Başçı: Tek faize geçmemek daha doğru

By Fortune Türkiye

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı yılın ilk Enflasyon Raporu’nu açıkladı.

Başçı, ”Geçen seneki bazdan kaynaklanan Şubat-Mart Nisan aylarında enflasyonu düşürücü etki gösterecek. Baz etkileri enflasyondaki düşüşün yılın ilk çeyreğinde olabildiğince erken başlamasına yardımcı olacak.” diye konuştu.

Küresel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Başçı, ”Küresel finans piyasalarında oynaklılar devam ediyor. Çin’e dair endişeler ve jeopolitik kaynaklı oynaklıklar yaşandı. Emtia fiyatları yakın dönemde düşüş eğilimini devam ettirdi. Gelişmekte olan ülkelere portföy akımları zayıf seyretti, kur oynaklıkları yüksek oldu. İniş çıkışların dalga boyu bugünlerde yüksek olabiliyor. Çok boyutlu tedbirler paketimizin Türkiye’de oynaklığı yumuşattığı gözleniyor. ” diye konuştu.

Başçı sözlerini şöyle sürdürdü: ”Tek faiz sorusuna geçebilir miyiz?” sorusunun cevabı henüz değil. Geniş faiz koridoru küresel oynaklıkların yüksek olduğu dönemlerde bize oldukça faydalı oldu. Küresel risklerin nasıl hale geleceğini görene kadar tek faize geçmemek daha doğru. Şu andagünlük likidite politikası ile ayarlama yapmanın daha avantajlı olduğu, diğer araçların etkilerini gösterdikçe küresel şokların etkilerini yönetebildiğimiz görüldükçe tekrar değerlendirebiliriz.”

Finansal istikrar boyutunda atılan adımların sonuç verdiğini de belirten Erdem Başçı, bankaların uzun vadeli borçlanmasının başladığını iletti. 

Finansal koşulların sıkılaşmasıyla kredi büyümeleri makul seviyede seyredeceğini kaydeden Başçı krediler boyutunda enflasyona yukarı yönlü risk görmediklerini söyledi.

PARA POLİTİKASI UYGULAMALARI
 
18 Ağustos 2015 tarihinde küresel para politikalarının normalleşmeye başlamasından önce ve sonra uygulayabileceğimiz politikalara ilişkin bir yol haritası yayımladıklarını hatırlatan Başçı, 

“Bu yol haritası doğrultusunda Türk lirasında sıkı, döviz likiditesinde dengeleyici, finansal istikrar açısından ise destekleyici duruşumuzu sürdürdük. Yol haritasını açıkladıktan sonra, likidite politikamızın operasyonel çerçevesinin sadeleştirilmesi amacı doğrultusunda piyasa yapıcısı bankalara TCMB’den yaptıkları gecelik borçlanmalarda sağlanan düşük faiz oranı imkanını kaldırdık, teminat koşullarında sadeleştirmeye gittik. Türk lirası işlemler için teminata döviz depo imkanı getirilmesine dair yaptığımız düzenlemeler ile bankaların likidite yönetiminin etkinleştirilmesini amaçladık. Ayrıca döviz likiditesini, çekirdek yükümlülükleri ve uzun vadeli borçlanmayı destekleyici yönde adımlar atmaya devam ettik.
   
2015 yılı genelinde, enflasyon beklentileri, fiyatlama davranışları ve enflasyonu etkileyen diğer unsurları dikkate alarak para ve likidite politikasındaki sıkı duruşumuzu sürdürdük. Bu doğrultuda, 2015 yılı son çeyreğinde ve 2016 Ocak ayında bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 7,5, gecelik borç verme faizini yüzde 10,75, ve gecelik borç alma faizini yüzde 7,25 oranında sabit tuttuk. TCMB fonlaması bu dönemde de ağırlıklı olarak bir hafta vadeli repo ihaleleriyle yapılmaya devam ederken, marjinal fonlamanın payı yüksek seviyesini korudu. Buna bağlı olarak, ortalama fonlama faizi 1 hafta vadeli repo ihale faiz oranının üzerinde, 2016 Ocak ayı itibarıyla yaklaşık yüzde 8,9 seviyesinde, gerçekleşti. Bunun yanı sıra, bankalararası gecelik repo faizlerinin faiz koridorunun üst bandında oluşmasını sağladık. Önümüzdeki dönemde para politikası kararlarımız enflasyon görünümüne bağlı olacaktır. Enflasyon beklentilerini, fiyatlama davranışlarını ve enflasyonu etkileyen diğer unsurlardaki gelişmeleri dikkate alarak para politikasındaki sıkı duruşumuzu gerekli görülen süre boyunca sürdüreceğiz.
   
2015 yılı genelinde olduğu gibi, yılın son çeyreğinde de yataya yakın seyreden getiri eğrisi, 2016 yılı Ocak ayında pozitif bir eğim sergiledi. Küresel piyasalardaki belirsizlikler, jeopolitik riskler ve enflasyon beklentilerindeki yükseliş nedenleriyle artan uzun vadeli faizler bu gelişmede belirleyici oldu. Bu durum 5 yıllık piyasa faizi ile BIST bankalararası gecelik repo faizi arasındaki farka da yansıdı. 2015 yılı son çeyreği genelinde negatif değerler alan söz konusu faiz farkı, Ocak ayının ilk haftalarında 5 yıllık piyasa faizinde görülen artışa bağlı olarak sınırlı miktarda pozitife geçti.
   
Türk lirası likidite politikamızla ilgili olarak, yol haritası açıklamamızı takip eden dönemde döviz depolarının teminata verilmesi imkanı ile ilgili uygulama esaslarında yaptığımız değişikliklerin de katkısı ile bankaların kısa vadeli fonlamasında piyasa ile yapılan kur takası (swap) işlemlerinin payı bir miktar azaldı. Döviz teminat imkanının kullanım oranlarının ve bankalara tanınan limitlerin artması sonucunda piyasa ile yapılan kur takası ihtiyacının daha da azaltılmasının mümkün olabileceğini dikkate alarak söz konusu limitleri 7 Ocak 2016 tarihinden itibaren 3 milyar ABD dolarından 3,6 milyar ABD dolarına ve 900 milyon eurodan 1,8 milyar euroya yükselttik. Ayrıca, 13 Ocak 2016 tarihinden geçerli olmak üzere, bankaların TCMB Bankalararası Para Piyasası’ndaki borçlanmaları için bulundurabildikleri yabancı para cinsi teminatların azami oranını yüzde 50’den yüzde 70’e yükselttik. Bu uygulamanın küresel nedenlerden dolayı kredi riski fiyatlamalarında ortaya çıkabilecek strese karşı dengeleyici bir rol oynamasını ve Hazinenin yurt dışında ihraç ettiği yabancı para cinsi tahvillere yönelik talebi desteklemesini bekliyoruz. Bu sene boyunca uygulayacağımız Türk lirası likidite politikamızın detayları için 9 Aralık 2015’te yayımladığımız “2016 Yılı Para ve Kur Politikası Metni”ne bakabilirsiniz.
   
Faiz ve likidite politikasının yanı sıra finansal istikrarı destekleyici politika araçlarını kullanarak basiretli borçlanmayı desteklemeye devam ediyoruz. 2014 yılı sonundan itibaren Türk lirası zorunlu karşılıklara ödenen faizlerde ve yabancı para zorunlu karşılık oranlarında çekirdek yükümlülükleri destekleyici ve çekirdek olmayan yükümlülüklerde vade uzatımını teşvik edici değişiklikler sayesinde yabancı para yükümlülüklerin vadesi uzarken, kredi/mevduat oranındaki artış eğilimi durdu. Bankacılık sektörünün aracılık maliyetini azaltmak ve çekirdek yükümlülüklere ilave bir destek sağlamak amacıyla 2015 yılı Eylül, Ekim ve Aralık aylarında Türk lirası cinsinden zorunlu karşılıklara ödenen faizi 50’şer baz puan arttırdık. Ayrıca, 9 Ocak 2016 tarihinde zorunlu karşılıkların kapsamına ilişkin bazı değişiklikler yaptık. Bu doğrultuda, katılım ve yatırım bankaları nezdindeki bazı fonlar zorunlu karşılığa tabi tutulmaya başlandı ve çekirdek dışı yükümlülüklerin kapsamı genişletildi.
   
Ağustos ayında açıkladığımız yol haritasında döviz likidite yönetiminin esnekliğini artırıcı tedbirlere de yer verdik. Bu amaçla, 1 Eylül 2015 tarihi itibarıyla bankaların TCMB nezdindeki döviz ve efektif piyasalarında işlem yapma limitlerini yükselttik. Bu çerçevede, bankalara tahsis edilen depo limitleri ile ROM kapsamında TCMB’de bulundurulan altın ve döviz varlıklarının toplamının bankaların gelecek 1 yıldaki yurt dışı borç ödemelerinin tamamını fazlasıyla karşılayabilecek seviyeye ulaşmasını sağladık. Ayrıca, “2016 Yılı Para ve Kur Politikası Metni”’nde rezerv opsiyon mekanizmasının (ROM) dengeleyici özelliğinin güçlendirilmesine yönelik atılabilecek adımları duyurduk. Yol haritası kapsamında alınan bütün bu önlemlerin ekonomimizin küresel oynaklıklara karşı dayanıklılığını artırdığını değerlendiriyoruz.
   
Küresel oynaklıkların uzun süredir devam ettiği ekonomik konjonktürde ülkemiz ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerin sınırlandırılması önem taşıyor. Ekonomik temeller açısından değerlendirildiğinde, sıkı para politikası ve finansal istikrara dair alınan tedbirlerin katkısı ve emtia fiyatlarındaki sert düşüşlerle birlikte cari dengede son yıllarda önemli bir iyileşme yaşanması, kredi büyüme oranlarının makul düzeylerde seyretmesi ve kredi kompozisyonunun fiyat istikrarı ve finansal istikrarı destekleyici bir duruma gelmesi, ekonomik kırılganlıkları azaltan önemli gelişmeler oldu. Ayrıca, Ağustos ayında açıklanan yol haritasındaki önlemlerin etkili bir şekilde kullanılmasıyla döviz kurlarında ve kredilerde gözlenen aşırı oynaklıkların azaldığını görüyoruz. Uygulamakta olduğumuz sıkı para politikasının ekonominin küresel şoklara olan hassasiyetini azaltarak finansal istikrarı desteklediğini değerlendiriyoruz. Küresel oynaklıklarda kalıcı bir azalma yaşanması halinde veya dış denge ve finansal istikrar alanındaki kazanımları daha da iyileştirerek sürdürecek politika önlemlerinin etkili bir şekilde kullanılması durumunda sıkı para politikasının daha dar bir faiz koridoru içerisinde uygulayabileceği görüşümüzü sürdürmekteyiz.

Uyguladığımız sıkı para politikasının ve BDDK’nın konut hariç bireysel kredilere yönelik yürürlüğe koyduğu makroihtiyati uygulamaların da etkisiyle yavaşlayan finansal olmayan kesime kullandırılan kredilerin yıllık büyüme oranı 2015 yılında kur etkisinden arındırılmış olarak hesaplandığında yüzde 13,6’ya geriledi. Tüketici ve ticari kredi büyüme oranlarında yılın üçüncü çeyreğinde başlayan belirgin yavaşlama eğilimi, son çeyrekte de devam etti ve yıllık büyüme oranları bu iki grupta yıl sonu itibarıyla sırasıyla yüzde 8,7 ve yüzde 16,2 olarak gerçekleşti. Böylelikle, 2014 yılı başından beri olduğu gibi, 2015 yılı son çeyreğinde de ticari krediler tüketici kredilerine göre daha yüksek bir oranda büyümeye devam etti. Kredi büyümesi ve kompozisyonundaki bu gelişmelerin dengelenme sürecine ve finansal istikrara katkı yapmasının yanı sıra, son dönemdeki maliyet gelişmelerinin enflasyon üzerindeki etkilerini sınırlayıcı yönde etki yapacağını değerlendiriyoruz. 13 haftalık ortalamaların yıllıklandırılmış büyüme hızlarına göre, tüketici kredileri 2015 yılı genelinde, ticari krediler ise daha çok yılın ikinci yarısında geçmiş yıllar ortalamalarının önemli ölçüde altında kaldı. Ancak yılın son çeyreğinde, ticari kredilerde daha belirgin olmak üzere her iki kalemde de 13 haftalık ortalamalara göre hesaplanan eğilimlerde sınırlı miktarda artış yaşandı. Yakın dönemde tüketici kredilerinin risk ağırlıklarına dair yapılan düzenlemeler önümüzdeki dönemde kredi büyümesini destekleyebilecektir. Bununla birlikte, finansal koşullardaki sıkılığın sürmesi nedeniyle önümüzdeki dönemde yıllık kredi büyüme hızlarının makul düzeylerde seyretmeye devam edeceğini öngörüyoruz.” açıklamasını yaptı.

”ENFLASYON HEDEFLEMESİNDE SAPMANIN EN BÜYÜK NEDENİ GIDA FİYATLARI”
Başçı, enflasyon hedeflemesinde sapmanın en büyük nedeninin gıda fiyatları olduğunu dile getirdi.

Başçı, ”Enflasyonla ilgili hükümete açık mektubu bugün gönderiyoruz. Mektup iletildikten sonra bugün ilerleyen saatlerde paylaşacağız. Dün akşam saatlerinde EKK toplantısı yaptık. Gıda fiyatları konusunda EKK’ya bir rapor sunuldu, bu konuda son derece kararlı olunduğunu gördüm. Kırmızı et fiyatları konusunda tedbirlerin hızla alınması konusunda bir irade ortaya konuldu. Ekmek fiyatları ele alındı gerekli açıklamaları ilgili bakanlarımız yapacaktır, kuvvetli bir irade söz konusu. Gıda ve tütün dışı enflasyon tahminlerimizin üst bandına yakın gerçekleşti. Ocak ayında enflasyonun çift haneye çıkması ihtimali az. Daha sonraki aylarda baz etkisinin yardımıyla trendler çok önemli olacak. Bundan sonra da dikkat edeceğimiz husus H ve I endekslerinin düşmeye devam etmesi olacak, elimizdeki bütün politika araçlarını enflasyonu düşürücü yönde kullanmaya devam edeceğiz, ilave bir tedbir almak gerekirse de önümüzdeki dönemde alırız.Kararlı bir şekilde davranmamız gerekiyor ki enflasyon yıl sonunda yüzde 7,5 seviyesine yaklaşabilsin. Gelinen noktada fiyat istikrarına ulaştığımızı söylemek elbette mümkün değildir.Enflasyonun yüzde 5 hedefine kalıcı olarak indirilebilmesi için bütün kurumların kararlı bir duruşta olmasının önemli olduğunu düşünüyoruz.” diye konuştu.

Cari açık probleminin son derece yönetilebilir bir seviyeye gelmiş durumda olduğuna dikkat çeken Başçı, ”Geçen yıl yüzde 4,5 seviyesinde bitirecek, bu yıl da yüzde 4’ün altına gelebilir.” değerlendirmesinde bulundu. 

GIDA FİYATLARI TAHMİNİNDE YUKARI YÖNLÜ REVİZYONA GİDİLDİ
Ham petrol fiyatları ve ABD doları cinsinden ithalat fiyatlarına dair varsayımlarında aşağı yönlü güncellemeler yaptıklarını kaydeden Başçı, ”Bildiğiniz gibi, enflasyon tahminlerinde gıda, enerji ve ithalat fiyatları da önemli rol oynuyor. Dolayısıyla, tahminlere geçmeden önce kısaca söz konusu değişkenlere dair varsayımlarımızı aktaracağım.
 
Başta petrol fiyatları olmak üzere, uluslararası piyasalardaki emtia fiyatlarında gözlenen düşüş eğilimi 2015 yılının son çeyreğinde de sürdü. Büyük ölçüde Çin ve diğer gelişmekte olan ekonomilerdeki talep yetersizliğinden kaynaklanan bu eğilim Türkiye ekonomisinde ithalat fiyatlarının ABD doları bazında gerilemesine neden oldu. Dolayısıyla, ham petrol fiyatları ve ABD doları cinsinden ithalat fiyatlarına dair varsayımlarımızda aşağı yönlü güncellemeler yaptık. Yıllık ortalamalar itibarıyla ham petrol fiyatları varsayımımızı 2016 yılı için 54 ABD dolarından 37 ABD dolarına düşürdük. Ayrıca, ortalama ithalat fiyatlarının yıllık yüzde değişimine dair varsayımlarımızda da 2016 yılı için 4,9 puan aşağı yönlü güncelleme yaptık. Gıda fiyatları enflasyonu varsayımını, özellikle asgari ücret ayarlamalarının maliyet ve talep üzerindeki etkileri nedeniyle, 2016 yılı için yüzde 8’den yüzde 9’a çıkardık.

2016 yılı Ocak ayından geçerli olmak üzere fiyatları yönetilen ve yönlendirilen bazı kalemlerde artışlar yapıldı. Söz konusu fiyat artışlarının yüzde 5’in üzerinde kalan kısmının 2016 yıl sonu enflasyonu üzerindeki ek etkisinin 0,4 puan olmasını bekliyoruz. Asgari ücretteki artışın bütçe dengesine ve dolayısıyla vergi ayarlamalarına nasıl bir etkisi olacağını dikkatle izliyoruz. Ücret gelişmelerinin üretici maliyetlerine, toplam talebe ve enflasyona ne derece yansıyacağı, maliye politikası ve istihdam değişimine de bağlı olacağından asgari ücret artışı ile maliye politikası etkileşimini yakından takip ediyoruz. Orta vadeli tahminler üretilirken Ocak ayında açıklananlar dışındaki vergi ayarlamalarının ve yönetilen/yönlendirilen fiyatların enflasyon hedefini aşmayacağı ve otomatik fiyatlama mekanizmaları ile uyumlu olacağı bir görünümü esas aldık. Maliye politikasının orta vadeli duruşu için 2016-2018 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program projeksiyonlarını temel aldık. Bu görünüme bağlı olarak, enflasyondaki iyileşmenin kademeli bir şekilde gerçekleşeceğini ve enflasyonun yüzde 5 hedefine orta vadede ulaşacağını değerlendiriyoruz” açıklamasını yaptı.

2016 SONU ENFLASYON TAHMİNİ YÜZDE 7,5
Merkez Bankası Başkanı Başçı, 2016 sonunda enflasyonun yüzde 7,5, 2017 sonunda ise yüzde 6,0 gerçekleşeceğini tahmin ettikleri söyledi.
   
Başçı, sunumunda şunları söyledi:

“Şimdi sizlere, çizmiş olduğum çerçeve dahilinde ürettiğimiz enflasyon ve çıktı açığı tahminlerimizi sunacağım.
Enflasyonu düşürmeye odaklı ve kararlı bir politika duruşu altında, enflasyonun yüzde 5’lik hedefe kademeli olarak yakınsayacağını  2016 yılında yüzde 7,5’e  2017 yılında ise yüzde 6’ya geriledikten sonra 2018 yılında yüzde 5 düzeyinde istikrar kazanacağını öngörüyoruz.  Bu çerçevede enflasyonun, yüzde 70 olasılıkla, 2016 yılı sonunda yüzde 6,1 ile yüzde 8,9 aralığında (orta noktası yüzde 7,5), 2017 yılı sonunda ise yüzde 4,2 ile yüzde 7,8 aralığında (orta noktası yüzde 6) gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz.
  
 2016 ve 2017 yıl sonu enflasyon tahminlerinde Ekim 2015 Enflasyon Raporu’na göre sırasıyla 1 puan ve 0,5 puan yukarı yönlü güncellemeler yaptık. Biraz önce belirttiğim gibi 2015 yılı Ekim ayından bu yana özellikle petrol fiyatları kaynaklı olmak üzere ABD doları cinsinden ithalat fiyatlarında önemli bir gerileme gördük. Döviz kuru gelişmeleriyle birlikte değerlendirildiğimizde petrol ve ithalat fiyat varsayımındaki aşağı yönlü güncellemenin 2016 yıl sonu enflasyon tahminimize Ekim Raporu’nda sunduğumuz tahmine göre 0,6 puan düşürücü yönde etki yapacağını değerlendirdik. Öte yandan, Ocak ayında açıklanan kamu fiyat ayarlamalarının enflasyon hedefinin üzerinde gerçekleşen kısmının 2016 yıl sonu enflasyon tahminini 0,4 puan yukarı çekeceğini hesapladık. Bu dönemde tahminler üzerinde etkili bir diğer önemli gelişme net asgari ücret artışı oldu. Açıklanan kamu desteği hesaba katılmak suretiyle, asgari ücret artışının işverene maliyeti ve talep üzerindeki etkileri dikkate alınarak 2016 yıl sonu enflasyon tahmininde 1 puana yakın yukarı yönlü güncelleme yaptık. Bu etkinin 0,3 puanını asgari ücret artışının etkisi göz önünde bulundurularak 2016 yılı için yüzde 8’den yüzde 9’a yükselttiğimiz gıda enflasyonuna atfettik. Son olarak, 2015 yıl sonu enflasyon gerçekleşmesinin Ekim Enflasyon Raporu’nda verilen tahmine göre yüksek gerçekleşmesinin ve çekirdek enflasyon göstergelerindeki yükselişin 2016 yıl sonu enflasyonunu 0,2 puan yukarı çekeceğini değerlendirdik. Bir önceki Rapor tahminlerimize göre 2016 yıl sonu tahminlerindeki değişikliklerin kaynaklarını özetlemem gerekirse  asgari ücret artışı yaklaşık 1 puan yukarı yönlü, enflasyon hedefinin üzerinde gerçekleşen kamu fiyat ayarlamaları 0,4 puan yukarı yönlü, enflasyon ana eğilimindeki yükseliş ise 0,2 puan yukarı yönlü etki yaptı. Türk lirası cinsinden petrol ve ithalat fiyatlarına ilişkin varsayımlarımızdaki güncelleme ise 0,6 puan aşağı yönlü etki yaptı.

Bahsetmiş olduğum bu tahminlere ek olarak Enflasyon Raporu’nun Riskler bölümünde enflasyon görünümüne ve küresel ekonomiye dair alternatif senaryolara değiniyoruz. Detaylar için Rapor’u inceleyebilirsiniz.”

“ENFLASYONDA DÜŞÜŞ BAŞLATAMAZSAK, TÜRKİYE’Yİ DAHA KÖTÜ DENGEYE GETİREBİLİR”
Erdem Başçı geniş faiz koridoru ve enflasyonla ilgili soruları şöyle cevapladı;

“FED’in politka normalleşmesi başlarsa bir sorun olmayabilir. Bu iyi ve normallik duygusu veren bir senaryo. Oynaklığın çok yüksek olduğu dönemlerde faiz koridorunu genişletme politikasını kullanıyoruz. Şartlar normal seyrederse bu kadar geniş faiz koridoruna ihtiyacımız olmayabilir.

İlk adım atıldıktan sonra gayet sakin bir girişle Aralık sonuna geldik. Bu defa Çin’den kaynaklı oynaklıklar yaşandı. Böyle bir dönemde Türkiye’de ne işe yarıyorsa onu kulanıyoruz. İdari politika araçlarını devreye alıyoruz ve elimizdeki geniş faiz koridorunu sürdüyoruz. İlave politikalar oynaklığı düşürücü etki yapıyor.

Birden fazla aracı enflasyonu düşürücü yönde kullanmak gerekiyor. Enflasyon önemli bir problem ve kararlı bir şekilde ele alınmalı. Enflasyondaki düşüşü başlatamazsak, Türkiye’yi daha kötü bir dengeye getirebilir. Enflasyonu düşürücü her aracı kullanıp şokların etkisini azaltmamız gerekiyor. Hangi araç işe yarıyorsa optimal, ideal politika kombinasyonunu bulmak zorundayız. Çok sayıda araç olunca iletişim politikası önemli hale geliyor. Önümüzdeki dönem aktif iletişim politikasıyla araçlarımızın etkinliğini anlatacağız.”

Bu yıl enflasyon yüzde 7.5 olsa dahi hükümete mektup yazmak durumunda kalacağız. Ciddi kararlar ve adımlar gerektiği zamanda atılabilir. Faiz koridorunu korumamız ara toplantı ihtiyacını azaltıyor, bir sıkılaştırma gerekse, kurul üyeleri ile istişare ederek o sıkılaştırmayı her zaman yapmak mümkün. Çok sert tepki vermek de doğru olmayabilir, şu anki esnek .çerçevenin bu tür bir ihtiyacı azaltacağını düşünüyoruz. Enflasyonu hedefe getirmek açısından gelişmekte olan ülkelerin durumu daha iyi.”

Başçı, Merkez Bankası’nın döviz rezervleriyle ilgili soruya, “Botaş’ın döviz ihtiyacı azalana kadar döviz rezervlerimizi kullanmayı tercih ettik. Geçiş döneminde BOTAŞ’ın ihtiyacını karşıladık döviz rezervlerindeki düşüş onunla ilgili. BOTAŞ’ın marttan itibaren döviz talebi azalacak ve ona bağlı olarak rezervlerin kullanılma hızını ayarlayacağız, marttan itibaren başa baş duruma gelebiliriz. Döviz satım ihaleleri yine ilave bir araç olarak kullanılacak” yanıtını verdi.

 

BENZER MAKALELER


SON MAKALELER

Loading...