2026’nın ilk yarısında 2 milyar TL’yi aşan faaliyet kârına ve yüzde 23’lük ihracat büyümesine ulaşan GEN, Azerbaycan’daki üretim tesisi ve yenilikçi ilaç projeleriyle uluslararası pazarlardaki varlığını güçlendirmeyi hedefliyor. GEN Yönetim Kurulu Başkanı Abidin Gülmüş, şirketin küresel büyüme stratejisini üretim, Ar-Ge ve uluslararası iş birlikleri üzerine kurduklarını söylüyor.
Fortune 500 Türkiye’de bu yıl da yer alan GEN, 2025’i güçlü bir finansal performansla tamamladı. Bu sonuçları nasıl değerlendiriyorsunuz ve GEN’in büyümesini hangi temel alanlar üzerine inşa ediyorsunuz?
2025 sonuçlarımız, uzun süredir sürdürdüğümüz dönüşümün finansal tablolara yansıması açısından önemliydi. Konsolide hasılatımız yaklaşık 19,2 milyar TL seviyesinde gerçekleşirken faaliyet kârımız 1,89 milyar TL’ye ulaştı. Ana ortaklık paylarına düşen net dönem kârımız ise 814,4 milyon TL olarak gerçekleşti. Özellikle faaliyet kârlılığındaki iyileşmeyi önemsiyoruz; çünkü bizim için büyümenin yalnızca hacimsel değil, sağlıklı ve sürdürülebilir olması gerekiyor. 2026 yılının ilk yarısında da bu performansı sürdürdük; dönem kârımız yaklaşık 889 milyon TL, faaliyet kârımız ise 2 milyar TL’nin üzerinde gerçekleşti.
Ancak GEN’de finansal sonuçları nihai amaç olarak görmüyoruz. Biz bir ilaç ve sağlık şirketiyiz. Yaptığımız işin merkezinde hastaların ihtiyaç duydukları tedavilere erişimi var. Finansal gücümüz bize daha fazla üretim yapabilme, yeni ürünler geliştirebilme, Ar-Ge’ye yatırım yapabilme ve faaliyet gösterdiğimiz coğrafyalarda daha fazla hastaya ulaşabilme imkânı sağlıyor.
Büyümemizin temelinde de bu anlayış bulunuyor. Türkiye’de üretim kabiliyetimizi geliştiriyor, global pazarlardaki varlığımızı genişletiyor, yeni ve yenilikçi ilaç projelerimize yatırım yapıyor ve uluslararası iş ortaklıklarımızı güçlendiriyoruz. Bütün bunları yaparken finansal disiplinimizi ve kârlılığımızı korumayı önemsiyoruz. Fortune 500 gibi listelerde yer almak da bizim açımızdan yalnızca şirketimizin ulaştığı ölçeğin değil, bu uzun vadeli yaklaşımın bir sonucu.

Küresel büyüme stratejinizin önemli kilometre taşlarından biri olarak Azerbaycan’daki ilaç üretim tesisinin resmi açılışını gerçekleştirdiniz. Bu yatırım GEN açısından ne ifade ediyor?
Azerbaycan bizim için yeni bir pazar değil. Yaklaşık çeyrek asırdır faaliyet gösterdiğimiz, iyi bildiğimiz ve güçlü ilişkiler kurduğumuz bir ülke. Bu nedenle burada ticari faaliyetlerden üretime geçmek, GEN’in küreselleşme yolculuğunda doğal ama son derece önemli bir aşama oldu.
Yüzde 66 payla ana yatırımcısı olduğumuz Gen Pharma Caucasus Manufacturing Operations tesisinin resmi açılışını 5 Ekim 2026 tarihinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’in katılımıyla gerçekleştirdik. Bakü yakınlarındaki Pirallahı Sanayi Parkı’nda 5,2 hektarlık alanda kurulan tesis, yıllık 60 milyon kutu ve yaklaşık 2,5 milyar tablet-kapsül üretim kapasitesine sahip. Bugün Azerbaycan’ın en büyük ilaç üretim tesisi konumunda.
Bu yatırımı yalnızca GEN’in yurt dışındaki bir fabrikası olarak değerlendirmiyoruz. İlaçta yerel üretimin güçlenmesi, arz güvenliğinin desteklenmesi ve bölgedeki hastaların tedavilere daha etkin biçimde erişebilmesi açısından önemli bir proje. Aynı zamanda Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güçlü ilişkinin sanayi ve sağlık alanındaki somut örneklerinden biri.
GEN açısından ise Türkiye’de kazandığımız üretim ve Ar-Ge tecrübesini başka bir ülkede doğrudan yatırıma dönüştürebildiğimizi göstermesi bakımından önemli. Global bir ilaç şirketi olma yolculuğumuzda üretim kabiliyetimizin artık Türkiye sınırlarının dışına taşındığını söyleyebiliriz.

Türkiye’deki üretim altyapınızı da büyütmeye devam ediyorsunuz. Üretime yaptığınız yeni yatırımlar bu stratejinin neresinde?
Üretime ilk başladığımız günden itibaren stratejimiz, kolay üretilebilen ve rekabetin çok yoğun olduğu ürünlerden ziyade, geliştirilmesi ve üretimi daha yüksek yetkinlik gerektiren, katma değerli ürünlere yönelmek oldu. Bu yaklaşımımız değişmedi.
Ankara’daki mevcut üretim tesisimizde üretim kapasitemizi artıracak yatırımlar yaptık. Bu adımı yalnızca fiziksel kapasite artışı olarak görmemek gerekir. Ar-Ge’den çıkan yeni ürünlerin üretime taşınabilmesi, uluslararası pazarlara yönelik faaliyetlerimizin desteklenmesi ve üretimdeki yetkinliğimizin uzun vadede geliştirilmesi açısından önemli bir altyapı yatırımı.
İlaç sektöründe üretim ve Ar-Ge birbirinden ayrı düşünülemez. Güçlü bir Ar-Ge yapınız varsa geliştirdiğiniz ürünleri uluslararası kalite standartlarında üretecek altyapıya da sahip olmanız gerekiyor. Biz bu iki kabiliyeti birlikte büyütmeye çalışıyoruz.
GEN’in küresel büyümesinde bugün hangi somut adımlar öne çıkıyor? Yeni ülkeler, lisans anlaşmaları veya yatırımlara yaklaşımınız nasıl?
Globalleşmeyi tek bir ülkeye girmek veya ihracatı artırmak şeklinde değerlendirmiyoruz. Ruhsatlandırma, üretim, ihracat, iş ortaklığı ve gerektiğinde doğrudan organizasyon kurma gibi farklı modelleri birlikte kullanıyoruz.
2026’nın ilk altı ayında yedi farklı ülkeye 635 milyon TL’nin üzerinde ihracat gerçekleştirdik. Aynı dönemde ihracatımız geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 23 büyüdü. CIS bölgesi uzun yıllardır güçlü olduğumuz bir coğrafya. Bunun yanında Avrupa ve diğer regüle pazarlar için çalışmalarımız sürüyor. 2026 yılında Meksika’da ilk ruhsatımızın alınması da Latin Amerika açısından bizim için yeni ve somut bir kilometre taşı oldu.
Global ilaç sektöründe iş birliklerinin önemine inanıyoruz. GEN’in kuruluşundan bu yana büyümesinin önemli unsurlarından biri doğru global partnerlerle uzun vadeli ilişkiler kurabilmesi oldu. Bugün de lisanslama, distribütörlük, ortak geliştirme ve uygun olduğunda yatırım fırsatlarını değerlendiriyoruz.
Ancak halka açık bir şirketiz. Henüz kamuya açıklanmamış bir satın alma, yatırım veya yeni ülke projesi hakkında öngörüde bulunmamız doğru olmaz. Somutlaşan her önemli gelişmeyi bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da KAP ve yatırımcı iletişim kanallarımız aracılığıyla şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşırız.

GEN’in yenilikçi ilaç geliştirme vizyonunda bugün hangi aşamadasınız? Ar-Ge çalışmalarınızı nasıl konumlandırıyorsunuz?
Öncelikle GEN’i yalnızca jenerik ilaç üreten bir şirket olarak tanımlamak doğru olmaz. Kuruluşumuzdan bu yana nadir hastalıklar ve karşılanmamış sağlık ihtiyaçları üzerine çalışıyoruz. Global firmaların yenilikçi ürünlerini hastalara ulaştıran iş modelimizin yanında, kendi ürünlerimizi geliştiriyor ve üretiyor; bugün ise özgün ilaç geliştirme çalışmalarımızı klinik aşamalara taşıyoruz.
2026’nın ilk yarısı itibarıyla 50’nin üzerinde Ar-Ge çalışanımızla 56 devam eden proje üzerinde çalışıyoruz. Aynı dönemde Ar-Ge faaliyetlerimize 124 milyon TL kaynak ayırdık. Ancak benim için bu alandaki en önemli gösterge yalnızca harcanan para değil; araştırmanın bilimsel olarak hangi noktaya ulaştığıdır.
SUL-238 bunun en iyi örneklerinden biri. Mitokondriyal fonksiyon bozukluğunu hedefleyen bu yenilikçi molekülün Faz I çalışmalarının ardından, Parkinson hastalığındaki Faz II kavram kanıtlama çalışmasında Haziran 2026’da ilk hastaya tedavi uygulandı. Bu, yıllardır yaptığımız Ar-Ge yatırımının klinik geliştirme açısından çok önemli bir aşamaya geldiğini gösteriyor.
Diğer önemli projemiz GN-037 ise hafif ve orta şiddetli plak tipi sedef hastalığı için geliştirdiğimiz topikal araştırma ürünümüz. Faz II klinik araştırmasından pozitif sonuçlar elde ettik. İlaç geliştirme uzun, bilimsel belirsizlikleri olan ve sabır gerektiren bir süreç. Bu nedenle her aşamada bilimsel veriye göre ilerliyor ve kamuoyuna yalnızca doğrulanmış gelişmeleri açıklıyoruz.
Ben uzun yıllardır aynı şeyi söylüyorum: Türkiye’den geliştirilmiş bir ilacın dünya pazarlarında kullanıldığını görmek istiyoruz. Ar-Ge çalışmalarımızın arkasındaki en büyük motivasyonlardan biri bu.

Büyüme, üretim ve teknoloji yatırımları konuşulurken GEN’in hasta ve insan odaklı kimliğini nasıl tanımlarsınız?
İlaç sektöründeki bütün rakamların arkasında bir insan olduğunu unutmamak gerekiyor. Bir ürünün satış adedi, bir ruhsat veya bir Ar-Ge projesi bizim için yalnızca ticari bir veri değildir. Sonunda bir hastanın tedavisine ulaşması söz konusu.
GEN’in kuruluş hikâyesi zaten nadir hastalıklarla başladı. Hasta sayısının az olması nedeniyle çözümlerin de sınırlı olduğu alanlarda çalışmayı tercih ettik. Bugün de NPP Programı kapsamında çok sayıda nadir hastalıkta hastaların tedaviye erişimine katkı sağlıyoruz. Nadir hastalıklardaki uzun yıllara dayanan deneyimimiz şirket kültürümüzün önemli bir parçası.
“Önce insan” yaklaşımını yalnızca hastalarımız açısından da düşünmüyoruz. Çalışanlarımız, hekimler, hasta dernekleri, akademisyenler, iş ortaklarımız ve içinde bulunduğumuz toplum bizim ekosistemimizin parçaları. Otizmli bireylerin iş hayatına katılımını desteklediğimiz “Farklı Değil Farkındayız” gibi projelerimizin arkasında da aynı yaklaşım bulunuyor.
Dolayısıyla büyümeyi amaç değil, daha fazla değer yaratmamızı sağlayan bir araç olarak görüyoruz. Finansal olarak güçlü olmayan bir şirket uzun vadeli Ar-Ge yapamaz, üretime yatırım yapamaz ve hastalara sürdürülebilir biçimde hizmet veremez. Biz finansal güç ile toplumsal faydayı birbirinin alternatifi değil, birbirini destekleyen iki unsur olarak değerlendiriyoruz.
Türkiye’nin ilaçta daha güçlü bir üretim ve Ar-Ge merkezi olması için sizce hangi alanlara öncelik verilmesi gerekiyor?
Türkiye ilaç sektörünün çok önemli avantajları var. Güçlü bir sanayi altyapımız, nitelikli insan kaynağımız, iyi üniversitelerimiz, gelişmiş sağlık sistemimiz ve önemli bir iç pazarımız bulunuyor. Doğru koşullar yaratıldığında Türk ilaç şirketlerinin uluslararası ölçekte çok daha güçlü bir konuma gelebileceğine inanıyorum.
Bunun için en önemli konulardan biri öngörülebilirlik ve hız. Özellikle ruhsatlandırma süreçlerinin uluslararası rekabet koşulları dikkate alınarak daha etkin hale getirilmesi önemli. İhracata konu olacak ve yüksek katma değer yaratacak ürünlerin değerlendirme süreçlerinde rekabet avantajımızı koruyacak mekanizmaların oluşturulmasını değerli buluyorum.
İkinci konu Ar-Ge. Özgün bir ilaç geliştirmek çok yüksek kaynak, bilimsel altyapı ve uzun süreli yatırım gerektiriyor. Ar-Ge ve klinik araştırma desteklerinin bu gerçekliğe uygun şekilde güçlendirilmesi; üniversite, kamu ve sanayi iş birliklerinin artırılması gerekiyor. Daha önce de ifade ettiğim gibi, ruhsatlandırmadan Ar-Ge desteklerine kadar sektörün önünü açacak düzenlemelerin Türkiye’nin global rekabet gücü açısından önemli olduğunu düşünüyorum.
Burada kamu kadar özel sektörün de sorumluluğu var. Biz şirketler de yalnızca destek bekleyen değil, risk alan, yatırım yapan, insan kaynağı yetiştiren ve uluslararası pazarlarda rekabet etmeye çalışan yapılar olmak zorundayız.
Önümüzdeki döneme ilişkin GEN’in yönünü nasıl tarif edersiniz ve paydaşlarınıza hangi mesajı vermek istersiniz?
Yönümüz çok net. Üretimde yetkinliğimizi artırmak, Ar-Ge projelerimizi bilimsel olarak ileri taşımak, GEN tarafından geliştirilen ve üretilen ürünlerin ağırlığını güçlendirmek, ihracat pazarlarımızı çeşitlendirmek ve global iş birliklerimizi geliştirmek istiyoruz. Bunları yaparken kârlı büyümeyi, finansal disiplini ve sürdürülebilirliği korumaya devam edeceğiz.
Son dönemde attığımız adımlar aslında bu yönü somut biçimde gösteriyor. Ankara’da üretim kapasitemizi artırdık. Azerbaycan’daki üretim tesisimizi resmi olarak açtık. SUL-238’i Faz II klinik geliştirme aşamasına taşıdık. 2026’nın ilk yarısında operasyonel ve finansal performansımızı güçlendirmeye devam ettik. Bunların her biri yıllardır ortaya koyduğumuz stratejinin adımları.
Paydaşlarımıza vermek istediğim mesaj da çok açık: Biz işimizin başındayız. GEN yaklaşık 30 yıldır sağlık için çalışıyor. İçinde bulunduğumuz koşullar ne olursa olsun odağımızı değiştirmiyoruz. Hastalarımız için çalışmaya, üretmeye, Ar-Ge yapmaya, yatırım yapmaya ve şirketimizi daha güçlü bir global yapıya taşımaya devam edeceğiz.
Biz hâlâ yolun başında olduğumuzu düşünüyoruz. Gidecek çok yolumuz, yapacak çok işimiz var.
