Anasayfa Güncel Haberler Akılsız şehirde yaşamak istemeyeceksiniz
Güncel Haberler - TEKNOLOJİ - 22 Mart 2019

Akılsız şehirde yaşamak istemeyeceksiniz

Türkiye yerel seçimlere doğru ilerlerken akıllı şehir tartışması gündemde alması gereken yeri bulmuyor. Ancak oranı hızla artan ‘şehirli’ nüfusun şehirleri daha fazla köye çevirmemesi için şehirlerin zeka katsayısını yükseltmek gerekiyor.

Ekin Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Akif Ekin, 10 ülkede 22 şehirde güvenlik güçleri, alışveriş merkezleri ve belediyeler gibi birçok birim tarafından kullanılan güvenli şehir teknolojilerinde bugünlerde daha geniş bir coğrafyaya taşımak için kolları sıvamış durumda. Ekin Teknoloji’nin geliştirdiği yüz tanıma, plaka tanıma, hız tespiti, park ihlal tespiti, akıllı kavşak kontrolü uygulamaları, sabit ve mobil donanımlar ile sunulurken geliştirilen işletim sistemi bütün bu sistemlerin birbiriyle entegre çalışmasını sağlıyor.

Ekin’in bahsettiği bir ürün özellikle dikkat çekici: akıllı şehir mobilyası terimi ile dikkat çeken Ekin Spotter. Akif Ekin, “Bir şehrin ölçümlenebilir her verisini tek bir çatı altında toplama özelliğine sahip, akıllı şehir mobilyası geliştirdik. Işıklandırması olarak da kullanılabilen ürün, etrafında hareket eden tüm unsurları 7 gün 24 saat kayıt altına alıp, şüpheli ve kayıp kişileri takip edebiliyor. Trafik yoğunluk haritasının çıkarılmasında etkin rol oynuyor. Olası trafik kazalarında yüksek çözünürlüklü kamerası ile kaza tespit işlemlerini saniyelere indiriyor ve yedi şeride kadar plaka tanıma yapabiliyor” diyor ve ekliyor: “Ekin Spotter, çevresel ölçümlemelerle şehirlerin daha bilinçli yönetilmesine imkan sağlıyor. Güvenli şehir ile akıllı şehir kavramları çok içe içe girmiş durumda. Biz de Ekin Spotter ile akıllı şehir yönetimine geçmiş olduk.”

Burada dikkat etmek gereken nokta, Ekin Teknoloji’nin bu ürünü ortaya çıkarmış olması akıllı şehir kuracağı anlamına gelmiyor. Üstelik şirket bu teknolojilere odaklanabilmek için servis tarafından tamamen çekilerek iş ortaklarının bu alanda uygulama ya da çözüm üretmelerinin önünü açmaya çalışıyor. Akıllı şehir servisleri, ciddi teknoloji altyapısı ve büyük insan kaynağı ile yönetilmesi gereken işler.

Bununla birlikte Ekin Teknoloji’nin geldiği nokta iki açıdan önemli. Birincisi, akıllı şehir işinin veriye dayalı bir yönetim mekanizması gerektirdiğini bize hatırlatıyor ve ikinci olarak buna yönelik donanım ve yazılım tarafında üretim yaparak bunun ciddi bir uzmanlık işi olduğunu ortaya koyuyor.

Ekin Spotter, üzerine eklenecek hava kalitesi sensörü ile hava kirliliğini ölçen bir cihaza dönüştürülebiliyor. Aynı şekilde ışıklandırma için kullanılabilen Ekin Spotter, 5G ile birlikte kentlerde ihtiyacı artan small cell’ler için de bir baz oluşturabilir. Sadece birine dışarıdan internet bağlantısı yapıldığında kendi üzerindeki sensörleri bir mesh yapısı içinde çalıştırabilen bir yerel çözüm oluşturmak da mümkün. Ancak bunlar, amcam-yengem diyalektiği içinde değerlendirilmesi gereken bir konu oluşturuyor.

Konunun belirleyici dinamiklerinin en başında da, güvenli şehir teknolojileri 150 milyar dolarlık bir pazarken akıllı şehir teknolojileri pazarının 2 trilyon doların üzerinde olması geliyor. Yaklaşık 14 kat bir büyüklük söz konusu. Basit bir hesaplamayla bunun Akif Ekin’in güvenli şehirler tarafında yazılım, donanım ve tasarımı bütünüyle değiştirerek rekabet konusunda gösterdiği ciddiyetin 15 katını göstermek gerektiği anlamını taşıdığı sonucuna ulaşabiliriz. Bu da yanlış bir hesap olmaz.

Burada altyapının kurulmasından toplanan verinin büyük veri analitiği gibi yöntemlerle kullanılabilir hale getirilmesine, istatistikler oluşturup anomalileri tespit edecek ve aksiyon alacak mekanizmaların oluşturulmasından bu aksiyonların anlamlı sonuçlar vermesini sağlayacak destekleyici altyapıların kurulmasına kadar birçok boyut var. Ve tabii ki yapay zeka kullanılarak akıllı şehrin günlük operasyonunun yanısıra ve daha önemli olarak şehrin gelecek kurgusunu da belirlemek gerekiyor. Mobilya üretmek ve almak ile evde sağlıklı bir yaşam kurmak arasındaki benzerlikler ve farklar akıllı şehirler boyutunda da aynı şekilde geçerli.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yatay şehirler yaratmak ve AKP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Nihat Zeybekçi’nin –Ertuğrul Özkök’e verdiği röportajda yaşam tarzı tartışmasına karşı boyut olarak ortaya attığı yaşam standardı tartışmalara baz oluşturabilecek konular ancak strateji zemini olabilmekten uzak. Çin’de kurulmasına karar verilen yatay şehrin konseptini tartışmak için Fortune tarafından birkaç sene önce bu ülkede düzenlenen toplantının tortusundan bile haberdar olmadan strateji oluşturamayız. Yatay şehrin temeli, su ve elektrik arzı ile ulaşım sistemi ile ilgili ihtiyaçlara dayanıyordu. Bunların da bağlandığı yer enerjiydi. Yüksek binalara suyu çıkarmak enerji maliyetiydi. Trafikte kaybedilen süre enerji maliyetiydi. Bu şekilde uzayan listede dikey şehirlerin büyük elektrik ihtiyacı bile enerji maliyetiydi. Yatay şehirleri cazip kılan işte bu gereksiz enerji maliyetinden kurtulma çabasıydı. Bu tercih, hava kirliliğinden kaynaklanan sağlık sorunlarından kalabalıktan kaynaklanan sinirsel problemlere kadar birçok farklı boyuttaki sorunları hafifletmeyi ve ortadan kaldırmayı hedefliyordu ve tabii ki yaşam standardı ile yakından ilgiliydi. Türkiye’ye bakınca bu sorunu sorun olarak algılama noktasından bile çok uzak olduğumuz görülüyor. Gün boyu hafriyat kamyonlarının cirit attığı –ve bunu yıllardır yaptığı- bir şehri akıllandırmaya çalışmak işin doğasına aykırı.

Akıllı şehirler ve şehirlerin değeri arasındaki yakın ilişki, bu durumu, şehirlerimizin rekabet gücünü ve değerini ciddi bir biçimde yitirmesine neden olan bir etkene dönüştürüyor. Ekonomik büyüklüğü ile dünya çapında dikkate alınmaması mümkün olmayan İstanbul gibi şehirlere sahipken bu kaynağı hakkıyla kullanamamanın yarattığı zararı iyi hesaplamamız gerekiyor. Büyüklüğün ne anlama geldiğine bakmakta yarar var. Visa’nın Nakitsiz Şehirler araştırması, büyük şehirlerin ne tür ekonomik etkiler yaratabileceği konusunda açık bir fikir veriyor. Dünya genelinde 100 şehri kapsayan araştırma, sadece nakitten kurtulmanın ya da dijital ödemeleri geliştirmenin şehirlere, hükümetlere, işletmelere ve tüketicilere sağlayacağı faydayı sıralıyor.

Araştırmaların sonuçlarından daha önemli olan konu, günümüzün dünyasında bu tür araştırmaların bizi kendi başınıza değil, benzerlerimizle karşılaştırmalı olarak değerlendirmesi. Yani sadece kötü yapma şansından mahrum değiliz, başkalarından kötü yapma olanağımız da yok. Bunu söyledikten sonra, bu 100 şehirle ilgili araştırmanın çarpıcı sonuçlarına bakmakta yarar var. Araştırma dijital ödemeleri artırmanın bu 100 şehir bazında yıllık net 470 milyar dolarlık doğrudan fayda yaratacağını tahmin ediyor. 2017 ile 2032 yıllarının arasındaki dönem için yapılan bu tahminde her bir şehrin elde edebileceği yıllık net fayda için ortalama 4,7 milyar dolar rakamı ifade edilirken her bir şehrin yaklaşık olarak yarattığı hasılanın yüzde 3,08’ine denk bir fayda elde edebileceğine işaret ediliyor. Dijital ödemelerin kullanımındaki artışın şehirlerin ekonomilerinin büyüme hızına yapacağı katkının 15 yıl boyunca yüzde 0,19 olması ve ekonomilerdeki bu büyümenin gelecek 2032’ye kadarki 15 yılda 12 trilyon dolarlık bir ekonomik faaliyeti de ortaya çıkarması bekleniyor. 

Yaratılan toplam doğrudan faydanın dağılımına bakıldığında,470 milyar doların sadece 27,8 milyar dolarının tüketiciye gittiği ve asıl faydanın 312,3 milyar dolarla işletmeler ve 129,7 milyar dolarla hükümetler arasında paylaşılacağı görülüyor. Türkiye’nin büyük şehirlerinden İstanbul için tahmin edilen net fayda 7,1 milyar dolar olurken Ankara için bu rakam 2,6 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. İstanbul’un yarattığı gayrisafi hasıla 197 milyar dolarken Ankara’nın 69,9 milyar dolarlık gayrisafi hasılaya sahip olduğu ifade ediliyor.

Visa Türkiye Genel Müdürü Merve Tezel, “Günümüzde dünya nüfusunun yarıdan fazlası büyük şehirlerde yaşıyor ve cep telefonu kullanıyor. Öte yandan temassız ve mobil ödemelerin yaygınlaşmasıyla birlikte ödemeler de gün geçtikçe dijitalleşiyor. Bu da ödemelerin alışveriş deneyiminin bir parçası haline gelmesini ve daha pürüzsüz gerçekleşmesini beraberinde getiriyor. Kentlerin akıllı sistemlerle donatılması, ödemelerin dijitalleşmesiyle bir araya gelince, şehir hayatı da tüketiciler için daha kolay ve güvenli bir hale geliyor” dedikten sonra Türkiye özelinde “Türkiye’de pek çok ilimizde otopark ücretlerini, toplu ulaşımı temassız kartlarımızla ödüyor, köprüleri ve otoyolları ödeme kartlarımıza bağlı cihaz veya stickerlar sayesinde zahmetsizce geçiyor, emlak ve çevre vergilerimizi belediyelerin internet sitelerinden kartlarımızla kolayca yatırabiliyoruz. Visa’nın Nakitsiz Şehirler raporu dünya genelindeki kent sakinlerinin dijitalleşme oranı arttıkça, hem yerel yönetimlerin, hem tüketicilerin, hem de işyerlerinin bundan olumlu etkilendiğini ortaya koyuyor” değerlendirmesini yapıyor.

Tezel, Türkiye’deki sistemi daha iyi anlamamızı sağlayan verileri de paylaşıyor: “Ülkemizde de pek çok ilde temassız Visa kartları toplu ulaşımda kullanılabiliyor. Nakitsiz Şehirler raporu, ödemelerin dijitalleşmesi ile toplu ulaşım ile köprü ve otoyol geçişlerindeki işletme maliyetlerinin kayda değer oranda düştüğünü ortaya koyuyor. Rapora göre toplu ulaşım, köprü veya otoyol işletmecileri fiziksel olarak kazandıkları her bir nakit doların yüzde 14,5’ini maliyet olarak kaydederken, ödemeler dijital olarak gerçekleştiğinde bu oran her bir dolarda yüzde 4,2’ye düşüyor. Ülkemizde de toplu ulaşımda temassız ödemelerin daha da yaygınlaşmasının hem o kentteki toplu ulaşım kullanıcılarına hem de başta turizm olmak üzere pek çok sektörün gelişmesinde önemli katkılar sağlayacağını düşünüyorum.”

Visa’nın dünya genelindeki örnekleri olası sonuçlar konusunda fikir sahibi olmaya yardım ediyor. Tezel bu konuda da, “Örnek olarak şehir hayatının en önemli unsurlarından olan toplu ulaşım ile köprü ve otoyol geçişlerini ele alalım. Visa olarak Londra’da toplu ulaşımın tüm ödeme kartlarına açılması ve akıllı sistemlerle donatılmasında Londra toplu ulaşım işletmecisi Transport for London ile yakın işbirliği yaptık. Bugün artık Londra’nın kendi sakinleri de, kenti ziyaret eden milyonlarca turist de temassız Visa kartlarıyla metroya, otobüslere kolayca binebiliyor. Arkada çalışan akıllı sistem, en optimum fiyatlamayı hesaplayıp yansıtıyor. Mesela belli bir süre zarfında iki metro hattı arasında aktarma yaptıysanız, sistem turnikeden geçerken okuttuğunuz temassız Visa kartınıza iki değil, tek bilet bedeli yansıtıyor. Edindiğimiz tüm bu tecrübe ile Londra’daki toplu ulaşım çözümleri ekibimiz dünya genelinde yerel yönetim ve işletmecilere danışmanlık veren bir mükemmeliyet merkezine dönüştü” şeklinde konuşuyor.

İstanbul’un hem İstanbul Kart ile sağladığı penetrasyon hem de aktarma yönetimi konusundaki başarısı açıkçası bununla kıyas kabul eden bir örnek oluşturuyor. İstanbul Kart’ın FastPay ile başlattığı operasyonun Visa’nın bulgularına katkıda bulunacak yeni veriler ortaya çıkarması şaşırtıcı olmayacak. Bu uygulamaların daha fazla ile taşınması ile Türkiye genelinde bir ilerleme sağlamak çok yerinde olacak. Visa’nın sunduğu veri, bu konuda iştahı kabartıyor. Ancak iş sadece finansal tarafta bitmiyor.

Son dönemde Murat Günak’ın tasarımını yaptığı şehir içi lojistik çözümü sağlayan Ono ve Continental’in kurye robotları, akıllı şehirlerde çok farklı konularda özel çözümler yaratma ihtiyacının altını çiziyor. Ono’nun karbondioksit salımı gibi alanlarda da sağladığı avantajla özellikle çevre regülasyonlarının güçlü olduğu yerlerde geniş kabul görmesi şaşırtıcı olmayacak ama asıl bir lastik üreticisini robot kurye noktasına sürükleyen yeni şehir dinamikleri üzerinde durmak gerekiyor.  

Continental’in Las Vegas’taki Tüketici Elektroniği Fuarı’nda (CES) sergilediği çözümler, akıllı şehirlerin geleceğinde paketleri müşterinin ayağına kadar götüren kurye robotlar ve sürücüsüz araçların oynayacağı rolü ortaya koydu. Sürücüsüz araçlarla entegre olan kurye robot ile eşya ve paketlerin daha etkili ve verimli bir şekilde dağıtımını sağlayan Continental’in elektrikli otonom geliştirme platformu CUbE, mobilitenin geleceğine ışık tutuyor.

Genellikle robot taksi veya kapsül olarak adlandırılan bu otonom araçlarla eşya teslimatı yapılarak, mevcut taşıma kapasitesinin daha fazla kullanılması ve zaman kayıplarının azaltılması hedefleniyor. Tahminler, eşya taşımacılığına olan ihtiyacın, nüfusun yoğun olduğu yerlerde yolcu taşımacılığı ihtiyacını bile geride bırakacağını gösteriyor.   

Continental Kuzey Amerika Sistemler ve Teknoloji Direktörü Jeremy McClain, “Trafiğin yoğun olduğu bu saatlerin dışında sürücüsüz araçlardan faydalanmak için robot teslimat devreye girebilir. Otomotiv teknolojimizin, otonom kurye robotların geliştirilmesi konusunda robotik teknoloji şirketlerini büyük ölçüde destekleyebileceğini düşünüyoruz.” diyor. Birçok kişinin işte, okulda veya başka şekilde meşgul olduğu zamanlarda gün içinde çok sayıda teslimat yapıldığına ilişkin veri, robot taksilerin yoğun kullanılmadığı saatlerde, teslimat seferleri için bu gibi teslimat robotlarının kullanıldığı senaryoların geliştirilmesine olanak tanıyor.

KPMG’nin Kroger, Costco ve Walmart gibi önde gelen perakendecilerin, yapay zeka ve akıllı antrepo gibi teknolojilere; Çin’de JD.com ve Alibaba gibi e-ticaret devleri otonom teslimata büyük yatırımlar yaptığına işaret eden araştırmasında otonom araçların tüketicilerin alışkanlıklarını radikal biçimde dönüştürdüğüne yaptığı vurgu, bu dalganın çok uzak olmadığını gösteriyor. Dünya genelindeki şehirlerle rekabet içinde bütün bu gelişmeleri takip ederek geleceğin akıllı şehirlerini inşa etmek hem eğlenceli hem de getirisi yüksek bir iş olabilir.

 

 

 

  

İlginizi Çekebilir

Merkez’in Brüt Döviz Rezervleri Azaldı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) toplam rezervleri geçen hafta 977 milyon dolar az…