Global ekonomilerdeki toparlanmanın beklendiği gibi olmaması FED’in faiz artırımlarında daha temkinli hareket edeceği anlamına geliyor. Bu durum piyasalarda hesapların sil baştan yapılmasına yol açıyor.
Piyasalarda global büyüme endişeleri ve jeopolitik riskler nedeniyle sular durulmuyor. Büyüme endişelerinin ana kaynağını ise Çin oluşturuyor. Gelen veriler bu ülkedeki büyümenin daha da düşeceğine işaret ediyor. Diğer yandan Avrupa bölgesindeki ekonomik toparlanmanın bir türlü gerçekleşmemesi ve bankacılık sistemine ilişkin riskler de piyasaları tehdit eden bir diğer endişe kaynağı. Başta petrol olmak üzere emtia fiyatlarının düşüşünü sürdürüyor olması ve bunun oluşturduğu deflasyon baskısının global bir resesyona yola açabileceği kaygıları da piyasalardaki tansiyonu artırıyor. OECD yayınladığı raporda, 2016 için küresel büyüme tahminini yüzde 3,3’ten 3,0’a çekti. Bazı analistler, yaşananları 2008 krizine benzetirken, bazıları da durumun o kadar kötü olmadığını, 2011 yılını çağrıştırdığını düşünüyor.
Özellikle gelişmekte olan ekonomiler için bazı risk faktörlerinin olduğuna dikkati çeken Akbank Baş Ekonomisti Fatma Melek bunları şöyle özetliyor: “Çin belirsizliği ve yuan devalüasyon olasılığı, petrol fiyatlarında devam eden oynaklık ve düşük seyir, FED sıkılaştırma hızı ve bu sürecin küresel finansal koşullara olası etkisi, FED dışı başlıca merkez bankalarının alacağı yeni aksiyonların piyasa yansımaları ve özellikle Avrupa bankacılık sistemi üzerindeki etkisi ve son olarak da jeopolitik problemler olarak sıralayabiliriz. Bu risklerin yoğunluğu ise piyasada volatilitenin devamı anlamına geliyor.” Bu koşullarda riskli aktiflerde geri çekilmeler yaşanabileceğini ifade eden Melek, “Yıllık performanslar da daha önce tahmin edilenden daha sınırlı olabilir. ABD ekonomisi yaşanan volatiliteye rağmen şu ana kadar göreli dirençli bir seyir izledi” diyor.
İş Yatırım Uluslararası Piyasalar Müdürü Şant Manukyan da, “Piyasalarda hesaplar şaşıyor mu?” sorusuna şu yanıtı veriyor: “Ekonomist John Kenneth Galbraith, ‘Ekonomik tahminlerin tek faydası astrolojiyi saygın göstermektir’ der. Evet piyasalarda hesap şaşıyor ancak, ne kadarı doğru nedenlerden bu tartışılır. ABD ekonomisinin birinci çeyrekte veya 2016’da resesyona girmesini beklemiyorum. Öte yandan, piyasaların eksi faiz veya Çin ekonomisi konusundaki düşüncelerini de fazlasıyla miyopik buluyorum. Ancak, sorun ‘korku’ bir noktada kendisini besleyen bir hal alır ve fiyatlamalarda realiteden uzaklaştıktan bir süre sonra realiteyi yani ekonomik aktiviteyi kendisine doğru çekebilir.”
Yurtiçinde ve yurtdışında tüm hesapların değiştiğine dikkat çeken Global Menkul Strateji Kıdemli Müdürü Gökhan Uskuay da, gelişmiş ülkelerde mevcut deflasyonist baskılar karşısında merkez bankalarının yenden devreye girdiğini hatırlatıyor.
Bu ortamda FED’in aralıkta faiz artırımlarına başlamasının yanlış bir karar olduğu değerlendirmelerinin yapıldığına dikkati çeken Şeker Yatırım’ın Yatırım Danışmanı Fatih Tomakin, “Mevcut durumda piyasalar FED’in 2016 yılında faiz artırmayacağını ya da sınırlı bir faiz artırımı yapılacağını fiyatlıyor. Bu yeni ortamda Japonya Merkez Bankası’nın negatif faize geçmesi ve Avrupa Merkez Bankası’nın da ek parasal genişlemeye gidebileceğine yönelik sinyal vermesi yeni bir dönemin başlayacağının işaretini veriyor” değerlendirmesinde bulunuyor.
HAZİRANDA FAİZ ARTMAZSA SORUN VAR
Tomakin, ABD’den gelecek ekonomik verilerin enflasyonda düşüşün kalıcılığına işaret etmesi ve kötü verilerin gelmeye devam etmesi durumunda, FED’in faiz artırımlarını 2017 yılına öteleyebileceğine ilişkin sinyal verebileceğine dikkati çekiyor. Bu da 2013’ün mayıs ayında eski FED Başkanı Bernanke’nin verdiği sinyal sonrası gelişmekte olan ülkelerden, gelişmiş ülkelere doğru oluşan fon akımını tekrardan terse çevirebilir.
Son dönemdeki gelişmelerin Janet Yellen’ın da belirttiği gibi ABD ekonomisi için destekleyici olmadığını vurgulayan Fatma Melek, “Dolayısıyla FED, 2016 için dört kere faiz (100 baz puan) artırımı öngörmüştü. Muhtemelen gerçekleşme bu hızın altında kalacak. Fakat hiç olmaması şu anda baz senaryo olabilecek nitelikte değil” diyor. Nitekim FED üyeleri arasında faiz artırımları konusunda görüş ayrılıkları bulunuyor. Bazı üyeler, global ekonomik yavaşlamanın ABD ekonomisine etkisi konusunda endişe duyarken, diğer üyeler faiz konusunda beklenti değişikliği için henüz erken olduğunu dile getiriyor.
Şant Manukyan da FED’in faiz artırımları konusunda, “Şu anda Atlanta FED’in birinci çeyrek GYİH hesabı yüzde 2,7 oranında. İşsizlik oranının yüzde 5 ve altına doğru hareketiyle beraber ücretlerde de abartılı olmayan bir yukarı trend görüyoruz. Bu nedenle piyasa beklentisi olan sıfır faiz artışına karşın FED’in yine faiz artışına gidebileceğini düşünüyorum. Ancak bunun olması için diğer ana ekonomilerin de stabil bir dönemden geçmesi gerekiyor” diyor.
Uskuay’a göre, FED bu ortamda faiz artırmanın piyasayı kırmadan izahını arıyor. Çünkü FED faiz artırmadığı takdirde ABD ekonomisine yönelik endişeler artacak. Uskuay, “Haziranda faiz artırmadığı takdirde sorun var demektir” diyor.
BofA Merrill Lynch’in yaptığı bir araştırmaya göre, fon yöneticilerinin yüzde 90’ı gelecek 12 ayda FED’den ikiden fazla faiz artırımı beklemiyor. Bu oran Aralık 2015’te yüzde 40’tı.
MERKEZ BANKALARININ KARARLARI SONUÇ VERMİYOR
Tomakin’e göre, bu yeni dönemde yük yine merkez bankalarının üzerinde olacak. Merkez bankalarının ekonomilerin yeniden krize girmesine engel olmak için negatif faiz dahil ek teşviklerle piyasaları desteklemeye devam edecekleri görülüyor. Şu anda beş merkez bankası negatif faiz uyguluyor. Piyasalardaki kaygılardan biri de bu merkez bankalarına başka ülkelerin de katılması. Negatif faiz kur savaşlarının yaşanmasına neden olacağı söylemlerini artırmış durumda.
Bu konuda Gökhan Uskuay şu değerlendirmede bulunuyor: “Kur savaşı mı yoksa para politikalarının başarısızlığı mı? Başarılı olsaydı sanırım hâlâ parasal genişlemeler gündemde olmazdı. Bence bir kur savaşı yaşanmıyor. Alınan tedbirler aslında sonuç vermiyor. Gelişmiş ekonomiler göründüğü gibi güçlü değil. Negatif faiz süreci Japon ve AB bankalarını da olumsuz etkilemeye başladı.”
Fatih Tomakin ise açıktan ve net olmamakla birlikte halihazırda piyasalarda üstü kapalı sınırlı bir kur savaşı olduğunu söylüyor. Japonya kur savaşı başlatmaya aday ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Tomakin, “Asıl kur savaşını başlatabilecek ve piyasaları belki de daha da olumsuz etkileyebilecek ise Çin’in bu yönde adımlar atması olur. Çin’in olası bir kur savaşına girmesi ve yuanı devalüe etmesi durumunda piyasalardaki dalgalanmanın ve paniğin daha da artması beklenir” diyor. Her ne kadar görünürde piyasalarda bir kur savaşı yokmuş gibi görünse de FED’in güçlü doların ABD dış ticaretinde oluşturduğu negatif etkiye sık sık değinmesi, çok güçlü olmamakla birlikte bir kur çekişmesine işaret ediyor. Yine Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı parasal genişleme ve Japonya’nın son aldığı negatif faiz kararı da bu durumu teyit ediyor. “Global büyüme endişelerinin artığı bir dönemde ülkeler değerli para birimi ile ticaret hadlerinin ve dolayısıyla büyümenin daha da kötüleşmesinden endişe ediyor” diyen Tomakin şöyle devam ediyor: “Bununla beraber, olası bir kur savaşının hem global ekonomiye hem de piyasalara yansıması güçlü negatif olacağı için kısa vadede merkez bankalarının açıktan bir kur savaşının içinde olması beklenmiyor.”
Piyasalardaki tüm gözler Çin ve ABD üzerine yoğunlaşsa da diğer ülkelerdeki ekonomik gelişmeler ve jeopolitik riskler bu ülkelerin adımlarını da etkiliyor. Bu da piyasalardaki hesapların yıl içinde birkaç kez değişeceğini gösteriyor. Bir sis bulutunun içinde yer alan ve önünü görmekte zorlanan global piyasalarda bu süreçte yatırımcıların daha temkinli hareket etmesinin önemi artıyor.
Negatif faiz uygulayan merkez bankaları
Banka Faiz oranı (%)
Japonya Merkez Bankası -0,10
Avrupa Merkez Bankası -0,30
İsveç Merkez Bankası -0,50
Danimarka Merkez Bankası -0,65
İsviçre Merkez Bankası -0,75
Riskten kaçış başladı
Piyasalarda FED’in faiz artırım sayısına yönelik beklentiler değişirken, bu yıl yapılmayacağı ihtimali de tartışılan konular arasında. Bu durumda, fazla likidite tekrar gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere yönelebilir. Şu an gelişmiş ülke hisse senetlerinde yaşanan satışların aslında bunun ilk ayak sesleri olduğu ifade ediliyor. Bu arada, dünya borsaları yılbaşından bu yana ciddi kayıplar veriyor. Goldman Sachs küresel hisse piyasalarında negatif getiriler beklediğini açıkladı.
Son dönemde güvenli liman olarak görülen ABD tahvillerine ve altına olan talep riskten kaçışa işaret ediyor. Tomakin, “Bu eğilimin devam etmesi ve gelişmiş ülke hisse piyasalarından çıkan paranın gelişmekte olan ülkelere yönelmeyerek güvenli limana yönelmeye devam etmesi global bir kriz beklentisine işaret edecektir. Dolayısıyla önümüzdeki yeni dönemin çok sancılı ve sıkıntılı olmaya devam etme potansiyeli yüksek görülüyor. Bu dönemde başta FED olmak üzere gelişmiş merkez bankalarına büyük iş düşerken ülkelerin ekonomilerini canlandırma adına kur savaşına girmesi piyasalardaki dalgalanmanın boyutunun artmasına neden olabilir” değerlendirmesinde bulunuyor.
Tahminler ne kadar isabetli?
Analist beklentileri ve gerçekleşmeler arasındaki farkı gösteren Citi Economic Surprise Index, şubatta hafif toparlanma işaretleri veriyor. Açıklanan veriler beklentileri aşıyorsa momentum sağlıklı bir yukarı trend içinde oluyor. Veriler beklentilerden kötü geldiğinde ise endeks düşüyor. Endeksin yaratıldığı 2003 yılından bu yana en kötü yıllık performans 2015 yılında gözlenmiş. Yani piyasa tahminleri en fazla 2015 yılında şaşmış. ABD özelinde, Kasım 2015’ten bu yana endeksin gerilediğini ve eksi seviyelere düştüğünü görüyoruz. Şubatta ise hafif bir toparlanma ile -54 seviyesinden -47’ye yükseldi. Daha sonra ise ABD’de tüketici enflasyonunun açıklanmasının ardından -37’ye çıktı. Yani tahminler ile gerçekleşmeler arasındaki fark bir miktar kapandı.
