34 ayrı branşta 300’den fazlası hekim olmak üzere 2.500’ü aşkın sağlık çalışanı ve güçlü teknolojik donanımıyla Bazekol Sağlık Grubu, hastane ve tıp merkezlerinde 20 yılı aşkın süredir ileri sağlık hizmetleri sunuyor. Grubun kurucularından olan Figen Baz, aynı zamanda Türkiye çapında 130 işitme merkeziyle hizmet veren Duymer İşitme Cihazları’nın da kurucusu. Figen Baz, sağlık alanındaki ihtiyaçlara, girişimcilik ruhuyla nasıl çözüm ürettiğine dair önemli ipuçları veriyor.
Kariyer hikayenizden bahseder misiniz?
Hayatımdaki dönüm noktalarını geriye dönüp düşündüğümde, bunların büyük iddialı anlardan çok; yaşadıkça insanı sessizce dönüştüren dönemler olduğunu görüyorum. Benim için ilk dönüm noktası, eşim Dr. Mehmet Baz’ın mecburi hizmeti nedeniyle gittiğimiz Artvin Yusufeli’nin Narlık Köyü’nde oldu. Altyapı imkânları çok sınırlı olan Narlık’ta o dönemde elektrik dahi yoktu. Gaz lambasıyla aydınlanıyorduk. Orada ilk oğlum Sami Baz dünyaya geldi. Ben o dönemi bugün hâlâ çok güzel hatırlarım. Çünkü öğrenmenin, araştırmanın, üretmenin bir bireyi nerelere taşıyabileceğinin ilk adımlarını orada keşfettim. Aynı zamanda şunu da fark ettim: İlerleyebilmek için yalnızca iyi niyet yetmiyor; bilgiye, donanıma ve kendi ayakları üzerinde durabilecek bir güce sahip olmak gerekiyor. Kendi kariyer yolumu çizme fikri ilk kez orada zihnimde netleşti. İkinci dönüm noktası ise sağlık olgusunun toplumsal hayatın merkezindeki gerçek yerini fark etmem oldu. Eşimin ilk muayenehanesini açtığımız dönemde ikinci oğlum Salih Baz dünyaya geldi. Eşim hekimliğini icra ederken, muayenehanenin hasta ilişkilerinden dekorasyonuna kadar tüm işleri benim yönetimimdeydi. Sağlıkçı bir aileden geliyorum; toplum sağlığına dair yapılabilecek çok şey olduğunu, ama sahada ciddi eksikler bulunduğunu bizzat yaşayarak gördüm. İzmir’e taşındığımızda, bugün Bazekol Sağlık Grubu’nun temellerini oluşturan, teknoloji ve imkânlar açısından gelişmiş bir klinik açtık. İşitme sağlığı alanında büyük bir ihtiyaç olduğunu fark ettim. Babamın da işitme problemi vardı; o günün imkânları, teknolojisi bugünkü gibi değildi. Kliniğe tanıtım için getirilen işitme cihazlarını yakından inceledim, derinlemesine araştırdım, öğrendim. Sonrasında da mütevazı bir bütçeyle ilk girişimimi yaptım. Bugün Duymer’e dönüşen yapıyı adım adım inşa etmeye başladım. Kısacası, sağlık alanındaki somut bir ihtiyacı görüp, girişimcilik ruhuyla buna çözüm üretmeye karar verdim. Üçüncü ve belki de en önemli dönüm noktası ise anne olmak. Çocuklarım için daha iyi bir gelecek ancak çalışarak, üreterek ve değerlerimden vazgeçmeden kendi yolumu çizerek mümkün olabilirdi. Bu farkındalık, beni hem daha cesur hem de daha sorumlu bir insan yaptı. Eğitimleri, donanımları, kazandıkları deneyim ile büyük oğlum Sami ve torunum Mehmet, küçük oğlum Salih, gelinim Öykü, torunlarım Figen Arya ve Ayşe Lina ile sadece bir anne olarak değil, hayatın tüm zorluklarıyla beraberce mücadele ettiğim yol arkadaşlarım olarak da gurur duyuyorum.
Sizce güçlü bir lider olmak mı daha zor, yoksa kendiniz kalabilmek mi?
Güçlü bir lider olmanın öğrenilebilir, geliştirilebilir bir tarafı var. Zamanla deneyimle, sorumluluk alarak, hata yaparak ve dinlemeyi öğrenerek inşa ediliyor. Ama kendin olarak kalabilmek, bence çok daha zor ve çok daha emek isteyen bir süreç. Çünkü bu, yalnızca dış koşullarla değil, insanın kendi iç sesiyle kurduğu ilişkiyle ilgili. Benim hiç değiştirmediğim şey, başta sahip olduğum değerler ama değerlerimle birlikte topluma, aileme ve çevreme karşı hissettiğim sorumluluk duygusu oldu. Yaptığım işin ya da elde ettiğim başarının ötesinde, insanlara ve hayata karşı nasıl bir duruş sergilediğim hep önceliğimdi. Özellikle sağlık gibi hayati bir alanda çalışırken, bu sorumluluk duygusu insanın pusulası oluyor; yönünüzü kaybetmenizi engelliyor. Güçlü bir lider olmak önemli, ama kendiniz kalabildiğiniz sürece anlamlı. Ünvanlar değişiyor, koşullar dönüşüyor; fakat insanın kendi değerleriyle, hayatla ve sevdikleriyle kurduğu ilişkiler kalıcı. Benim yolculuğumda asıl mesele, bu dengeyi koruyabilmek oldu.
Genç girişimcilere tavsiyeniz neler olur?
Öncelikle şunu söylemek isterim, başarı hikâyeleri çoğu zaman sonuçlara odaklanır ama o sonuçlara giden yol; tereddütleri, korkuları ve yalnızlık anlarını pek görünür kılmaz. Bu yüzden yola çıkarken herkesin kendi iç yolculuğunu da hesaba katması gerekir. Özellikle genç kadınlara, inandıkları yolda korkmamalarını tavsiye ederim. Korku, çoğu zaman yanlış yolda olduğunun değil; önemli bir adımın eşiğinde olduğunun işaretidir. Özgüveni korumak çok kıymetli. Girişimci olmak isteyen gençler içinse en temel tavsiyem, alanlarını doğru belirlemeleri olur. Her şeyle ilgilenmek yerine, gerçekten neye merak duyduklarını ve hangi alanda değer üretebileceklerini netleştirmeleri çok önemli. Merakınız yoksa sürdürülebilirlik de olmuyor. İlgi duyduğunuz alanı seçtikten sonra ise emek vermekten, çaba harcamaktan ve yol boyunca yılmamaktan başka bir seçenek yok. Sonuçlar hemen gelmeyebilir; ama istikrarlı bir çaba mutlaka karşılığını buluyor. Son olarak şunu eklemek isterim: Kim olduğunuzdan, inandıklarınızdan ve değerlerinizden vazgeçmeden ilerlemek mümkün. Yol herkese göre farklı; karşılaştırmalar çoğu zaman yanıltıcı. Kendi hızınızda, kendi pusulanızla yürümeyi öğrenirseniz, başarı zaten bir sonuç olarak geliyor. Benim yolculuğumda en büyük kazanım da bu oldu. Hayatıma giren tüm sevdiklerim iyi ki varlar. Hayat sana teşekkür ediyorum.
