Dünya, son yılların en yüksek jeo-politik gerilimlerinden geçerken savunma sanayii küresel ekonominin ve stratejik güvenlik politikalarının merkezine yerleşiyor. Rusya-Ukrayna savaşı, Tayvan merkezli Asya-Pasifik gerilimleri ve Orta Doğu’daki güç mücadeleleri, ülkelerin savunma yatırımlarını hızla artırmasına neden olurken; maliyet-etkin, sahada kanıtlanmış ve teknolojik üstünlüğe sahip savunma çözümlerine yönelik talep de tarihi seviyelere ulaşıyor.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre küresel askeri harcamalar 2.5 trilyon dolar seviyelerini aşarken, ülkeler savunma stratejilerini yeniden şekillendiriyor. Özellikle Avrupa’da savunma bütçeleri Soğuk Savaş sonrası en yüksek seviyelerine ulaşırken, Orta Doğu’daki yeni güvenlik denklemleri otonom sistemler, akıllı mühimmatlar ve ileri teknoloji savunma çözümlerine olan talebi hızlandırıyor.
Türkiye Savunma Sanayiinde Küresel Güç Olma Yolunda
Dünyadaki bu dönüşüm, Türkiye’nin son 20 yılda kararlılıkla sürdürdüğü “Milli Teknoloji Hamlesi”nin stratejik önemini daha görünür hale getiriyor. 2000’li yılların başında yüzde 20 seviyelerinde olan yerlilik oranı bugün yüzde 80’in üzerine çıkarken, savunma sanayii ihracatı 5.5 milyar dolara ulaştı. Türkiye, SIPRI’nin 2021-2025 dönemi verilerine göre küresel silah ihracatındaki payını yüzde 122 artırarak dünyanın en büyük 11. silah ihracatçısı konumuna yükseldi.
İHA/SİHA teknolojileri, zırhlı kara araçları, deniz platformları ve elektronik harp sistemleri Türk savunma sanayiinin ihracat performansında öne çıkarken; sektör bugün Avrupa’dan Körfez ülkelerine, Afrika’dan Asya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada stratejik güven ortağı olarak konumlanıyor.
SAHA İstanbul ve Güçlenen Savunma Ekosistemi
Türkiye’nin savunma sanayiindeki yükselişi yalnızca büyük ölçekli şirketlerle sınırlı kalmıyor. SAHA İstanbul öncülüğünde gelişen güçlü ekosistem; KOBİ’lerden yüksek teknoloji üreticilerine kadar geniş bir sanayi ağı oluşturarak Türkiye’yi teknoloji geliştiren küresel bir merkez haline taşıyor.
SAHA EXPO gibi uluslararası organizasyonlar ise milyarlarca dolarlık iş hacmi yaratarak Türk mühendisliğinin küresel vitrini olmayı sürdürüyor. Bu platformlar sayesinde Türk firmaları yalnızca üretim gücüyle değil; kalite standartları, sertifikasyon süreçleri ve sürdürülebilir tedarik kabiliyetleriyle de uluslararası rekabette öne çıkıyor.
Küresel Rekabette Yeni Güç: Marka ve Güven
Teknoloji üretmenin yanı sıra küresel ölçekte güçlü bir marka algısı oluşturmanın önemine dikkat çeken AGS Global Kurucusu Ahmet Güler, TURQUALITY’nin Türk savunma sanayii için stratejik bir kaldıraç görevi gördüğünü belirtti.
150’den fazla ülkede marka ve pazar araştırmaları gerçekleştiren AGS Global’in Kurucusu Ahmet Güler, konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu:
“Küresel jeo-politik fay hatlarının her geçen gün daha da hareketlendiği, tedarik zincirlerinin ise dost ve müttefik ülkeler ekseninde yeniden dizayn edildiği bir çağdayız. Böyle bir dünyada devletlerin satın aldığı şey sadece bir teknoloji veya donanım değil; sürdürülebilirlik, itibar ve kesintisiz güvendir.
Türk savunma sanayii son yıllarda güçlü bir ekosistem yarattı ve sahada oyun değiştiren ürünler geliştirdi. Ancak asıl oyun kuruculuk, bu mühendislik gücünü küresel algı yönetimiyle birleştirmekten geçiyor. TURQUALITY vizyonu da tam bu noktada Türk savunma sanayiini yalnızca üretim yapan değil, küresel ölçekte güven inşa eden markalar ligine taşıyor.”
Güler ayrıca, Türkiye’nin savunma sanayiinde artık yalnızca “fiyat rekabeti” ile değil, “güven rekabeti” ile öne çıktığını vurgulayarak, “Türk Malı imzası bugün yalnızca kalite göstergesi değil, aynı zamanda stratejik bir güvence markası haline geliyor” dedi.
