Türkiye genelinde her yıl 180 bin çocuk suça sürükleniyor. Kasten yaralama ve cinayet gibi ağır suç oranlarındaki artış son on yılda yüzde 17’yi aştı. Boyner Vakfı ve UNICEF, aileleri güçlendirerek on ilde uzun soluklu bir mücadele başlatıyor. Peki bu girişim sokakların karanlık cazibesine kapılan gençleri suç örgütlerinin elinden kurtarmaya yetecek mi?
Ortaköy’de, Boğaz’ın serin sularına nazır tarihi yapının zarif atmosferindeyim. Haziran güneşinin pırıltıları, toplantı salonunun geniş camlarından içeri süzülüp masaların üzerine düşerken, içeride konuşulanlar dışarıdaki manzaranın dinginliğiyle tam bir zıtlık oluşturuyor.
“Zamanında Yanında” projesinin tanıtımı için kurulan, üzerinde gülümseyen figürlerin yer aldığı turuncu ve mavi panonun önünde yan yana dizilmiş isimlerin omuzlarında aslında ağır, çok ağır bir yük var.
Çünkü bu nezih salonunun sınırları dışına çıktığınızda, bambaşka bir gerçeklik yüzünüze çarpıyor:
Kahramanmaraş’ta 14 yaşındaki bir çocuğun silahından çıkan kurşunlarla can veren 9 öğrenci ve bir öğretmen… Şanlıurfa’da okul koridorlarına sıçrayan, 16 kişinin yaralandığı o dehşet anları… Ve resmi kayıtlara geçen, her yıl suça karışan 180 bin çocuk gerçeği…

İşte Boyner Vakfı ve UNICEF Türkiye’nin bir araya gelerek başlattığı “Zamanında Yanında” projesi, iş dünyasının salonlarındaki iyi niyetli hedefler ile sahanın bu kan donduran gerçekliği arasındaki uçuruma çekilen can havliyle bir halat işlevi görüyor.
Adana’dan Şanlıurfa’ya, İstanbul’dan Hatay’a uzanan 10 ilde, UNICEF destekli 18 merkez ve 16 mobil ekip, yardım çığlığı yükselen sahaya sivil toplumun örgütlü ve uzman gücüyle müdahale etmeye hazırlanıyor.
Çocukları ailede, okulda ve dijital dünyadaki sayısız tehlikeden korumayı amaçlayan girişimin arka planında yatan zorunluluğu, toplantıda söz alan UNICEF Türkiye Millî Komitesi Genel Müdürü İnci Haseki şu sözlerle özetliyor:
“Çocuklar için kalıcı değişim yaratmak, ancak toplumun tüm kesimlerinin ortak çabasıyla mümkün. Bugün, ‘Zamanında Yanında’nın yaptığı çağrı ile binlerce çocuk, ebeveyn ve bakım verene ulaşarak, çocuklara daha güçlü bir gelecek hazırlanmasına katkı sağlayacağımıza inanıyoruz.”
Projenin isminde yer alan “Zamanında” kelimesi, şairane bir seçimden ziyade sarsıcı bir alarm zili. Çünkü kaybedilen her saniyenin bedelini sokaklar kesiyor.
Türkiye’de son 10 yılda, kasten yaralama ve cinayet gibi ağır suçlara sürüklenen çocuk oranında yüzde 17’yi aşan bir artış var. İstatistikleri sadece sayılardan ibaret görmemeli; onlar ellerinden tutulmadığı için silahların ucuna itilen hayatlar demek. Tam da bu yüzden ailenin bir koruma kalkanı olarak yeniden inşa edilmesi hayati bir önem taşıyor.

UNICEF Türkiye Temsilcisi Paolo Marchi, saati geriye alıp felaketleri kaynağında önlemenin formülünü şu sözlerle dile getiriyor:
“Her çocuk güvenli, sevgi dolu ve destekleyici bir ortamda büyümeyi hak ediyor. Çocukların sağlıklı gelişiminin temeli ailede atılıyor. Ebeveyn destek sistemlerini güçlendirerek ve bakım verenleri bilimsel temellere dayanan bilgiyle destekleyerek, çocukların gelişmesine ve tam potansiyellerine ulaşmalarına yardımcı olabiliriz.”
Peki, çocuklar organize suç örgütlerinin, Emniyet raporlarına da yansıyan o sahte lüks yaşam vaatlerine neden bu kadar çabuk kanıyor?
Yanıt, evdeki “kayıp halka”da, özellikle de ihmal edilen babalık rolünde gizli.
Aile içinde yalnız bırakılan, ataerkil sistemin yüklediği mesafeli baba figürünün yarattığı duygusal ve pratik boşlukla büyüyen çocuk, o aidiyet hissini sokaktaki çetelerde arıyor. Evde verilmeyen sevgi ve korunma, dışarıda bir çetenin kuryeliğiyle takas ediliyor.

Boyner Grup Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner, tam da bu sosyolojik ve ekonomik kırılma noktasına işaret ederek, meselenin kök hücresine iniyor:
“Biz bugün buraya sadece bir projeyi duyurmaya değil, çocuklarımızın elini vaktinde tutacak bir güvenlik ağını, yani ‘Zamanında Yanında’ modelini kurmaya geldik. Ebeveynlik bir ekip işidir. Bu program ev içindeki sorumluluğu paylaşan, ortak ebeveynlik yapan babaları da o ekibe dahil etmek için tasarlandı. Çünkü biliyoruz ki, her iki ebeveyn sürece aynı güçle dahil olduğunda çocuklarımız hayata çok daha güçlü hazırlanıyor.”
Toplantı sona erip basın mensupları ve davetliler dağılırken, objektiflere verilen o omuz omuza hatıra fotoğrafı geride kalıyor.
Adımlarımı tarihi binanın bahçesine atıyorum.
Boğaz’ın o bildik, efsunlu rüzgârı yüzüme çarparken, karşı kıyıdan kopup gelen bir vapur düdüğü, uzaklarda bir yerlerde, yoksul bir mahallenin arka sokağında yankılanan polis sirenlerine karışıyor sanki.
Boğaz’ın dalgaları kıyıya vurmaya devam ediyor.
