Bir CEO Şirketini Nasıl Uçuruma Sürükler?

By Fortune Türkiye

Bir holdingi iflasa sürükleyen her zaman kötü bir bilanço mudur, yoksa o bilançoyu yaratan yöneticinin travmaları mı? Mentor ve Performans Koçu Fatih Elibol ile iş dünyasının zirvesindeki o izole ve tehlikeli odaya giriyoruz. Kibrin şirketleri nasıl batırdığına, rasyonel zannedilen kararların ardındaki gizli öfkelere ve kaz sürülerinden ilham alan adaptif liderliğe dair sarsıcı bir yüzleşme…

Kiremit kırmızısı ve geniş bir kadife kanepede oturuyoruz. Arkamızdaki duvarda, mitolojik esintiler taşıyan, çok başlı kırmızı efsanevi figürün resmedildiği büyükçe, çarpıcı bir tablo asılı. Sanki modern iş dünyasının içinden çıkılmaz, çok başlı krizlerini simgeliyor gibi bize tepeden bakıyor. Önümüzdeki sehpanın üzeri baharın tüm coşkusunu içeri taşıyan rengârenk papatyalar, taze bahar çiçekleri, ikramlıklar ve zarif bir fincan demli çayla donatılmış. Odanın içindeki bu sıcak ve dingin atmosfer, birazdan konuşacağımız iş dünyasının o soğuk, köşeli ve acımasız gerçeklikleriyle tuhaf ama bir o kadar da etkileyici bir tezat oluşturuyor.

Siyah tişörtüyle son derece rahat ama bir o kadar da vizyoner bir enerji yayan Mentor ve Performans Koçu Fatih Elibol ile sohbet ediyorum.

Konumuz, gücün zirvesindeki o yalnız ve çoğu zaman tehlikeli alan: Liderlerin kör noktaları.

Ekonomi haberlerinde her gün pazar paylarını, hisse değerlerini ve büyüme endekslerini takip ediyoruz. Yatırımcılar makroekonomik verilere ve bilançolara odaklanırken, şirketlerin ve borsa ekranlarındaki kırmızı-yeşil okların arkasında çok daha insani, çok daha kırılgan bir sistem çalışıyor: Karar vericilerin psikolojisi.

İş dünyasında gücü elinde tutanların aldığı kararlar şirketlerin olduğu kadar, binlerce çalışanın ve dolaylı olarak makro ekonominin kaderini tayin ediyor. Peki, en iyi okullardan mezun olmuş, onlarca yıllık tecrübeye sahip yöneticiler ve CEO’lar neden şirketi uçuruma sürükleyen ölümcül hatalar yapar?

Zirvedeki körlük ve “ben oldum” yanılgısı

Mentor ve Performans Koçu Fatih Elibol, bu sorunun yanıtını zirve körlüğü ve kibir sarmalı kavramlarıyla açıklıyor. Şirketlere girdiğinde karşılaştığı manzaranın genellikle parlak sunumlardan çok uzak olduğunu, perde arkasında direktörlerin birbiriyle savaştığı, kimsenin asli işini yapmadığı bir kaos ortamı bulduğunu söylüyor.

Elibol, bu durumu keskin bir teşhisle özetliyor: “Liderlerin bencil adımları ve kibrinde boğulmaları. Bu kibir sarmalının içinde o kadar büyük körlük yaşıyorlar ki; nereden geldiklerini unutmak bir yana, ‘her şeyi en iyi ben bilirim, ben yaparım’ yanılgısıyla oturdukları liderlik koltuğunda egolarını devasa boyutlara ulaştırıyorlar.”

İş dünyasının zirvesinde hava seyrektir; eleştiri azalır, onaylayıcı sesler çoğalır. Liderler kendilerine “Ben bu hayatta gerçekten mutlu muyum? Başarı benim için gerçekte ne ifade ediyor? Kendimi nasıl geliştiriyorum?” sorularını sormayı bıraktıkları an, kurumun da çöküşü başlar. Fatih Elibol’un ifadesiyle bu nokta, yöneticinin gelişimi reddederek ben oldum dediği, fakat aslında kurumsal anlamda ben öldüm dediği yerdir.

“Liderler, ‘ben oldum’ dedikleri o kibirli noktanın, aslında gelişimsel olarak ‘ben öldüm’ dedikleri yer olduğunu seans esnasında sarsıcı bir biçimde fark ediyor.”

Kontrolcü diktadan adaptif liderliğe

Dünya hızla değişiyor ve yapay zeka gibi teknolojiler iş yapış şekillerini kökünden sarsıyor. Ancak Elibol, günümüz yöneticilerinin büyük bir çoğunluğunun hâlâ inatla eski usul, kontrolcü yönetim anlayışına tutunduğunu gözlemliyor. Oysa karşılarında otoriteyle ezilebilecek bir nesil yok; potansiyelinin farkında olan yeni bir iş gücü var. Bu uyumsuzluk, yüksek yetenekli çalışanların kurumdan kaçmasıyla veya tükenip her şeyi bırakıp doğaya yerleşme moduna girmesiyle sonuçlanıyor.

Mentor ve Performans Koçu Fatih Elibol, iş dünyasının acilen adaptif liderlik modeline evrilmesi gerektiğini vurguluyor.

Bu modelin en saf örneğini ise doğadan, gökyüzündeki göçmen kazlardan veriyor: “Kazlar gökyüzünde V şekli çizerek uçarlar. En ön tarafta sürüyü yaran, rüzgârın direncini ilk göğüsleyen lider kaz yorulduğu zaman, hiç yüksünmeden ve egosuna yenilmeden hemen en arkaya geçer. Çünkü arkadaki kazlar, öndekinin kanat çırpışının yarattığı hava akımından %70 oranında daha fazla fiziksel güç alırlar. Böylece tek başlarına gidebilecekleri mesafenin çok daha ötesine hep birlikte güvenle ulaşırlar.”

İşte zamanı geldiğinde o koltuğu arkasından yetiştirdiği yeni yeteneklere huzurla bırakabilen, onlara alan açan lider, modern iş dünyasında hayatta kalabilen tek lider tipidir.

Karar alma psikolojisi ve finansal yıkımlar

Bir liderin analitik yeteneği ne kadar güçlü olursa olsun, rasyonel zemin kaybedildiğinde finansal mantık da çöker. Ekonomi okuryazarları, piyasaların tamamen rasyonel olduğunu düşünme eğilimindedir. Oysa koca koca holdingleri sarsan kararların altında çoğu zaman derin, yüzleşilmemiş duygusal travmalar ve anlık öfke patlamaları yatar.

Elibol, karar alma mekanizmalarında yapılan en büyük hatanın tamamen duyguların esiri olmaya işaret ediyor: “Patrona kızıyor, yönetim kuruluna öfkeleniyor, sektörel daralmaya içerliyor, çalışanlarına parlıyor ve tüm bu negatif duygusal yüklerle hayati kararlar alıyorlar.”

Bu anlık ve tepkisel kararlar, sadece bir CEO’nun kariyerini bitirmekle kalmıyor; aynı zamanda yatırımcı güvenini yerle bir ediyor ve büyük şirketleri yok olma noktasına getirebiliyor.

İşin psikolojik kökeni ise çok daha derin. Fatih Elibol, dünyadaki büyük kurumsal savaşların ve yıkıcı rekabetin temelinde, o büyük güçleri yöneten insanların içinde kalmış, şifalanmamış yaralı veya yaramaz çocuğun yattığını söylüyor. Bu içsel figür, yetişkinlikte gücü eline geçirdiğinde, “Ben kazanırım, sen kaybedersin” şeklindeki yıkıcı güç savaşına girişiyor. Liderler kendi içlerindeki derin çatışmayı çözmedikçe, bunu dalga dalga dışarıya, piyasalara ve organizasyonlara yansıtabilmekte.

Aynı şekilde, başarı için durmaksızın koşan, başkalarını memnun etmeye odaklanan ya da hep güçlü görünmek zorunda hisseden yöneticiler kaçınılmaz olarak tükenmişlik sendromu yaşıyor. İnsan, içindeki gerçek duyguyu ve onu körü körüne harekete geçiren esas dinamikleri fark etmediği sürece, son viteste çalışan bir motor gibi bir süre sonra yanmaya mahkumdur.

Sohbetimizin sonuna geliyoruz.

Duvarda asılı duran çok başlı efsanevi figüre yeniden bakıyorum. İş dünyasının karmaşasını, krizlerini ve liderlerin zihinlerinde aynı anda savaşmak zorunda kaldıkları görünmez korkuları geride bırakıpİstanbul’un bitmek bilmeyen dinamiğine karışıyorum.

BENZER MAKALELER


SON MAKALELER

Loading...