BDDK’dan likidite riskinin yönetimine ilişkin rehber yayınlandı

By Fortune Türkiye

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan (BDDK), bankalarda, faaliyetlerin emin bir şekilde sürdürülmesini temin edecek strateji, politika ve prosedürlerin yer aldığı etkin bir likidite riski yönetim yapısının oluşturulması gerektiği ifade edildi.

BDDK, likidite risk yönetiminin etkinliğinin ve yeterliliğinin sağlanmasını amaçlayan ilkelerin yer aldığı “Likidite Riskinin Yönetimine İlişkin Rehberi”ni yayımladı. 

Rehberde, etkin ve yeterli bir likidite riski yönetiminin, söz konusu ilkeler doğrultusunda banka faaliyetlerinin karmaşıklığı ve büyüklüğü de dikkate alınarak konsolide ve konsolide olmayan yapıya uygun icra edilmesinin beklendiği belirtildi.

Bankalarda faaliyetlerin emin bir şekilde sürdürülmesini temin edecek strateji, politika ve prosedürlerin yer aldığı etkin bir likidite riski yönetim yapısının oluşturulması gerektiği ifade edilen rehberde, üst düzey yönetimin, likidite riskinin, risk iştahı ile uyumlu olarak etkin bir şekilde yönetilmesini ve yeterli likiditenin sürekli olarak elde bulundurulmasını sağlayacak strateji, politika ve prosedürleri geliştirmesi, gerekli uygulamaları hayata geçirmesi önerildi. Rehberde, yönetim kurulunun, likidite riski yönetimine ilişkin strateji, politika ve uygulama sonuçlarını yeterli sıklıkta gözden geçirmesi gerekli bulundu. 

Yönetim kurulunun normal ve stresli ekonomik koşullar altında bankanın tür ve büyüklük olarak üstlenebileceği, banka politika ve stratejileri ile uyumlu yazılı bir likidite risk iştahı belirlemesi gerektiği vurgulanan rehberde, bilanço dışı işlemler de dahil tüm önemli faaliyetler bazında likidite riski içeren işlemlerin maliyet, fayda ve risklerinin fiyatlama mekanizmalarında, performans ölçümlerinde ve yeni ürün onaylama süreçlerinde dikkate alınmasının sağlanması için gerekli uygulamalar oluşturulması gerektiği ifade edildi. 

Rehberde, likidite riski yönetiminin doğrudan kar sağlayıcı bir yönünün bulunmaması nedeniyle, bazı faaliyetlere likidite tahsisinde aşırı teşvik sağlanarak veya çıkar çatışmasına yol açacak bir yapı kurularak risk yönetim yapısına zarar verilmemesi gerektiği belirtildi.

“Likidite stratejisi oluşturmalı”
Söz konusu riskin tespiti, ölçümü, izlenmesi ve kontrolüne ilişkin etkin süreçler tesis edilmesi gerektiğine dikkat çekilen rehberde, bu süreçlerin varlık, yükümlülük ve bilanço dışı işlemlerden kaynaklanan nakit akışlarının belirli zaman dilimleri için kapsamlı olarak tahmin edilmesine yönelik etkin bir yapının kurulmasını da içermesi gerektiği kaydedildi. 

Rehberde, bankaların, fonların kaynak ve vadesini etkin şekilde çeşitlendirecek bir likidite stratejisi oluşturmasının önemine değinilerek, kaynak çeşitliliğinin sağlanmasını teminen piyasalardaki varlık ve fon sağlayıcılarla güçlü ilişkiler içinde olunması gerektiğinin altı çizildi.

Her bir kaynaktan kısa süre içerisinde fon temin edebilme kapasitesinin düzenli olarak izlenmesinin önemine dikkat çekilen rehberde, bu kapasitenin sürekliliğini etkileyen unsurların tespit ve yakından takip edilmesi gerektiği bildirildi. 

“Stres testleri yapılmalı”
Rehbere göre, bankaların, muhtemel likidite zayıflıklarının kaynaklarını tespit edebilmek ve mevcut bilanço içi ve dışı pozisyonunun tespit edilmiş likidite risk iştahıyla uyumlu bir şekilde hareket ettiğinden emin olmak için, bankaya özel, piyasanın geneline ilişkin veya her iki durumu birlikte dikkate alan, kısa süreli veya uzun döneme yayılabilecek sonuçları olan stres testi senaryolarını kullanarak likidite stres testlerini düzenli bir şekilde yapması gerekiyor.

Stres testi sonuçlarının, likidite riski yönetim stratejisi ile politika ve pozisyonlar belirlenirken dikkate alınması ve acil, beklenmedik durum planlarının bu çerçevede hazırlanmasının önemine işaret edilen rehberde, bankaların teminatlı ve teminatsız fon kaynaklarına erişimin ciddi şekilde zorlaştığı veya tamamen durduğu stresli ekonomik koşullar dahil olmak üzere likidite sıkışıklığı yaşanması ihtimaline karşı portföylerinde teminata konu edilmemiş ve yüksek kaliteli likit varlıkları bulundurmaları gerektiğine yer verildi.

Likidite riski ve bu nedenle ortaya çıkan fon ihtiyacının, likiditenin transferine ilişkin yasal, düzenleyici ve operasyonel sınırlamalar dikkate alınarak konsolide edilen ortaklıklar ve işlem yapılan para birimleri bazında aktif olarak izlenmesi ve yönetilmesi gerektiğinin altı çizilen rehberde şunlar kaydedildi:

“Bankaların, normal ve stresli ekonomik koşullar altında, takas ve ödeme sisteminden kaynaklanan yükümlülüklerini zamanında yerine getirebilmek için gün içi likidite pozisyonlarını ve risklerini etkin bir şekilde yönetmesi gerekmektedir. Likidite riski kapsamında teminat olarak kullanılan ve kullanılmayan varlıkların ayrıştırılarak teminat pozisyonları aktif bir biçimde yönetilmelidir. Teminatların teslim edildiği kuruluş ve fiziken tutulduğu yerler ile teminata konu edilen varlıklara ilişkin rehin haklarındaki değişimlerin takvimi dikkatle takip edilmelidir.

Bankaların likidite sıkışıklığının yaşandığı ekonomik kriz dönemlerinde uygulanacak politikaların belirlendiği acil ve beklenmedik durum planına sahip olması, planda, çeşitli stres olaylarının yönetilmesine ilişkin politikalar ile görev ve sorumluluklara yer verilmesi gerekmektedir.”

“Yoğunlaşma Riskinin Yönetimine ilişkin Rehber”
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan (BDDK), bankaların, sağlam ve güvenilir bir şekilde faaliyetlerini sürdürebilmeleri için yoğunlaşma riskine özel önem vermeleri gerektiği bildirildi.

BDDK, yoğunlaşma riskinin yönetimine ilişkin bankalardan beklenen iyi uygulamaları açıklayan “Yoğunlaşma Riskinin Yönetimine İlişkin Rehberi” yayımladı.

BDDK’nın internet sitesinde yer alan iyi uygulama rehberinde, yoğunlaşma riskine yönelik tanımlar, yönetimine ilişkin genel ilkeler, belirli risk türlerinde meydana gelen yoğunlaşma risklerine ilişkin hususlar ele alındı.

Yoğunlaşma riskinin bir bankanın zarara maruz kalmasına neden olabilecek ana sebeplerden biri olduğuna dikkat çekilen rehberde, bankaların, sağlam ve güvenilir şekilde faaliyetlerini sürdürebilmeleri için yoğunlaşma riskine özel önem vermeleri gerektiği vurgulandı.

Rehberde, bankalarca yoğunlaşma riskinin yeterince dikkate alınmadığı durumlarda, yoğunlaşma riskine işaret edilerek, gerektiğinde İçsel Sermaye Yeterliliği Değerlendirme Süreci (İSEDES) kapsamında bankaların kullandığı iş modelleri ve kırılganlıkları göz önünde bulundurularak ilave sermaye ayrılmasının sağlanması gerektiği kaydedildi.

Kredi yoğunlaşması bankalar açısından en önemli risk
Kredi vermenin bankaların en temel faaliyeti olduğu için kredi yoğunlaşmasının da bankalar açısından en önemli risk yoğunlaşmalarını oluşturduğuna dikkat çekilen rehberde, şu görüşlere yer verildi:

“Bundan dolayı; yoğunlaşma riski, çoğunlukla kredi riskiyle ilişkilendirilmektedir ancak yoğunlaşma riski, yalnızca bireylere veya şirketlere verilen kredilerle ilişkili risklerle sınırlı olmayıp, bazı piyasa, sektör, ülke veya faaliyet alanlarındaki bozulmalar nedeniyle bankanın finansal sağlamlığını tehdit edebilecek aktif ve pasif kalemlerle bağlantılı diğer önemli risklerle de ilişkili olabilir. Bankalar yoğunlaşma riski yönetiminde, tüm risk yoğunlaşmalarının tespit edildiği ve değerlendirildiği bütüncül bir yaklaşım kullanmalıdır. Zira risk doğuran tek bir işlem ya da faaliyet birden fazla risk kategorisinde kayıplara veya olumsuz sonuçlara yol açabilmektedir. Bir bankanın yoğunlaşma riskini belirlemek için yalnızca münferit risk türlerini analiz etmek yeterli olmayıp, risk türleri arasındaki yoğunlaşma riskini de analiz etmek gereklidir. Yoğunlaşma riski, bu riskin tespit edilmesi, yönetilmesi, izlenmesi ve raporlanması süreçlerinin tamamını kapsayan bir uygulama yapılmaksızın kolaylıkla anlaşılamayan ve tespit edilemeyen ilişkili faktörlerden kaynaklanabilir. Risk yoğunlaşmalarının, oluşmadan ve iç kontrol/iç denetim personeli tarafından tespit edilmeden önce proaktif bir yaklaşım sergilenerek önlenmesi temel esas kabul edilmelidir.”

 Bir bankanın gerek yurtiçi gerekse yurtdışı yoğunlaşma riskinin değerlendirilmesinde; bankanın grup genelinde kullandığı iş modeli ve stratejisi nedeniyle belirli alan, ürün veya piyasalarda yoğunlaşmasına sebep olabilecek durumlara ayrıca dikkat edilmesi gerektiği bildirilen rehberde, “Bankalardan kendi ölçeğini; risk profilini, faaliyetlerinin, iş ve işlemlerinin hacmini, mahiyetini ve karmaşıklığını dikkate alarak rehberde yer alan ilkeleri uygulaması beklenmektedir” denildi.

Yapısı daha basit olan ve küçük ölçekli bankaların riskler arası yoğunlaşmalar söz konusu olduğunda daha çok niteliksel unsurlara odaklanmalarının mümkün olduğu belirtilen rehberde, yapısı daha karmaşık bankaların, hem münferit risk türü bazında hem de risk türleri arasındaki yoğunlaşmaları, nitelik ve niceliksel unsurları kapsayan içsel modeller kullanarak dikkate alabileceği ifade edildi.

Küçük ölçekli ve basit yapıdaki bankalar için yoğunlaşma riski daha çok kredi riskiyle ilişkili iken karmaşık faaliyetli ve büyük bankalar için piyasa, kredi, operasyonel ve likidite risklerinin tamamı için söz konusu olabileceği vurgulanan rehberde, bazı bankalarda, iş kollarında, ürünlerde veya coğrafi bölgelerde aşırı yoğunlaşmalar görülebileceğine işaret edildi.
Rehberde, söz konusu bankaların ilgili piyasa veya ürün grubunda en iyi bilgi, uzmanlık ve tecrübeye sahip olsa bile, belirli piyasa veya ürünlerden kaynaklanabilecek muhtemel problemlerden daha fazla etkilenme olasılığı bulunduğundan, yoğunlaşma riskine daha fazla hassasiyet göstermesi  ve bu riske ihtiyatla yaklaşması gerektiği belirtildi.

“Bankanın sermaye, likidite ve gelirlerine etki edebilir”
 Yoğunlaşma riskinin  bankanın sermaye, likidite ve gelirlerine etki edebileceğine dikkat çekilen rehberde, bu durumların birbirinden bağımsız olmadığı ve risk yönetimi çerçevesinde yeterli düzeyde ele alınması gerektiği ifade edildi.

Yoğunlaşma riski yönetimine ilişkin genel ilkelerine de yer verilen rehberde, şunlar kaydedildi:

“Yoğunlaşma riski yönetimi, bankanın yazılı risk yönetim çerçevesi içerisinde yeterli bir şekilde ele alınmalıdır. Bankalar, yoğunlaşma riskini doğru bir şekilde yönetebilmek için hem münferit risk türü bazındaki hem de risk türleri arasındaki yoğunlaşma riskinin tüm yönlerini dikkate alan bütünsel bir yaklaşıma sahip olmalıdır. Bankalar, münferit risk türü bazında ve risk türleri arasındaki yoğunlaşmaların tanımlandığı ve ölçüldüğü bir çerçeveye sahip olmalıdır. Bankalar, yoğunlaşma riskinin aktif bir şekilde izlenmesi, kontrolü ve azaltımı konularında yeterli düzenlemelere sahip olmalıdır. Bankalar, yoğunlaşma riskinin yönetiminde uygun içsel limitler, eşik değerler veya benzer uygulamaları kullanmalıdır. Bankalar, yoğunlaşma riskinin İçsel Sermaye Yeterliliği Değerlendirilmesi (İSEDES) ve sermaye planlaması çerçevesinde ele alınmasını sağlamalıdır. Özellikle, sermaye miktarının portföylerdeki yoğunlaşma riski seviyesini taşımaya yetecek düzeyde olmasına dikkat edilmelidir.”

Kredi ve piyasa riski 
Bankaların, hangi tür faaliyet ve durumların kredi riski yoğunlaşması doğurduğuna ilişkin kısa ve pratik bir tanım yapması gerektiği vurgulanan rehberde, bankaların maruz kaldığı tüm kredi risklerini sistematik olarak karşı taraf, ürün, sektör ve coğrafi bölge bazında tespit edebilecek yöntem ve araçlar kullanması gerektiği ifade edildi.

Rehberde, kredi yoğunlaşması riskinin hesaplanması amacıyla bankalarca kullanılan model ve göstergelerin, krediler arasındaki bağımlılığı yeterli bir şekilde dikkate almasının da önemine işaret edildi.

 Bankaların, piyasa yoğunlaşma risklerini tespit etmesi, ölçmesi, izlemesi  ve raporlaması gerektiğinin altı çizilen rehberde, “Yoğunlaşma riski değerlendirilirken zaman içinde değişebilecek farklı likidite ufuklarının muhtemel etkileri de dikkate alınmalıdır” ifadesi kullanıldı.

 Bankaların, gerçekleştirdikleri işlemlerle ilişkili olan operasyonel risk yoğunlaşmasının (OPRY) tüm yönlerini tam olarak anlaması gerektiği belirtilen rehberde, operasyonel risk yoğunlaşması düzeylerini değerlendirmek için uygun araçlar kullanılması gerektiği ifade edildi.

Likitide riski
Bankaların, likidite riski yoğunlaşmalarının tüm önemli türlerini tespit edebilmek için fonlama ve aktif yapılarını yeterince anlamalı ve zaman içinde bu yapıları etkileyen tüm temel faktörlerin farkında olması gerektiği vurgulanan rehberde, şu görüşler yer aldı:

“Bankalar kullandıkları iş modellerine bağlı olarak, fonlama ve aktif yapılarından kaynaklanan zayıflıkların farkında olmalıdır. Örneğin, bilançonun pasif tarafında yer alan perakende ve toptan fonlama miktarının toplam pasif içerisindeki oranlarında veya likidite tamponundaki tek bir menkul kıymette büyük yoğunlaşmaların önüne geçilmelidir. Ayrıca, likidite riski yoğunlaşmaları belirlenirken bölgesel özellikler analiz edilmeli ve bilanço dışı taahhütler de dikkate alınmalıdır. Bankalar, fonlamaya ilişkin yoğunlaşma riskini tespit ederken, fon kaynaklarını aktif bir şekilde izlemelidir. Bankaların fon kaynaklarına erişimini bozabilecek veya fonlarda ani ve önemli ölçüde çekilme meydana gelmesini tetikleyebilecek tüm faktörlerin kapsamlı bir şekilde analizi yapılmalıdır.Likidite riski yoğunlaşmalarının nitel değerlendirmeleri söz konusu yoğunlaşmaların seviyesini belirlemek için kullanılan sayısal göstergeler ile birlikte yapılmalıdır. Bankalar acil fonlama planlarını hazırlarken likidite riski yoğunlaşmalarını dikkate almalıdır.”

BENZER MAKALELER


SON MAKALELER

Loading...