İş Gücünün Yeni Referans Noktası: Dengeli Bağlılık

By Fortune Türkiye

Pluxee Türkiye CEO’su Eda Uluca Özcan; “Dengeli bağlılık ne koşulsuz adanmışlık ne de mesafeli bir kopuş demek. İşin hayatla uyum içinde ilerlediği, bireyin hem profesyonel hem de kişisel ihtiyaçlarının gözetildiği bir denge” diyor.

İş dünyasında bugün yaşanan dönüşüm teknolojik ilerlemelerin çok ötesine uzanan bir anlam taşıyor. Dijitalleşme, yapay zekâ ve otomasyon iş yapış biçimlerini dönüştürürken aynı anda ilişkiler yeniden şekilleniyor, beklentiler evriliyor ve çalışma kültürünün dinamikleri daha görünür hâle geliyor. Asıl dikkat çekici değişim ise çalışanların işle kurduğu bağda ortaya çıkıyor: işten ne bekledikleri, işe nasıl bağlandıkları ve işin hayatlarının neresinde konumlandığı yeniden tanımlanıyor. Bu nedenle çalışan bağlılığı ve deneyimi, bugün performansın, verimliliğin, yetenek tutundurmanın ve sürdürülebilir büyümenin en stratejik bileşenlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Bağlılığın 8 farklı tonu

İş dünyasında bağlılık, uzun yıllar boyunca tek eksenli bir bakış açısıyla “var” ya da “yok” şeklinde ele alındı. Oysa bugün bağlılık, bireyin yaşam evresine, değerlerine, sosyal ihtiyaçlarına ve iş yaşam dengesi yaklaşımına göre farklılaşan, esnek ve çok boyutlu bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Kimi çalışan kariyer gelişimi üzerinden güçlü bir bağ kurarken kimisi işi yaşamını destekleyen önemli bir denge unsuru olarak konumlandırıyor. Örneğin, yeni bir terfi almış çalışanın işine olan motivasyonu yüksekken ebeveynlik gibi yeni bir yaşam evresi, önceliklerin ve beklentilerin doğal olarak yeniden şekillenmesine neden olabiliyor. Bu tablo, bağlılığın yaşayan ve gelişen bir ilişki olduğunu gösteriyor; araştırmamızın en güçlü içgörülerinden biri de bu çeşitliliğin giderek daha görünür hâle gelmesi.

Çalışanların bedenleri ofiste ama kalpleri başka yerde mi atıyor?

Araştırmanın dikkat çeken bulgularından bir diğeri de Türkiye’de çalışanların yüzde 84’ünün çalıştıkları şirketi sevdiğini ya da beğendiğini ifade etmesi. Aynı zamanda Türkiye’de çalışanların yüzde 35’i işinin hayatının merkezinde olduğunu ifade ederken yüzde 58’i “elimden geldiğince çok çalışırım” diyor. Ancak bu verilerin işin her şeyin önüne konulduğu bir yaşamı değil; emeğin ilişkiler, kişisel iyilik hâli ve zamanı yönetebilme becerisiyle dengelendiği bir yaklaşımı gösterdiğini vurgulamak isterim. Öne çıkan bir diğer çarpıcı içgörü ise Türkiye’de çalışan mutluluğunun yalnızca “doğru işte” olmaya değil, “doğru insanlarla” çalışmaya dayanması. Güven duyulan, değer görülen, sosyal olarak beslenen ve huzurlu bir çalışma ortamı kilit unsur… Çalışanlar işi reddetmiyor; işin hayatlarının doğal bir parçası olmasını, hayatla uyum içinde ilerlemesini istiyor; işte biz buna “Dengeli Bağlılık” diyoruz. Dengeli bağlılık ne koşulsuz adanmışlık ne de mesafeli bir kopuş demek. İşin hayatla uyum içinde ilerlediği, bireyin hem profesyonel hem de kişisel ihtiyaçlarının gözetildiği bir denge…

Çalışanı mutlu eden bir dünya

Pluxee olarak bu dönüşüme bakışımızın merkezinde çalışan–işveren ilişkisinin sürekli gelişen bir deneyim olduğu anlayışı var. Bu bakış açısı, yakın dönemde kendi içimizde hayata geçirdiğimiz küresel dönüşümün de temelini oluşturuyor. Sodexo olarak 30 yılı aşkın süre yemek kartı sektörüne liderlik ettik; B2B odağımızla müşterilerimizin güvenilir ve stratejik iş ortağı olduk. İki yıl önce geçirdiğimiz marka dönüşümü ise iş yapış biçimlerimizi, değer üretme anlayışımızı ve odağımızı yeniden ele aldığımız bütünsel bir dönüşümdü. Pluxee olarak devam ettiğimiz bu yeni yolda odağımızda ‘çalışan’ var. Bugün faaliyet gösterdiğimiz 28 ülkede “Çalışanı Mutlu Eden Dünya” için varız. Geliştirdiğimiz çözümlerle bağlılığı tek boyuta indirgemeden çalışanlara esneklik ve özgürlük, işverenlere ise sürdürülebilir maliyet yönetimi sunan güçlü bir değer dengesi yaratmak için çalışıyoruz. Bugün çalışanlar için bir kurumu cazip kılan başlıklar oldukça net: adil ücret, kişiselleştirilmiş yan haklar, etik ve güven temelli kurum kültürü ile gelişim ve kariyer fırsatları. Kısacası, çalışanlar işlerini hayatlarından ayrı bir alan olarak görmüyor. Kurumlarının onları yalnızca bir rol değil, bir birey olarak ele almasını; ihtiyaçlarını, önceliklerini ve potansiyellerini dikkate almasını bekliyor. 2026 yılında da bağlılığın yeni tanımını doğru okuyan ve insanı merkeze alan şirketler çalışma hayatında daha güçlü, daha sürdürülebilir ve daha anlamlı bir etki yaratmaya devam edecek. Çünkü biz liderler olarak, çalışanın zihninden öte kalbine dokunduğumuzda, onunla zihin bağı değil gönül bağı kurduğumuzda rakamlara dokunabiliyoruz. İşte o zaman yalnızca iş sonuçlarına değil; ilişkilere, kurum kültürüne ve toplumsal etkiye de değer katan güçlü bir çarpan etkisi yaratabiliriz.

BENZER MAKALELER


SON MAKALELER

Loading...