Bonna, altı kıtada 110’dan fazla ülkeye ihracat yapan, son iki yılda 100’ü aşkın okula ulaşarak 40 bine yakın profesyonel ekipmanı hibe eden bir sanayi kuruluşu… Hatay’daki meslek lisesinde ise ekipman desteğini mentorlukla birleştirdi. Peki bu çaba, şef adayların hedefini dünya ligine taşımaya yetecek mi?
Hatay’a indiğimde gökyüzü, şehrin taşıdığı ağır yükü paylaşırcasına gri ve kapalıydı. Hava yağmura döndü dönecek, sabırsız bir bekleyişi vardı.
Şehit Serkan Talan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin konferans salonuna girdiğimdeyse dışarıdaki kasvetli havanın aksine, içerde bembeyaz bir umut deniziyle karşılaştım. Kırmızı koltukları dolduran, üzerlerinde pırıl pırıl beyaz şef ceketleri ve bordo önlükleriyle oturan onlarca genç, sahnedeki konuşmacıları ilgiyle dinliyordu.
Duvardaki Türk bayraklarının eşliğinde, henüz yolun başındaki gençlerin gözünde, bir gün dünyanın en iyi mutfaklarında olma arzusunun ışıltısını görüyordum.
Burada, Hatay’da, bir HoReCa devinin sosyal sermayeyi nasıl büyütmeye çalıştığını izliyorum.
Bonna’nın Yarına da Kalsın projesi ile Miami’den Şanghay’a uzanan bir gastronomi otobanına, gençlere Hatay’dan giriş kapısı açmaya çalışmasına tanıklık ediyorum.

Kürsüye çıkan Bonna Pazarlama Müdürü Esra Atagün Karaduman, salondaki o yoğun duyguya tercüman oluyor.
“Hatay’ı seçmemiz tesadüf değil.”
İşaret ettiği sadece Hatay’ın zengin yemek kültürü değildi.
Fırsat eşitliğiyle küresele uzanan köprü
Gastronomi dünyasında “yıldız”lara giden yol, sadece yetenekten geçmez, o yeteneği işleyecek yüksek standartlı ekipmana erişimden geçer.
Anadolu’daki bir meslek lisesi ile Paris’teki bir akademi arasındaki teknik uçurum, genelde hayallerin de sınırını çizer.
Bonna, son iki yılda 100’den fazla okula hibe ettiği on binlerce parça vitrified ve fusion tech teknolojili ürünle, bu sınırları ortadan kaldırıyor.
Şirket, Hatay’daki öğrencinin önüne, New York’un en lüks restoranında kullanılan tabağı koyarak ona şu mesajı veriyor:
“Senin standardın budur, hedefin dünya ligidir.”
Gerçekleştirilen çaba, sektöre kalifiye eleman sağlamanın ötesinde, gençlere profesyonel bir özgüven aşılama operasyonu olarak öne çıkıyor.
Esra Atagün Karaduman, gençleri öğrenci statüsünden çıkarıp, onları geleceğin elit şefleri olarak konumlandırdıklarını söylüyor.
“Genç şefleri desteklemeyi kurumsal sorumluluğunun ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz.”
Marka böylece, yaptığı yatırımı bir hibe olmaktan çıkarıp, Türk gastronomisinin Soft Power (Yumuşak Güç) inşasına dönüştürüyor.
“Yalnızca ekipman sağlayan değil, genç şeflerin gelişimine yön veren bir paydaş olarak konumlanıyoruz.”

Hem yeşil üretim hem yıldızlı gelecek
Salonda anlatılanlar, Bonna’nın sürdürülebilirlik anlayışının doğayı korumak ile sınırlı olmadığını, yeteneği korumak üzerine de kurgulandığını gösteriyor.
Cras koleksiyonu ile 120 bin parça ürünü sıfır atıkla üreterek karbon ayak izini düşüren marka, aynı titizliği insan kaynağının israfını önlemek için de gösteriyor.
Gıdanın çöpe gitmediği, gençlerin hayallerinin enkaz altında kalmadığı bütüncül bir ekosistem hedefleniyor.
Sürdürülebilir Gastronomi Uzmanı Cansu Dirim, sunumunda küresel israfın korkutucu boyutuna dikkat çekerek, verimliliğin önemini vurguluyor.
“Dünyada üretilen gıdaların üçte biri yenmeden çöp oluyor.”
İsrafın önüne geçecek bilinçli şefler yetiştirmek, markanın üretim felsefesiyle birebir örtüşüyor.
“Koleksiyonlarımızla sürdürülebilir bir dünyaya destek olmaya çalışıyoruz,” diyor Esra Atagün Karaduman.
Hedef “Bocuse d’Or” ve ötesi
Etkinliğin en heyecan verici anı, global başarı hikayeleriyle somutlaşan kısmıydı.
Şefler Çiğdem Seferoğlu ve Baykaner Gönen’in mentorluğu, öğrencilere yapabilirsiniz mesajını en güçlü perdeden veriyordu.
Özellikle Bonna’nın desteklediği bir okuldan mezun olan Türk şefin, gastronominin olimpiyatı sayılan Bocuse d’Or yarışmasında Çin takımının başında yer alması örneği, salondaki öğrencileri hareketlendiriyor..
Paylaşılan örnek, Hatay’daki o sandalyede oturan öğrenci için Miami’de veya Londra’da bir mutfak yönetmeni olmak artık hayalden çıkıp olabilirliğe dönüşüyordu.
Öğrencilerin gözündeki pırıltıdan ben de yapabilirim duygusunu alıyorum.
Esra Atagün Karaduman, Hatay buluşmasının finansal raporlarla ifade edilemeyecek vizyonuna işaret ediyor.
“Hatay’da öğrencilerimizle birebir temas kurmak projemizin en kıymetli çıktılarından biri.”
Öğrencilerle temas, Türk mutfağının potansiyelini adeta küresel arenaya taşıyacak bir bayrak teslimi töreni gibiydi.
“Gastronomi ekosistemini birlikte büyütmeyi önemsiyoruz” diyor, Karaduman.
Etkinlik bittiğinde salondan çıkıyorum.
Dışarıdaki yağmur Hatay’ın tozunu yıkıyor.
Salonda ise Bonna’nın kurduğu o beyaz sofrada, geleceğin Michelin yıldızlı şeflerinin ateşi çoktan yakıldı.
Bir HoReCa devi için 40 bin parça ürün, bilançoda gider kalemi olarak görünebilir.
O giderin karşılığı ise yıllar sonra dünya gastronomi haritasında parlayacak Türk şefleriyle görülecek.
