Michelin Rehberi’nin 2026 seçkisinde, 34’ü yeni olmak üzere toplam 151 restoran yerini aldı. Görünen tabaktaki ustalıktı. Peki, o plaket havaya kaldırıldığında, arkadaki görünmez yükü kim taşıyor?
Metro Türkiye, Michelin Rehberi’nin 2026 Seçkisine giren restoranları plaketleriyle buluşturduğu etkinlik için Telezzüz’deyim.
Restoranın geometrik desenli, siyah beyaz karolarla döşeli zeminine bastığımda, içerideki atmosfer, adeta köklü bir ailenin yıllık buluşmasını andırıyordu. Yüksek pencerelerden süzülen gün ışığı, duvarlarda asılı duran vintage afişlerin ve şeflerin ellerinde sıkıca tuttukları kırmızı Michelin plaketlerinin üzerine düşüyordu.
Şeflerin yüzlerinde, mutfaktaki o yoğun temponun getirdiği yorgunlukla karışık, uluslararası bir ligde oynamanın haklı mutluluğu okunuyordu.
Michelin’in kırmızı fonunun önünde omuz omuza hatıra fotoğrafı çeken bu kalabalık, Türk mutfağının rüştünü ispatladığı o anı ölümsüzleştirmek için oradaydı.
Salondaki bu enerji, Metro Türkiye CEO’su David Antunes’in “Metro Türkiye olarak mutfağın yalnızca tabaktan ibaret olmadığına inanıyoruz,” sözlerini aklıma getiriyor.
Cümle bilindik gelse de, şirketin yıllardır ilmek ilmek dokuduğu stratejinin bir özeti gibi.
Peki, bir perakende devi neden sadece ürün satmak yerine, şeflerin bu zorlu yolculuğuna eşlik etmeyi seçer?

Plaketin ağırlığı ve şefin yalnızlığı
Bir şefin mutfağı, dışarıdan ışıltılı görünse de içeride çoğu zaman yalnız ve stresli bir karargâhtır.
En ufak bir tedarik hatası, o geceki tüm operasyonu ve itibarı zedeleyebilir.
David Antunes, şeflerin üzerindeki bu baskıyı ve ürünün önemini en iyi bilenlerden.
“Mutfak; arkasındaki ürünle, reçetelerle, emekle ve servise yansıyan tutkuyla ortaya çıkar.”
Yaklaşımı, Metro Türkiye’nin kendisini sadece ürün sağlayıcı olarak görmediğini, şefin o en stresli anında yaslanabileceği güvenli liman olarak konumlandırdığını gösteriyor.
Kaliteli ürüne erişim, Michelin yıldızına giden yolda şefin elindeki en büyük kozdur ve bu kozun sürekliliği hayli önemlidir.
“İlk günden bu yana hedefimiz, şeflerin yanında durmak,” derken şeflerin omuzundaki yükü hafifletiryor.
David Antunes, üstlendikleri misyonu önemsediklerinin altını çiziyor.
“Türk mutfağının güçlenmesine ve dünyada daha görünür olmasına katkı sağlayan uzun vadeli bir çözüm ortağı olmak istiyoruz.”

Tarladan yıldıza giden yol
Metro Türkiye, 1990 yılından bu yana Türk gastronomisinin görünmez diplomatı gibi hareket ediyor. David Antunes, bu uzun soluklu ilişkiye atıf yapıyor.
“36 yıldır bizi Türkiye’ye bağlayan da bu inanç.”
İşaret edilen inanç, ticari ortaklığın ötesinde, tarladaki üreticiden restoranın servisine kadar uzanan bir ekosistemi kapsıyor.
Yerel ürünlerin korunması ve bu ürünlerin Michelin standartlarında tabaklara girmesi, bir ülkenin yumuşak gücünün inşası anlamına geliyor.
“Bu ülke; olağanüstü yerel ürünlere, köklü bir mutfak kültürüne ve yemeğe gerçekten değer veren insanlara sahip.”
Potansiyelin işlenmesi, restoranların cirosunu olduğu kadar, turizm gelirini de doğrudan etkiliyor.
“Michelin Rehberi ile olan partnerliğimizi, işimizin bir parçası olarak görmemizin nedeni de bu,” diyor.
İstanbul’un sınırlarını aşan lezzet haritası
Michelin Rehberi’nin Türkiye macerası, Metro Türkiye’nin de desteğiyle İstanbul’un sınırlarından çıkıp Anadolu’nun derinliklerine doğru yayılıyor.
“Her geçen yıl yeni eklenen destinasyonlarla Michelin Rehberi’nin Türkiye’deki ağını genişletmesi çok önemli bir gelişme.”
34’ü yeni olmak üzere toplam 151 restorana ulaşan liste; İstanbul, İzmir, Bodrum ve şimdi de Kapadokya ile genişleyerek lezzet haritasını büyütüyor.
Genişleme, yerel ve coğrafi işaretli ürünlerin de birer turizm elçisine dönüşmesini sağlıyor ve sayı istatistiki veri olmaktan çıkıp ekonomik bir göstergeye dönüşüyor.
David Antunes, önümüzdeki dönemi işaret ediyor.
“Önümüzdeki yıldan itibaren tüm Türkiye’yi kapsayacak olması çok önemli.”
Kapsayıcılık, yerel üreticinin ürününü iç pazara olduğu kadar, dünya vitrinine taşıması için de fırsat sağlıyor.
“Biz Türk mutfağının bu yolculuğunu şeflerimiz ve restoranlarımızla omuz omuza desteklemeye devam edeceğiz.”
Plaketlerin verilişini, çekilen aile fotoğrafını izliyorum.
Genç şeflerle sohbet ediyorum. Onların heyecanlarına tanıklık ediyorum.
Sonra Telezzüz’ün siyah beyaz zemininden çıkıp İstanbul’un ayazına doğru yürüyorum.
