TUSAF 3,5 Milyon Ton Eşiğini Kırarsa Sektör Nereye Gider?

By Fortune Türkiye

Küresel daralmaya rağmen 2025 yılını 873 milyon dolar gelirle kapatan un sanayicisi, rotayı 3 milyon tonluk ihracat hacmine çevirdi. Antalya’da kurulan masada sadece rakamlar konuşulmadı. Gökyüzündeki bulutlar ve ekmeğin değişen kimyası da gündemdeydi. Sanayici, güçlü rakipleriyle rekabeti yönetirken sofradaki ekmeğin kaderini nasıl çizecek?

Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu (TUSAF)’ın 20. Uluslararası Kongresine katılmak üzere Kaya Palazzo’nun geniş kongre salonuna yöneliyorum. İçerideki atmosfer dışarıdaki şubat serinliğinden tamamen farklı, dinamik bir iş iklimini yansıtıyor. Sahneyi baştan başa kaplayan panoramik ekrandan yayılan mor huzmeler, salonu dolduran 1.400 katılımcının yüzünde, geleceğe dair bir beklentinin yansıması gibi duruyor. 

TUSAF Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Mesut Çakmak

Yerime geçip sahneye odaklandığımda, kürsüde TUSAF Başkanı Mehmet Mesut Çakmak konuşuyordu. 

“Küresel tahıl piyasalarında yeni dengelerin oluştuğu ve ticaret koridorlarının yeniden şekillendiği bir döneme giriyoruz.” 

Tespitleri sanayicinin bugünü olduğu kadar, yarının değişen ticaret yollarını da şimdiden okunması gerektiğini hatırlatıyor.

Peki, kartların yeniden dağıtıldığı bu küresel masada Türk sanayicisinin elindeki kozlar neler?

Küresel satranç ve pazar dengeleri

Dünya un ticaretinde yüzde 25’lik pazar payı hedefi, Antalya’daki bu buluşmayı basit bir kongreden öte, bir strateji merkezine dönüştürmüş görünüyor.

Geçtiğimiz yıla göre daha hareketli seyreden Suriye pazarında, 2026 itibarıyla gözlenen canlılık dikkat çekici bir veri olarak karşımıza çıkıyor. Mehmet Mesut Çakmak, ihracat rotasındaki değişime değiniyor.

“2025 yılında yaklaşık 18 bin ton seviyesinde olan Suriye ihracatımız, 2026 itibarıyla aylık 55–65 bin ton bandına yükseldi.” 

Gözlenen artış, sanayicinin bölgesel fırsatları değerlendirme konusundaki refleksinin ne denli güçlü olduğunu işaret ediyor.

Bununla birlikte, küresel pazarlarda Mısır gibi güçlü üreticilerle yaşanan rekabet de söz konusu. Çakmak kalite odaklı bu yarışa değiniyor. 

“Mısır başta olmak üzere güçlü üretici ülkelerle yoğun bir rekabet içindeyiz.” 

Sektörün oyuncuları, yarışta fiyat odaklı bir yaklaşımdan ziyade, marka değeriyle ayrışmayı tercih ediyor. 

“Türk unu, güçlü markalarıyla bu rekabette öne çıkıyor.”

Sözleriyle, benimsedikleri stratejiyi özetliyor.

Bulutlara bağlı bir sektör 

Salondaki dijital sunumlar ve gelecek projeksiyonları ne kadar etkileyici olsa da, sanayicinin bir gözü tarlada, diğer gözü ise gökyüzündeki bulutlarda. 

Ekim ayındaki yağış azlığı endişe yaratsa da, ocak ayından itibaren gelen yağışlar 20 milyon tonluk üretim hedefi için umutları yeşertmiş durumda. 

Çakmak, teknolojinin doğayla olan zorunlu iş birliğini hatırlatıyor.

“Bahar yağmurlarının da olumlu seyretmesi halinde bu yıl üretimde 20 milyon tonun üzerine çıkabileceğimizi öngörüyoruz.”

Bu durum, yatırımların sürdürülebilirliğinin, iklim dayanıklılığı kavramıyla ne kadar iç içe geçtiğini işaret ediyor. 

Rekolte beklentisini dile getirirken temkinli duruşunu koruyor.

“Uygun koşullar oluşursa 3,5 milyon ton ihracat seviyesini de aşabiliriz.” 

Ancak bu cümledeki uygun koşullar ifadesi, sektörün iklim değişikliğine karşı geliştirmesi gereken adaptasyon yeteneğine işaret ediyor. 

Çözümün yol haritasını çizmeyi ihmal etmiyor.

“İklim değişikliği ve ticaret güvenliğinin birlikte ve bütüncül bir yaklaşımla yönetilmesi gerekiyor.”

Sofradaki yüzde 40 kuralı

İhracat hedefleri ve küresel rekabet konuşulurken, aslında en somut değişim iç piyasada, doğrudan vatandaşın sofrasında yaşanıyor. 

Devletin getirdiği yeni düzenlemeyle, ekmeğin içeriğinde köklü bir değişikliğe gidiliyor. Dönüşümün yakın vadede gerçekleşeceğini hatırlatıyor. 

“Önümüzdeki bir yıl içinde Türkiye genelinde önemli bir dönüşüm hayata geçirilecek.” 

Mehmet Mesut Çakmak, yeni düzenlemeyle üretim bandı ile birlikte tüketim alışkanlığının da değişeceğini söylüyor. 

Halk sağlığını önceleyen karar, un sanayicisinin üretim süreçlerini yeniden kalibre etmesini gerektiriyor. Yeni dönemin standardını özetliyor.

“Ekmek üretiminde kullanılan unun yüzde 40’ı tam buğday unundan oluşacak.” 

Oran, sektör için hem operasyonel bir yenilik hem de toplumsal bir katkı anlamı taşıyor. Değişimin sonucunu tarif ediyor.

“Devletimizin belirlediği oran doğrultusunda ekmeklerin besin değeri daha yüksek olacak.”

Konuşmalar bitiyor.

Salondan ayrılmak üzere kapıya yöneliyorum. 

Sahnedeki mor ışıkların yerini fuaye alanının gün ışığı alıyor. 

Aklımda ise ihracat hedefinden çok, bu hedefin ardındaki vizyon vardı.

Un sanayicisi, küresel pazarda bayrağı taşırken, aynı özenle sofralarımızdaki ekmeğin geleceğini de mayalıyor. 

Asıl başarı belki de bu dengede saklı.

BENZER MAKALELER


SON MAKALELER

Loading...