasıl tanımlarsınız?

Üniversite eğitimine başlamadan önce iş hayatını deneyimlemek istedim. O dönemlerde üniversite son sınıfta stajla profesyonel hayata adım atılırken, ben lise mezuniyetimin ardından doğrudan çalışmaya başladım. Çalışma hayatı her zaman ilgimi çekmiş, beni heyecanlandırmıştı. Bu motivasyonla ilk olarak İstanbul FM’de Reklam ve Halkla İlişkiler Departmanı’nda görev aldım. Özel radyoların yeni yeni yayın hayatına başladığı bu dönemde çalışmak, iletişim dünyasını içeriden tanımam için önemli bir fırsattı. Bu süreçte, üniversiteye başlamadan önce Yordam Ajans ile tanıştım. Yapı Kredi, Ericsson ve KVK gibi güçlü markalara hizmet veren bu ajansla, üniversite yıllarım başında part-time olarak çalışmaya devam ettim. Bu deneyim, iletişim alanında kariyer yapma kararımı netleştirdi ve bunu kendi şirketimi kurarak gerçekleştirmek istediğimi fark ettim. Dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmem, çalıştığım kurumlar tarafından da fark ediliyordu.

1995 yılında Gorbaçov Türkiye’ye ODTÜ’ye geldiğinde onu ve eşini karşıladım. 2010 yılında ise Bill Clinton BİLGİ Üniversitesi’ne geldiğinde, mezunlar adına kendisine soru sorma fırsatıyla kendisiyle tanıştım. 2011 yılında Tony Blair, Bilgi Üniversitesi’nde konuşmacı olarak davet edildiğinde, üniversitenin iletişim süreçlerine destek veriyordum. Bu kapsamda gerçekleşen etkinlik sırasında kendisini yakından izleme fırsatı buldum. Dünya liderleri ve lider iletişimi, siyaset bilimi eğitimim nedeniyle daima ilgimi çekti. Bilgi Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi lisans eğitimimi sürdürürken, Betül Mardin ve Haluk Şahin gibi isimlerden medya ve iletişim dersleri aldım. Ardından yine Bilgi Üniversitesi’nde İngilizce İşletme (MBA) yüksek lisansımı tamamladım. Bu süreçte kendi şirketimi kurmuştum. İkinci yüksek lisansımı Beykoz Üniversitesi’nde Göstergebilim ve İletişim Tasarımı alanında tamamladım. Hâlen Hukuk Fakültesi’nde ikinci lisans eğitimime devam ediyorum.

Eğitim hayatım boyunca teoriyi pratiğe dönüştürmek, benim için her zaman en önemli motivasyon oldu. Kendi zamanımı yönetebilmek ve özgür olmak girişimci olmamda belirleyici faktörlerdi. Kendi işinizi yönettiğinizde esnekliğiniz artıyor; ancak sorumluluğunuz da aynı ölçüde büyüyor. Buna rağmen, kendi işimde kendimi özgür hissediyorum. Sanırım temel motivasyonum da buydu.

Farklı alanlarda edindiğiniz deneyimler ajansınızı nasıl şekillendirdi?

Çalışma hayatım boyunca hem eğitimimi sürdürdüm hem de profesyonel olarak aktif oldum. Kamera önünde ve arkasında çalıştım, televizyon programları sundum, reklam filmlerinde rol aldım. Satış kanallarında pazarlama yöneticiliği yaptım. Kurumsal iletişim departmanlarında görev aldım. Farklı sektörlerde hayata geçirilen çok sayıda projede, özellikle yönetim kurulu başkanları ve CEO’larla doğrudan çalışmak, bana çok boyutlu bir perspektif ve kendine özgü bir iletişim üslubu kazandırdı. İklimlendirme ve enerji sistemleri üreten bir şirkette kurumsal iletişim görevimi tamamladıktan sonra, kendi işime tamamen odaklanma kararı aldım. Her zaman aynı anda birden fazla işi ve konuyu yönetmeyi sevdim. Bu yaklaşım, ajansımızın bugün geldiği çok yönlülük ve üretkenlik noktasında önemli bir rol oynadı.

Ajansınızı rakiplerinden ayıran temel yaklaşım nedir?

Şirketimi kurduğum ilk yıllarda kendime çok net bir soru sordum: “Köklü ve deneyimli ajanslar varken markalar neden bizi tercih etsin?” Bu sorunun cevabını ararken, işletme yüksek lisansım sırasında öğrendiğim Blue Ocean Strategy yaklaşımını uygulamaya karar verdim. Halkla ilişkilerin ne işe yaradığını henüz bilmeyen, ancak bu hizmete gerçekten ihtiyaç duyan kurumlara ulaşmayı hedefledim. Çalışmalarımıza KOBİ’lerle başladık. Ülkemizin bir KOBİ cenneti olduğunu düşünürsek, bu alandaki ihtiyacın ne kadar büyük olduğunu kısa sürede gördük. Birlikte yola çıktığımız markalardan biri, bugün sektöründe kural koyan markalar arasında yer alıyor. Bu başarının temelinde elbette kendi emekleri var; ancak doğru iletişimin katkısı da yadsınamaz. Zaman içinde, bu markanın bünyesinde satışa sunulan global markaların yönetimleri bizi fark etti ve doğrudan bizimle çalışmaya başladı. Hiçbir kurumsal ya da finansal destek almadan, tamamen bilgi, deneyim, sahadaki uygulamalar ve tabii markalarımızla büyüdük.’’

Yapay zekâ ve otomasyonun PR sektöründeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yapay zekâyla şu an için mesafeli ama bilinçli bir yakınlığımız var. Operasyonel süreçlerde, veri analizi, medya takibi, raporlama ve kriz senaryosu simülasyonlarında önemli katkılar sağlıyor. Ancak iletişim, yalnızca veriye dayalı bir süreç değildir. Duygusal zekâ, empati ve deneyim olmadan güven inşa edilemez. Yapay zekâyı fotoğraf makinesinin çektiği kareye, insan zekâsını ise gözle görülen ve asla bir kareye sığmayan gün batımına benzetiyorum. PR, insana dokunan bir alan. Bu nedenle yapay zekâ bizim için bir araç; merkezde ise her zaman insan var.

Gelecek dönemde veriler PR stratejilerini nasıl şekillendirecek?

Veriler, artık yalnızca ölçümleme aracı değil; stratejinin omurgası haline geliyor. Hedef kitle davranışları, ilgi alanları ve duygu analizleri sayesinde daha kişisel, bağlama uygun ve etkili iletişim kurulabiliyor. Gerçek zamanlı veri analizi, kampanyaların anlık olarak optimize edilmesini sağlıyor. Ancak bu verilerin mutlaka insan aklı ve sezgisiyle süzülmesi gerekiyor. Veriyi doğru okumak, doğru soruları sormak ve anlamlandırmak iletişimcinin en temel sorumluluğu.

Kriz anlarında marka itibarı nasıl korunmalı?

Gerçek bir kriz anında şeffaf, dürüst ve samimi iletişim esastır. Hata varsa kabul edilmeli, özür dilenmeli ve hızlıca aksiyon alınmalıdır. Ancak asıl önemli olan, kriz ortaya çıkmadan önce riskleri öngörmektir. CitiPR olarak “çelik kalkan” yaklaşımımız, markaları krizden önce korumaya odaklanır. Krizi yönetmek değil, krizi önlemek çağdaş iletişimin temelidir.

Geleceğin iletişim dünyasını nasıl tanımlarsınız?

İletişimin geleceği; şeffaflık, hız, kişiselleştirme ve etik değerler üzerine kuruluyor. Kısa ve dikey video içerikler, veri odaklı stratejiler, dijital kimlikler ve sürdürülebilirlik iletişimi ön plana çıkıyor. PR artık yalnızca iletişim değil; kurumların etik pusulası ve stratejik rehberi konumunda. Bugünün dünyasında en güçlü hikâye, kurgulanmış söylemler değil; samimi gerçeğin kendisidir. Güven, ancak tutarlılıkla ve eylemle inşa edilir. PR’ın gerçek gücü de tam olarak burada ortaya çıkar.

BENZER MAKALELER

SON MAKALELER

Loading...