Elektrik dağıtım sektörü, önümüzdeki 5 yılda tam 777 milyar liralık bir yatırım maratonuna hazırlanıyor. Ancak asıl dikkat çeken paranın büyüklüğünden ziyade, Berlin’deki 5 günlük karanlıktan çıkarılan dersler. Peki, çocuklarımıza elektriği anlatmak, şebeke yenilemek kadar hayati olabilir mi?
Samsun’da, YEDAŞ Genel Müdürlüğü’nün açık alanında, neon sarı yeleklerin ve beyaz baretlerin yarattığı parlak yansımaların arasındayım. Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (Elder) Genel Sekreteri Fakir Hüseyin Erdoğan, üzerinde sahanın dinamizmini yansıtan kırmızı gri montuyla, hemen arkasındaki bakım onarım aracının ve demir parmaklıkların önünde duruyor.
Elektriğin kıymetini bizzat yaşamış birinin bilgeliğiyle konuşuyor.
“Ben elektriksiz dünyaya doğmuş bir insanım, çocukluğum gaz lambalarıyla geçti.”
Etrafındaki teknolojik donanıma tezat bir sadelikle devam ediyor.
“Ancak benim çocuklarım için elektrik hava gibi, su gibi; olmazsa olmaz bir şey.”
Bahsettiği “olmazsa olmaz” konforun sürekliliği ise, önümüzdeki beş yıla yayılacak 777 milyar liralık devasa bir operasyona bağlı.
Peki, bu görünmez akışın kesilmemesi için harcanan servet sadece kabloları mı değiştiriyor, yoksa geleceği mi inşa edecek?

Berlin’den alınan soğuk ders
Elektriğin görünmez konforu, yokluğunda yerini hızlıca kaosa bırakabiliyor ve bunu anlamak için bazen uzaklara bakmak gerekiyor.
Fakir Hüseyin Erdoğan, Berlin’de yaşanan ve yüz binden fazla aboneyi etkileyen kesinti örneğini, teknolojinin ne kadar hassas bir dengede durduğunu hatırlatmak için anlatıyor.
Almanya’dan gelen bir ziyaretçisinin yaşadığı çaresizliği aktarıyor.
“Isıtma sistemleri çalışmadığı için evin içinde kabanlarla oturduklarını, beş gün boyunca yapacak başka bir şeyleri olmadığını anlattı.”
Dile getirdiği anekdot, modern şehirlerin elektriksiz kaldığında nasıl birer beton yığınına dönüştüğünü işaret ediyor.
Şebeke güvenliğinin sadece ışık yakmak olmadığını, modern yaşamın ta kendisi olduğunu vurguluyor.
“Biz de o yokluğun anlamını, varlığında anlatmaya çalışıyoruz, çünkü elektrik kesildiğinde bizim lehimize hiçbir durum yok.”
Berlin örneği, görünmez bir hizmetin aksadığında ne denli görünür olduğunu kanıtlayan bir uyarı niteliğinde.

Yatırımlar faturalara yansıyacak
Sahadaki mücadelenin zorluklarından, ileriye dönük yatırımların gerekliliğinden bahsediyor.
Beşinci tarife dönemi için telaffuz ettiği tutar oldukça dikkat çekici.
Sektörün, önümüzdeki beş yıl için şebeke yenileme ve iyileştirme çalışmalarına büyük bir bütçe ayırdığını söylüyor.
“Önümüzdeki beş yıllık dönemde 777 milyar liralık bir yatırım yapılması söz konusu.”
Harcamanın faturaya yansıması ise tüketicilerin en çok merak ettiği husus. Konuya ilişkin şeffaf bir yaklaşım sergiliyor.
“Yatırımların tarifeye yansıması elbette olacak ancak bu süreç kurallı ilerleyecek.”
Faturalardaki devlet desteğinin niteliğine de açıklık getiriyor.
“Faturalardaki devlet desteği dağıtıma değil, aktif enerji bedeline yönelik bir sübvansiyon.”
Dönüşümün yeni adı Dağıtım 2.0
Enerji dünyası, tek yönlü bir otobandan, trafiğin çift yönlü aktığı karmaşık bir kavşaktan geçiyor. Bu durum Dağıtım 2.0 kavramını doğuruyor.
Artık santrallerden evlere olduğu kadar, evlerin çatısındaki güneş panellerinden şebekeye doğru da bir enerji akışı var.
Fakir Hüseyin Erdoğan işletme mantığının kökten değişmek zorunda olduğu bir dönemeçten geçtiğimizi belirtiyor.
“Geleneksel tek yönlü çerçeveden çıkarak çift yönlü enerji akışına dönüşmesi gereken bir dönemdeyiz.”
Özellikle lisanssız üretimdeki artış, şebeke üzerindeki yükü ve yönetim ihtiyacını artırıyor, bu da yeni yatırımları zorunlu kılıyor.
“Dağıtıma bağlı lisanssız üretim tesisi sayısı 35 bine yaklaştı, bu durum mevcut planlama anlayışını değiştiriyor.”
Elektrifikasyon arttıkça, şebekenin de akıllanması ve çift yönlü trafiği yönetecek kapasiteye ulaşması gerekiyor.

Geleceğin şebekesi çocuklardan başlıyor
Yatırım sadece kabloya ve trafoya yapılmıyor.
Elder, “Kıvılcım ve Volkan” projesiyle, elektriği kanıksayan yeni nesle enerjinin kıymetini anlatmayı hedefliyor.
Berlin’deki karanlık senaryoların gelecekte yaşanmaması, biraz da bugünün çocuklarının enerji okuryazarlığına bağlı.
Fakir Hüseyin Erdoğan, Projenin çıkış noktasını anlatırken pedagojik bir hassasiyetle hareket ettiklerini belirtiyor.
“Geleceğin karar vericisi çocuklara, elektriğin arkasındaki emeği ve sistemi anlatmamız gerekiyor. “
Bahsettiği çizgi dizi, sadece bir eğlence aracı olarak ele alınmıyor. Aynı zamanda bir davranış değişikliği projesi olarak kurgulanıyor. Tersine işleyen ebeveyn çocuk öğrenme sürecine dikkat çekiyor.
“Tarihte ilk kez ebeveynler evlatlarından bir şeyler öğreniyor. Çocuklar doğruyu bildiğinde bu, ailenin davranışlarını da değiştiriyor.”
Böylece enerji verimliliği, ev içine yayılan bir kültüre dönüşüyor.
Sohbetimiz bitiyor.
YEDAŞ’ın avlusundan ayrılıyorum.
Dışarda çocukların cıvıltısını duyuyorum.
