Jeotermalin yalnızca elektrik üretimiyle sınırlı olmayan, tarımdan sanayiye ve termal turizme uzanan bir ekonomik potansiyel taşıdığını belirten JEMYAD ve İndigo Group Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Tosun, Türkiye’nin bu alanda küresel bir yatırım ve teknoloji merkezi olabileceğini vurguluyor. Sektörün büyümesi için ise öngörülebilir izin süreçleri, güvenilir saha verileri, uzun vadeli finansman ve teknoloji geliştirme kapasitesi öne çıkıyor.
Jeotermal enerjiyi yalnızca bir enerji kaynağı değil, Türkiye’nin yeni nesil yatırım ve kalkınma alanlarından biri olarak nasıl konumlandırıyorsunuz? Önümüzdeki 10 yılda bu sektörün Türkiye ekonomisine katkısını nasıl bir noktada görüyorsunuz?
Jeotermale baktığımda, aynı kaynağın bir bölgenin ekonomisinde birden fazla işi destekleyebildiğini görüyorum. Elektrik üretebilir, sera ısıtabilir, sanayiye ısı sağlayabilir, termal turizmi geliştirebilirsiniz. Elbette her sahada bunların hepsi mümkün değil; kaynağın özelliklerine ve çevresindeki ihtiyaca göre doğru modeli kurmak gerekiyor.
Önümüzdeki 10 yılda Türkiye’nin bu bütünlüğü daha iyi değerlendireceğine inanıyorum. Katkıyı elektrik kapasitesinin yanında tarımsal üretim, enerji maliyetleri, turizm geliri ve yerel istihdam üzerinden de ölçmeliyiz. 12. Kalkınma Planı’ndaki jeotermal sera, ısıtma ve yerel ekonomileri destekleme hedefleri de bu yaklaşım için önemli bir zemin. Doğru finansman ve yatırım ortamıyla jeotermal, bölgesel kalkınmada ilk sıraya koyabileceğimiz araçlardan biri olabilir. JEMYAD (Jeotermal Yatırımcıları Derneği) olarak potansiyelin bu şekilde değerlendirilmesini önemsiyoruz.
Türkiye’nin jeotermalde küresel bir yatırım, teknoloji ve uygulama merkezi olabilmesi için hangi stratejik adımlar atılmalıdır?
Kaynak zenginliğimizi, yatırımcının güvenle proje geliştirebildiği bir ortamla tamamlamalıyız. Bunun için ruhsat ve izin süreçlerinin öngörülebilirliği, güvenilir saha verileri ve uzun vadeli finansman önemli. Kaynağı arayan, geliştiren ve risk üstlenen yatırımcının hakları da korunmalı. Özellikle termal turizmde arazi tahsisiyle jeotermal ruhsat arasındaki ilişkinin yatırımın önünü açacak şekilde düzenlenmesine ihtiyaç var.
Teknoloji tarafında üniversite, yatırımcı ve mühendislik şirketleri arasında daha güçlü bir çalışma düzeni kurmalıyız. Yeni yöntemlerin Türkiye’de denenebileceği pilot projeler, nitelikli insan kaynağı ve yerli tedarikçiler bu gelişimi destekler. Uluslararası ortaklıkları da bilgi ve uygulama deneyimi kazandıracak şekilde kurmak gerekir. IGIS’te teknoloji geliştiren şirketlerle Türkiye’deki yatırımcıları buluşturmayı bu nedenle önemsiyoruz. Türkiye, sahası ve işletmecilik birikimiyle yeni çözümlerin geliştirildiği ve uygulandığı bir merkez haline gelebilir.
Enerji dönüşümü, gıda güvenliği, sanayi, istihdam ve sürdürülebilir turizm gibi başlıklar sektörün geleceğini nasıl şekillendiriyor? Türkiye bu küresel dönüşümde nasıl bir rol üstlenebilir?
Bu başlıkların ortak noktası, üretimin ve hizmetlerin daha güvenilir, verimli ve uzun vadeli hale gelmesi. Jeotermal, uygun sahalarda hava koşullarından bağımsız elektrik ve ısı sağlayabiliyor. Seracılıkta yıl boyunca planlı üretimi destekleyebilir; sanayide uygun süreçlerin ısı ihtiyacını karşılayabilir. Termal turizmde ise sezonun uzamasına ve farklı ziyaretçi gruplarına ulaşılmasına katkı verebilir.
Bunların bölge ekonomisinde de karşılığı var. Sera veya turizm tesisi kurulduğunda üreticiden tedarikçiye, teknik personelden hizmet çalışanına kadar farklı iş alanları oluşuyor. Türkiye’nin rolünü de burada görüyorum: Enerji, tarım ve turizmi birlikte planlayan uygulanabilir modeller geliştirebiliriz. Ancak sürdürülebilirlik yatırımın başından itibaren işin içinde olmalı. Rezervuarı, suyu ve çevreyi doğru yönetmezseniz ekonomik değeri de uzun süre koruyamazsınız.
Jeotermal sektörü açısından sermayenin niteliği ve yatırımcı profili de dönüşüyor. Uzun vadeli yatırım gerektiren bu alanda yatırım kararları hangi kriterlere göre şekillendiriliyor? Bir jeotermal projenin finansal açıdan sürdürülebilir ve ölçeklenebilir olması için hangi koşulların sağlanması gerekiyor?
Bir yatırımcı önce kaynağın güvenilirliğine bakar. Sıcaklık, debi, akışkanın özellikleri ve uzun vadeli üretim kapasitesi yeterince doğrulanmış mı? Sonra ruhsat, arazi, izinler ve gelir modeli gelir. Elektriği veya ısıyı kime, hangi koşullarda satacağınız; seranın ya da turizm tesisinin hangi pazara hizmet vereceği baştan belli olmalı.
Sermayeyi de projenin aşamasına göre düşünmek gerekiyor. Arama riski taşıyan bir projeyle işletmeye geçmiş bir tesisin finansman ihtiyacı aynı değil. Erken aşamada öz kaynak ve risk paylaşımı, kaynak doğrulandıktan sonra uzun vadeli proje finansmanı daha fazla önem kazanıyor. Kredi vadesiyle yatırımın geri dönüş süresi uyumlu olmalı; gelir ve borç arasındaki kur riski de yönetilmeli.
Ölçeklenebilirlik açısından iyi çalışan bir pilot proje, ölçülebilir performans ve güçlü bir işletme ekibi önemli. Birden fazla gelir kaynağı avantaj sağlayabilir, fakat her ek faaliyet kendi pazarı ve maliyetiyle değerlendirilmelidir. Finansal sürdürülebilirlik, iyimser varsayımlardan çok gerçekçi verilerle kuruluyor.
IGIS Zirvesi’nin ve Yönetim Kurulu Başkanı olduğunuz JEMYAD’ın (Jeotermal Yatırımcıları Derneği) sektörün geleceği açısından nasıl bir rol üstlenmesini bekliyorsunuz? Zirvede öne çıkmasını beklediğiniz temel başlıklar neler? Sektörde yeni iş birlikleri, yatırım ortaklıkları ve uluslararası sermaye açısından nasıl bir etki yaratılmasını hedefliyorsunuz?
JEMYAD’ın rolünü, sahadaki yatırım deneyimini kamu ve finans kuruluşlarının gündemine taşıyan bir yapı olarak görüyorum. Sektörün ihtiyaçlarını somut biçimde anlatmak, çözüm önerileri geliştirmek ve farklı kullanım alanları arasında iş birliğini güçlendirmek istiyoruz. IGIS de bu çalışmanın uluslararası buluşma noktası.
26–27 Kasım 2026’da Kapadokya’da düzenleyeceğimiz ikinci Uluslararası Jeotermal Yatırım Zirvesi’nde enerji güvenliği, kapalı devre sistemler ve derin sıcak kaya teknolojileri, finansman ve risk paylaşımı, doğrudan kullanım ile nitelikli termal sağlık ve wellness turizmi öne çıkacak. Bu başlıklar birbirine bağlı. Yeni bir teknolojinin yatırımcı açısından değerini konuşurken maliyetini, finansmanını ve kullanım alanını da değerlendirmelisiniz.
Hedefimiz, zirvede başlayan görüşmelerin sonrasında da devam etmesi. Bir yatırımcının doğru teknoloji ortağıyla, bir proje geliştiricinin uygun finans kuruluşuyla tanışması önemli bir başlangıç. Uluslararası sermaye açısından da Türkiye’deki fırsatların, ihtiyaçların ve yatırım koşullarının doğrudan anlaşılmasını istiyoruz. IGIS’in başarısını, kurulan ilişkilerin zamanla somut iş birliklerine dönüşmesiyle değerlendireceğiz.

Termal turizmde rekabet artık yalnızca doğal kaynaklara değil, deneyim kalitesine ve uluslararası marka gücüne de dayanıyor. Türkiye’nin küresel sağlık ve wellness turizminde daha üst bir konuma çıkması için nasıl bir yatırım yaklaşımı benimsemesi gerekiyor? Bu alanda hangi yeni iş modelleri öne çıkabilir?
Türkiye’de termal kaynak zenginliğini daha güçlü bir misafir deneyimine dönüştürebiliriz. Museum Hotel’deki deneyimimizden de biliyoruz: Uluslararası pazarda karşılık bulmak için bulunduğunuz yerin hikayesini, mimarisini, gastronomisini ve hizmet kalitesini birlikte düşünmelisiniz. Termal turizmde buna kaynağın doğru kullanımı ve uzmanlık da ekleniyor.
Öne çıkabileceğini düşündüğüm modeller arasında uzun süreli wellness konaklamaları, yetkili sağlık hizmetleriyle bağlantılı rehabilitasyon programları ve kültür deneyimini termal hizmetlerle birleştiren tesisler var. Sağlık hizmetiyle wellness arasındaki sınırları doğru kurmak, hizmetin niteliğini ve sonuçlarını güvenilir biçimde anlatmak gerekiyor.
Yatırımcı açısından da kaynak geliştirme, tesis sahipliği ve işletmecilik farklı ortaklıklarla ele alınabilir. Güçlü bir uluslararası işletmeciyle çalışmak, yerel kaynağı daha geniş bir pazara ulaştırabilir. IGIS’te uluslararası termal ve wellness deneyimlerine yer vermemizin nedenlerinden biri, yatırımcıların bu seçenekleri doğrudan değerlendirebilmesi.
Türkiye’de geliştirilen başarılı bir jeotermal yatırım modelinin uluslararası pazarlara taşınması mümkün mü? Sizce Türk yatırımcıların bu alanda bölgesel veya küresel ölçekte oyuncu olabilmesi için hangi yetkinlikleri geliştirmesi gerekiyor?
Mümkün olduğuna inanıyorum. Türkiye’de edindiğimiz saha geliştirme, sondaj, mühendislik ve işletmecilik deneyimi başka ülkelerde de değer yaratabilir. Ancak her sahanın jeolojisi, mevzuatı ve pazarı farklı. Burada başarılı olan bir projeyi başka bir ülkeye aynı şekilde taşımak yerine, bilgimizi o ülkenin koşullarına uyarlamalıyız.
Türk yatırımcıların uluslararası ölçekte büyümesi için teknik yetkinliğin yanında proje finansmanı, sözleşme yönetimi ve yerel ortaklık kurma becerisi de gerekiyor. Çevresel ve sosyal standartları karşılamak, verileri bağımsız incelemeye açmak ve performansı düzenli raporlamak uluslararası sermayenin güvenini güçlendirir.
Yurt dışında değer yaratmanın farklı yolları var. Tesis yatırımcısı olabilirsiniz; mühendislik, ekipman veya işletme hizmeti sunabilirsiniz. Entegre sera ve termal turizm modellerindeki deneyim de taşınabilir. Kalıcı büyüme için iyi bir ekibi, uygulanabilir bir iş modelini ve güvenilir ortaklıkları birlikte geliştirmeliyiz.
Teknoloji ve inovasyon, jeotermal yatırımların ekonomik değerini önümüzdeki dönemde nasıl değiştirebilir? Türkiye’nin bu alanda yalnızca kaynak sahibi değil, teknoloji ve iş modeli geliştiren ülkelerden biri olması için hangi adımlar atılmalı?
Teknoloji, jeotermalde hangi kaynaklara ulaşabileceğimizi ve bu kaynakları hangi maliyetle değerlendirebileceğimizi değiştirebilir. Gelişmiş sondaj yöntemleri, kapalı devre sistemler ve derin sıcak kaya çalışmaları yeni imkanlar açıyor. Bunların her biri farklı aşamada ve farklı riskler taşıyor; ticari ölçekte performanslarını görmek önemli.
Mevcut sahalarda da inovasyonun karşılığı var. Rezervuarın daha iyi izlenmesi, ısının daha verimli kullanılması ve işletmenin dijital olarak takip edilmesi yatırımın değerini artırabilir. Uygun sahalarda karbondioksitin değerlendirilmesi veya akışkandan mineral geri kazanımı ek fırsatlar sunabilir; ancak bunların teknik ve ekonomik yeterliliği ayrı ayrı doğrulanmalı.
Türkiye’nin teknoloji geliştiren bir ülke olması için pilot uygulamaları, Ar-Ge’yi ve yerli mühendislik şirketlerini desteklemeliyiz. Üniversitede geliştirilen bilgi sahada denenebilmeli, başarılı çözüm de yatırımcıya ulaşabilmeli. Bir kuyunun ömrünü uzatan veya aynı kaynaktan daha fazla faydalı ısı elde edilmesini sağlayan yenilik de önemli. Türkiye’nin birikimini böyle somut sonuçlara dönüştürebileceğine inanıyorum.
