Zeynep Aktaş – Merkez Bankası, 22 Ocak 2026 tarihli Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini yüzde 38’den yüzde 37’ye indirdi. Böylece korunan sıkı duruş içinde ölçülü bir gevşeme adımı atıldı. Gecelik borç verme faizinin yüzde 41’den 40’a, borçlanma faizinin ise yüzde 36,5’ten yüzde 35,5’e çekilmesi, bu adımın koridorun geneline yayılmış bir ayarlama olduğunu gösteriyor. Metnin geneline bakıldığındaysa temkinli dil korunuyor. Enflasyonun ana eğiliminde iyileşme vurgusu olsa da beklenti ve fiyatlama davranışlarının risk olmaya devam ettiği açıkça ifade ediliyor. Karar, gönül rahatlığıyla gevşeme döngüsü başladı demekten çok, sıkı duruş içinde ayar olarak okunmalı. Bu tür kararların ilk ve en doğrudan etkilediği alanlardan biri ise hiç kuşkusuz borçlanma araçları fonları. Söz konusu fonların fiyatlaması doğrudan faiz seviyesine, getiri eğrisinin şekline ve piyasanın ileriye dönük faiz beklentilerine bağlı olmakta.
Borçlanma araçları fonlarında tablo ne söylüyor?
Son veriler, borçlanma araçları fonlarının oldukça güçlü bir performans sergilediğini söylüyor. Genel borçlanma araçları fonları son bir yılda yaklaşık yüzde 42 getiri sağladı. Kamu borçlanma araçları fonları da benzer şekilde yüzde 42 seviyesinde. Özel sektör borçlanma araçları fonlarında ise yıllık getiri yüzde 50’yi aşmış bulunuyor. Kısa vadeli borçlanma araçları fonları yüzde 48, orta vadeli olanlar yüzde 36, uzun vadeliler de yüzde 30 civarında yıllık getiri üretti. Veriler iki noktaya işaret ediyor. Birincisi, 2025 boyunca yüksek faiz ortamında sabit getirili enstrümanların hayli güçlü bir ralli yaptığı. İkincisi ise, getiri eğrisinin kısa ve orta tarafında getirilerin daha yüksek, uzun tarafta ise daha sınırlı kaldığı. Göstergeler, piyasanın bugüne kadar faiz indirimi konusunda ihtiyatlı davrandığını ve uzunvadeye güçlü bir erken gevşemefiyatlaması yapmadığı anlamına geliyor.
Merkez bankası kararı borçlanma araçları fonlarına nasıl yansıyacak?
Faiz indiriminin kendisi küçük ama sinyal değeri büyük. Piyasa açısından asıl önemli olan, bu kararın bir başlangıç mı yoksa tek seferlik bir ayarlama mı olduğu. Merkez Bankası metni, şimdilik ikinci ihtimali daha güçlü tutuyor. Toplantı bazlı, ihtiyatlı ve veri odaklı vurgu, belirgin şekilde öne çıkıyor. Bu nedenle borçlanma araçları fonlarında ani ve kontrolsüz bir fiyatlama coşkusu beklemek gerçekçi olmaz. Ancak şu da bir gerçek; faizlerde artık yönün aşağı doğru döndüğünü bir ortamda, özellikle orta ve uzun vadeli tahvil ağırlığı olan fonlar daha fazla ilgi görmeye başlayacak. Çünkü bu fonlar, faiz düşüşünden kupon geliriyle olduğu kadar, aynı zamanda fiyat artışı yoluyla da kazanç sağlar. Bugünkü tabloda uzun vadeli fonların getirisi görece düşük kaldı. Bu da, faiz indirimi sürecinin devam etmesi halinde, en büyük kaldıraçlı etkinin burada ortaya çıkabileceğini düşündürüyor. Kısa vadeli fonlar ise yüksek kupon avantajını korumaya devam etse de faiz düştükçe yeniden yatırım riski artacak. Bu da vadesi gelen yüksek faizli kağıtların daha düşük faizle yenilenmesi anlamına geliyor.
Yatırımcı ne yapmalı?
Yatırımcı için en büyük hata, faizdeki düşüşe tepki vererek hemen uzun vadeye yönelme refleksi olacaktır Neticede göz ardı edilmemesi gereken husus Merkez Bankası’nın dilinin hâlâ temkinli ve koşullu olması. Enflasyon görünümünde bozulma olması halinde tekrar sıkılaşma ihtimali gündeme gelebilecektir. Bu nedenle sağlıklı yaklaşım, vade riskini zamana yaymak olacaktır. Başka bir ifadeyle, portföyün tamamını ne kısa ne de uzun vadeye yığmak yerine; kısa, orta ve bir miktar uzun vadeli borçlanma araçlarını birlikte taşıyan yapıda tutmak daha dengeli olacaktır. Özel sektör borçlanma araçları fonları, sundukları ek getiri nedeniyle cazip görünmeye devam ediyor. Ancak burada da kredi riskinin mutlaka gözetilmesi gerekir.
Sabit Getirili Enstrümanlarda Hangi Vade?
Mevcut koşullarda en uygun yaklaşım hâlâ orta vadeli segment olarak öne çıkıyor. Orta vadeli fonlar, hem hâlâ yüksek sayılabilecek kuponlardan faydalanıyor hem de olası bir faiz indirimi sürecinde makul bir fiyat kazancı potansiyeli sunuyor. Uzun vadeli taraf ise daha çok, faiz indirimini öne çıkaran ve bunu zamana yaymak isteyen yatırımcı için anlamlı. Kısa vadeli fonlarsa, belirsizliğin yüksek olduğu geçiş döneminde, park alanı işlevini görmeye devam ediyor. Oynaklık Düşük, Nakit Akışı Güçlü, Ama Fiyat Kazancı Sınırlı.
Şubat stratejisi ne olur?
Şubat ayına girerken temel senaryo Merkez Bankası’nın piyasayı izlemeye devam edeceği üzerine kurulu. Büyük ve hızlı adımlar yerine küçük ve kontrollü hamlelerle ilerleyecek. Bu da borçlanma araçları fonlarında sert yön değişimleri yerine, kademeli bir pozisyonlanmayı daha anlaşılır kılıyor. Özetle; faiz indirimi başladı ama henüz hızlı gevşeme dönemine girmiş değiliz. Sabit getirili enstrümanlar hâlâ portföylerin ana omurgası olmaya devam etmekte. Ancak artık oyun, sadece yüksek faizden kupon toplamak ile sınırlı kalmayacak. Doğru vadede, doğru yerde durarak hem kuponu hem de olası fiyat kazancını birlikte kovalama yaklaşımında başarılı olanlar kazançlarını artıracak. Bu da 2026’nın ilk aylarında, borçlanma araçları fonlarında vade ve kompozisyon seçimini her zamankinden daha önemli hale getiriyor.
