Kapasiteyi 15 Bin Megavata Taşıyan TÜREB, Rüzgarı Merkeze Yaklaştırıyor

By Fortune Türkiye

Geçtiğimiz yıl rüzgar enerjisi kurulu gücü yüzde 15 büyüme gerçekleştirdi. Toplam kapasite 15 bin megavatı aştı ve elektrin yüzde 12’si rüzgardan elde ediliyor. Peki, bu rüzgar bizi küresel krizlerin ötesine taşıyabilecek mi?

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) tarafından düzenlenen 15. Türkiye Rüzgar Enerjisi Kongresi için Ankara’daki otelin yoğun kalabalığına karışıyorum. Salona adım attığımda, önümde uzanan yüzlerce kişilik izleyici topluluğunun üzerinden, sahnedeki mavi ağırlıklı aydınlatmaya ve salonu saran büyük avizeye takılıyor gözüm. Ön sıralara doğru ilerliyorum.

“Rüzgar artık bir alternatif olmaktan çıktı; enerji arz güvenliğinin temel taşıdır,” diyor kürsüde konuşan TÜREB Başkanı Dr. İbrahim Erden.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar

Rüzgarın yönü hızla değişirken, bu güçlü esinti Türkiye’yi nereye taşıyacak?

Rekorlar ve Yeni Yatırımlar

Türkiye’nin rüzgar haritası her geçen gün daha fazla türbinle doluyor ve bu büyüme sektörün ekonomik dinamiklerini yeni baştan çiziyor.

TÜREB’in verilerine göre, 2025 en güçlü performans yılı olarak kayıtlara geçerken toplam kurulu güç mart sonu itibariyle 15.039 megavata ulaştı.

“Geçtiğimiz yıl 12 ayda devreye aldığımız 2.141 megavatlık yeni kurulumla sektörümüzün tüm zamanlardaki yıllık rekorunu kırdık,” diyerek durumu özetliyor İbrahim Erden.

Bununla birlikte, kapasite artışı tek başına yeterli görünmüyor, üretimin sürekliliği için altyapının da eş zamanlı büyümesi gerekiyor.

“Türkiye bugün Avrupa’da en fazla yeni rüzgar yatırımı yapan ikinci ülke konumunda,” diye ekliyor. Pazarın büyüklüğü, uluslararası arenada yatırımcıların ilgisini çeken bir boyuta ulaşmış görünüyor.

Büyüme rakamları umut verici görünse de, tedarik zincirindeki yerel üretim ihtiyacı masadaki en önemli gündem maddelerinden biri olmaya devam ediyor. Kanat ve kule üretiminde yerlilik oranının artırılması, sektörün dışa bağımlılığını azaltmak için büyük önem taşıyor.

“Üç kanat fabrikamız maalesef çeşitli sebeplerle bire düşmüştü ama yaşanan olumlu gelişmelerle üç fabrika da bu yıl itibariyle tekrar üretime geçiyor,” diyor İbrahim Erden.

Bunun yanı sıra, deniz üstü rüzgar projeleri de sektörün ana hedefleri arasına girmiş bulunuyor.

“Offshore, Türkiye için yalnızca bir kapasite meselesi olmanın ötesinde, sanayi ve denizcilik ekosistemini birlikte büyütecek stratejik bir açılımdır,” sözleriyle vurguluyor.

Sektör, sahip olduğu potansiyeli yeni nesil teknolojilerle harmanlamanın yollarını arıyor.

İzin Süreçlerindeki Yeni Dönem

Yatırımcıların uzun süredir yakındığı bürokratik aşamalar, meclisten geçen yeni yasal düzenlemelerle aşılmaya çalışılıyor. Özellikle Süper İzin Kanunu, sektörün uzun zamandır beklediği ivmeyi yakalaması için önemli bir araç olarak değerlendirilmekte.

“Süper İzin Kanunu ile izin süreçlerini 48 aydan 18 aya indirme hedefi resmî bir taahhüt haline geldi,” diye konuşuyor Erden.

Kısalan süreler, rüzgar yatırımlarının daha çabuk sahaya inmesini kolaylaştırıyor.

EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz bu hızı destekliyor.

“Sırtımıza aldığımız rüzgarın gücüyle, daha sürdürülebilir bir gelecek için ilerlemeye devam edeceğiz.”

Şüphesiz yasaların sahada etkin şekilde uygulanması, ilgili kurumlar arasındaki koordinasyonun gücüne bağlı olacak.

Sürecin bir diğer ayağını ise son dönemde sayıları hızla artan depolamalı yenilenebilir enerji tesisleri oluşturuyor.

Rüzgarın doğal yapısından kaynaklanan dalgalanmaları dengelemek için batarya yatırımları sektörün yeni odağına yerleşmiş.

“Depolamalı rüzgar projeleri, yaşanan çeşitli sorunlara rağmen üretim lisanslarını almaya başladı.”

Bu tesislerin mevcut şebekeye entegrasyonu, önümüzdeki yılların en zorlu teknik konularından biri olarak karşımıza çıkacak.

“Şebeke güvenliğine önemli katkı sunacak projelerin artık bu yıl itibarıyla devreye alınmaya başladığını göreceğiz,” diyor.

Rüzgarı yakalamak kadar, elde edilen enerjiyi nerede biriktireceğimiz de sistemin yönünü tayin edecek.

Geleceğin Enerji Diplomasisi

Ankara’daki buluşma, yerel yatırımcıların yanı sıra çok sayıda uluslararası diplomatik misyonu da bir araya getirdi. Salondaki büyükelçi ve uluslararası kuruluş temsilcisi yoğunluğu, rüzgarın teknolojik bir konu olmaktan çıkıp dış politika unsuru olduğunu söylüyor.

“Bir ülkenin enerji bağımsızlığı, ekonomik bağımsızlığının ön koşuludur,” diyor TÜREB Başkanı.

Bölgesel çatışmalar ülkeleri kendi enerji kaynaklarına çok daha sıkı sarılmaya mecbur bırakıyor.

Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA) Genel Direktörü Francesco La Camera konuşmasında tabloyu özetliyor:

“Enerji güvenliği artık yüzünü fosil yakıtlardan çevirip yerli ve yenilenebilir kaynaklara dönmelidir.”

Yenilenebilir enerji, ülkelerin diplomasi masalarındaki en işlevsel aracı haline gelmiş görünüyor.

Türkiye’nin 2035 yılı hedefleri oldukça iddialı rakamlar barındırıyor ve bu planlara ulaşmak için her yıl milyarlarca dolarlık yeni finansmana ihtiyaç duyuluyor. Sektör temsilcileri, bu bütçeyi sağlamak adına özellikle Körfez ülkeleri ve Avrupa’daki fonların dikkatini çekmeye odaklanıyor.

“Önümüzdeki 10 yıl boyunca yıllık ortalama 6 milyar dolarlık finansman kaynağı yaratmayı zorunlu kılıyoruz.”

Yerli sermaye kadar yabancı sermayenin de ilgisini canlı kalması önemli.

“Türkiye, küresel rüzgar haritasında pazar olmaktan çıkıp oyun kurucu olma yolunda kararlı adımlar atıyor,” diyor İbrahim Erden.

Anlaşılan o ki, rüzgarı doğru hesaplarla kendi lehine estirenler, geleceğin ekonomik haritasını da başarıyla çizecek.

BENZER MAKALELER


SON MAKALELER

Loading...