Selçuklu Belediyesi’nin Bu Modeli Başka İlçelere Taşınabilir Mi?

By Fortune Türkiye

Bir ilçe belediyesi düşünün; 21 bin 500 metrekarelik bir otizm merkezi kuruyor, bozkırın ortasına tropikal bir çekim alanı inşa ediyor ve tüm bunları devletten ekstra kaynak almadan yapıyor. Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı’nın ‘Vazifemiz değil ama yapıyoruz’ diyerek özetlediği, 4,6 milyar liralık borçsuz yönetim yaklaşımı, yerel yönetimler için yeni bir rota olabilir mi?

Sabahın erken saatleri. Selçuklu Kanyon Parkı’nın içindeki camlı salonda Kanyon Cafe’deyiz, uzun ahşap masanın etrafında diğer basın mensubu meslektaşlarımla birlikte oturuyoruz. Dışarıda serin bir hava, içerde taze çayın kokusu var.

Masanın başında Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı oturuyor. Arada önündeki notlara baksa da doğaçlama konuşuyor.

Pekyatırmacı’nın masaya koyduğu ilk veri, aslında günün geri kalanında gezeceğimiz her noktanın finansal şifresini çözüyor.

“2024 yılında harcadığımız bütçe 4 milyar 650 milyon lira. “

Sesindeki ton övünmeden çok, tespit niteliğinde.

Asıl çarpıcı olansa rakamın büyüklüğünden ziyade, kaynağın yönetiminde.

“Devletten ekstra bir kuruş almıyoruz. “

Kendi imkanlarını geliştiren bir yapının, dışarıdan kaynak kullanmadan nasıl büyüdüğünü anlatırken, klasik bir belediye başkanı portresinden sıyrılıyor.

Fakat asıl hikâye rakamlardan öte paranın nereye harcandığında gizli.

“Birazdan gezeceğiniz yerler görevimizin dışında ama yine de üstleniyoruz.”

Sözleri kulağa hayli iddialı geliyor.

Düşünüyorum, peki mecbur değilse neden yapıyor?

Tropik bir illüzyon, rakamların ötesindeki turizm

Kahvaltının ardından Kanyon Park’ın sakin atmosferinden ayrılıp, ilçenin içinde adeta başka bir iklimi saklayan Tropikal Kelebek Bahçesi’ne geçiyoruz.

Kapıdan girdiğimiz anda yüzümüze çarpan nemli hava ve etrafımızı saran yeşil doku, Konya’nın bozkır iklimini bir anda unutturuyor.

İçerideki egzotik bitkiler ve uçuşan kelebekler, görsel bir şölenin yanı sıra, ciddi bir turizm mühendisliğinin ürünü.

Başkan Ahmet Pekyatırmacı, etrafımızda fotoğraf çeken ziyaretçileri işaret ederek, buranın sadece bir park olmadığını vurguluyor.

“Tropikal Kelebek Bahçesi olmasaydı, en az 500 bin kişi Konya’ya eksik gelecekti.”

Turizm, burada sadece ekonomik bir girdi olarak görülmüyor. Yürüyüş yolunda ilerliyoruz.

“İşi sadece turizm, oteller dolsun, para kazanılsın diye görmüyoruz.”

Kelebek Bahçesi’nin ilçeye kattığı duyguya dikkat çekiyor.

Ona göre burası, Mevlana’dan gelen manevi hattın modern dünyadaki bir tamamlayıcısı.

“Burada hakikaten bir değer var, bu ruhu yansıtabilmek önemli.”

Sözleriyle mekanın felsefesini özetliyor.

SOBE, sessiz çığlıklara bir yanıt

Nemli ve sıcak atmosferden çıkıp, daha ciddi ve steril bir yapıya, SOBE (Selçuklu Otizmli Bireyler Eğitim) Vakfı’na yöneliyoruz.

Ahşap çıtalarla bezeli modern dış cephesiyle bina, bir rehabilitasyon merkezinden çok, prestijli bir eğitim kampüsünü andırıyor.

İçeri girdiğimizde, 21 bin 500 metrekarelik bu kocaman alanın büyüklüğü, yapılan işin ciddiyetini açıkça ortaya koyuyor.

Burası Türkiye’nin en kapsamlı otizm merkezi. Başkan Pekyatırmacı, koridorlarda yürürken yine o tanıdık cümleyi kuruyor.

“Bu bizim görevimiz değil.”

Ancak bu kez cümlenin ağırlığı daha fazla.

Bir belediyenin, sağlık ve eğitim bakanlıklarının alanına giren böylesine spesifik bir konuda inisiyatif alması nadir görülen bir durum.

Başkan, bir ailenin yaşadığı zorluğu anlatırken sesi biraz daha duygusallaşıyor.

“Çocuğu olan için, annenin bir çocuğu bırakması o kadar zor ki.”

Merkez, kâr amacı gütmeyen, tamamen vakıf mantığıyla işleyen bir yapı. İmkanı olmayan aileler için devreye girdiklerini söylüyor.

“Gelir durumuna göre yüzde 25 katkıda bulunuyoruz,” diyor.

Sosyal devletin boşluklarını nasıl doldurduklarını anlatıyor. Burada, belediyeciliğin sadece altyapı olmadığı, sosyal yaralara merhem olma sanatına dönüştüğünü görüyorum.

Eğitime atılan imza, Güzel Sanatlar Lisesi

Günün son durağında, mimarisiyle bir üniversite kampüsünü andıran Selçuklu Belediyesi Güzel Sanatlar Lisesi’ne geçiyoruz.

Taş kaplama cephesi ve geniş avlusuyla yapı, klasik okul binalarından keskin bir şekilde ayrışıyor.

Havadan bakıldığında “U” şeklinde kurgulanan bu kompleks, Başkan’ın standart dışı vizyonunun yapıya dönüşmüş hali.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın standart projelerinin dışına çıkılarak, tamamen sanat eğitimi ihtiyaçlarına göre tasarlanmış bir bina burası.

Başkan Pekyatırmacı, atölyeleri gezerken yaşadığı gururu paylaşıyor.

“Türkiye’de şu ana kadar güzel sanatlar lisesi olarak projelendirilip yapılmış bir bina yok”

Yine aynı temayı gözlemliyoruz. Sorumluluk sınırlarının ötesine geçmek…

Başkan, mimarlarla ve hocalarla oturup ihtiyaçları tek tek belirlediklerini anlatıyor.

“İhtiyaca uygun mimari projeyi yaptık, bitirdik ve teslim ettik.”

Sözleriyle bürokrasinin hantal çarklarını nasıl hızlandırdıklarını nezaketle ifade ediyor.

Burası hem bir okul hem de şehrin kültürel geleceğine yapılan bir yatırım.

“Gençlere, çocuklara doğru imkanları oluşturmalıyız, fırsat vermeliyiz.”

İfadesi binanın içindeki insan kaynağına duyduğu güveni vurguluyor.

Görev tanımının yeniden yazılımı

Güzel Sanatlar Lisesi’nin geniş avlusundan çıkıyoruz.

Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, elindeki 4,6 milyar liralık bütçeyi sadece ilçeyi süpürmek için kullanabilirdi.

Ve muhtemelen kimse de ona neden fazlasını yapmadığını sormazdı.

Oysaki Selçuklu’da gördüğüm tablo, yerel yönetimin hizmetkâr rolünden kurucu rolüne geçişi.

Kelebeklerin kanat çırpışından otizmli bir çocuğun ilk kelimesine, oradan bir sanatçının ilk fırça darbesine uzanan bu yolda, Vazifemiz değil cümlesi aslında bir kaçış değil, bir meydan okuma.

Peki, Türkiye’nin diğer ilçelerinde de bürokrasi, görevim değil diyerek kenara çekilmek yerine, inisiyatif alarak şehri dönüştürme cesaretini gösterebilir mi?

BENZER MAKALELER

SON MAKALELER

Loading...