Ankara’daki akşam yemeğinde, siber suçların üçüncü büyük ekonomi olduğu gerçeğinden akıllı şehirlerin sokağa dokunuşuna kadar uzanan dijital bir manifesto dinledim. Özlem Kestioğlu’nun anlattığı, siber ordular ve yapay zekâyla şekillenen yeni dünyada, Türkiye oyun kurucu mu olacak, yoksa sadece izleyici mi?
Business Tech Connect etkinliği kapsamında Vodafone yöneticileriyle akşam yemeğinde bir aradayız.
JW Marriott Ankara’nın kahverengi tonlarının hakim olduğu yemek salonuna girdiğimde dikdörtgen düzeninde kurulmuş genişçe bir masa ve beyaz örtülerin üzerinde parlayan servis takımları dikkatimi çekiyor.
Masanın üç tarafında basından meslektaşlarım ve karşı tarafta şirketin yöneticileri oturuyor. Gecenin odağındaysa sağ köşede oturan Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Özlem Kestioğlu bizlerle selamlaşıyor.
Masadaki sohbetin uğultusu dindiğinde, verileri bir sunumdan ziyade gelecek projeksiyonu olarak önümüze koyuyor.
“Tech Connect, Türkiye’nin dijital altyapısını ve ekonomik dayanıklılığını nasıl güçlendirebileceğimizi konuştuğumuz stratejik bir platform.”
Sözleri, yaklaşan fırtınanın ilk rüzgarıydı.
“Bağlantı kavramı, iletişimin ötesinde toplumların ve ekonomilerin dönüşümünün temel dinamiği olduğu bir çağdayız.”
Özlem Kestioğlu, masadakilere bakıp zihinlerde yer edecek o soruyu sormadan önce kısa bir an bekliyor.
Dijital dönüşüm tercih mi, yoksa var olma meselesi mi?

10 trilyon dolarlık tehdit
Sorunun cevabı, büyüme rakamlarında olduğu kadar hayli ciddi tehditlerde gizli.
Yemekler servis ediliyor. Kestioğlu ise güvenlik konusunu derinleştiriyor.
Dijitalleşen her varlık, aynı zamanda hedeftir. Paylaşılan veriler, siber suçların ulaştığı ürkütücü boyutu gözler önüne seriyor.
“Siber suçlar, 10 trilyon dolarla dünyanın üçüncü büyük ekonomisi haline geldi,”
Bahsettiği tutar dudak uçuklatacak boyutta.
Öyle anlaşılıyor ki savunulması gereken hatlar, sınırlardan önce sunucular.
“Siber dayanıklılık, savunmanın yanı sıra; akıllı, öngörülü ve teknoloji destekli bir yönetim yaklaşımı gerektiriyor.”
Kestioğlu, Vodafone’un alandaki rolünü anlatırken verdiği örnek, salonun havasını ister istemez değiştiriyor. Konu ticari bir işten çıkıp askeri bir öneme bürünüyor.
“Bir NATO tatbikatı bölgesinde, insansız hava ve deniz araçları için özelleştirilmiş, güvenilir 5G şebekesi kurduk.”
Sözleri teknolojinin, iletişim aracı olmaktan çıkıp ulusal güvenliğin omurgası haline geldiğini hatırlatıyor.
Vodafone’un 5G teknolojisiyle 30 deniz mili mesafede İHA’lar için kesintisiz ve güvenli bağlantı sağlandı.”
İfadeleri operasyonlarda güçlü iletişimin ne kadar hayati olduğunu işaret ediyor.
Şehrin Damarlarında Dolaşan Teknoloji
İlerleyen saatlere doğru, konuşmanın seyri makroekonomik verilerden ve güvenlik protokollerinden, sokağa, yani insanın günlük yaşamına iniyor.
Özlem Kestioğlu, İngiltere’deki su yönetimi projesinden bahsediyor.
“Birleşik Krallık’ta SES Water ile bir proje hayata geçirdik. Her gün ortalama üç milyar litre suyun sızıntılar nedeniyle kaybolduğu tahmin ediliyor.”
Verdiği örnek, teknolojinin para kazandırmakla kalmayıp, gezegeni korumak için nasıl kullanılabileceğini gösteriyor.
“NB-IoT çözümünü kullanarak anlık basınç izleme sayesinde kaçaklar tespit edildi. 1.268 olimpik yüzme havuzuna eşdeğer su kaybının önüne geçildi.”
Ankara’da bir otelin yemek salonunda konuşulan örnekler, aslında akıllı şehirlerin lüksten ziyade, zorunluluk olduğunu söylüyor.
“Akıllı şehirler, bizim için teknolojinin en somut karşılık bulduğu alanlardan biri. Verimlilik ve sürdürülebilirlik başlıklarında şehirler kurmamız gerekiyor.”
Trafik ışıklarından atık yönetimine kadar her detay, veriyle işlenen bir sanat eserine dönüşüyor.
“Görüntü işleme teknolojileriyle trafikte şerit ihlallerinin tespiti, durak yoğunluk analizi gibi alanlarda kamusal güvenliği artıran çözümler geliştiriyoruz.”
İnsan ve yapay zekânın hibrit dansı
Kahvelerimizi içerken, masadaki son tartışma konusu, herkesin zihnini kurcalayan “İşimi kaybedecek miyim?” sorusu üzerineydi.
Özlem Kestioğlu, yapay zekânın insanı devre dışı bırakacağı korkusuna, İnsan + Yapay Zekâ formülüyle yanıt veriyor.
“Yapay zekâ, 2030 yılına kadar küresel iş gücüne 170 milyon kişilik bir katkı sağlayacak,”
Gelecek, insanla makinenin savaşı yerine, iş birliği üzerine kurulu.
“IT işlerinin yüzde 75’i yapay zeka ile desteklenen insanlar tarafından gerçekleştirilecek.”
Sözleri, hibrit bir geleceğin kaçınılmaz olduğunu gösteriyor.
Vodafone’un bu denklemdeki yerini ise, sahadaki uygulayıcı kimliğiyle özetliyor.
“Biz sahada uygulayıcı olarak bulunuyoruz. 5 kıtadaki deneyimimizi Türkiye’ye taşıyoruz.”
Cümleleri iddialı. Türkiye’nin dijitalleşme yolculuğunda hem bir altyapı sağlayıcısı hem de yol arkadaşı olduklarının altını çiziyor.
“Dijital dönüşüm artık bir var olma meselesidir. Türkiye’nin dönüşümündeki en güçlü teknoloji ortağı olma sorumluluğuyla hareket ediyoruz.”
Toplantı sona ermişti. Geride boş kahve fincanları kalmıştı.
Otelin lobisine doğru yürürken, Özlem Kestioğlu’nun çizdiği büyük resim zihnimde dönüp duruyor.
Trilyon dolarlar, siber ordular ve su sızıntısını haber veren sensörler…
Anlaşılan o ki Türkiye, bu dönüşümü kaçırmamak için değil koşmak, uçmak zorunda.
