2026 yılına geldiğimiz bir dünyada kadınların hak ve fırsat eşitliği hâlâ gerilerden geliyor. Boyner Grup, bu yıl odağına erkeklerin suskunluğunu alırken sorunu ortak bir sorumluluk zeminine taşıyor. Peki, erkekler korunaklı alanlarından çıkıp sahte güçlerinden vazgeçmeye hazır mı?
Boyner Grup’un 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için hazırladığı kampanya filmini izlemek için Pera Palas’tayım. Tarihi salona adım attığımda, sahnede beyaz bir fonun önünde duran siyah deri koltuklar hemen dikkatimi çekiyor. Arkadaki panolarda kırmızı ve siyah harflerle yazılmış kocaman bir soru yer alıyor:
“Kadınlar Günü Neden Var?”
Sahnede Boyner Grup Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner konuşuyor.
“Bugüne kadar hiç sormadığımız bir soruyu sorduk,” diyor.
Aslında sıradan gibi görünen ifadesinin arkasında, toplumun yıllardır halı altına süpürdüğü yüzleşmeler silsilesi duruyor. Peki, bir kız çocuğunun saf merakı karşısında koca bir sistem neden donakalıyor?

Çocuğun saf merakı ve çöken patriyarka
Kampanya filmi, küçük bir kız çocuğunun babasına yönelttiği masum bir soru etrafında şekilleniyor:
“Kadınlar Günü Neden Var?”
Ümit Boyner de bu soruya dikkat çekiyor.
Kız çocuğunun basit sorusu karşısından babanın yüzünde beliren donakalma hali, toplumun kanıksadığı ezberleri yerle bir ediyor.
“Çocuklar soru sorar, biz ise durumu kanıksarız” diyor, Psikolog Gökhan Çınar.
Çocuğun dünyayı olduğu gibi gören saf merakı, yetişkinlerin toksik cevaplarını boşa çıkarıyor.
Babanın cevap vermekte zorlandığı o anlar, uzun yıllardır süregelen eşitsizliğin en somut yansımasını oluşturuyor.
“O babanın cevap vermekte yaşadığı güçlük gerçekten çok doğru bir tablo çiziyor,” diyerek durumu özetliyor Ümit Boyner.
Yetişkinlerin bulamadığı cevaplar, düzenin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne seriyor.
“Bir çocuk, aldığı ezberlenmiş cevaplarla zamanla merakını kaybedebilir,” uyarısında bulunuyor Gökhan Çınar.
Kampanya filmi, minik bir sorunun koskoca bir patriyarkal düzeni nasıl temelinden sarstığını gösteriyor.

İyi adamların konfor alanı
Şiddet olaylarına karışmayan fakat eşitlik için de parmağını kıpırdatmayan erkeklerin konumu, tartışmanın en vurucu odak noktasını oluşturuyor.
“Eğitimli olmak veya iyi bir insan olmak bu eşitsizliği görmeyi engelliyor olabilir mi?” diye soruyor Ümit Boyner.
Kendi korunaklı dünyalarında yaşayan bu erkekler, çevrelerindeki adaletsizliği görmezden gelmeyi sıklıkla tercih edebiliyor.
“Erkek utandığında öfke ya da hissizleşme maskesini takıyor,” diyerek bu kaçış mekanizmasını açıklıyor Gökhan Çınar.
Maskeler aynı zamanda toplumsal eşitsizliği besleyen en büyük korunaklı alanlara dönüşüyor.
Erkeğe yüklenen sahte gücün ardında, aslında derin bir varoluşsal utanç ve zayıflık yatıyor.
“Utanmamak için hissizleşiyoruz, gücümüzü kaybetmemek için hissizleşiyoruz,” itirafında bulunuyor Gökhan Çınar.
Bu sahte güçten vazgeçmek, eşitliğin sağlanabilmesi adına atılacak en zorlu adımlardan birini temsil ediyor.
“Sadece kendi evinin içinde eşitsizlik yaşatmadığını düşünüp konfor alanına çekilmek büyük bir sorun,” diyor Ümit Boyner.

Reyting çarkı ve iş dünyasının sorumluluğu
Ümit Boyner iş dünyasının reklam politikalarındaki çelişkilerine cesurca değiniyor.
“Kurumlarda karar verenlerin ne kadar farkında olduğundan emin olamıyorum,” diyor.
Kadına şiddeti reyting uğruna meşrulaştıran dizilere devasa bütçeler ayıran şirketlerin samimiyetini sorguluyor Gökhan Çınar.
“Şiddeti reyting için satan bir sistem var.”
Tespiti ikiyüzlü yaklaşıma işaret ediyor.
Ümit Boyner, yaşanan ikiyüzlülüğe karşı kendi organizasyonları içinde kurdukları destek ağlarıyla sektöre farklı bir yol çizdiklerini söylüyor.
“Psikolojik şiddete uğrayan çalışanlarımız için kurduğumuz kapalı devre bir sistemimiz var.”
Altı yıldır uygulanan bildirim mekanizmasının, şirket içi eşitliği sağlamada somut bir ilerleme sağladığına değiniyor.

Kağıt üzerinden gerçek hayata zihniyet dönüşümü
Kadın hakları mücadelesi oldukça yavaş bir tempoda ilerliyor.
“Kadınlar haklarını ispat etmek için bir tür imposter sendromu yaşayabiliyor,” diyerek iş hayatındaki zorluğa değiniyor Ümit Boyner.
Karar masalarında var olmak isteyen kadınlar, haklılıklarını kanıtlamak uğruna kendi doğalarından uzaklaşma tehlikesiyle yüzleşiyor.
“Toplumun her kesimine ve ailelerin dünyasına ulaşmaktan başka çaresi yok,” uyarısını yapıyor Gökhan Çınar.
Aile içinde erkeğe yüklenen kollayıcı rol ise ekonomik ve sosyal baskılarla birleşince derin bir umutsuzluğa dönüşebiliyor.
“Erkekler öğrenmek ve evlerdeki eşitsizliği anlamak için çaba harcıyor diyebilmeliyiz,” temennisinde bulunuyor Ümit Boyner.
İfadeler eşitliğin hem kadın hem de erkek için kurtuluş reçetesi olduğunu işaret ediyor.
Konuşmalar bitiyor.
Pera Palas’ın loş koridorundan yürüyüp dışarı çıkıyorum.
İstanbul’da güneşli bir hava var.
