Türk şirketleri, sürdürülebilirlik yolculuğunda “gönüllülük” aşamasını geride bırakarak yasal zorunluluklar ve küresel rekabet tarafından şekillendirilen bir “operasyonel dönüşüm” dönemine girdi. Özellikle Avrupa Birliği’nin düzenlemeleri ve yeni ulusal standartlar, Türk iş dünyasını bu alanda hızlanmaya zorluyor. – Şule Laleli
Türkiye’de sürdürülebilirlik artık bir seçenek olmaktan çıkıp yasal bir gereklilik haline geldi. TSRS Zorunluluğu: Kamu Gözetimi Kurumu (KGK) tarafından yayımlanan Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) kapsamında, 2026 itibarıyla belirli eşikleri (aktif toplamı 1 milyar TL, satış hasılatı 2 milyar TL veya 500 çalışan) aşan şirketlerin sürdürülebilirlik raporu hazırlaması zorunlu. 2024 verilerine göre Türkiye›den CDP’ye (Carbon Disclosure Project) raporlama yapan şirket sayısı iklim değişikliği alanında %21, su güvenliği alanında ise %65 arttı. 2026’da mali yükümlülüklerin başlayacak olması, demir-çelik, çimento, alüminyum ve gübre gibi sektörlerdeki Türk devlerini emisyonlarını düşürmeye ve karbon muhasebesi yapmaya sevk ediyor.
Tekstil ve hazır giyim gibi sektörlerde, uluslararası markaların sürdürülebilirlik ve izlenebilirlik talepleri doğrultusunda KOBİ düzeyinde bile “İkiz Dönüşüm” (yeşil ve dijital) projeleri başlatıldı. Türk şirketleri iklim değişikliği ve enerji verimliliğinde ilerleme kaydetse de, biyoçeşitlilik ve plastik atık yönetimi gibi alanlarda henüz “düşük kurumsal olgunluk” seviyesinde. Yeşil dönüşüm için gereken yüksek yatırım maliyetleri, özellikle KOBİ’ler için en büyük engellerden biri. Bu noktada devlet destekli Yeşil Dönüşüm Programı teşvikleri kritik rol oynuyor.
