Türkiye ve özellikle İstanbul bugün Four Seasons portföyünde stratejik açıdan çok önemli bir konuma sahip. Şehir hem lüks tatil hem de iş seyahati yapan misafirler için güçlü bir çekim merkezi olmaya devam ediyor ve bu da pazarı oldukça dinamik kılıyor. Modern lüksün merkezinde hâlâ insan olduğunu belirten Four Seasons Hotels Istanbul Genel Müdürü Thomas Krooswijk, “Sektör ne kadar gelişirse gelişsin, gerçek lüksün özü samimi insan ilişkilerinde yatıyor. Bugünün misafirleri daha kişisel, doğal ve içten bir hizmet bekliyor. Aynı zamanda destinasyonla bağ kurabilecekleri, yerel kültürü, lezzetleri ve deneyimleri hissedebilecekleri özgün anlar arıyorlar. Kişiselleştirme, yaratıcılık ve bulunduğu yere ait güçlü bir atmosfer artık modern lüksün temel unsurları arasında” diyor.
Türkiye’de yeni görevinize başladınız. Kısaca kariyer yolculuğunuzu ve sizi bu noktaya getiren temel durakları nasıl özetlersiniz?
Kariyer yolculuğum, çocukluk yıllarımdan itibaren içinde büyüdüğüm otelcilik dünyasına duyduğum tutkuyla şekillendi. İkinci kuşak bir otelci olarak, misafirperverliğin insanların hayatındaki yerini ve hizmet kültürünün önemini çok erken yaşlarda deneyimleme fırsatı buldum.
Yıllar içinde Afrika, Orta Doğu, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşama ve çalışma şansı yakaladım. Bu deneyimler bakış açımı genişletti, farklı kültürleri daha iyi anlamamı sağladı ve empatiye, uyum yeteneğine ve meraka dayanan bir liderlik yaklaşımı geliştirmeme yardımcı oldu. İstanbul ise bugün gururla “evim” dediğim 25. şehir.
Kariyerime yiyecek-içecek alanında başladım ve burada güçlü bir operasyonel temel edindim. Zamanla otel operasyonlarını, misafir deneyimini ve ekip gelişimini yönettiğim üst düzey pozisyonlara geçtim. Genel Müdürlük görevine gelmek ise, otelin tüm performans unsurlarını bir araya getirirken aynı zamanda güçlü bir hizmet ve ekip kültürü oluşturabilme fırsatı sunduğu için kariyerimde önemli bir dönüm noktası oldu.
Türkiye’de bu yeni göreve başlamak benim için heyecan verici bir yeni bölüm. Farklı kıtalarda edindiğim deneyimlerle şekillenen global bir otelci bakış açısını ve mükemmelliğe olan tutkumu İstanbul’un dinamik konaklama dünyasına taşımaktan büyük mutluluk duyuyorum.
Four Seasons kariyeriniz 2001 yılında New York’taki The Pierre ile başladı. Bugün İstanbul’da iki simge otelin Genel Müdürü olarak bu görevi nasıl tanımlıyorsunuz?
İstanbul çok katmanlı ve güçlü karaktere sahip bir şehir ve her iki otelimiz de şehrin farklı bir yüzünü yansıtıyor. Genel Müdür olarak rolümü, her iki otelin kendine özgü kimliğini korumak ve yükseltmek, aynı zamanda onları tek bir Four Seasons ailesi olarak kusursuz şekilde işletmek olarak görüyorum.
Bunun yanında ekiplerimizi desteklemek, yeteneklerini geliştirmek ve herkesin en iyisini ortaya koyabileceği bir çalışma ortamı yaratmak da önceliklerim arasında. Her iki otel de İstanbul’un farklı miraslarını temsil ediyor ve bizim sorumluluğumuz bu karakterleri korurken Four Seasons’tan beklenen hizmet mükemmeliyetini her zaman sürdürebilmek.
Misafir deneyiminin merkezinde ise samimi ve doğal hizmet anlayışı yer alıyor. Amaç, ezberlenmiş hizmet kalıpları değil; ekiplerimizin misafirlerle içten bağ kurabildiği, küçük ama unutulmaz anlar yaratabildiği bir kültür oluşturmak.
Afrika, Orta Doğu, Kuzey Amerika ve Avrupa’da edindiğiniz deneyimler liderlik anlayışınızı ve misafirperverlik yaklaşımınızı nasıl şekillendirdi?
Farklı kıtalarda çalışmak liderlik anlayışımı hem profesyonel hem de kişisel olarak derinden etkiledi. Misafirperverlik evrensel olsa da insanların kendilerini hoş karşılanmış hissetme biçimleri kültürden kültüre değişiyor. Bu farklılıkları anlamak ve saygı göstermek bugün liderlik yaklaşımımın temelini oluşturuyor.
Afrika bana topluluk ruhunun ve içten sıcaklığın gücünü öğretti. Orta Doğu’da geleneklerin ve misafir ağırlama sanatının ne kadar önemli olduğunu gördüm. Kuzey Amerika’da operasyonel disiplin, inovasyon ve tutarlılığın değerini öğrendim. Avrupa ise detaylara verilen önemin ve misafirperverliğin kültürel mirasla nasıl iç içe geçtiğinin en güzel örneklerini sundu.
Tüm bu deneyimlerin ortak noktası ise şu: Otelcilikte her şey insanla başlıyor. Ekiplerimiz değerli hissettiklerinde, ortaya koydukları hizmet de doğal olarak samimi ve unutulmaz oluyor.
2026 yılının başında, geriye dönüp baktığınızda 2025 yılını küresel turizm sektörü ve lüks konaklama segmenti açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
2025 yılı lüks seyahat sektörü açısından oldukça güçlü ve hareketli bir yıl oldu. İnsanlar yeniden dünyayı keşfetmek, farklı kültürlerle bağ kurmak ve anlamlı deneyimler yaşamak için seyahat etmeye büyük ilgi gösterdi.
Misafirlerin tercihlerinde ise daha kişisel ve bulunduğu destinasyonla güçlü bağ kuran oteller öne çıktı. İstanbul’daki her iki otelimiz de tam olarak bunu sunuyor: misafirlere bulunduğu yerle bütünleşmiş, samimi ve anlamlı bir deneyim yaşatıyor.
Four Seasons’ın küresel portföyü içinde Türkiye pazarı, özellikle İstanbul, bugün nasıl bir stratejik konumda yer alıyor?
Türkiye ve özellikle İstanbul bugün Four Seasons portföyünde stratejik açıdan çok önemli bir konuma sahip. Şehir hem lüks tatil hem de iş seyahati yapan misafirler için güçlü bir çekim merkezi olmaya devam ediyor ve bu da pazarı oldukça dinamik kılıyor.
İstanbul’un kültürel zenginliği ve dünyayla olan güçlü bağlantıları, otellerimizi marka için önemli temsil noktalarından biri haline getiriyor. Bunun yanı sıra Bodrum ve Kapadokya gibi destinasyonlar da lüks seyahat pazarında giderek daha fazla önem kazanıyor ve İstanbul ile birlikte Türkiye’yi çok yönlü bir seyahat deneyimi sunan bir ülke haline getiriyor.
Four Seasons Hotel Bosphorus ve Four Seasons Hotel Sultanahmet gibi iki güçlü kimliği aynı anda yönetmek nasıl bir sorumluluk? Bu dengeyi yönetirken öncelikleriniz neler?
Bu iki güçlü kimliği aynı anda yönetmek büyük bir ayrıcalık olduğu kadar önemli bir sorumluluk. Boğaz’daki otelimiz zarif sahil atmosferini yansıtırken, Sultanahmet’teki otelimiz tarihi yarımadanın ruhunu taşıyor.
Önceliğim her iki otelin kendine özgü karakterini korurken, misafirlerimize aynı Four Seasons sıcaklığını ve hizmet kalitesini sunabilmek. Bunun için ekiplerin kendi otellerinin ruhunu özgürce yansıtmasını desteklemek ve misafir deneyimini her zaman üst seviyede tutmak büyük önem taşıyor.
Günümüzde lüks kavramı hızla dönüşüyor. Size göre modern lüks misafirperverliğin temel unsurları nelerdir?
Modern lüksün merkezinde hâlâ insan var. Sektör ne kadar gelişirse gelişsin, gerçek lüksün özü samimi insan ilişkilerinde yatıyor.
Bugünün misafirleri daha kişisel, doğal ve içten bir hizmet bekliyor. Aynı zamanda destinasyonla bağ kurabilecekleri, yerel kültürü, lezzetleri ve deneyimleri hissedebilecekleri özgün anlar arıyorlar. Kişiselleştirme, yaratıcılık ve bulunduğu yere ait güçlü bir atmosfer artık modern lüksün temel unsurları arasında.
Sizin liderliğiniz döneminde Four Seasons Hotels Istanbul’da hangi yenilikleri ve farklılaşmaları görmeyi beklemeliyiz?
Liderliğim döneminde önceliğimiz, kişiselleştirilmiş hizmeti daha da güçlendiren yenilikler sunarken, Four Seasons’ın samimi hizmet anlayışını merkeze almaya devam etmek olacak.
İstanbul’un kültürünü daha yakından hissettiren yerel deneyimler geliştirecek, wellness ve gastronomi alanındaki tekliflerimizi daha da zenginleştireceğiz. Ayrıca Four Seasons Hotel Bosphorus’ta devam eden yenileme çalışmaları da otelin şehirdeki konumunu daha da güçlendirecek önemli bir adım olacak.
Amacımız her iki otelin karakterini daha da güçlendirirken, misafirlerimize her zaman sıcak ve içten bir hizmet sunmaya devam etmek.
Küresel seyahat eden misafirler için İstanbul’da “unutulmaz bir deneyim” yaratmanın en kritik unsuru sizce nedir?
İstanbul’un büyüsü, Roma, Bizans ve Osmanlı mirasından canlı mahalle kültürüne, dünya çapındaki mutfağından günlük yaşamın enerjisine kadar uzanan eşsiz çeşitliliğinde yatıyor.
Unutulmaz bir deneyim yaratmanın en önemli unsuru ise misafirlerin şehirle gerçek bir bağ kurmasını sağlamak. Bu bağ çoğu zaman ekiplerimiz aracılığıyla kuruluyor; misafirler şehri, kültürü ve insanları onların rehberliğinde keşfediyor.
Bir Genel Müdür olarak sizce misafir deneyimini ve uzun vadeli başarıyı asıl belirleyen unsur nedir?
Benim için hem misafir deneyimini hem de uzun vadeli başarıyı belirleyen en önemli unsur yine insan. Ekiplerimizin misafirlerle kurduğu bağ her şeyin merkezinde yer alıyor.
Ekipler kendilerini değerli, güvenilir ve yetkilendirilmiş hissettiklerinde ortaya çıkan hizmet doğal, içten ve unutulmaz oluyor. Misafirlerin geri dönmesini sağlayan şey ise çoğu zaman küçük ama anlamlı anlar ve kendilerini gerçekten özel hissetmeleri …
