Ersan Taylan – FUJIFILM BUSINESS INNOVATION, 60 yıldır çok fonksiyonlu cihazlar ve yazıcılar gibi temel çözümler aracılığıyla ofis içi bilgi ve iletişim süreçlerinde merkezi bir rol oynuyor. Sadece donanım sağlamıyor. Belgeleri merkeze alarak bilgi akışlarını ve uçtan uca iş süreçlerini tasarlıyor. Bu sayede kurumların çalışma ve karar alma biçimleri destekleniyor. Özellikle dijital dönüşüm, doküman yönetimi ve baskı çözümlerine olan artan talep, şirketin Türkiye’deki büyüme stratejisinin temelini oluşturuyor. Ancak şirket, Türkiye’yi sadece bir satış üssü olarak görmüyor. Grubun küresel işlerini destekleyen çekirdek bir fonksiyona dönüştürme amacıyla; Mart 2026’da İstanbul merkezli ETG Global Bilgi Teknolojileri Hizmetleri’ni satın aldı. FUJIFILM ETG Global Bilişim Hizmetleri Anonim Şirketi adı altında faaliyetlere başladı. Bu satın alma, FUJIFILM Business Innovation’ın küresel hizmet kapasitesini artırma ve özellikle BT hizmetleri, yazılım geliştirme ve teknik destek alanlarında daha entegre bir yapı oluşturma stratejisinin önemli bir adımı olarak görülüyor. Aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel bir teknoloji ve hizmet merkezi olarak konumlanmasına katkı sağlıyor. Şirketin yenilikçi ürün ve çözümlerinin yanı sıra Türkiye pazarındaki büyüme planlarını FUJIFILM İş İnovasyonu Başkanı ve CEO’su Naoki Hama ile konuştuk…
Hama, sürekli değişimi öngören, hızlı aksiyon almayı sağlayan ve rekabet zamanı geldiğinde kararlılıkla ilerleyen bir yönetim anlayışına sahip. Pazarların ve teknolojilerin hızla dönüştüğü bir çağda, geçmişteki başarılara tutunmayı en büyük risk olarak görüyor. Sadece “beraberliklerle” yetinmek yerine, yönetimin kazanmaya odaklı kararlar alma cesaretine sahip olması gerektiğine inanıyor. Aynı zamanda, bir karar alındığında sonuçtan ders çıkarmak, durumu hızla değerlendirmek, net sonuçlara varmak ve bu içgörüleri bir sonraki hamleye bağlamanın temel gerçek olduğuna inanıyor. Esas olarak bu hız duygusuna büyük önem veriyor.
Türkiye’de büyüme planlarınızda hangi faktörlere odaklanıyorsunuz?
Türkiye’deki büyüme stratejimizi değerlendirirken en çok üzerinde durduğumuz faktörler; insan, teknoloji ve uzun vadeli ortaklıklar. Türkiye’yi sadece Avrupa, Orta Doğu ve Asya’yı birbirine bağlayan stratejik bir coğrafi konuma sahip bir ülke olarak değil, aynı zamanda güçlü uzmanlığa ve küresel bir vizyona sahip, son derece yetenekli profesyonellerin bulunduğu bir kaynak olarak görüyoruz. Türkiye’yi kısa vadeli bir pazar genişleme hedefi olarak değil, küresel işimizi destekleyen stratejik bir merkez olarak konumlandırıyoruz. ETG’yi grubumuza dahil etme kararımız da bu felsefenin bir uzantısı. Türkiye’nin yüksek vasıflı BT yeteneklerinin, Japonya ve Avustralya dahil olmak üzere küresel operasyonlarımızla yakın iş birliği içinde çalışarak dünya çapındaki müşterilerimizin dijital dönüşüm (DX) projelerini desteklemede hayati bir rol oynamasını bekliyoruz. Bu yaklaşımı şekillendiren bir diğer önemli unsur, Türkiye’nin güçlü ve hızla gelişen teknoloji ekosistemi. Özellikle yazılım, veri analitiği ve dijital dönüşüm gibi alanlarda yetişen yetenek havuzu, küresel operasyonlarımızla entegrasyon için gereken esnekliğe ve uzmanlığa sahip. Bu durum, Türkiye›yi sadece operasyonel bir merkez olmaktan çıkarıp inovasyon potansiyeli taşıyan bir yapıya dönüştürüyor. Ayrıca, müşteri ekosisteminin olgunluğu ve iş süreçlerindeki dijitalleşme düzeyi, uzun vadeli büyüme kararlarımızda belirleyici rol oynuyor. Kurumların süreç otomasyonu, bilgi yönetimi ve yapay zeka destekli dönüşüme gösterdiği ilgi, Türkiye’yi stratejik yatırımlar için daha da kritik bir noktaya taşıyor. Türkiye, sadece hizmet verilen bir pazar değil, küresel değer yaratma zincirine aktif katkı sağlayan bir merkez olarak konumlandırılıyor.
Gelecek dönem için planlarınız nelerdir?
Gelecekte, baskı alanında değer sunmanın yanı sıra, iş süreçlerinin dijitalleşmesini teşvik ederek ve BT hizmetleriyle entegrasyonu güçlendirerek; ofislerde bilginin nasıl kullanıldığını ve işin nasıl yürütüldüğünü dönüştürmeye odaklanıyoruz. Bu dönüşümün anahtarı Yapay Zeka (AI). Yapay zekayı ürün ve hizmetlerimize aktif olarak dahil ediyoruz. Bizim için AI, müşterilerimizin günlük operasyonları ve karar alma süreçleri de dahil olmak üzere iş akışlarını iyileştiren bir araç. Yapay zekayı çok fonksiyonlu cihazlara, üretim yazıcılarına ve tüm iş süreçlerine entegre ederek; iş yerinde fiilen kullanılan ve somut değer üreten bir yapay zeka anlayışını hayata geçiriyoruz.
Yeni ürünlerinizden söz eder misiniz?
Yeni ürünlerimizin gelecekteki yönüyle ilgili vurgulamak istediğimiz nokta; çok fonksiyonlu cihazların ve üretim yazıcılarının artık sadece birer çıktı cihazı olmadığı. Yapay zekadan yararlanarak belge kullanımını daha da geliştirmeyi, iş süreçlerini otomatikleştirmeyi ve bu ürünleri günlük operasyonların ve karar alma süreçlerinin kalitesini artıran platformlara dönüştürmeyi hedefliyoruz. Bilgiyi işleyen bir şirket olarak, yüksek ürün kalitesini ve güçlü güvenliği ürün değerimizin merkezinde görüyoruz. Ayrıca, enerji verimliliği ve kaynak döngüsünü önceliklendiren bir üretim anlayışıyla, hem çevresel sorumluluğu hem de yüksek üretkenliği bir arada sunan ürünler geliştirme çabalarımızı güçlendiriyoruz. Bu kapsamda sunduğumuz tüm diğer ürünlerin yanı sıra, Fujifilm’in “Print on Demand” (Talep Üzerine Baskı) serisini ve ofis yazıcılarını Türkiye pazarına halihazırda sunduk. Bilgi güvenliğini merkezde tutarken, enerji verimliliğine ve kaynak döngüsüne öncelik veren üretim yaklaşımımızla hem çevresel sorumluluk hem de yüksek üretkenlik sağlıyoruz.
Güçlü bir ekosistemin gelişimini desteklemek adın sektöre katkılarınızın neler olduğunu düşünüyorsunuz?
FUJIFILM Business Innovation, değer yaratma sürecini tek başına tamamlamanın değil; iş ortağı şirketlerle iş birliği içinde sürdürülebilir değer üreten mekanizmalar inşa etmeye katkıda bulunmanın önemli olduğuna inanıyor. Özellikle bulut bilişim alanında, yüksek güvenilirlik ve ölçeklenebilirlik sunan platformlarda çözüm ve hizmetler sağlamak için AWS gibi teknoloji ortaklarıyla birlikte çalışıyoruz. Ayrıca, akademi kökenli girişimlerle (startup) iş birliği yaparak, yapay zeka dahil ileri teknolojileri bünyemize katıyor, yeni çözümler üretiyor ve sunduğumuz değeri daha da artırıyoruz. Rolümüz sadece farklı ortakları birbirine bağlamak değil. Aksine, çok fonksiyonlu cihazlar ve doküman çözümleri aracılığıyla kazandığımız derin iş operasyonları anlayışımızı ve müşteri iş yerleriyle olan yakın temasımızı kullanarak; teknolojinin gerçek operasyonlara nasıl dahil edileceğini ve somut değere nasıl dönüştürüleceğini tasarlayan bir “merkez” görevi görüyoruz.
Dönüşüme ve son girişimlere öncülük ederken hangi alanlarda fark yarattığınıza inanıyorsunuz? Belirgin fark yarattığımız iki ana alan; yapay zekanın iş operasyonlarının merkezine uygulanması ile çevresel girişimleri ve kaynak döngüsünü kendi başına sürdürülebilir birer iş modeli haline getirme yeteneğimiz. Yapay zeka alanında gücümüz, kuruluşlar içindeki –fatura ve sözleşmeler gibi– yapay zeka tarafından doğrudan kullanılamayan devasa miktardaki yapılandırılmamış veriyi, yapay zekanın işleyebileceği eyleme dönüştürülebilir bilgiye dönüştürmekten geliyor. Bu, karar alma süreçlerinde ve iş verimliliğinde iyileşme sağlıyor. Ayrıca, doküman çözümlerimiz aracılığıyla edindiğimiz derin iş süreci anlayışımız sayesinde, yapay zekayı tek başına bir teknoloji olarak sunmuyoruz. Bunun yerine, iş süreçlerinin tüm akışını dikkate alan bir tasarım ve uygulama üzerinde duruyoruz ki bu, bizi diğer şirketlerden ayıran temel bir fark. Bir diğer önemli alan ise çevresel sorumluluk ve kaynak döngüsü. Çok fonksiyonlu cihazları merkeze alarak, kullanılmış ürün ve parçaları toplayan, geri dönüşüm ve yeniden üretim yoluyla bunları yeniden işleyen döngüsel bir sistem kurduk. Çevresel girişimleri sadece bir maliyet veya katma değer olarak değil; kalite ve ekonomik rasyonaliteyi dengeleyen, uygulanabilir bir iş modeli haline getirmiş olmamızın şirketimizin ayırt edici bir gücü olduğuna inanıyoruz.
