Anasayfa Ördek Gibi Yürüyor, Vaklıyor Ördek Değil
2 hafta önce

Ördek Gibi Yürüyor, Vaklıyor Ördek Değil

Başkan Powell yaşanan repo krizinin ardından Fed’in yeniden varlık alımlarına (QE) başlayacağını açıkladı ve ısrarla bunun daha önceki varlık alımları ile benzer bir statüde olmadığını vurguladı. “QE olmayan QE” konusuna biraz daha girmek istiyorum. Daha önceki makalelerimde değinmiş olmama rağmen kısa bir özetin faydalı olacağını düşünüyorum.  “İkinci nokta ise bilanço para politikası arasındaki ilişki. Bankacılık sisteminin kitaplarda veya çoğu yorumda okuduğumuzu gibi kredi yaratmak için mevduata ihtiyacı olmadığını (ilişkinin aslında tam aksi olduğunu) detaylı olarak tartışmıştık. Yani Para Çarpanı gibi teoriler çoktan kadük durumda.  Bu konuda rezervlerin rolü mevduattan çok daha önemli. Ve aynı zamanda sistemin kapalı olduğunu dolayısı ile çok özel bazı gelişmeler dışında (örneğin kağıt paraya talebin artması, MB’nin varlıklarını küçültme kararı, hükümetin MB mevduatını artırması ) rezervlerin azalması mümkün değil. Bir banka tuttuğu rezervi azaltabilir ancak sistemin genelinde bir daralma sadece önceki cümlede belirttiğim koşullarla gerçekleşebilir. Rezerv miktarının çok yüksek olması kredi talebinin patlaması gibi bir durumda bankacılık sistemin hiç zorlanmadan kredi verebilmesi anlamına geliyor. Fakat bu noktada da sermaye oranları vs gibi düzenlemeler aracılığı ile sistemi kontrol altına almak çok zor değil.”  Bahsettiğim özel dinamiklerin üçü de bugün mevcut(tu çünkü Fed bilançoyu küçültmeyi bıraktı). Fed bu kez bilançonun aktiflerini büyütme veya piyasada oranları düşürme hedefi ile varlık alımları yapmayacak. Yükümlülüklerinde yaşanan değişikliklerin rezervler üzerinde etkisini nötralize etmek için varlık alımı yapacak.

Peki rezervler neden bu kadar önemli hale geldi? Bankalar günün sonunda işlemlerinin takası için likiditeye ihtiyaç duyuyor. Bu cümledeki “günün sonu” vurgusu önemli zira devamlı likidite tutmak yerine günün sonunda bulunan likidite sorunlarını çözüyor. Bu likiditeyi de bankalar arası piyasadan veya Fed sayesinde bulmak mümkün. Ancak daha önce de yazdığım gibi 2008 krizi sonrası özellikle Fed Fund piyasası çok illikit bir hale dönüştü zira sistemde trilyonlarca dolarlık rezerv zaten yüklenmişti ve gerektiğinde bankalar tarafından alınıp satılıyordu. Ancak 2 dinamik bu işleyişin bozulmasına neden oldu. Biri FED’in bilançosunu küçültmesi, doğrudan rezerv miktarının azalmasına neden oldu, diğeri ise regülasyonlar (Basel), rezervlerin nasıl kullanıldığını etkiledi. Bankalara 2 temel likidite şartı getirildi. İlki liquidity coverage ratio , bu oran kısa vadeli yükümlülüklerin yerine getirilmesi için tutmanız gereken yüksek kalitede likit varlıkların miktarını belirliyor. Yüksek kalitede likit varlıkların başında da a- ABD tahvilleri b-rezervler geliyor.  İkincisi ise “resolution liquidity adequacy and positioning” ki bu özellikle global sistemik öneme sahip bankalar açısından kritik bir değişiklik oldu. Buna göre söz konusu bankalar (kabaca) piyasaya başvurmaksızın 30 günlük likiditeye sahip olmalı. Böylece bir kriz anından merkez bankaları dahil herkes daha soğuk kanlı hareket edebilecek.

Ancak tahmin edebileceğiniz gibi bu önlem girişte bahsettiğim “kapanış anında bulunması gereken likidite” uygulamasından farklı olarak günün her anında tutulması gereken bir likidite tipi. Dolayısı ile bankalar ellerindeki likiditeyi çevirmek yerine ellerinde tutmayı tercih etmeye başladı. Normalde repo piyasasını “ fonlayan” bankalardan JPM’in piyasanın dışında olmasının önemli bir nedeni bu. ABD hazinesi borçlanarak likit varlık miktarını artırıyor olmasına rağmen bir dönem UST stoklarında da sorun yaşadık ancak ana fiyatlamalara yansımadığından çoğunluk haberdar değildi.

Fed daha önce uzun vadeli tahvilleri alarak 1- getirileri düşürmeyi 2- kişi ve kurumların portföy yapılarını değiştirmeye çalışıyordu ve bu açıdan da başarılı oldu. Ancak kısa vadeli bono alımları böyle bir etki yaratmayacağından gerçek bir QE ile karşı karşıya değiliz. Kritik bir nokta piyasanın neden elindeki bonoları Fed’e satmak isteyeceği olabilir.

İlginizi Çekebilir

BES’te Yükseliş Sürüyor

BES’in katılımcı sayısı 11 Ekim itibariyle  6,8 milyona ulaşırken toplam fon büyüklüğü 108…