Ipsos’un otuz ülkede gerçekleştirdiği Öngörüler 2026 araştırmasına göre, 2025 yılı sonunda katılımcıların üçte ikisi (%66), geride kalan yılı ülkeleri açısından olumsuz bir dönem olarak değerlendiriyor. Ülkenin genel gidişatına bakıldığında daha karamsar bir tablo öne çıkarken, değerlendirme kişisel hayata ve aileye odaklandığında algı daha dengeli bir seyir izliyor. Her iki kişiden biri 2025’in kendisi ve ailesi için kötü bir yıl olduğunu belirtiyor. Bu tablo, belirsizliklerin gölgesinde şekillenen bir “seçici iyimserliğe” işaret ediyor. Bireyler ülke geneline dair değerlendirmelerinde daha mesafeli ve eleştirel bir tutum sergilerken, kendi yaşam alanlarında dengeyi koruma ve kontrol edebildikleri alanlara tutunma eğilimi gösteriyor.
Yeni bir yıla girerken, takvim değişse de geleceğe dair beklentiler yeniden şekilleniyor. Araştırmaya katılanların yaklaşık dörtte üçü (%71), 2026’nın 2025’ten daha iyi bir yıl olacağına inanıyor. Türkiye’de ise bu iyimserlik daha ölçülü bir biçimde ifade ediliyor ve her on kişiden altısı bu görüşü paylaşıyor. Gündeme Dair araştırmamıza göre Türkiye’de yeni yıla girerken heyecan duyanların oranı son üç yıldır değişmiyor. Buna karşın 2026 yılında hayatlarının daha iyiye gideceğini düşünenlerin oranı geçen yıla kıyasla 9 puan arttı. Ancak gerek kendi yaşam standartları gerekse ülke ekonomisi açısından daha iyi bir tablo bekleyenlerin oranı toplumun yaklaşık dörtte biriyle sınırlı. Tüm bu değerlendirmeler içinde değişmeyen bir öncelik dikkat çekiyor: Sağlık. Sağlığın değişmeyen öncelik olarak öne çıkması ise, hem bireysel hem toplumsal düzeyde güven arayışının merkezinde hâlâ temel ihtiyaçların yer aldığını gösteriyor.
Uzun vadeli geleceğe dair olumlu beklenti taşıyanlarla olumsuz beklenti içinde olanların oranı birbirine yakın. Global ortalamada her iki kişiden biri, 2026 yılında ülkesinde insanların uzun vadeli geleceğe dair daha iyimser hissetmeye başlayacağına inanıyor. Umut, ihtiyatla birlikte elbette ki varlığını her zaman koruyor.
30 ülke ortalamasında katılımcıların üçte ikisi (%66), 2025 yılını kendi ülkeleri açısından kötü bir yıl olarak değerlendiriyor. Buna karşılık %34’lük bir kesim, geçen yılın olumlu geçtiğini düşünüyor.
Bireyler ülkelerinin gidişatı hakkında daha karamsar ancak konu kendi hayatlarına geldiğinde tablo dengeleniyor. 2025’in kendisi ve ailesi için kötü bir yıl olduğunu ifade edenlerin oranı %50.
Yeni bir yıla girerken insanların geleceğe dair umutları tazeleniyor. Araştırmaya katılanların yaklaşık dörtte üçü (%71), 2026’nın 2025’ten daha iyi bir yıl olacağına inanıyor. Türkiye de ise her on kişiden altısı bu görüşte.
Türkiye’de yeni yıla girerken heyecan duyanların oranı son 3 yıldır değişmiyor. Ancak 2026 senesi için hayatlarının daha iyiye gitmesini bekleyenlerin oranı geçen seneye göre 9 puan daha yüksek.
2026’ya dair beklentiler olumlu yönde güçlenirken, yeni yıla umutla bakmaktan çekinenlerin sayısı da artıyor. Yeni yılda ekonomiye yönelik görüşler değişmiyor. Gerek kendi yaşam standartları gerekse ülke ekonomisi konusunda daha iyi olacağını düşünenler, toplumun sadece yaklaşık dörtte birlik kesimi.
Uzun vadeli gelecek için ise düşünceler ikiye bölünüyor. Global ortalamada her iki kişiden biri 2026 yılında ülkesinde insanların uzun vadeli geleceğe dair daha iyimser hissetmeye başlayacağına inanıyor.
