Bugün 63 şehirde, 118 üniversitede faaliyet gösteren topluluklarımızla yaklaşık 20 bin gence ulaşan Toplum Gönüllüleri Vakfı, eğitimden psikososyal desteğe, gönüllülükten sosyal sorumluluk projelerine kadar çok geniş bir alanda çalışıyor. “Bizim için en önemli konu, gençlerin yalnızca destek alan değil; üreten, karar alan ve değişimi başlatan aktörler olması” diyen Toplum Gönüllüleri Vakfı Genel Müdürü Seçkin Karataş, yaptıkları projeler hakkında bilgi veriyor.
Toplum Gönüllüleri Vakfı 23 yıldır gençlerle birlikte sahada çalışan bir yapı. Bugün TOG’un temel yaklaşımını nasıl tanımlarsınız?
Toplum Gönüllüleri Vakfı’nı bir sivil toplum kuruluşunun ötesinde, gençlerin toplumsal dönüşümde aktif rol alabildiği bir dayanışma ekosistemi olarak görüyoruz. 2002 yılında gençlerin öncülüğünde kurulan TOG’un temel yaklaşımı; gençlerin toplumsal sorunlara çözüm üretme potansiyeline inanmak ve onlara bu alanı açmak üzerine kurulu.
Bugün 63 şehirde, 118 üniversitede faaliyet gösteren topluluklarımızla yaklaşık 20 bin gence ulaşıyoruz. Eğitimden psikososyal desteğe, gönüllülükten sosyal sorumluluk projelerine kadar çok geniş bir alanda çalışıyoruz. Bizim için en önemli konu, gençlerin yalnızca destek alan değil; üreten, karar alan ve değişimi başlatan aktörler olması.
TOG Bazar, yıllardır sosyal fayda ve dayanışmayı bir araya getiren önemli bir organizasyon olarak öne çıkıyor. Bu etkinliği sizin için özel kılan nedir?
TOG Bazar, gençlerin hayata geçirdiği sosyal fayda projelerine kaynak yaratan güçlü bir dayanışma platformu. Bu yıl 18’inci kez gerçekleştireceğimiz TOG Bazar, yıllar içinde çok güçlü bir sosyal etki alanı oluşturdu. Bugüne kadar yaklaşık 2 bine yakın marka ve 15 bine yakın ziyaretçiyle büyük bir dayanışma ağı oluşturduk.
TOG Bazar’ı özel kılan en önemli unsur ise çok farklı dünyaları ortak bir amaç etrafında buluşturabilmesi. İş dünyası, yaratıcı endüstriler, genç gönüllüler, markalar ve kanaat önderleri aynı zeminde buluşuyor. Burada yalnızca ürünler değil; fikirler, umutlar ve sosyal fayda odaklı bir yaklaşım da paylaşılıyor. Elde edilen gelir, gençlerin eğitimlerine ve sosyal sorumluluk projelerine doğrudan katkı sağlıyor.
Deprem bölgesinde hayata geçirdiğiniz Kamp’üs projesi TOG’un sahadaki dönüşüm gücünü gösteren çalışmalardan biri oldu. Adıyaman Kamp’üs ile nasıl bir etki hedefliyorsunuz?
6 Şubat depremlerinin ardından gençlerin yalnızca fiziksel değil, sosyal ve psikolojik olarak da desteklenmeye ihtiyaç duyduğunu gördük. Hatay’da kurduğumuz ilk Kamp’üs bize şunu çok net gösterdi: Gençlerin bir araya gelebileceği güvenli alanlara ihtiyacı var.
Şimdi bu modeli Adıyaman’a taşıyoruz. Adıyaman Kamp’üs ile yılda yaklaşık 2 bin gence doğrudan ulaşmayı hedefliyoruz. Burada gençler yalnızca ders çalışabilecekleri bir alan bulmayacak; aynı zamanda eğitimlere katılabilecek, proje üretebilecek, sanat ve spor aktiviteleriyle yeniden sosyal hayata dahil olabilecekler.
Biz Kamp’üs’ü bir konteyner alanından çok daha fazlası olarak görüyoruz. Burası gençlerin yeniden güçlendiği, birlikte ürettiği ve geleceğe dair umut geliştirdiği bir sosyal yaşam alanı olacak. Özellikle afet sonrası dönemde gençlerin toplumsal hayattan kopmaması bizim için çok kritik.

TOG’un son dönemde öne çıkan çalışmalarından biri de akran zorbalığıyla mücadele programı oldu. Bu konuyu neden öncelikli bir alan olarak görüyorsunuz?
Akran zorbalığı bugün çocukların sosyal gelişimini, okul hayatını ve psikolojisini doğrudan etkileyen önemli bir sorun alanı. Türkiye’de yaklaşık her iki gençten birinin akran zorbalığına maruz kaldığını gösteren veriler, bu konuda erken yaşta farkındalık oluşturmanın ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.
Biz TOG olarak meseleyi yalnızca teorik bir farkındalık konusu olarak ele almıyoruz. Genç gönüllülerimiz aracılığıyla sahada, doğrudan çocuklarla temas kuran bir eğitim modeli uyguluyoruz. İlköğretim öğrencilerine yönelik gerçekleştirdiğimiz eğitimlerde zorbalığın türlerini, baş etme yöntemlerini, empatiyi ve akran desteğini konuşuyoruz.
2025 yılı içinde 2 binden fazla öğrenciye ulaştık. Bu projedeki en önemli hedefimiz; çocukların birbirlerini dışlamayan, destekleyen ve farklılıklara saygı duyan bir sosyal ortamın parçası olabilmesi. Çünkü kapsayıcı bir toplum kültürü küçük yaşlarda başlıyor.

Business Tiyatro gibi projeler, iş dünyası ile sosyal faydayı farklı bir zeminde buluşturuyor. Sizce bu tarz iş birlikleri neden önemli?
Business Tiyatro, sosyal faydanın doğrudan emek ve katılımla da büyüyebileceğini gösteren çok kıymetli bir proje. İş dünyasının liderleri, akademisyenler, sanatçılar ve gençler aynı sahnede buluşarak genç kızların eğitimine destek olmak için birlikte üretim yapıyor.
Bu projeyi değerli kılan nokta, iş dünyasının sosyal sorumluluğu yalnızca kurumsal bir başlık olarak değil, kişisel bir sorumluluk alanı olarak da sahiplenmesi. Sahneye çıkan her yönetici aslında toplumsal dayanışmaya görünür şekilde katkı sunuyor.
TOG olarak, farklı sektörlerin ortak amaçlar etrafında bir araya gelmesini önemsiyoruz. Gençlerin eğitime erişimi, fırsat eşitliği ve sosyal gelişiminin; iş dünyasının, kültür sanat alanının ve toplumun tüm paydaşlarının ortak sorumluluğu olduğunu düşünüyoruz. Business Tiyatro da bunun çok güçlü örneklerinden biri oldu.
