Enerji haritası baştan aşağı yenilenirken rüzgar projeleri %70-80 oranında kredilerle fonlanıyor. Gündemdeki tutarlar sıradan bir yatırımı aşıp artık doğrudan milli güvenlik stratejisi çerçevesinde ele alınıyor. Peki milyarlarca dolarlık bu büyük faturayı kim, nasıl ödeyecek?
Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) yöneticilerinin toplandığı ahşap zeminli, aydınlık salondayım. Masanın etrafında, 15’inci kez düzenlenecek Türkiye Rüzgar Enerjisi Kongresi (TÜREK)’in stratejisini tasarlayan odaklanmış bir çalışma grubu var. Ben ise bu buluşmanın ardındaki enerji güvenliğinin yol haritasını öğrenmeye çalışıyorum.
Gündem, alışılageldik bir elektrik üretimi başlığını çoktan aşıp tedarik güvenliğine uzanmış durumda.
“Geldiğimiz noktada rüzgar, ülkelerin enerji stratejisi için güvence haline geldi,” diyor TÜREB Başkanı Dr. İbrahim Erden.

İşaret ettiği ayrıntı, rüzgar türbini algısını bütünüyle değiştirirken konuyu çevreci bir hassasiyetin çok ötesine taşıyor. Peki masadaki bu strateji, sınırlarımızı koruyacak o görünmez zırhı gerçekten inşa edebilir mi?
İklimden Çok Daha Fazlası
Enerji kaynakları, uluslararası ilişkilerin yönünü belirleyen en güçlü unsurlardan birini oluşturmakta.
“Türkiye’de devreye alınan her yeni türbin, enerji bağımsızlığımıza atılmış somut bir imzadır,” diyor TÜREB Başkanı İbrahim Erden.
Geleneksel iklim söylemlerine kıyasla, her bir rüzgar yatırımının ulusal bekaya hizmet eden bir yapıya dönüştüğünün altını çiziyor.
“Hedeflerin yeniden gözden geçirildiği bir dönemde sektör olarak yılda 7 GW mertebesinde rüzgar yatırımlarını gerçekleştirmeye talibiz,” diye ekliyor.
Yerli kaynakların maksimum düzeyde kullanımı, makroekonomik dengeleri sağlayan temel bir güç niteliğinde.
Kullanılan donanımların menşei de aynı stratejik vizyonla, oldukça ince bir planlamayla şekilleniyor.
“Son yıllarda yaşanan küresel krizler enerji güvenliğinin önemini bir kez daha ortaya koydu,” diyor Türbin Üreticilerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Arif Günyar.
Yerli üretim, küresel tedarik zinciri krizlerine karşı en sağlam güvenceyi oluşturuyor.
“Türbin ekipmanlarının ülkemizde üretilmesiyle enerji arz güvenliğimizi güçlendiriyoruz,” cümlesiyle yerli sanayinin gücünü vurguluyor Arif Günyar.
Kendi teknolojisini üreten bir sanayi dışsal şoklara karşı duruş sergileyebilmek kapasitesini de ister istemez artırabilecek.

Milyarların Rotası
Rakamlar, masaya konan hedefin ağırlığını tüm boyutlarıyla ortaya koyarken finansman ihtiyacı da bir diğer önemli başlık.
“Türkiye’nin önünde 120 GW kurulu güce ulaşmak gibi net bir hedef var,” diyor TÜREB’in Sayman ve Finansal Kurum Paydaşlarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Çağrı Güven.
Dile getirilen hedef, 80 milyar dolarlık bir yatırım faturası anlamına gelmekte.
“Rüzgar projelerinin finansman yapısına baktığımızda yatırımların %70-80 oranında krediyle finanse edildiğini görüyoruz,” diye ilave ediyor.
Sözleri yeni finansal kanalların açılmasının projelerin hayata geçmesi adına vazgeçilmez bir ön koşul olduğunu gösteriyor.
Gelecek on yılın planlaması, son derece sıkı bir ekonomik disiplin gerektiriyor.
“Önümüzdeki 10 yıl için yaklaşık 60 milyar dolarlık bir finansmana ihtiyaç olacak,” sözleriyle durumu özetliyor.
Yabancı sermayenin yatırımlara yönlendirilmesi, sürdürülebilir kalkınmanın temel taşı olarak öne çıkmakta.
“Her yıl ortalama 6 milyar dolarlık bir finansman kaynağı yaratmamız gerekiyor,” diyerek finansman ihtiyacını somutlaştırıyor Çağrı Güven.
Dile getirilen tespitler makroekonomik istikrar ile yenilenebilir enerji hamlelerinin birbiri ile ne denli ilişkili olduğunu gösteriyor.

Bürokrasiden Sahaya Geçiş
Yatırımların önünü açacak bürokratik mekanizmalar zaman içinde olgunlaşarak hız kazanmış.
“2026 itibarıyla ikincil düzenlemelerin tamamlanmasıyla birlikte yatırımların hızlanacağını öngörüyoruz,” diyor Kamu İlişkilerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ebru Arıcı.
Yeni mevzuat adımları, sahadaki oyuncuların hareket alanını genişletmiş.
“Süper izin süreciyle birlikte sektörün artık vites artırdığı bir döneme giriyoruz,” sözleriyle değişimi özetliyor Ebru Arıcı.
Böylesi bürokratik hızlandırıcı mekanizmalar, 2035 yılı planlarına giden o uzun yolu önemli ölçüde kısaltıyor.
Türbinleri dikmek işin sadece başlangıç evresini oluşturuyor, asıl mesele altyapıda düğümlenmekte.
“Şebeke altyapısı, enerji dönüşümünün başarısında omurga niteliği taşıyor,” diyor Sanayiden Sorumlu Başkan Yardımcısı Samet Güldoğan.
İletim hatlarının kapasitesi, yatırımın geri dönüş süresini doğrudan etkiliyor.
“İzin süreçleri ile şebeke altyapısını sanayi politikasının ayrılmaz bir parçası olarak görmeliyiz” diye ekliyor Samet Güldoğan.
COP31 Hazırlık Komitesi Sorumlusu Osman Çotuker‘in de katıldığı buluşma, masadaki ulusal hedeflerin küresel vizyonla birlikte ele alındığını gösteriyor.
Toplantı bitiyor.
Beyaz ahşap kaplamalı binanın yeşil bahçesine çıkıyorum.
Dışarda hafif bir rüzgar esiyor.
