Asma Yaprağı’ndan 1940 Tarihli Ocaklara Uzanan Kültür Yolu Stratejisi

By Fortune Türkiye

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 26 şehre yayılan Türkiye Kültür Yolu Festivali, İzmir’de 303 etkinlik ve 110 lezzet noktasıyla ekonomik bir döngü oluşturuyor. Michelin yıldızlı şef restoranlarından üç kuşaktır sönmeyen esnaf ocaklarına uzanan rota, kırsal kalkınmanın bilançosunu yeniden yazıyor. Sabah dörtte kaynamaya başlayan çorba kazanı ile küresel gastronomi turizmini aynı masada buluşturan bu perspektif, aynı zamanda asırlık zanaatın milyar dolarlık bir ekonomiye dönüşümün şifrelerini barındırıyor.

İzmir Kültür Yolu Festivali’nin pazar sabahında, gastronomi yazarı Müge Akgün’ün ev sahipliğinde Asma Yaprağı’nın Arnavut kaldırımlı patikasından mavi panjurlu taş binanın kış bahçesine geçiyorum.

Tavana asılan hasır sepetlerin ve raflara dizili emaye çaydanlıkların altında, etrafı sararan asma yapraklarıyla çevrili cam mekânda uzun bir kahvaltı sofrası kuruluyor. Taze pişmiş karabiberli balkabağı böreğinin kokusu, kırmızı desenli emaye tabaklardaki acı biber reçellerine ve kulplu bardaklardaki demli çayların buharına karışıyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bölgenin köklü mutfak mirasını görünür kılmak adına seçtiği 110 lezzet noktasının oluşturduğu mikroekonomik çarpan etkisini yerinde gözlemliyorum.

Asma Yaprak’ın kurucusu Ayşe Nur Mıhçı, 2025 ve 2026 yıllarında üst üste Michelin Yeşil Yıldız ve Bib Gourmand ödüllerini alan işletmesinin doğuşunu tüm samimiyetiyle anlatıyor:

“Aile bireyleri aramızdan yavaş yavaş uzaklaşırken, o eski sofraları tekrar kurma hevesiyle kendi ailemin tariflerini bir araya getirdim.”

 Mıhçı’nın babaannesinin yuvarlak tahtasından ve babasının kızarmış köy peynirinden doğan bu sofra, yerel reçetelerin birer ticari değere dönüşümünü simgeliyor.

Peki, tabağımızdaki yemekten ayrı olarak, Urla’dan Küçük Menderes havzasına uzanan bu hatta asıl satın aldığımız; zaman, samimiyet ve ustalık olabilir mi?

Miras Reçetelerin Ticari Bilançosu

Urla’nın bağ yolu ve gastronomik dönüşümü, aile hafızasını koruyan kadın girişimcilerin ve sabah karanlığında kepenk açan ustaların omuzlarında yükseliyor.

Ayşe Nur Mıhçı, çocukluğunda ıtırlı şurupla tatlı olarak yapılan balkabağı böreğini bugün tuzlu bir imza tabağına dönüştürürken, geleneği güncel ekonomiyle buluşturuyor.

“Dünyanın dört bir yanından misafirler geliyor ve aldığımız geri dönüşler bizi fazlasıyla mutlu ediyor.”

Bu yerel dönüşümün bir diğer halkası olan Urla Malgaca Pazarı’ndaki Beğendik Abi Lokantası’na geçtiğimizde, Michelin Bib Gourmand ödüllü mutfağın enginar dolmasını tadıyorum.

Lokantanın kurucusu ve şefi Handan Kaygusuz, 1999 yılında ufak bir dükkân olarak başlayan serüvenin istikrar formülünü paylaşıyor:

“Atalarımızın tarifleriyle, çocuklarımıza ve torunlarımıza uzanan doğru reçetelerle 28 yıldır çalışıyoruz.”

Urla rotasında modern şef restoranları ve Leone Patisserie’nin bademli kruvasanları kadar, sabah hava ağarmadan ocağını yakan esnaf lokantaları da tedarik zincirinin omurgasını oluşturuyor.

Ekibimizin kelle paça ve ayak paça içtiği Çorbacı Aydın Usta’da, vejetaryen kimliğimle tercih ettiğim mercimek çorbasını içerken, uzun yıllardır  bu meslekte ter döken Aydın Usta çalışma disiplinini anlatıyor:

“Sabah saat dörtte dükkâna giriyorum, beşte servise başlıyorum ve ustamdan öğrendiğim üzere kendi beğenmediğim hiçbir ürünü tezgâha çıkarmıyorum.”

Çorum’dan iki yaşında Urla’ya gelip tarihi Arasta Çarşısı’nda yetişen ustanın ortağı, geçmiş dönem Urla Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Murat Özün ise ortaya konan emeğin süresine dikkat çekiyor:

“Çorbalarımızı sabah dörtten öğlen bire kadar, yaklaşık dokuz-on saat boyunca kolajenini ve özünü çıkaracak şekilde kaynatıyoruz.”

Yıldızlı Şefler, Asırlık Ocaklar

Urla rotasının akşamında Teruar Urla’da Atilla Heilbronn, Osman Sezener, Osman Serdaroğlu ve Ozan Kumbasar’ın hazırladığı özel tadım menüsü, bölgenin ulaştığı üst düzey gastronomik açılımı sergiliyor.

İkinci gün Michelin yıldızlı şef Osman Sezener ve şef Sinan Karaahmet ile Ödemiş, Tire ve Birgi rotasına yöneldiğimizde, küresel gastronomi ekonomisinin asıl gücünü asırlık esnaf lokantalarından aldığı gerçeğiyle karşılaşıyorum.

İlk durağımız Gürkan Pide’de odun ateşinde pişen kaşarlı pideyi deneyimledikten sonra, Sezener’in çocukluğundan beri müdavimi olduğu 1965 kuruluşlu Hurşit Kebap’a geçiyoruz.

On yedi yaşında mesleğe adım atan 1953 doğumlu işletmeci Hurşit Şerifoğlu, üçüncü kuşakla birlikte sürdürdükleri Balkan göçmeni reçetenin inceliklerini aktarıyor:

“Dana etinin biraz yağlı olan kaburga kısmını alıyor, irmik, kimyon, karabiber, kekik ve soğanla yoğurup mutlaka bir gece dinlendiriyoruz.”

Küçük Menderes havzasının geleneksel ticaret çarkları, kuşaklararası devir teslimin kusursuz işlediği aile işletmeleriyle dönmeye devam ediyor.

Ödemiş köftesinin 1940 yılından beri temsilcisi olan Dostol Kebap’ta, babası İbrahim Dostol ile birlikte tezgâhın başında duran üçüncü kuşak işletmeci Osman Dostol üretimin tekniğini açıklıyor:

“Yüzde yüz dana etinden yaptığımız köftemizin suyunu tutması için az miktarda irmik kullanıyor, ekmeğimizi tereyağı ve tatlı toz biberle yağlayarak sıcak servis ediyoruz.”

Babası İbrahim Dostol, yıllar önce yolda hangi köfteciye gidecekleri konusunda tartışan iki müşterinin, arabalarını dükkanın önüne çektiklerinde ikisinin de aynı yeri kastettiğini anladıkları o günü gülümseyerek anlatıyor.

Osman Dostol, seksen yılı aşan ticari duruşun temel motivasyonunu tek bir cümleyle özetliyor:

“Mesleğimiz güzel, lezzetimiz güzel; biz insanları ve hizmet üretmeyi seviyoruz.”

Otuz Altı Saatlik Nöbet

Rotamızın devamında, Aydınoğlu Mehmet Bey Camii’nin yakınındaki Tarihi Meydan Kahvesi’nde içtiğim sıcak salep, bizi Tire’nin seksen yaşındaki yaşayan hafızası Dondurmacı Ayhan Usta’ya hazırlıyor.

On yaşında ortaokulu bitirip İzmir Tepecik’ten İstanbul Sarıyer ve Aksaray’daki imalathanelere uzanan çıraklık yolculuğunun ardından Tire’de kendi mülkünü alan 1946 doğumlu Ayhan Usta, başarısının kaynağını anlatıyor:

“Yirmi dört saat, otuz altı saat hiç uyumadan çalışıp bayram siparişlerini yetiştirdim; dondurmasını, baklavasını, yaş pastasını bizzat ürettim.”

Ekibe ev sahipliği yapan Michelin yıldızlı şef Osman Sezener, asırlık ustadan ham salep ve dondurma tarifi alırken, gastronomi dünyasındaki görünmez hiyerarşinin ortadan kalktığını fark ediyorum.

Kaymaklı dondurmasını tattığım Ayhan Usta, zanaatkârlığın yarattığı ekonomik refahı genç kuşaklara şu sözlerle tavsiye ediyor:

“Ben bu meslekten iki kızımı okuttum, evler aldım, aileme refah sağladım.”

Günü 1926 yılında kurulan ve üçüncü kuşak tarafından işletilen Osman Efendi Dondurma ve Tatlıevi’nde tamamlıyoruz.

Osman Efendi’nin çıtır tulumba tatlısı iki günlük rotanın damağımdaki tatlı anısı olarak yerini alıyor.

Dışarı çıktığımda sonbahar güneşinin Tire’nin sokaklarından yavaşça çekildiğini görüyorum.

BENZER MAKALELER


SON MAKALELER

Loading...