FORTUNE DİJİTAL – Fortune Turkey https://www.fortuneturkey.com Fri, 10 Jul 2020 13:08:21 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.4.2 2020 Sezonunda Voyage Torba’ya Yenilikçi Dokunuşlar https://www.fortuneturkey.com/2020-sezonunda-voyage-torbaya-yenilikci-dokunuslar Fri, 10 Jul 2020 09:13:00 +0000 https://www.fortuneturkey.com/?p=532421675553 Eşsiz konumu ile bölgedeki sayılı düz alanlardan biri üzerine kurulu olan Voyage Torba; 300 m uzunluğundaki kum plajı, konsept barları, nefis a la carte restoranları ve misafirlerin konforuna yönelik sunduğu kusursuz hizmetleri ile Bodrum tatillerinin vazgeçilmezleri arasında. Birbirinden özel yenilikleriyle 2020 sezonunda fark yaratmaya hazırlanan Voyage Torba, her anı unutulmaz deneyimlere dönüşecek bir tatil için sizi bekliyor!

Alıştığınız Voyage hizmetini yenilenen alanlarıyla sunmaya hazırlanan Voyage Torba, 2020 sezonunda sizin oteliniz olacak! Yeni eklenecek oda tipleri, plaj alanındaki değişiklikler, iskeleler ve restoranlar… Kısmi renovasyon dahilinde gerçekleşecek yenilikleriyle Voyage Torba’nın yenilenen yüzünü deneyimlemek için geri sayım başladı!

Kısmi Renovasyonla Voyage Torba’ya Yeni Dokunuşlar…

Otelin yenileme çalışmaları kapsamında yeni sezonda değişim rüzgarlarıyla karşılanacaksınız. Benzersiz hizmetleriyle öne çıkan Voyage Torba, yaz boyunca ünlü yıldızlara ve şov gruplarına ev sahipliği yapıyor. Çocuk kulübü ile minik misafirlerin tatil anılarına da keyif katan otel, çocuklu aileler kadar balayı çiftlerine de hitap ediyor.

Otelin, ihtiyacınız olan tüm donanıma sahip şık ve modern tasarımlı odalarına; Executive Sea Side (42 m2), Executive Sea Side Family (60 m2), Deluxe Lagoon (54 m2) ve Deluxe Lagoon Family (81 m2) olarak 4 yeni oda tipi daha eklenecek. Havuza direkt girişli olan Deluxe Lagoon oda tipleri tek katlı olacak ve zenginleştirilmiş özellikli oda hizmetleri sunulacak. Yalnızca Deluxe Lagoon oda tiplerinde konaklayacak misafirlerin kullanımına açık olan özel bir ortak havuz da mevcut.

Her şey dahil hizmetin sınırlarını zorlayan otel, yeni restoranı Cuisine 24 ve bambaşka bir atmosfere bürünen A La Carte Sokağı ile yiyecek-içecek alanında da değişim dalgası yaratmaya hazırlanıyor. Voyage Torba’nın yeni a la carte restoranı Cuisine 24, 24 saat boyunca leziz atıştırmalıklarını ve eşsiz yemeklerini, lezzet avcılarıyla buluşturacak. Konforlu ve ideal ısılarda yemek yiyebileceğiniz özel iklimlendirme sistemi ve yeni dizaynları ile birbirinden şık restoranlarda tatilinize lezzet katabilirsiniz.

]]>
İnsan Odaklı Manifesto: Agility (Çeviklik) https://www.fortuneturkey.com/insan-odakli-manifesto-agility-ceviklik Wed, 26 Feb 2020 14:28:53 +0000 https://www.fortuneturkey.com/?p=532421672338 Gelişen teknolojiler önemli fırsatların anahtarını elinde tutuyor. “Agility” yani “çeviklik” ise fırsatlar sunuyor. Bu hızlı dönüşümü yakalayamayanlar, gelişim ve büyümenin dışında kalacak.

Walmart işe alım mühendisliği direktörüAndrea Overholt, “Başka birinin endişelenmesi için duvarın üzerinden bir şey fırlatmaya gerek yok. Bütün ekiplerin teknik ekiplerin birbiriyle entegre olup, bu endişeyi hissetmesi gerek” diye bahsettiği davranış mottosu,  Fortune 500 listesinde en büyük Agility aksiyonunu hayata geçiren şirketlerden biri olarak Wallmart’ı farklı bir noktaya taşıyor. 

Sadece Wallmart değil, dünyanın en tanınmış şirketleri, iş süreçlerini iyileştirmek için çevik yaklaşıma ihtiyaç duyuyor. IBM, Cisco, Microsoft, AT&T… Hepsi Agility yaklaşımını kullanıyor. Teknolojik yeniliklerin mevcut temposunun bir sektörü temelden ve hızlı şekilde değiştirip devrim yapması oldukça önemli. Çevik yaklaşım, işbirliği içinde çalışabilmek, daha erken davranabilmek, daha hızlı geri bildirim alabilmekle ilgili aynı zamanda. Kısaca iş dünyası şimdilerde çalışanlarını tanıdık ama verimsiz süreçlerden ve sistemlerden ayırmak üzere kafa yoruyor. Onları daha yaratıcı düşünmeye, yenilikçi olmaya, yeni şeyler yapmanın yeni yollarını aramaya zorluyor. Sorunların kaynağı olan mevcut bakış açısı değişmedikçe, çevik kültür inşa etmek zor görünüyor. Çevik kültür yaratılmadığında çalışanların yetkinliklerini ve potansiyelini açığa çıkarmak da o kadar mümkün görünmüyor. İşte bu yüzden pek çok Fortune 500 şirketi süreçlerini iyileştirmek için bu yöntemi kullanıyor. Daha verimli çalışmak onları girişimci kökenlerine geri ışınlıyor.

Fırsatlara, tehditlere ve değişen iş koşullarına gerçek zamanlı olarak yanıt verebilecek donanıma sahip kuruluşlar, rekabetçi konumlarını sağlamlaştırırken, pazar payı da kazanıyor. Bunu yapmak için, dijital dönüşüm yolunda ilerliyorlar. Çalışanların yetkinliklerini ve potansiyelini ortaya koymaları, korkusuzca öneri sunmaları, eyleme geçmeleri, hatalarından ders çıkararak daha ileriye gitmeleri ancak motivasyonel ihtiyaçların karşılandığı, hiyerarşinin iletişimi kısıtlamadığı, belirsizliğin fırsat olarak görüldüğü bir güven ortamında mümkün.

Türkiye’den ise farklı ve başarılı örnekler sıralanabilir. Bunlardan biri Vodafone. Vodafone’nun, dijitalleşme ile birlikte çalışma şekillerine daha çok odaklandığını söylemek mümkün. İş  geliştirme süreçlerinde agility yaklaşımını yaygın olarak kullanıyor. Agility yaklaşımıyla, organizasyonel olarak hız, esneklik ve verimlilik kazanmak hedefleniyor.

Fortune Agile Dönüşüm Hikayeleri yuvarlak masa toplantısına katılan Vodafone Türkiye Yetenek Gelişimi ve Stratejisi Direktörü Sevil Kayaş Yılmaz, Vodafone adına, dijitalleşme hedefleriyle birlikte çalışma şekline daha çok odaklandıklarını söylüyor ve özellikle geliştirme süreçlerinde agile yaklaşımı yaygın olarak kullandıklarına değiniyor. Kayaş Yılmaz, “Agile, farklı uzmanlıklara sahip 10-12 kişilik ekipler, hiyerarşik olmayan bir düzen içinde aynı amaç için bir arada çalışıyor. ‘Squad’ adı verilen bu ekipler, sorumluluk alanları ile ilgili her türlü yetkiye, donanıma ve bütçeye sahipler. Squad’lar, bir süreci, sorunu ya da müşteri deneyimi ile ilgili bir konuyu çözmek için belirli zaman aralıklarında bir araya geliyorlar. “Dene, risk al, hatalardan ders çıkar” mantığıyla hareket ediyorlar” diyor.

Toplantıya katılan Denizbank İnsan Kaynakları ve Deniz Akademi Grubu Genel Müdür Yardımcısı Yavuz Elkin ise, Denizbank’ın gelecek vizyonunu anlatırken, müşterilerin beklentilerindeki değişimleri, çalışanları iş hayatında motive eden unsurlardaki farklılaşmaları, yeni teknolojilerin iş modellerinde yarattığı değişimleri göz önünde bulundurmak olarak açıklıyor ve çevik dönüşümün bu değişimlere en uygun organizasyonel ifade olduğunun altını çiziyor.

Enerji sektörünün lideri ve Fortune 500 listesinin birincisi Tüpraş adına görüşlerini paylaşan Tüpraş İnsan Kaynakları Direktörü Ahmet Aksoy da, özellikle çalışanlar üzerinde bağlılık yaratmak istediklerinin altını çiziyor ve şu bilgileri veriyor: “Tüm iş süreçlerimizi yenilikçi bir bakış açısıyla değerlendiriyoruz. İnovasyon ve karar destek mekanizmalarında iyileştirici süreçlere odaklanmak, verimlilik artırma ve maliyet düşürme çalışmalarını desteklemek, paydaşlarımızla birlikte dijital yeteneklerimizi artırmayı sağlayacak mekanizmalar geliştirmek, veriden değer yaratmak ve çalışma kültürümüzü bu iş yapış biçimiyle yenilemek üzere çalışıyoruz” diyor.

Yeni görevine kısa süre önce başlayan ve agilitiy konusunda Roche İlaç Türkiye’de İş ve Çeviklik Lideri görevini yürüten Gizem Özbayraç ise “Lider bir sağlık kuruluşu olarak, şirketimiz başarısının çalışanların yetenek ve performansına bağlı olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle de çalışanların doğru seçilmesi, gelişimlerinin sağlanması ve motivasyonlarının arttırılması en öncelikli amaçlarımız arasında. Agility yani çevik olma konusunu biz öncelikle kültür alanında ele aldık” diyor.

ACM, 2007 yılında kurulmuş, şirketlerin çevikliğini artırma alanında uzmanlaşmış bir danışmanlık ve eğitim şirketi. 12 yıllık deneyimi süresince bankacılık, telekomünikasyon, teknoloji, sigorta, medya, e-ticaret, hızlı tüketim, sanayi ve üretim gibi bir çok farklı sektördeki müşterileri ile başarılı agile dönüşüm projelerine imza atan şirket, bu kültürün yaygınlaşmasına öncülük ediyor. Ağırlıklı olarak yazılım geliştirme ve IT alanlarında uygulanmakta olan çevik yaklaşımların yönetim, pazarlama, finans, insan kaynakları gibi diğer fonksiyonları da kapsayacak şekilde bütünsel hayata geçmesine odaklanmak üzere Eylül 2019’da ACM’e Business Agility Coach olarak katılan ACM Yönetici Ortağı Sinan Ökek, agile dönüşüm kavramını, “farklı iş birimlerinin bir araya gelerek çapraz fonksiyonel ekiplerle müşterileri sürece dahil ederek daha hızlı şekilde değer üretmek ve inovasyon yaratması” olarak açıklıyor.

ACM Yönetici Ortağı Barış Bal ise dijital çağın yüksek rekabet ortamında hayatta kalabilmek ve başarılı olabilmek için yaratıcılığın ve inovasyonun ön planda olmasını zorunluluk olarak dile getiriyor ve şu bilgileri paylaşıyor: “Yeni iş yapış şekillerine, yeni düşünce sistemlerine ihtiyaç duyuyoruz. Bu ihtiyacı çeviklik kavramı karşılıyor. Kurumların çevik olabilmesi için tüm organizasyonun çevik olması gerekiyor. Bu ortamın yaratılması ve sürdürülebilmesinin temel noktası da çevik liderlik yaklaşımı”diyor.

Fortune’un düzenlediği ve önemli konuların ele alındığı Fortune Agile Dönüşüm Hikayeleri yuvarlak masa toplantısı, Çırağan Palace Kempinski İstanbul’un ev sahipliğinde gerçekleşti. İşte bu özel toplantıdan öne çıkan ilginç başlıklar…

AHMET AKSOY

TÜPRAŞ İNSAN KAYNAKLARI DİREKTÖRÜ

‘İş gören, en basit çözümler peşindeyiz’

“AGILE DÖNÜŞÜM farklı şekillerde ifade edilse de ben bu kavramı ‘çevik ilerleme’ olarak tanımlıyorum. Dönüşüm bana göre çok yüklü bir fiil. Bu nedenle ilerleme demeyi daha çok benimsiyorum. Çeviklik aslında bir akıl ve zihin dönüşümü. Kaizen felsefesinin yalın bakış açısından besleniyor. Tüpraş olarak çevik ilerleme konusunda odağımız operasyonel çeviklik.. Operasyonel çevikliğimizi de 5 alana ayırdık. Bunlardan birincisi çalışanların gelişimi yani çevik çalışma aklının öğrenilmesi. Gelişim aklımızın merkezine ‘emniyetli ve çevik akıl ile çalışırım‘ söylemini yerleştirdik ve bu kapsamda gelişim aracı olarak yetkinliklerimizi belirledik. İkincisi iş süreçlerinde ilerleme. Diğer bir deyişle çalışan memnuniyetinde iyi sonuçlar vermeyen süreçlerimizin yalınlaşması ve bu yalınlaşmayı da çevik metotlar ile sağlamak. Üçüncüsü kültürel ilerleme. Alttan yukarıya çalışan bir kültürel ilerleme hareketini başlattık. Bunu yapan arkadaşlarımız Tüpraş “Chargers” olarak adlandırdığımız ekipler. Kendileri gönüllü olarak bu harekette yer alıp çalışma hayatımızda ilerleme gereken konuları belirliyor ve aksiyon alıp ilerleme sağlıyorlar. Dördüncü olarak ise liderlikte ilerlemeyi öne çıkardık. Çevik akıl ile çalışan liderlik ile “hizmet eden liderliğe” ilerlemek. Son olarak da iş yapma metotlarında ilerlemeye odaklandık. Tüpraş olarak ağırlıklı projelerle çalışıyoruz. Bu, bir nevi iş yapma metodumuz. Çevik metotlar ile proje yapma deneyimimizi artırıyoruz. Özünde “iş gören en basit çözüm” ile hareket ediyoruz.. Enerji sektörü teknolojik, ekonomik ve jeopolitik gelişmelerden etkilenen, hızlı değişimlerin yaşandığı bir sektör. Bu yüzden en kısa ve en iyi iş gören çözümlere odaklanmakta fayda var. Çevik metot ile yaptığımız bir proje başarılı oldu ve bu başarı şirket içinde hızlıca yayıldı. Birçok çalışanımız bu başarıdan etkilenerek “biz de bu projemizde çevik metotlar ile çalışmayı uygulamak ve deneyimlemek istiyoruz diye geldiler. Çevik Akıl yetkinliğini geliştirmeye ve kültürel ilerlemeye önem veriyoruz. Ben şuna inanıyorum; her şirketin yeteneği farklıdır. Tüpraş’ta çalışmak bir tutku ve Tüpraş çok köklü bir kurum. Çalışan niteliğimiz ve deneyimimiz çok üst seviyede… Kültürel ilerlemeler rafinerilerimizde başladı. Çevik ilerleme uzun bir yolculuk ve biz bu yolculuğun henüz başındayız.

GEL, GÖR, PAYLAŞ FELSEFESİ…

Bir rafinerimizde arkadaşlarımız toplantı yapış biçimini değiştirmek üzere çalışmalar yapıyor. Amaç toplantı verimliliğini artırmak. Toplantı bitiminde anında anketler geliyor ve verimliliği sorguluyor; geri bildirim alarak iyileştirmeye odaklanan bir sistem var. Çevik akıl ile çalışmaya başladıktan sonra aradaki değişimi görmeye başladık. Çeviklik, hızlılık demek değildir. Çevik hareket edebilmek, odağına müşteri ihtiyacını almak, uyum sağlamak adına fırsatları iyi görebilmek, iş birliğine, geri bildirime ve iş gören en iyi çözüme odaklanabilmek demek. Bu değerler ile iş yapma metotlarımızı geliştirmeyi hedefliyor ve birçok konuya liderlik ediyoruz. Bunların yanı sıra ‘Gel, gör, paylaş’ üzerine toplantı metotları geliştirdik. Aslında özünde Kanban metodu var. Artık ‘hizalanmak’ yaklaşımını ve fiilini daha çok kullanıyoruz. ‘Hizalandık mı?’ diyoruz. Yani “samimiyette aynı istekte miyiz?” diyoruz. Kısaca tutkumuzu hizalayıp, ilerlemek için çalışıyoruz. 

İK’CILAR MODERATÖR KONUMUNDA Genç kuşak deneyimlemeyi seviyor. Gelişmeye önem veriyorlar. Genç kuşak, liderine hemen ulaşmak istiyor. Takip ettirebilmek çok önemli. Bu nedenle bizim de iş yapma metotlarını ilerletmemiz gerekiyor. İK’cının görev tanımı çoktan değişti ve İK’nın bir moderatör olarak kurum içerisinde tüm bu değişimlere yön vermekten sorumlu olduğuna inanıyorum.

SEVİL KAYAŞ YILMAZ

VODAFONE TÜRKİYE YETENEK STRATEJİSİ VE GELİŞİMİ DİREKTÖRÜ

‘Müşteriyi merkeze alan katma değerli işlere odaklandık’ “VODAFONE’UN AGILE YOLCULUĞU 2013’te Teknoloji fonksiyonunda başladı. 2014’te yaygınlaştırma devam etti. 2016’da ise IT projelerimizin büyük bir çoğunluğu Agile dönüşümünü tamamlamıştı. 2018 yılında Agile çalışma yöntemini ticari fonksiyonlara taşımaya başladık. Odağımızı öncelikle dijital alanlar olarak belirledik. Sadece IT ekiplerinin kendi içinde değil; IT ekipleri ile ticari ekiplerin bir araya geldiği “Squad” yapılarını kurduk.

Baktığımızda, kültürel dönüşüm herkesin ana meselesi. Burada teknik yetkinlikler, süreçler gibi birçok konuda yol alabilmek mümkün ama asıl konu bunu davranış modellerine, karar alma mekanizmalarına, yani kısaca iş yapış şekillerine yansıtmak. Bunu yapamazsanız inanın değişim zor oluyor. Agile çalışma şeklinin dijitalleşme vizyonumuzda çok önemli bir hızlandırıcı etkiye sahip olduğunu düşünüyoruz. Bu noktada bir fikrin yaratılmasından pazara sunulmasına kadarki süreçte yer alması gereken kişilerin oluşturduğu takımlar; müşteri ihtiyaçlarından yola çıkarak, karar alıp hızlıca ilerleyebiliyorlar. Bu da değişen müşteri ihtiyaçlarını cevaplamamıza çok yardımcı oluyor. Vodafone’da kendimizi bir “Teknoloji İletişim Şirketi” olarak tanımlıyoruz. Vodafone, Agile ile en çok ne kazandı derseniz; müşteri deneyimine daha fazla odaklanmak, pazar dinamiklerine daha hızlı yanıt vermek ve dijital teknolojilerden en iyi şekilde faydalanmak derim. Müşteriye nasıl katma değer yaratırız, buna bakıyoruz. Bu yıl stratejimizin parçası olarak dört ana alan belirledik. İlk alan müşterilerimize sunduğumuz dijital ürün ve servisler. İkinci alan robotik ve otomasyon; rutin ve tekrar eden işlerimizi tamamen otomotize ediyoruz. Üçüncü alan dijital iş ortaklıkları; burada da operatör olmanın dışında başka neler yaratabiliriz konusuna odaklanıyoruz. Ve son olarak da dijital kültür; ki bu diğer üç ana alanın iyi sonuç üretmesi için çok önemli.

VERİM ARTTI, SADELEŞMEYİ SEVDİK

Agile ile genel olarak çok önemli kazanımlarımız oldu; üretim hızımızda 3 kat, verimlilikte 2 kat ve kalite göstergelerinde yaklaşık 5 kat artış kaydettik. Özellikle toplantı sayılarında yüzde 20 azalma sağladık. Çarşamba günlerini toplantısız gün ilan ettik; o günleri daha fazla gelişime ve iletişime ayırıyoruz. Robotik otomasyonda yüzlerce prosesi gözden geçirdik ve dört bin saat tasarruf sağladık; bu tasarrufu çok daha katma değerli işlere aktardık. Birçok süreçte onayları sadeleştirdik veya kaldırdık; en basit örneklerden biri seyahat süreçleri, onay olmadan ilerliyoruz. Bu arada çalışanların hayatına da dijitalleşme ve sadeleşmeyi getirmeye çalışıyoruz. Bu anlamda kullandığımız sistem ve araçları da değiştiyoruz; örneğin artık ofise giriş-çıkışlarda kart değil telefonlarımızı kullanıyoruz. Ofisimizi Agile ve değişen kültüre uygun bir şekilde yeniden dizayn ettik. Ayrıca esnek ve farklı lokasyonlardan çalışma da hayatımızın önemli bir parçası haline geldi.

İŞBIRLİKÇİ ZEKAYI KONUŞMAK GEREK…

Geleceği heyecan verici buluyoruz. Dijitalleşme hayatımızın odağında olacak; Vodafone olarak dijitalleşmeye liderlik etmeye devam edeceğiz. Bu noktada müşteriye en iyi dijital deneyimi sunmanın yanısıra; çalışanlarımızı ve organizasyonumuzu da geleceğe hazırlamanın çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Önceliklendirme ve kaynak dağılımını buna göre yapıyor ve ciddi inisiyatifler alıyoruz. Dijitalleşmede yapay zeka hayatımıza girdikçe “Robot mu yoksa insan mı?” gibi sorular gündeme geliyor. Önemli olan yapay zeka ile insanın bir arada yaşayabileceği ortamların yaratılması. Burada da İşbirlikçi Zeka ve Adaptive Liderlik çok ön plana çıkıyor. Çok beğendiğim bir yorum duymuştum; ‘Robotların insanlaşması sorun değil, yeter ki insanlar robotlaşmasın’. Biz şirketimizde insani değerlerin ileride çok daha önemli olacağına inanıyoruz…

YAVUZ ELKİN

DENİZBANK İNSAN KAYNAKLARI VE DENİZ AKADEMİ GRUBU GENEL MÜDÜR YARDIMCISI

‘Dijitizasyon, verimliliğimizi artırdı’ “BANKACILIK SEKTÖRÜNÜN Türkiye’de dijitalleşme konusunda çok önde olduğunu söylemek mümkün. CEO’muz Hakan Ateş de DenizBank’ı ‘Bankacılık lisansı olan teknoloji şirketi’ olarak tanımlıyor. Bugün Intertech adında bir teknoloji şirketimiz var. Biz burada 11’den fazla ülkeye ve 50’den fazla müşteriye hizmet veriyoruz. Intertech, Türkiye’de bankacılık sektörünün önemli bir kısmına en yeni teknolojilerle, rekabet avantajı sağlayan çözümlerle hız, kalite ve düşük maliyetler sunuyor. Bilişim teknolojileri alanında ihtisas yapmış Türk mühendislerinden oluşan kadromuzla Intertech, geliştirdiği ileri teknoloji çözümlerini yurt dışı müşterilere de ihraç ediyor.

Agile dönüşüm ise başta mühendislerce ve IT alanında geçerli bir konuydu; artık işletmecilerin devreye girmesi ile kapsamı daha da genişledi. Müşteri tarafındaki etkileşimi üst düzeye çıkarabilmek amacıyla 2 yıl önce “Veri Bilimi” inisiyatifi başlattık. DenizBank olarak bugün 80 data scientistimiz var. Dijital dönüşümün başında “dijitizasyon” yani ‘veri yönetimi’ geliyor. Müşteri temas noktalarındaki tüm verileri kullanarak hızlı, önyargısız ve bütünleşik biçimde aksiyon almanız çok önemli. 2018 yılında Deniz Akademi bünyesinde, kapsamı ve katılımcı sayısı bakımından Türkiye’de bir ilk olan ve bankanın müşteri odaklı gelecek vizyonunda önemli bir adım olan “Veri Bilimi Okulu’nu hayata geçirdik.

EN ÖNEMLİ KONU: KÜLTÜR

DenizBank İnsan Kaynakları olarak “Agile” ile 2017 yılı başında tanıştık. Bu kapsamda online onboarding ve online staj programı “Deniz Aşırı” gibi birçok önemli projeyi, oluşturduğumuz takımların girişimleri sonucunda hayata geçirdik. 2018 yılında da Intertech bazı projelerde bu yaklaşımları benimsedi. Fakat bir şirketin kültürel dönüşümü benimsemediği takdirde, bunu sürdürülebilir kılamayacağına inanıyorum. Bu nedenle geçen yıl kapsamlı bir dönüşüm programı başlattık. Adına değişim, dönüşüm ne dersek diyelim; önemli olanın müşteriyi odağına almak ve etkin biçimde “değer üretmeye” yönelik iş yapma kültürü sağlamak olduğunu düşünüyorum.

İŞ POTANSİYELİ GELECEKTE DAHA DA ARTACAK

Zor bir yılı geride bıraktık ve şu anda yeni bir on yılın başındayız. Her şeye umutlu bakmak lazım. Umudu bu ülkede büyük şirketlerden başlayarak dalga dalga yaymak gerek. En son McKinsey Türkiye’nin açıkladığı ‘İşimizin Geleceği’ başlıklı rapor 2030 yılında otomasyon ve dijitalleşmeyle 3.1 milyon iş artışı potansiyeli olduğunu ortaya koydu.

Yatırımlarımızı buna göre planlamamız gerek. Ben umutluyum. İK olarak rolümüz insanın kendini gerçekleştireceği iklimler yaratmak olmalı. Z kuşağından sadece sürece katkı sağlayarak motive olmalarını bekleyemeyiz; onlar sürece etki etmek istiyor. Yeteneklerimize etki edecekleri alanlarda fırsatlar vererek dışarıya gitmeden ülkeyi büyütmemiz lazım.”

GİZEM ÖZBAYRAÇ

ROCHE İLAÇ TÜRKİYE İŞ VE ÇEVİKLİK LİDERİ

Kültürel dönüşüm, başlangıç noktamız oldu’

ROCHE, GLOBALDE BAŞLATTIĞI çeviklik dönüşümünde; zorlukları ve fırsatları süratle tanıyabilme ve bunları dikkatlice ele alarak daha fazla hasta için daha hızlı ve iyi sonuçlara ulaşma hedefini, kendisine yol gösteren Kuzey Yıldızı olarak belirledi. Roche İlaç Türkiye olarak biz de bu dönüşüme, teknoloji boyutundan değil, kültürel dönüşümden başlayarak geçtik. Roche Türkiye, globalin de verdiği vizyon ve destek ile dönüşüm konusunda öncü ülkeler arasında ilerliyor, Türkiye ilaç sektöründe ise bu anlamda öncü konumda yer alıyor. Globalleşmenin beraberinde getirdiği sürekli ve hızlı değişimler, organizasyonların mevcut yapılarını değiştirme konusunu da zorunlu kılıyor. Sürekli ve hızlı bir biçimde gerçekleşen değişimler karşısında, bu değişimlere cevap verebilecek yegane yapılar, öğrenen organizasyonlar oluyor.

Biz de Roche İlaç Türkiye olarak Frederic Laloux’un çevik organizasyonları, ortak vizyon etrafında bir araya gelen ve sürekli gelişen organizmalara benzeterek tanımladığı yaklaşımını dikkate alarak çevik dönüşüme farklı bir gözle bakıyoruz. Çeviklik kavramını özümsemiş, pazar şartlarındaki belirsizlik ve karmaşıklığın farkında olan, yaratıcılığa ve inovasyona değer veren yeni kültürü öne çıkarıyoruz. Laloux, organizasyonları yeniden keşfetmek konusunu renklerle anlatır. Mesela, turuncu şirketler derken, büyük ve hiyerarşik şirketleri dev ve ağır bir makinaya benzetir. İşte biz de çeşitli renk kodlarıyla kültürdeki geçişimizi tanımlıyoruz. Makina yerine şirket çalışanlarının oluşturduğu, hastalara daha iyi ve daha hızlı çözümler sunma vizyonunu ön plana alarak organize olan turkuaz kültüre odaklanıyoruz. Kültür ve organizasyonlar bir arada olursa amaca yönelik takımların öne çıkması daha kolay olur, diye düşünüyoruz.

ÇALIŞAN GERİ BİLDİRİMLERİ, İYİLEŞME SAĞLIYOR

Roche İlaç olarak geri bildirimlere önem veriyoruz. Kaizen mantığındaki işimizi sürekli iyileştirmede inovasyon kilit konumda. Doğru olanı yapmak önemli. Hastanın ihtiyacını anlamak ve ona göre daha hızlı ve etkili çözümler bulmak bizim için çok önemli. Artık fonksiyon bazlı değil sonuç odaklı takımlar bir arada çalıştığı için iş birliği ve yakın çalışma önem kazanıyor. Bu yakın çalışmanın sonucu olarak iş ve bilgi paylaşımı artıyor, ve bu sayede T şekilli konu uzmanlıklarından M ve hatta tarak şekli dediğimiz çok sayıda uzmanlığı taşımaya doğru evriliyor. “T” harfinin yatay çizgisi, geleneksel kurumsal hiyerarşiyi kıran ve bilginin organizasyon içinde serbestçe paylaşılmasını sağlamayan davranış biçimini temsil ediyor. Her bir iş biriminin performansının tek tek değerlendirilip, geliştirilmesi ise “T” harfinin dikey çizgisini oluşturuyor. Dikey çizgi sayısı ne kadar artarsa, konu uzmanlığı çeşitleniyor ve önce M, sonrasında da tarak şekline doğru ilerliyor. Yatay ve yalın organizasyon yapısı bu çeşitliliği destekliyor. Çalışan deneyimi ve memnuniyeti çok önemli. Çalışanların ‘Düşündüm, hayata geçirdim ve deneyimledim’ demeleri çok anlamlı sonuçlar veriyor.

‘ŞİRKETLER, ÇEVİK ÇÖZÜMLERİ GÜNDEMLERİNE ALMALI’

Roche İlaç, gelecek dönemi ve iş hayatına dahil olacak kuşakları çok önemsiyor. En çok da çalışanlarımızın ne beklediklerine, ne istediklerine odaklanıyoruz. Mesela, çalışanlarımızın geri bildirim raporlarında ortaya çıkan belli başlı üç konu dikkat çekiyor. Çalışanlar diyor ki; “Çalıştığım şirket, gelişimime faydalı olsun, yaptığım iş bilinsin ve takdir edilsin ve düşündüğüm fikirler hayata geçsin.” Bu sebeple çevik çalışma felsefesi çalışanın beklentilerine cevap veriyor. Daha fazla şirketin bu yaklaşımı benimsemesi ile şirket vizyonunun ortak sahiplenildiği, bu odakta çalışanların takımlaştığı, iş süreçlerine yenilikçi yaklaşım getirdiği, bir yandan da çalışma deneyimini iyileştirdiği ve kariyer yolunu çizdiği iş ortamları da yaygınlaştırılmış olur. Bu ve bunun gibi çözümleri şirketler de çevik yaklaşımla hayata geçirmeye başladığında çalışanlar ve iş süreçleriyle ilgili problemler ortadan kalkacaktır.

SİNAN ÖKEK

ACM YÖNETİCİ ORTAĞI

Yeni çalışma yöntemleri = Agile

Günümüzde teknoloji ve özellikle yazılım alanındaki gelişmeler ile dijitalleşmenin toplumsal yaşamı ve iş dinamiklerini derinden etkilediğini görmek mümkün. 20 yıl öncesinin Fortune 500 global sıralamasına bakıldığında en tepedeki 10 şirketin neredeyse tamamen değiştiği görülebilir. Yani bugün 100-150 yıllık köklü şirketler piyasa değeri sıralamasında gerilere düşerken 20-25 yıllık şirketler başı çekebiliyor. Dolayısıyla birçok organizasyon bu başarılı “start-up”ların iş yapış biçimlerini öğrenip kendisine uyarlamak isteyebiliyor. Agile, “Yeni çalışma yöntemleri” olarak bu noktada da karşımıza çıkıyor. Deneysellik, kendi kendine yönetim, yalınlık ve sürekli iyileşmeyi esas alan Agile giderek yaygınlaşıyor. Belki dikkatinizi çekmiştir, yeni mezunlar her sene artan oranlarda start-up’larda çalışmaya ilgi duyuyor. Start-up’ların ortalamada başarısız olma olasılığının yüksekliğine rağmen bu eğilim niye olabilir? Eğitim verdiğim organizasyonlarda katılımcılara en başta özellikle sormaya gayret ediyorum: “İşinizi daha çok sahiplenmenizi en çok ne artırırdı?” Şaşırtıcı şekilde yanıtlarda en çok öne çıkan konu maaş ya da yan haklar değil. Aksine “inisiyatif almak, takdir edilmek, sonuç görmek, değer yaratmak…” Özellikle 1990 ve sonrası doğumluların farklı öncelikleri olduğunu söylemek mümkün. Bunun farkında olan organizasyonlarda yaygın olarak hayata geçirilen Cuma günleri serbest kıyafet, haftada 1 gün evden çalışma, hobi odaları ve hatta kurum içi girişimcilik gibi uygulamalar çalışan memnuniyetine mutlaka katkıda bulunuyordur; ancak bahsettiğim yükselen beklentileri karşılamakta biraz taktiksel kalıyor olabileceğine inanıyorum. Çalışanları dinleyerek ve onları da dahil ederek daha kapsamlı, derin ve cesur adımların atılması gerekiyor olabilir.

ZAMANI GELMiŞ FİKİRLER DURDURULAMAZ

Ne yazık ki değişim inisiyatifleri bu yeni dalgayı karşılamak için artık yeterli olmayabilir; şirketlerin yapı, iş akışı, süreç, kültür ve hatta faaliyet amacını içeren bir dönüşümü göze almaları gerekiyor denilebilir. Çünkü paradigma değişiyor, hatta değişti. Diğer yandan 20. yüzyıl paradigmasının sonucu olarak ortaya çıkan hiyerarşik katmanlar ve silolaşma içerisinde organizasyonlar müşteri ve değer odağından biraz uzaklaşmış olabilirler. “Organizasyonumuzun faaliyet amacı ne? Takımımızın bu amaca katkısı ne? Çalışan olarak benim rolüm ne?” Organizasyonların yapıları, iş akışları ve tüm faaliyetleri bu temel sorular üzerine yeniden kurgulandığında daha sağlıklı netice alınabileceğine inanıyoruz. Bu açıdan Agile’ı biraz da “işin özüne dönmeye” benzetiyoruz. Üstelik sadece IT alanında değil; Agile yaklaşımlar dünyanın önde gelen kuruluşlarında artık pazarlama, insan kaynakları, ürün geliştirme, satış ve bütünsel olarak organizasyonun tümünde oldukça yaygın şekilde tercih ediliyor. Sadece teknoloji yoğun sektörlerde de değil: Hızlı tüketim mamülleri, ilaç, bankacılık, kimya, otomotiv, beyaz eşya, turizm, eğitim ve hatta inşaat sektörlerinde Agile yaklaşımların başarıyla uygulandığını görüyoruz. Viktor Hugo’nun ünlü sözünü bilirsiniz: “Hiçbir şey zamanı gelmiş bir fikirden daha kuvvetli değildir.” Agile’ın zamanı çoktan başladı ve sektöründe ilk olarak uygulayan şirketler doğal olarak rekabette farklılaşacak diye düşünüyoruz. Ancak Agile yöntemlerin başarıyla hayata geçirilebilmesi için iki faktörü kritik olarak

değerlendiriyoruz: Üst yönetim kararlılığı ile uzman ve tecrübeli danışmanlık desteği. Agile dönüşümün nasıl olması gerektiğinin anlatılması asla yeterli değil; en kritik nokta uygulama, uygulama, uygulama… Her organizasyonun apayrı bir kültürü ve kendine has zorlukları söz konusu ve Agile’ın asla tek bir reçetesi yok. Agile konusunda uzman ve tecrübeli bir danışman partner ile organizasyona özel yol haritasını birlikte yaratmak ve uzun bir yol arkadaşlığına girişmek en sağlıklı süreç akışı olabilir. Zaten biz de ACM olarak 13 yıldır pek çok sektörden yüzlerce organizasyonla bunu yapmaya gayret ediyoruz.

BARIŞ BAL

ACM YÖNETİCİ ORTAĞI

‘Adaptasyon kabiliyetimizin yüksek olması bir zorunluluk’ “DÜNYADAKI PAZAR şartlarına baktığımızda, lokal yarışın olduğu pazarlardan, globalde yarışın olduğu bir düzen içine geçtiğimizi görüyoruz. Şirketlerin kendi hakim

pazarlarında kuralları belirlediği dönemden, tüketicilerin yani bizlerin şartları belirlediği bir dünya düzenine geçiyoruz. Bu durum değişimin hızını çok hızlı hissetmemize neden oluyor. Dolayısıyla adaptasyon kabiliyetimizin yüksek olması bir zorunluluk. Adaptasyon kabiliyetimizin yüksek olması da, yeni iş yapış şekillerini kullanma ve kültürümüzü değiştirme gerekliliğini getiriyor.

‘LİDERLER, ROL MODEL OLMALI’

Organizasyonel dönüşümlerle ilgili en çok karşılaştığımız engellerden birisi insanların değişime karşı olan direnci. Öncelikle şunu söylemek gerek, değişmek istemeyen hiç kimseyi değiştiremeyiz. Dolayısıyla burada liderlere çok iş düşüyor. Başarılı dönüşümlerin gerçekleşmesi, liderlerin dönüşümü sahiplenmesine bağlı. Bu sahiplenme liderlerin rol model olması ile hayat buluyor. Organizasyon içerisindeki liderlerin bu değişimi öncelikli olarak kendilerini değiştirerek desteklemeleri, dönüşüm çalışmalarının başarıya ulaşmasındaki en büyük faktör. Bu sayede insanların dönüşümle ilgili kaygıları azalıyor ve liderleriyle birlikte başarılı iş sonuçlarına imza atıyorlar.

DİKEY ORGANİZASYONLARDAN YATAY ORGANİZASYONLARA GEÇMEK ÖNEMLİ

ACM olarak özellikle üzerinde durduğumuz konulardan birisi de organizasyonların dikey yapıdan yatay ve şeffaf bir yapıya dönüşümlerini desteklemek. Çok önem verdiğimiz bir konu bu. Birlikte çalıştığımız şirketlere bu konuda destek olurken, aynı zamanda bu yapıyı kendimiz de yaşıyoruz. Yani ACM olarak biz de yatay ve şeffaf bir organizasyonuz diyebilirim. Bugün burada bunu destekleyecek yeni bir haber vermek isterim. Kısa süre sonra Agile Cafe isimli yeni çalışma ortamımızı hayata geçireceğiz. Bir başka deyişle dikey plazadan çıkarak, yatay ve kolay ulaşılabilir bir lokasyonda, bir cafe ortamı oluşturuyoruz. Özellikle birlikte çalışma fırsatı yakaladığımız şirketlere ve sonrasında tüm profesyonellere açık olacak bu ortam ile birlikte, Agile dönüşüm konusunda deneyim yaşamak ve birlikte üretmek isteyen herkesi burada ağırlayacağız. Hatta onlara kendi ellerimizle kahve yapacağız. Şeffaflık konusuna gelince, buradaki uygulamalarımızdan bir örnek vermek isterim. Mesela, şirketimizde danışman arkadaşlarımız birbirlerinin kazançlarını bilirler. Hatta aylık olarak şirketin finansal göstergeleri tüm şirket ile paylaşılır. Bu şeffaflık prensibi, şirket olarak birbirimize olan bağlılığımızı ve iş yapış şekillerimizi de pozitif yönde etkiliyor.

ÇEVİKLİK KAVRAMI GELECEKTE DAHA DA ÖNEM KAZANACAK

Çeviklik kavramı insan ile ilgili bir kavram. Dijitalleşmeyle beraber, gelecekte belki de birçok iş robotlar tarafından yapılacak. Ancak robotların taklit edemeyeceği, sadece insana ait şeyler de var. Özellikle yaratıcılık gibi taklit edilemeyecek yetkinlikler, çeviklik kavramı ile daha çok ortaya çıkacak. Dolayısıyla burada insanların kendi bireysel çevikliği de devreye girmiş olacak

]]>
Ekrandan Arenaya Espor https://www.fortuneturkey.com/ekrandan-arenaya-espor-2 Fri, 11 Oct 2019 12:16:55 +0000 https://www.fortuneturkey.com/?p=532421667203 Gençlerin son tutkusu, dünyada 135 milyar dolarlık ekonomiye koşan, küresel çapta yatırımlarla büyüyen Espor, Türkiye’de 850 milyon dolar pazar payı büyüklüğü ile dünyada 18’inci sırada yer alıyor. Bu büyük ekosistem de markalar, reklam verenler ve oyun pazarı oyuncuları kendilerini nasıl konumlandırıyorlar? Fortune Türkiye ve Ingame Group, gaming ekosisteminde yer alan Türkiye’nin en önemli marka temsilcilerini Ingame Group ev sahipliğinde Nonstop Zula Espor Merkezi’nde bir araya getirdi. Geleceğe yönelik projeler, yenilikler ve beklentiler, bu özel masada konuşuldu. İşte Espor gündemine damgasını vuracak başlıklar ve görüşler…

]]>
Fortune 500 Türkiye https://www.fortuneturkey.com/fortune-500-turkiye Thu, 04 Jul 2019 12:23:34 +0000 https://www.fortuneturkey.com/?p=532421663965
]]>
Fortune 500 Türkiye Araştırması Basın Toplantısı https://www.fortuneturkey.com/fortune-500-turkiye-arastirmasi-basin-toplantisi Wed, 03 Jul 2019 11:10:47 +0000 https://www.fortuneturkey.com/?p=532421663926
]]>
Mediçeler: Siber Güvenlik İnsandan Başlıyor https://www.fortuneturkey.com/mediceler-siber-guvenlik-insandan-basliyor Fri, 28 Jun 2019 12:59:24 +0000 https://www.fortuneturkey.com/?p=532421663780 VMware Türkiye Ülke Direktörü Murat Mediçeler, işletmelerde tüm departmanlara siber güvenlik kültürü verilmesi gerektiğini söylüyor.

Güvenlikte şirketlerin harcama şablonlarına sıkışıp kalan siber güvenlik stratejileri ile hareket etmesi, inovatif siber saldırganlar karşısında duyulan güven duygusunun azalmasına neden oluyor. Ancak meşhur sözdeki gibi korkunun ecele faydası yok. Korku, şirketlerin siber güvenlik harcamalarını sürdürmelerini sağlayan bir motif olarak teknoloji şirketleri için iyi gibi görünse de, aslında performansı sorun çözmeye dayanan bu şirketlerin başını ağrıtmaya aday. Bu denge VMware’in son güvenlik araştırmasının sonuçlarını değerlendiren VMware Türkiye Ülke Direktörü Murat Mediçeler’in yorumlarına da yansıyor.

Mediçeler’in, ““Einstein’ın da dediği gibi, delilik sürekli aynı şeyi yapıp farklı sonuçlar beklemektir. Siber ihlaller kaçınılmaz olabilir, ancak önemli olan bu tehdidi ne kadar hızlı ve etkili bir şekilde ortadan kaldırdığınızla ilgilidir” sözleriyle başarılı bir siber güvenlik stratejisi konusunda dikkat çekici…

VMware’in yeni araştırması, Türk şirketlerinin, dijital çağda geleneksel ve eski araçlarla gelişmiş siber tehditlerle nasıl mücadele etmeye çalıştığını ortaya koyuyor. Buna göre, Avrupa Birliği verilerinin 2013’ten bu yana siber suçların ekonomik etkisinin beş kat arttığını göstermesine rağmen, EMEA bölgesindeki iş liderlerinin yalnızca yüzde 25’i şirketlerindeki siber güvenlik uygulamalarına güveniyor. Araştırma Türkiye’den katılan iş liderleri ve bilgi teknolojisi (BT) güvenlik uzmanlarının yüzde 73’ünün kurumlarındaki güvenlik çözümlerinin eskidiğini belirttiğine ve katılımcıların yalnızca yüzde 17’sinin siber güvenlik sorunlarının çözümü için insan kaynağına güvendiğini ortaya koyuyor.

Kurumsal yazılım şirketi VMware’in Forbes Insight iş birliğiyle düzenlediği yeni araştırmaya göre, Avrupa, Ortadoğu ve Afrika’daki iş liderlerinin yalnızca yüzde 25’i şirketlerindeki mevcut siber güvenlik uygulamalarına güveniyor. EMEA bölgesinde faaliyet gösteren 650 kurumun katıldığı araştırma, Avrupa Birliği verilerinin 2013’ten bu yana siber suçların ekonomik etkisinin beş kat arttığını göstermesine rağmen, kurumlarda en yeni siber tehditlerle mücadelede gecikmeli ve yetersiz uygulamaların geçerliliğine yönelik endişe verici eğilime ışık tutuyor.

Araştırma kapsamında, Türkiye’deki iş liderlerinin ve BT güvenlik uzmanlarının yaklaşık yüzde 73’ü, kurumlarındaki güvenlik çözümlerinin eski olduğunu düşünürken, yüzde 70’i potansiyel güvenlik sorunları için geçtiğimiz yıl içerisinde yeni güvenlik araçları satın aldıklarını söylüyor. Katılımcıların yüzde 67’si ise saldırıların tespit edilmesi ve tanımlanması için daha fazla harcama yapmayı planladıklarını, yüzde 17’si kurumları genelinde 26 ve üzeri güvenlik ürününün kurulu olduğunu ifade ediyor.

İşletmelerin güvenlik yatırımlarını artırmaya devam etmesine rağmen, Türkiye’den araştırmaya katılan BT güvenliği uzmanlarının yüzde 43’ü, bir siber güvenlik sorununun çözümünün neredeyse bir hafta sürebileceğini söylüyor. Gerçek zamanlı bilgi işlem çağında, her gün bir milyondan fazla yeni kullanıcının internete girmesi  ve uygulamalar aracılığıyla saniye başına düşen iş hacmi göz önünde bulundurulduğunda, bu gecikmeli cevap süresi büyük bir sorun yaratıyor.

Öte yandan işletmelerin siber güvenlik krizlerini atlatmak için harcama yapma rutinine sıkışıp kalmış olması endişe verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Araştırmaya Türkiye’den katılan işletmelerin yüzde 77’si önümüzdeki üç yıl içinde yeni siber güvenlik ürünlerinin satın alımını ya da kurulumunu artırmayı planladıklarını beyan ediyor.

Bu mevcut güvenlik yaklaşımı, siber hijyen söz konusu olduğunda şirketlerin güven kaybı yaşamalarına neden oldu. Türkiye’den katılımcı olan şirketlerin yalnızca yüzde 30’u bulut kurulumlarının güvenlik düzeyine güvendiklerini, yüzde 17’si de güvenlik endişelerini gidermek için insan kaynağının hazır olduğu konusunda kendilerine güvendiklerini belirtiyor.

Araştırma bulguları, iş liderleri ve güvenlik ekiplerinin siber güvenlikte ilerleme ve iş birliği yaklaşımı arasında bir uçurum olduğunu gösteriyor. BT ekiplerinin yalnızca yüzde 27’si iş liderlerinin (üst düzey yöneticiler) siber güvenlik konusunda iş birliğine açık olduğunu düşünüyor. Öte yandan, BT güvenlik uzmanlarının yüzde 16’sına karşılık üst düzey yöneticilerin yüzde 27’lik kısmı siber güvenlik sorunlarının çözümünde iş birliği anlamında önemli bir katkıda bulunduğunu söylüyor.

Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren VMware Türkiye Ülke Direktörü Murat Mediçeler: “Einstein’ın da dediği gibi, delilik sürekli aynı şeyi yapıp farklı sonuçlar beklemektir. Geleneksel güvenlik çözümlerine yapılan yatırımların siber ihlallerin ekonomik sonuçları nedeniyle giderek azaltıldığı BT güvenliği konusunda da benzer bir durumla karşı karşıyayız. Eskisinden çok daha karmaşık etkileşimlerin, çok daha fazla bağlantılı cihaz ve sensörlerin, birbirinden çok farklı yerlerde bulunan çalışanların ve bulutun hâkim olduğu çok daha karmaşık bir dünyada yaşıyoruz. Tüm bu karmaşık yapılar katlanarak büyüyen bir saldırı yüzeyini de beraberinde getiriyor. Dolayısıyla oyunun kuralları da tamamen değişti. Günümüz dünyasında güvenlik her ne pahasına olursa olsun siber ihlalleri önlemeye çalışan yatırımlar yerini, verileri birbirine bağlayan ve taşıyan her şeyi, uygulamaları ve ağı içine alan yapısal bir güvenlik inşasına bırakmalıdır. Siber ihlaller kaçınılmaz olabilir, ancak önemli olan bu tehdidi ne kadar hızlı ve etkili bir şekilde ortadan kaldırdığınızla ilgilidir” şeklinde konuşuyor.

Mediçeler, kurumların siber saldırganların bir adım önünde olmak için yapması gerekenlere de işaret ediyor: “Tüm departmanlar ve ekiplerde siber güvenlik farkındalığı ve iş birliğine dayalı bir kültürü teşvik etmek artık bir zorunluluk. Üst düzey yöneticiler ile güvenlik ve BT operasyon ekipleri aynı dili konuşmak ve kapıda bekleyen tehlikelerin farkında olmak zorunda. En iyi siber güvenlik uygulamalarını hayata geçirmek için doğru insan kaynağına yatırım yapılmasıyla EMEA’daki işletmeler, giderek sofistike bir hal alan siber suçlar dünyasının bir adım önünde olabilecektir.”

Mediçeler’in işaret ettiği noktalar, işin doktorun rapor vermeyeceği noktaya gelmesi için gerekli noktalar. Tehdidin farkında olan şirketlerin, korunmak için bu reçeteye bağlı kalması gerekiyor.

]]>
Facebook’un kripto parası ”Libra” https://www.fortuneturkey.com/facebookun-kripto-parasi-libra Tue, 18 Jun 2019 12:46:14 +0000 https://www.fortuneturkey.com/?p=532421663329 ABD’li teknoloji şirketi Facebook, kendi kripto para birimi Libra ve dijital cüzdan Calibra’nın 2020 yılında piyasaya sürüleceğini duyurdu.

The Wall Street Journal’da geçen hafta yer alan haberde Facebook’un Haziran ayı içinde kendi kripto para birimini piyasaya sürmeye hazırlandığı, aralarında Visa, Mastercard, Uber ve PayPal’in bulunduğu birçok şirketin desteğini aldığı belirtilmişti. Konuyla ilgili haberlerde ayrıca, söz konusu kripto para biriminin Libra adıyla piyasaya sürüleceği ve yönetiminden sosyal medya şirketinin değil, şirketlerin oluşturduğu konsorsiyumun sorumlu olacağı ileri sürülmüştü.

Facebook’tan Salı günü yapılan açıklamaya göre, kripto para birimi Libra ve dijital cüzdan Calibra 2020 yılında piyasaya sürülecek ve Calibra, ‘Messenger ve Whatsapp’ta bağımsız bir uygulama’ olacak.

Şirketten yapılan açıklamada Calibra’nın, banka ve kredi kartlarının kullandığı aynı doğrulama ve dolandırıcılık karşıtı süreçlerini kullanacağı vurgulanırken, söz konusu dijital cüzdanın ayrıca herhangi bir hesap bilgisi ve finansal veriyi ‘kullanıcının izni olmadan’ Facebook ya da herhangi bir üçüncü tarafla paylaşamayacağının altı çizildi.

Öte yandan, sistem reel varlıklar tarafından desteklenecek ve düzenlenecek.

Sistemin ayrıca çevrimiçi ticaret firmaları dâhil olmak üzere yaklaşık 25 ortak tarafından desteklendiği öğrenildi.

Kaynak: Sputniknews

]]>
Yapay zeka algoritmalarını bekliyor https://www.fortuneturkey.com/yapay-zeka-algoritmalarini-bekliyor Mon, 11 Mar 2019 15:13:56 +0000 http://www.fortuneturkey.com/?p=532421660070 Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi (TRAI) Kurucusu Halil Aksu, “Pandoranın kutusu açıldı bir kere. Yapay zeka yer yüzüne indi” diyor. Netflix’te yayınlanan Black Mirror/Bandersnatch’ı izleyenler için algoritmanın hayatımıza girip yön vermesiyle ilgili çok daha fazlası bulunuyor.

Yapay zeka, yeni bir dünya savaşı başlatacak mı? Belki ama daha önce iki tanesini yapay zekaya gerek duymadan başlatmayı başaran insanların yapay zeka ile ilgili bu tür bir ihtimalden endişe etmesi biraz akıl dışı değil mi? Ya da şunu sormak gerekebilir: Çevresindeki gelişmelere bu tür endişe ile yaklaşan insan, Yuval Noah Harari’nin çok satan kitabında tanımlanan Homo Sapiens’in çevresini değiştirerek kendisini hakim kılma özelliğinden uzaklaşıp ortadan kaldırdığı türlerden birine mi dönüştü? Bir endişe yumağı haline mi geldik, insan türünün bireyleri olarak?

Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi (TRAI) Kurucusu Halil Aksu, yapay zeka sürecinin başladığına ve bu tür endişelerin sürecin ilerlemesini engellemeyeceğine işaret ediyor. Aksu, “Pandoranın kutusu açıldı bir kere. Yapay zeka yer yüzüne indi. Artık geri dönüş yok. İnsanlık tarihinin önemli bir hayali kısmen gerçekleşti. Frankenstein romanında olduğu gibi, insana benzer robotlar artık uzak değil. İnsan gibi düşünebilen, insan gibi karar verebilen sistemler kuruldu. Bize arkadaşlık yapacak avatarlar, sesler, hologramlar aramızda” şeklinde konuşuyor.

Netflix’in yapay zekayı belirleyen algoritma belirleme konusunda yarattığı devrimsel etki, kısa sürede işin çok daha ileri bir noktaya taşınacağının işaretini veriyor. Aksu ile birlikte bahsettiğimiz endişeleri beslemede önemli bir rol oynayan Black Mirror’ın özel bölümü Bandersnatch, algoritma işini bir adım ileri taşıdı. Netflix dizisi Black Mirror, yapay zekanın da içinde yer aldığı yeni teknolojilerin olası hayata geçme senaryolarını değerlendiriyor. Başımıza neler gelebileceği konusunda fikir jimnastiği tadında olan dizi, insan beyninde kaygı verici unsurlar klasörüne yerleşiyor.

Bandersnatch ise, senaryoyu parçalara bölerek ve bunlar arasındaki geçişleri kullanıcı tercihlerine bırakarak devrimsel nitelikte bir adıma imza attı. Bandersnatch izleyicilerinin tepkisi, sadece ve sadece Bandersnatch’in sonuna ulaşmaları ile ilgiliydi. Bölümü beş saatte bitirdiğini söyleyen de vardı; daha kısa sürede bunu başardığını söyleyen de… Hatta bazıları Bandersnatch’in sonuna ulaştığını sanırken yanılmıştı ama izleyen herkesin üzerinde bir bilgisayar oyununda “Mission Completed” noktasına ulaşmanın verdiği heyecan vardı.

Oysa ki sadece dizi film olan ve kahramanların değişmesi nedeniyle birinin kendisini bir kahramanın yerine koymasının zor olduğu Black Mirror’daki endişe verici unsurların çok ötesinde olarak Bandersnatch’te kendini öldürme de dahil olmak üzere bir çok deneyim yer alıyordu. Korkuyu aşan deneyimin kendisini herkesin yaşamasıydı.

İzleyiciler, Bandersnatch’in belirli yerlerinde ekranın altında ya da üzerinde çıkan iki seçenekten birini seçerek bir sonraki bölümün akışını belirledi. Bu, hem etkileşimi hem de akış tasarımını ileri bir noktaya taşımadaki rolü açısından dikkat çekici. Tabii medya açısından da… Dizinin, filmin ya da herhangi bir içeriğin farklı versiyonlarını izlemek bir yana kendi izlence ürününüzü yaratmanız mümkün. Bunu dijital ticaret ve işe uygulayınca karşınıza muazzam bir müşteri deneyimi çıkıyor. Bu düzeyde bir etkileşimi sağlamak için CMO’ların ayırabileceği bütçeleri merak ediyorum.

Aksu, yapay zeka ile yapılabilenler listesini uzatarak şirketlerin başka ne amaçlarla bu alanı kullanabileceği ile ilgili merakı tatmin ediyor. “Bugünlerde sıkça duyduğumuz haberlere kısaca bir bakalım” diyen Aksu’nun listesi şöyle:

  • Sesli asistanlar yeni arkadaşlarımız olma yolunda.
  • Gazete haberlerini yazan otonom botlar türemeye başladı.
  • Otonom araçlar yaygınlaşıyor, yolunda giden de var, kaza yapan da var.
  • Mahkeme salonunda kararı veren, yargıca yardımcı olan sistemler oluştu.
  • Cilt kanserini onkologdan daha iyi teşhis eden yapay zeka gelişti.
  • Sosyal medyada sahte bot hesaplar yalan yanlış haberler saçıyorlar.
  • Oyuncakların içinde bile yapay zeka var.
  • Dubai’de yapay zekalı robot polis devreye girdi.
  • İnsansız silahlı ve silahsız hava araçları pek çok ülkede yaygınlaştı.
  • Ülkeler yapay zeka stratejileri hazırlıyor, yatırım konusunda yarışıyorlar.
  • Yapay zeka uzmanları milyon dolarlık maaşlarla transfer ediliyorlar.

 

Fiyat konusundaki merakım, yapay zeka uzmanlarının milyon dolarlık maaşlarla transfer edilmesi bilgisi ile kısmen tatmin oluyor. Tabii bu, ABD’deki yıllık gelir yaklaşımı ile değerlendirilmesi gereken bir rakam. Geçen yıl New York Times’ta yer alan haberde, 2016’da kurulduğunda 52 kişiyi istihdam eden OpenAI’ın ilk yılındaki 11 milyon dolarlık harcamasının 7 milyon dolarının maaş ve çalışanlara sağlanan diğer haklara gittiğini yazıldı. Yapay zeka araştırmacılarının yıllık gelirlerinin 1 milyon doların üzerinde olduğuna işaret edilen haberde, kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan OpenAI’ın baş-araştırmacısı Ilya Sutskever’e 2016’da 1,9 milyon dolar ödediği belirtildi.

Bu örneklere kendi etkinlikleri üzerinden “Yapay Zeka Konferansı’nın biletleri dakikalar içinde yok satıyor” örneğini ekleyen Aksu, “Yapay zeka çağına girmiş bulunuyoruz. Daha önceki teknolojik devrimlerde olduğu gibi hızlı bir kalkınma ve yaygınlaşma dönemi yaşanacak. Sonrasında ise bir olgunlaşma ve doyum takip edecek. Bu evrelerin yaklaşık 20 – 30 yıl sürmesi düşünülebilir. Yani yapay zeka, 21. yüzyılın ortasına kadar gündemimizi epeyce meşgul edecek” diyor.

Yapay zekanın şimdiden iş modellerini de etkilemeye başladığına dikkat çeken Aksu, yapay zekanın iş yapış şekilleri ve süresini, bildiğimiz iş tanımlarını ve hatta organizasyon yapılarını değiştiren yapay zeka teknolojilerinin iş dünyasının kurallarını yeniden yazdığını kaydediyor. Aksu, konunun günümüzde iş dünyasını ilgilendiren kısmının adaptasyon olduğunu ve iş dünyasının şimdiden bu değişime ayak uydurması gerektiğini de belirtiyor.

Verimlilik havucu şirket yönetimleri için bu dönüşümü oldukça cazip hale getiriyor. Yeniden hedefleme çözümleri sunan RTB House, Migros Sanal Market’in yapay zeka temelli sistemlerini kullanarak hem dönüşüm oranlarını hem de gelirini artırdığını açıkladı. Aralık 2018 ve Ocak 2019’a ait sonuçlara göre Migros Sanal Market web sitesi dönüşüm oranını ortalamanın yüzde 140 üzerine çıkarken sadece mobil web sitesi baz alındığında yüzde 227’yi aştı. Açıklamada, bu süre zarfında sitenin gelir ve sipariş oranında ortalama yüzde 6’lık ek artış sağlandığı da ifade edildi.

Anadolu Sigorta’nın son olarak Türkçe öğrettiği yapay zeka uygulaması AS’lı da kar marjlarının baskı altında olduğu sigorta sektöründe verimliliği artırmayı hedefliyor. Bunun için AS’lı sayesinde hizmet kalitesini daha yukarı çekecek bir iş akışı geliştirmeye soyunan Anadolu Sigorta, AS’lı ile iletişimi “Anadolu Sigorta ile konuş” veya “Anadolu Sigorta ile konuşmak istiyorum” sözleriyle başlatıyor. AS’lı’nın yapay zeka sayesinde çok hızlı öğrendiğini vurgulayan Anadolu Sigorta Teknolojiden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Abacı, “Artık müşterilerimiz cep telefonlarına uygulama yüklemeden de birçok bilgiye erişebiliyor ve yurtdışı seyahat sigortası fiyat teklifini sesli olarak alabiliyor. Yapay zekâ teknolojisi ile 7/24 çalışan AS’lı, bir kere söylediğiniz isminizi unutmuyor ve her konuşmaya başladığınızda sizi tanıyor. Sigortacılık ile ilgili sorularınıza cevap veriyor, en yakın acente, en yakın hastane ve çok sayıda sık sorulan soruları yanıtlıyor” dedikten sonra “AS’lının öğrenme süreci devam ediyor. Yakında kasko ve trafik ürün teklifi başta olmak üzere diğer poliçe türleri için de teklif alabilir duruma gelecek. Hasar bildirim seçenekleri artırılacak ve anlaşmalı kurumlar da kullanıcının bulunduğu lokasyona göre listelenecek” diye ekliyor.

Bu örnekler çoğaltılabilir ancak daha iyi müşteri deneyiminden, daha yüksek satın almaya dönüşme oranına ve daha yüksek müşteri sadakatine kadar birçok alanda oluşan ve oluşabilecek etkiyi görmek açısından bu tekil örnek yeterli görünüyor. 14 Mart’ta Uniq İstanbul’da gerçekleştirecek ikinci Yapay Zeka Zirvesi’nde bu konuları detaylı olarak ele alacaklarını ve iş dünyasına bu noktada önemli bir fayda sağlayacaklarını ifade eden Aksu, “Zirvede yapay zeka teknolojilerinin iş modellerinde nasıl kullanıldığından, bu alandaki başarılı örneklerine, şirketlerin yapay zeka teknolojilerini kullanarak hangi problemi, hangi verilerle, hangi algoritmalarla çözülebileceğini, müşterilere nasıl değer katılabileceği gibi önemli detaylar uzmanlar tarafından ele alınacak” diyor. Örnekleri çoğaltmak konusunda kendisine bir şans tanıyorum.

Yapay zeka ile bilgi işçiliğinin rolünün de artacağını aktaran Halil Aksu, çok da uzak olmayan bir gelecekte insanların daha değerli ve yapay zekanın yapamadığı işlere odaklanacağını; teknik konularda vasıflı olanların ise bu sistemleri geliştireceğini ifade ediyor. “Yapay zeka pek çok idari, bürokratik, rutin, angarya, mükerrer işleri üzerimizden alacak” diyen Aksu, pek yakında şirketlerde akıllı sesli asistanların; toplantıları organize etmek, seyahatleri ayarlamak, izinleri yönetmek, taksi çağırmak gibi görevler için kullanılacağını söylüyor ve ekliyor: “Bu tarz basit organizasyonel işleri yapan asistanların farklı yönlerini hızla geliştirmesi gerekiyor çünkü aksi durumda bu görevi sürdürmeleri mümkün olmayacak.”

Yapay zeka aynı zamanda organizasyon yapılarını da değiştirirken asıl olarak orta kademe yöneticiler için risk yaratıyor. Yöneticiler organizasyonlarının yapısını, farklı işlevler arasında iletişimi artıran bir şekilde yeniden düzenlerken yaşanan ve yaşanacak değişimi Aksu, “Üstten gelen talimatları, stratejileri, hedefleri, alttaki takımları ileten ara kademe yönetici pozisyonlarının yerini de akıllı sistemlerin, yapay zeka tabanlı sanal yöneticilerin alması bekleniyor. Bu sanal yöneticiler; çalışanlara yardımcı olacak, performanslarını gerçek zamanlı takip edecek, rotalarını belirleyecek, işleri hiçbir şekilde tesadüfe bırakmayacak. Tabi bu hemen yarın olmayacak. Ama satıştan, pazarlamadan başlamak üzere, finans, insan kaynakları, satın alma, üretim, depo yönetimi ve benzeri alanlara zaman içinde yayılacak” sözleriyle ifade ediyor.

Dijital dönüşümde ortadan kalkan her iş için 3,7 yeni işin ortaya çıkacağına ilişkin kehaneti buraya da yansıtmak mümkün. Uluslararası vergi, denetim ve danışmanlık şirketi KPMG, yapay zeka teknolojisini iş süreçlerine entegre etmek isteyen şirketlerde beş yeni mesleğin öne çıktığını tespit ediyor. KPMG Türkiye Danışmanlık Şirket Ortağı Tanıl Durkaya, “CompTIA’ya göre, Ocak-Eylül 2018 tarihleri arasında doğuş sürecindeki teknolojik mesleklere talep yüzde 63 oranında arttı. Yapay zeka uzmanları talep gören meslekler arasında ilk sıralarda yer alıyor” şeklinde konuşurken şirketlerin yapay zeka projelerinde görevlendirdiği ekipler içinde yer alan yeni işgücünü, şirketlerin tüm iş süreçlerini inceledikten sonra yapay zekanın nasıl konumlandırılacağına ve hangi görevleri üstleneceğine karar veren yapay zeka mimarları; farklı takımlar arasında irtibat kurup, yapay zeka teknolojisine geçişin sorunsuz yaşanmasını sağlayan yapay zeka ürün yöneticileri; her geçen gün artan veri yığınları arasından gerekli olanları ayıklayarak bunlardan anlamlı iç görüler çıkarmak için çalışan veri bilimciler; veri bilimcilerden gelen bilgileri işleyerek yapay zekanın kullanıma alınacak seviyeye getirecek yani nesil yazılım mühendisleri; ve yapay zekanın yaratacağı sosyal ve ahlaki etkilerle, firma standartlarını ve mesleki ahlak kurallarını uyumlu hale getirme görevini yapay zeka ahlakbilimciler olarak sıralıyor.

Ancak gözlerimizi geleceğe çevirince Aksu’nun kehaneti bu sınıflandırma ve istatistiğe göre çok daha ilgi çekici bir tablo ortaya çıkarıyor. Aksu, “İş akışlarının mekândan bağımsız hale gelmesi ise bir diğer önemli nokta. İleri düzeyde gelişmiş iletişim araçları ve veri depolama ile birlikte, çalışanlar verileri istekleri zamanda ve istedikleri yerde birbirleriyle paylaşabiliyor. Yapay zekâyı ve bu araçları birleştirdiğimizde ise veri paylaşımı geliştirmeleri çok daha hızlı şekilde ilerleyebiliyor. Hatta bazı yöneticiler karar almayı daha çevik hale getirmek için şirket içi hiyerarşiyi hafifletme çalışmalarına gidiyor. İnsanlar daha değerli işlere, yapay zekanın yapamadığı işlere odaklanacak, teknik konularda vasıflı olanlar ise, bu sistemleri geliştirecek. İlginç günler bizi bekliyor” sözlerini sarf ediyor. Hiyerarşinin azaltılması boyutu başta olmak üzere bu gelişmeler sadece ilginç olmakla sınırlı olmayan; insan zekası için de tercih edilir olan bir dünyaya işaret ediyor.

]]>
Dijital çağın yeni kapıları https://www.fortuneturkey.com/dijital-cagin-yeni-kapilari Mon, 18 Feb 2019 11:25:05 +0000 http://www.fortuneturkey.com/?p=532421659270 Bu sene tamamlanması beklenen SoftwareOne-Comparex birleşmesi ile oluşması beklenen 10 milyar euro ciroluk ekonominin kendileri ve Türkiye için yeni fırsatlar anlamına geldiğini söyleyen Comparex CEO’su Irmak Pakdemir, bu yeni dünyanın fırsatlarından faydalanabilmek için CEO’nun girişimci gibi hareket etmesi gerektiğini ifade ediyor

Geçen yılın son aylarında İsviçre merkezli Microsoft lisansları satıcısı dev SoftwareONE’ın bilgi teknolojisi servisleri sağlayıcısı Comparex’i satın alma planları açıklandığında bunun bir lisanslama devi yaratacağı konuşuluyordu. Avusturyalı ana şirketi Raiffeisen Bank’ın ana şirketi olduğu Comparex, diğer yazılımlarla birlikte asıl olarak Microsoft yazılımlarını lisanslamasıyla tanınıyor. Avrupa’da 35 ülkede 80 lokasyonda faaliyet gösteren Comparex’in 2017/2018 mali yılında açıkladığı ciro 2,5 milyar dolar oldu. Şirket EMEA pazarındaki en büyük Microsoft lisanslama çözümleri sağlayıcısı olarak tanınıyor. 

Microsoft lisanslama çözümleri uzmanı SoftwareONE ise, 7 milyar dolarlık cirosu ve 80 ülkedeki yerel varlığı ile bundan çok daha büyük bir yapı oluşturuyor. Dünyanın en büyük 10 fonu arasında yer alan New York merkezli KKR’nin yatırım yaptığı SoftwareONE, daha 2015’te işlerini buluta yönlendirme kararını almış ve buna yatırım çekmeyi başarmış bir şirket. 

Bu, Türkiye’de Dataserv’in Comparex’e dönüşmesinin sadece bir yıl öncesi. 1997’de İstanbul’da kurulan Dataserv Bilişim Teknolojileri dünyanın değişen ve Türkiye’nin artan bilgi teknolojileri ihtiyaçlarına yazılım alanlarında çözümler üretme hedefiyle faaliyetlerini sürdürürken Şubat 2016’da Comparex grubunun bir parçası oldu. Özel sektör ve kamu kuruluşları olmak üzere yüzlerce kurumsal müşterisine İstanbul, Ankara ve Bursa’daki ofislerinde 75 çalışanı ve çözüm ortakları ile hizmet ve destek sağlamakta olan Dataserv, Comparex Turkey Bilişim Teknolojileri; kurumsal yazılım pazarının en önemli oyuncularından biri haline geldi. Firma, tüm finans, telekom, büyük kamu ve büyük sanayi firmalarını müşteri portfoyünde barındırıyordu.

Firma şu anda bu sene içinde tamamlanması planlanan SoftwareOne-Comparex birleşmesinin ardından oluşacak yeni yapıdaki yerine hazırlanıyor. Birleşmenin ardından daha da büyüyerek pazarda yerini alacak olan SoftwareONE, yazılım cirosunun 10 milyar doları bulmasını bekliyor. Anlaşmanın beklendiği gibi 2019’da tamamlanmasının ardından ortaya çıkacak şirketin 88 ülkede 5 bin 500 çalışanı bulunuyor olacak. 

Comparex Turkey CEO’su Irmak Pakdemir, “Bizi heyecanlandıran taraf pencerenin çift taraflı açılması. Biz buradan kendi fikri mülkiyetli ürünlerimizi acaba satabilir miyiz yurtdışına? Çünkü şimdi 100 ülkedeki satış kanalından bahsediyoruz. Bendeki yeni bilgi, birleşme ile birlikte buna çok daha aç oldukları” diyor. Bu heyecanın nedenini anlamak zor değil; marjların geldiği nokta katma değerli işler yapmayı zevk değil zorunluluk haline getirmiş durumda. Pakdemir bu konuyu da son derece şeffaf bir biçimde ortaya koyuyor: “Marjlar o kadar düştü ki artık katma değerli bir şey satmadığınız zaman bizimki gibi firmaların para kazanacağı alan kalmadı. Biz örneğin bir bulut sattığımızda şirkete çok komik bedeller kalıyor. Biz onun üzerine katma değerli hizmetler koyduğumuz zaman, müşteri yönetim sistemlerini aldığımız zaman para kazanabiliyoruz. Bu bizi kendimizi geliştirme anlamında çok ittiren bir durum” diyor. 

Pakdemir ve ekibinin yaptığı iş itibariyle bir de avantajı bulunuyor. Günümüzde, işletmelerin çok farklı yapıdaki hem içeride geliştirilen uygulamaların hem de üçüncü parti paket uygulamaların, buluttan çalışmayı da desteleyecek şekilde bir entegre edilmesi ve bu altyapı üzerinden farklı kanallardan kesintisiz hizmet vermesi gerekiyor. Bunu yaparken mümkün olduğunca yeniden kullanılabilir bileşenleri kullanmak, yeni bileşenleri satın alıp hızla devreye alabilmek, minimum efor ile yazılım bileşenlerini geliştirmek, yüksek performanslı ölçeklenebilir bir yapıya sahip olmak zorunlu. Yine bu platform üzerinde B2B, mobil, büyük veri, bulut ve sosyal uygulamaları tek bir platform üzerinde bütünleştirip optimize etme ihtiyacı bulunuyor.

Resmi tanıtımı “Microsoft, Quest Software, One Identity, Automic, Automation Anywhere, Micro Focus, Software AG, McAfee, Splunk, Red Hat gibi kendi alanında dünya lideri firmaların yazılım çözümlerini portföyünde barındırmakta olan Comparex Turkey” ifadesini yansıtsa da hem ciro ve kar yaratma hem de teknolojinin gelişme yönünü yakalama anlamında servis ve özellikle katma değerli servis boyutu daha önemli hale geliyor. Türkiye’deki ekibin ve yönetimin yarattığı güven ile güven endeksinde iyi bir yere oturmuş olması ve bunun sayesinde yatırım yapılan ülke konumunu sürdürecek olması, bu konuda önemli adımların atılması için zemin hazırlıyor. 

Pakdemir, “Ben o anlamda Türkiye’yi böyle global bir markaya çok iyi pazarladığımı düşünüyorum. Pazarladıktan sonra verdiğimiz bütün sözleri de teslim ettiğimizi düşünüyorum. Bu yüzden böyle bir yatırım gelecek çünkü oluşan bir güven var. Bu birleşme ile beraber bize güvenen yatırımcılar yine Türkiye’ye yatırıma devam edecekler. Çoğu firmanın aksine yatırımlarını büyüterek devam edecekler. Bence dikkate almamız gereken en büyük mesajlardan bir tanesi bu” dedikten sonra “Yatırımdan kastım şu: Önümüzdeki dönem bir aksilik olmazsa Türkiye’den çevremizdeki bölgeye bir support center dediğimiz, bir support hub dediğimiz yönetilen hizmetler tarafında destek veren bir ekibin Türkiye’de tutulması söz konusu. Bunun iki tane sebebi var açıkçası. Bir tanesi Türk yöneticilere gerçekten güvenmeleri. Kriz süresince bizim yaptıklarımızı izlediler ve bizi başarılı buluyorlar. İkincisi de Türki’de yabancı dil konuşup da Avrupa gibi bir pazara destek verebilecek gerçekten çok iyi teknik bilgiye sahip bir ülke olması” şeklinde konuşuyor.

Pakdemirli, bu tercihin ortaya çıkması sırasında Türkiye’nin hangi dengelerin içinde sıyrılıp geldiğini ise, “Bizim alternatifimiz Balkan ülkeleri olabilirdi. Yeni durumda görece olarak yüksek yatırım bedelleri. Hindistan olabilirdi. Hindistan devam ediyor ama gerçekten bizdeki kalite, destek olarak Hindistan’dan aşağıda değil ve bölgesel olarak Avrupa’ya daha yakınız” sözleriyle ortaya koyuyor. 

Üstelik bu sadece Avrupa ile sınırlı kalan bir değerlendirme değil; hatta biraz ileri gidip Türkiye’nin yazması gereken yeni hikaye konusunda da iddialı bir örnek ortaya koyuyor. Özellikle yatırımcılar nezdinde yaratılan etkiye işaret eden Pakdemir, “Türkiye’nin durumunun farkındalar ve aynen devam ediyorlar; fazlasıyla yatırım var. Bahsettiğimiz firmanın arkasındaki yatırımcılardan biri olan New York merkezli KKR, dünyanın en büyük 10 fonundan biri ve BMC Software’in de sahibi olarak tanınıyor. Bir diğer yatırımcı Ralpheisen Bank. Bunların önüne Türkiye riskli pazar raporları gelse de, biz Türkiye’deki yöneticilere güveniyoruz ve onları büyütmeyi hedefliyoruz diyen bir grup. Bu gurur verici bir durum ama bizim hikayemiz bazen bu büyük rakamlar arasında gözden kaçabiliyor ama bizim böyle hikayelere ihtiyacımız var. Yeni jenerasyon hikayeler bunlar” diyor.

Bu yeni nesil hikaye, değişen iş ortamı içinde sonuçlar yaratmak zorunda. Bilişim tarafındaki dengelerdeki değişim, şirketlerin varlığını sürdürmesini daha ciddi bir probleme dönüştürürken sürekli yenilikler yapmak gerekiyor.  

Pakdemir, “Teknoloji tarafında ben al-sat işinin çok bitti demeyeyim ama katkısının çok azaldığını düşünüyorum para kazanmak, hayatta kalmak açısından. Katma değerli işler üretmek gerekiyor. Biz Software One Comparex birleşmesinin ardından bunun en iyi kanıtı olacağız bu bölgede.

Bizim müşterimiz sadece IT’yi bilen değil, ‘ben bu sene satışlarımda yüzde yedi artış istiyorum’ dediğinde anlayan kişi istiyor çünkü belki o da orta vadede dijital ofise döndüğünde bazı ara katmanları aradan çıkaracak. Siz bunu anladığınızda belki sizinle direkt temasa geçecek. Benim de gerçekten ekibimden beklediğim işte ne olduğunu; bir sigortacılık sektöründe, bir ilaç firmasında ne olduğunu bilmeleri” diyor. 

Bu, Pakdemir’in sadece kendi yönettiği şirket ile ilgili yaptığı bir değerlendirme ile sınırlı değil; Türk şirketlerinin de sürdürülebilirliklerini sağlamak açısından bu konya ve rekabete farklı bir bakış açısıyla yaklaşmaları gerektiğini düşünüyor. Pakdemir bunu, “Türkiye’deki şirketlerin artık ülke içindeki konumlarını bir kenara bırakıp globalde hangi sırada olduklarına bakmaları lazım. Bizde bazı firmalar bu treni kaçırmış olabilir ama iyi olan nokta, sürekli yeni tren kalkıyor olması. Takip ederlerse, yakalayacakları bir tren var. Ben o yüzden bilgi teknolojilerini çok seviyorum” sözleriyle ifade ediyor.  

İki tarafın kesişme noktasında, yeni odaklanma noktaları ortaya çıkıyor. Örneğin, rutin görevlerin robotlara bırakılmasını sağlayan robotik süreç otomasyonu (RPA) odaklanılan yeni alanlardan biri. Robotik süreç otomasyonunun, 2019’da iş dünyasının en fazla ilgi gösterdiği trendlerden biri haline gelmesi, hem maliyetler hem de hız başta olmak üzere rekabet için gereken yeni koşulların gereklerine hitap etmesinden kaynaklanıyor. RPA, üretim endüstrisinden devlet dairelerine uzanan geniş bir yelpazede iş süreçlerini hızlı, kaliteli ve hatasız hale getiriyor. 

Robotik süreçler denince akla büyük ölçekli şirketler ve endüstriyel kullanım alanları gelirken 2019’da KOBİ’lere kadar yaygınlaşması beklenen bu teknoloji uygulamada yeni bir yordamın geliştirilmesini gerektiriyor. Özellikle RPA ile dirsek temasında çalışacak diğer teknolojilerin, her ölçekte firmanın çok daha verimli iş süreçlerine kavuşmasında kilit rol üstlenecek olması, yeni iş senaryolarının geliştirilmesini gerektiriyor.

Veri toplama ve log yönetimi ise oyunun bir başka boyutunu karşımıza çıkarıyor. Bu alanda Splunk’ın çözümünü sunan Comparex’in bu alanda bambaşka bir uzmanlıkla hareket etmesi gerekiyor. Makinelerden toplanan verileri kullanışlı yanıtlara dönüştüren Splunk, yapay zeka destekli uygulamalarıyla sistemlerde yaşanabilecek, kullanıcıların doğrudan tespit etmekte zorlanabileceği anomalileri kolaylıkla tespit edebiliyor. Farklı ölçekteki kurumlar için özelleştirilebilen bir mimariyle gelen Splunk ürünleri, işletmelere, cihaz ve ekipmanlarıyla ilgili istedikleri yanıtları istedikleri anda alabilme yetkinliği kazandırıyor. IT Operasyonları tarafında DevOps’tan etkinlik yönetimi, tahmini analiz, altyapı ve uygulama izlemeye; güvenlik tarafında güvenlik analizinden risk azaltma ve uyumluluğa kadar tüm kritik alanlara dokunan Splunk, aynı zamanda IOT, Uygulama Analitiği, İş Analitiğinde de yüksek performansla kullanabileceğiniz çözümlerin başında geliyor.

Çoğunlukla önemsiz olarak değerlendirilen cihaz ve ekipman verilerini iş geliştirme odaklı bir yardımcıya dönüştüren Splunk çözümleri sayesinde iş süreçleri iyileştirilebiliyor ve müşteri deneyimi zenginleştirilebiliyor. Süreçlerde yaşanabilecek aksaklıklar, dolandırıcılık girişimleri, müşteri deneyimi optimizasyonu makinelerden toplanan verilerle rahatlıkla tespit edilebiliyor. Bu makineler ister bir veri merkezindeki sunucu ister bir fabrikadaki üretim makineleri olsun Splunk, tüm aktivite ve davranışları kaydederek standart veri toplama ve sensör bazlı sistemlerden fazlasını sunuyor. Böylece işletmeler, operasyonel istihbarat ihtiyaçlarını kapsamlı bir çözümle karşılayabiliyor.

Ancak işin en kritik boyutunu bu teknik veriler belirlemiyor. Fortune 100 şirketlerinin 90’ı tarafından tercih edilen Splunk, farklı büyüklükteki şirketlerde de kullanım alanı arıyor. Bu müşteri ve hedef müşteri yelpazesi, bu segmentin farklı noktalarında ortaya çıkacak farklı ihtiyaçları da bilmeyi gerektiriyor. Bütün yelpazeye bakılırsa, bu denizde birleşme ile daha da büyüyecek yapıyı yüzdürmek için farklı yaklaşımlar geliştirmek gerektiği açıkça görülüyor. Pakdemir’in uzunca bir süredir kafa yorduğu bu soru ile ilgili uzun bir yanıtı var. Pakdemir, “Ben altı yedi yıl öncesine kadar hep bir üst basamağa çıkmak için uğraşıyordum. Acayip bir rekabet halineyim. Bir üst basamağa çıkayım da kendimi kurtarayım. Orada da birileri var. Ben de dedim ki, bu çıkarak olmuyor. Benim kafam iyice profesyonel girişimciliğe döndü. Gerçek bir girişimcinin artık saat, zaman, kurum baskısından yakınmaması lazım. O zaten benim gözümde tam bir girişimci değildir. Eğer bir girişim yapmak istiyorsanız, kendi kurumunuzda da bunu yapabilmeniz lazım. Eğer o kurum buna izin vermiyorsa, başka kuruma geçebilirsiniz ya da bunu online yapabilirsiniz. Herkes girişimci olacak diye bir şey yok ama ben ekibimde beni gerçekten challenge eden, gerçekten girişimci hareketlerde bulunan insanları istiyorum. Girişimcilikten kastım da bir risk almak, rahatlık bölgesini terk etmektir. Şu anda benim yöneticilerde gördüğüm en büyük risklerden biri, bizim o konfor bölgesi, rahatlık bölgesi dediğimiz alanı yaratmak için uğraşıyorlar. Harika. Bunu yaratıyorlar ama orada saplanıp kalıyorlar. Senin oradaki amacın onu bozup bir daha yaratmak olmalı. O korunaklı alandan bir adım daha atmamak ölüm fermanıdır. Benim kendi kariyerimde o korunaklı bölgeyi terk ettiğim, bazen bunu yapmak için pazar değiştirdiğim çok olmuştur. Ben bu bilgi teknolojilerinde çok konforluyum: iyi bir algı yarattım, iyi bir FAVÖK yarattım hayatımın sonuna kadar ben burada yaşarım dediğim zaman, ‘Irmak dön, tekrar girişimci olman gerekiyor’ dediğim zaman oldu. Bunun bir felsefesi var” şeklinde konuşuyor. Bu gemiyi yüzdürmek için yeterince iyi bir yaklaşım gibi görünüyor. 

]]>
Akıllı bankacılık https://www.fortuneturkey.com/akilli-bankacilik Wed, 13 Feb 2019 08:37:34 +0000 http://www.fortuneturkey.com/?p=532421659075 Müşterilerine daha iyi hizmet vermek ve bankacılık faaliyetlerini daha verimli yapmayı hedefleyen bankalar teknoloji yatırımlarına ağırlık veriyorlar. Bankalarda internet bankacılığıyla başlayan dönüşüm yerini yapay zeka, chatbot ve blockchain teknolojine bıraktı. Bankaların dijital destekli akıllı bankacılık yapması müşterilere yarıyor.

Bankalar Birliği verilerine göre, Eylül 2018 itibariyle aktif dijital bankacılık müşteri sayısı 42 milyon kişiye ulaştı. Verilere göre, 4 milyon 53 bin kişi ‘sadece internet bankacılığı’ işlemi yaparken, 28 milyon 424 bin kişi ‘sadece mobil bankacılık’ işlemi yaptı. Hem internet hem mobil bankacılık işlemi yapan kullanıcı sayısı ise 7 milyon 281 bini buldu. 1 milyon 822 bin aktif kurumsal dijital bankacılık müşterisi bulunuyor. Dijital bankacılık müşterilerinin yaş gruplarına bakıldığında ise 36-55 yaş grubunun ilk sırayı aldığı görülüyor. İkinci sırada ise 26-35 yaş grubu yer alıyor.

Bankalar Birliği verilerine bakıldığında her geçen gün dijital bankacılık müşteri sayısında artış olduğu dikkat çekiyor. Tabi bunda teknolojinin hayatımızı her geçen gün daha kolaylaştırmasının yanı sıra bankaların bu alanlara yaptığı yatırımların etkisi büyük. Bankalarda internet bankacılığıyla başlayan dijital dönüşüm artık yerini yapay zeka, chatbot ve blockchain teknolojisi alanlarındaki yatırımlara bırakıyor. Önümüzdeki 5 yılda, geçtiğimiz 50 yıldan daha hızlı bir dönüşüm yaşanması öngörülüyor. Bu dönüşüm bankaların dijital destekli akıllı bankacılık yapmasını getiriyor.

Bankaların müşteriyi odağına aldığı, müşteri beklenti ve ihtiyaçlarına yönelik yatırımlarını artırdıkları görülüyor. Önümüzdeki dönemde bankacılık sektöründe sanal asistanların yanı sıra artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik uygulamalarının daha fazla dile getirildiğini görebiliriz.

Diğer yandan şubelerin işlevleri de değişiyor. Bankalar verimsiz şubelerini kapatırken, mevcut şubelerini yenileyerek fatura ödeme, para yatırma, kredi başvurusu yapma gibi klasik işlemler yerine ‘yatırım danışmanlığı’ kimliklerini öne çıkarmaya başladılar. Dijital kanallara yatırımların önümüzdeki dönemde devam edeceğini ve sektördeki yeni iş yapış şekillerini izlemeye devam edeceğiz.

‘Dijital dönüşüme liderlik etmeye devam edeceğiz’

Akbank Direkt Bankacılık’tan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Tolga Ulutaş, “Dijital teknolojideki gelişimi müşterilerimizin olduğu her platformda yanlarında olmak için bir fırsat olarak görüyoruz” diyor.

Akbank Direkt Bankacılık’tan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Tolga Ulutaş, Akbank Direkt’in müşterilerin günlük hayatları içindeki finansal ihtiyaçlarına ek bir süreç yaratmadan, ihtiyaç anında çözüm sunmayı hedeflediğini belirtiyor. Ulutaş, “Örneğin, ödemeler dünyasının mobil cüzdan, QR kod, temassız ödemelere kaydığı günümüzde, müşterilerimiz için ödeme anında en kritik soru nakit ihtiyaçlarını nasıl karşılayacakları. Bu ihtiyaca çözümü, kullanılabilecek kredi tutarının saniyeler içinde öğrenilebileceği yeni bir servis geliştirerek sunduk” diyor. Tüketicilerin parasını doğru yerde değerlendirmeye, doğru yerde harcamaya, ihtiyacı olan ürünleri almaya ihtiyacı olduğunu kaydeden Ulutaş şöyle devam ediyor:

“Bu ihtiyaçları, tasarım odaklı servisler ve bunların arkasında akıllı analitik modeller ile kusursuz bir deneyim yaşatarak karşılamayı hedefliyoruz. Akbank Direkt üzerinden yenilikçi ürün ve hizmetlerimizi tasarlarken, bankacılık servisleri ve bireyin ihtiyaçlarını farklı süreçler olmaktan çıkarıp, entegre tek bir süreç haline getirme vizyonuyla çalışıyoruz. Akbank Direkt Öde, bu vizyonun bir örneği. Sektörün öncülerinden n11.com işbirliğiyle lanse ettiğimiz servis ile müşterilerimiz online alışverişlerini kredi kullanarak ödeyebiliyor ve bunu kesintisiz bir süreçle gerçekleştiriyor.”

“Akbank olarak her zaman hayatın kalbindeyiz ve teknolojideki gelişmeleri bankacılık ürün ve hizmetlerimize aynı hızda uyarlamak için çalışıyoruz. Selfie çekmek hayatımızın vazgeçilmez bir parçası; biz de Akbank olarak hayatın kalbindeyiz” diyen Ulutaş, müşterilerinin Akbank Direkt’e yüzlerini tanıtarak, şifre girmeye gerek olmadan yüz tanımlama teknolojisi ile Selfie’leri ile giriş yapabildiklerini söylüyor. Ulutaş şöyle devam ediyor: “Bununla kalmayıp, hayatın kalbinde yer alan alışkanlıklarımızdan ilham almaya ve müşterilerimize yenilikler sunmaya devam ediyoruz. Yolda, evde, işte, yatarken, kalkarken, dururken, yürürken kısaca hayatın neredeyse her anında mesajlaşıyoruz. İnsanlar artık birbirini aramak yerine mesaj atmayı tercih ediyor. Biz de ‘Günlük hayatta sürekli mesajlaşarak işini halleden müşterilerimiz neden bizimle de mesajlaşarak bankacılık işlemlerini halletmesinler?’ dedik ve Chatbot teknolojisi ile para transferi özelliğini getirdik. Artık müşterilerimiz Akbank.com üzerinden, Akbank Asistan ile mesajlaşarak para transferi işlemlerini kolay ve hızlı bir şekilde gerçekleştirebilecek. Yeni dönemde chatbot teknolojisi ile sunduğumuz bankacılık işlemlerinin çeşitliliğini artırmak ve müşterilerimizin hayatını kolaylaştırmak için çalışmalarımız sürüyor.”

Birçok sektörde örnekleri görülen chatbotlar, yapay zeka sayesinde kullanıldıkça kendisini geliştirerek ve kullanıcılarla gerçek bir insan gibi iletişim kurma yeteneğini artırma özelliğine sahip. Ulutaş, Akbank Asistan’ın da ilerleyen dönemlerde müşterilerini daha da iyi anlayarak, ihtiyaçlarına en doğru çözümleri sunmaya devam edeceğini söylüyor.

Akbank, geçtiğimiz yıl Ripple ile işbirliği ile gerçekleştirdi. Ulutaş, “Santander UK’e Ripple üzerinden blockchain altyapısı ile GBP para transferlerine başladık. Bu önemli teknoloji ile müşterilerimiz uluslararası para transferlerinde artık çok daha düşük maliyetli ve hızlı para transfer edebilme imkânlarından faydalanabilecek” diyor.

KOBİ’lerin işlerini kolaylaştıracak, verimliliklerini artıracak hizmetlerle ilgili olarak da Ulutaş şunları anlatıyor: “2017 sonunda uçtan uca dijital ve şubesiz POS süreci ile başladığımız bu yolculuğa, 2018 yılında da ticari kredi başta olmak üzere tüm süreçlerimizi mobile taşımaya ve dijitalleştirmeye devam ediyoruz. Geçtiğimiz günlerde KOBİ’lere sunduğumuz dijital ürünlere bir yenisini ekledik. Artık, Akbank müşterisi olsun ya da olmasın, şahıs şirketleri “işlerine ara vermeden” 7/24 başvuru imkânı ile ticari kredi kartı sahibi olabilecek. Tek yapmaları gereken bilgisayar, tablet ya da akıllı telefonlarından, Akbank.com ya da Akbank Direkt’i açarak, ticari kredi kartı başvurusunda bulunmak. Böylece KOBİ’lerin harcamalarını çek-senet kullanmadan kolayca taksitlendirebilmeleri ve harcamalarını kolayca takip edebilmeleri için tamamen dijital, çok daha hızlı ve kolay bir şekilde ticari kredi kartı sahibi olma imkânı sunuyoruz.”

“Akbank olarak müşterilerimize her geçen gün daha fazla yenilik sunuyor, yaptığımız işbirlikleriyle hizmet kalitemizi daha da artırıyoruz” diyen Ulutaş, yatırım yaptıkları dijital teknolojilerin, müşterileri ile aralarında özel bir iletişim köprüsü oluşturduğunu söylüyor. Ulutaş, “Dijital teknolojideki gelişimi müşterilerimizin olduğu her platformda yanlarında olmak için bir fırsat olarak görüyoruz. Son aylarda yaptığımız Google My Business ve Ripple projeleriyle müşterilerimize yenilikçi hizmetler sunmaya devam ettik. Akbank olarak modern hayat alışkanlıklarından ilham alarak insan odaklı teknolojiler geliştirmeye, 2019’da da Türkiye’de bankacılık sektörünün dijital dönüşümüne liderlik etmeye devam edeceğiz” diyor.

‘Fijital deneyim yaşatmayı hedefliyoruz’

DenizBank Dijital Dönüşüm, CRM ve Değişim Yönetimi Grubu Genel Müdür Yardımcısı Umut Özdoğan, “Dijitale sadece mobil ve internet bankacılığı olarak değil; geniş kapsamlı, stratejik ve yenilikçi bir yerden bakıyoruz” diyor.

DenizBank Dijital Dönüşüm, CRM ve Değişim Yönetimi Grubu Genel Müdür Yardımcısı Umut Özdoğan, DenizBank’ın kurulduğu günden bu yana müşteri merkezli bir strateji izleyip, inovasyonu faaliyetlerinin DNA’sına yerleştirerek sektörüne yön veren projelere imza atmış bir kurum olduğunu belirterek, “Dijital ekosistemi 360 derece yöneterek dümenimizi çok önceden yeniliklere çevirdik ve o rotada ilerliyoruz” diyor. Banka bunun en önemli adımlarından birini 2012 yılında Dijital Kuşak Bankacılık birimini kurmakla atmış. Bu ekip dijital pazarlama, iş geliştirme, dijital ödeme sistemleri, fintech bankacılığı ve inovasyon yönetimi gibi birimleri bünyesinde barındırıyor. “Dijitale sadece mobil ve internet bankacılığı olarak değil; geniş kapsamlı, stratejik ve yenilikçi bir yerden bakıyoruz” diyen Özdoğan, şöyle devam ediyor:

“Müşterilerimizin çoğunluğu internet ve mobil bankacılık servislerimizi kullanıyor. Son yıllarda odaklandığımız mobile-first (mobil öncelikli) stratejimiz doğrultusunda, 2018 yılında bankacılık uygulamamız MobilDeniz’i yenileyerek başladığımız dijital yenilenme hareketimizi 2019 yılında diğer kanallarımızda devam ettirerek müşterilerimizin dijitalin en son olanaklarından faydalanmasına öncülük ediyoruz. Yenilenen MobilDeniz uygulamamız ile bankacılık işlemleri artık çok daha hızlı ve kolay şekilde gerçekleştirilebiliyor. Müşterilerimizin daha iyi bir mobil bankacılık deneyimi yaşamaları için uygulamamızı son trendlere göre dizayn ettik. Müşteriyi merkeze alan yaklaşımımızın bir yansıması olarak en çok ihtiyaç duyulan işlemleri ana sayfada yer alan Hızlı Menü’ye dahil ettik. Üstelik müşteriler Hızlı Menü’yü kendi istedikleri işlemleri ekleyip çıkararak kişiselleştirebiliyor. Yakın zamanda uygulamamız ticari müşterilerimize de hizmet vermeye başladı. Müşterilerimizin taleplerinden ve sektördeki trendlerden beslenerek mobil bankacılık uygulamamızı geliştirmeye devam edeceğiz.”

Özdoğan, “Günümüzde mobilin bize sunduğu birçok teknoloji mevcut, ancak müşteri aslında teknolojiyi ne kadar yakından takip ettiğinizden çok sunduğunuz yeniliğin ona ne fayda sağlayacağı ile ilgileniyor; ‘Peki bu bana ne fayda sağlayacak?’ diye soruyor. Biz mobil teknolojileri ürün ve servislerimize entegre ederken bunu müşterinin ihtiyaçlarını karşılayacak, hayatını kolaylaştıracak veya ona zaman kazandıracak şekilde tasarlamaya odaklanıyoruz” diyerek tüm dijital servisleri geliştirirken her ince detayı düşündüklerini ve tüm fonksiyonları müşteri bakış açısıyla değerlendirdiklerini belirtiyor. Özdoğan şöyle devam ediyor: “Nasıl daha basit ama daha etkili olabiliriz sorusu üzerinden, tüm ihtiyaçların zaman ve mekandan bağımsız karşılanabileceği uçtan uca dijital çözümler sağlıyoruz. Müşteri odaklı baktığımızda kanalları birbirinden ayrı ele almadan, fiziksel veya dijital olarak müşteriye dokunduğumuz tüm noktaların birbirine entegre edilmesini ve müşterimize fijital olarak adlandırdığımız fiziksel ve dijitalin iç içe geçtiği kusursuz bir deneyim yaşatmayı hedefliyoruz.”

Mobil bankacılık konusunda ilerlerken teknolojik alandaki diğer gelişmelere de öncülük ettiklerini ifade eden Özdoğan, “Blockchain’den sanal asistanlara, nesnelerin internetinden 5G’ye ve yapay zekaya, oyunlaştırılmış mobil uygulamalardan VR ve AR uygulamalarına yönelik gelişimlerin çığır açar nitelikte olacağını öngörüyoruz. Bunlara imkan sağlayan teknolojiler zaten yıllardır mevcuttu, ancak artık hayatımızın içindeler ve kullandığımız ürünlerin, servislerin ayrılmaz bir parçası olmaya başladılar. Önümüzdeki dönemlerde finans sektöründe de bu trendlerin uygulamalarını görmeye devam edeceğiz. Bunun yanında robotlardaki son gelişmeleri yakından takip ederek bankacılık işlemlerimizde kullanmak üzere farklı projelerde robot sistemleri ile çalışacağız. Ayrıca blockchainin bankacılıkta yeni kullanım alanları üzerine projelerimizi sürdürüyoruz” diyor.

Hedefimiz dijital müşteri sayısını ikiye katlamak

HSBC Türkiye Bireysel Bankacılık ve Birikim Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Ayşe Yenel, yeni mobil uygulama çözümlerine yatırım yaparak müşterilerinin tüm bankacılık ihtiyaçlarını karşılamayı hedeflediklerini söylüyor.

Son iki yıllık sürede odak alanlarını yeniden belirleyen bir stratejiyle HSBC Türkiye baştan inşa edildi. “HSBC Türkiye’yi hem teknolojik altyapı, hem kurum kültürü hem de bankacılık faaliyetleri anlamında temelden yeniledik” diyen HSBC Türkiye Bireysel Bankacılık ve Birikim Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Ayşe Yenel sorularımızı yanıtladı.

HSBC’nin dijital bankacılık yaklaşımından bahseder misiniz?

Teknolojik dönüşüm yatırımlarımız kapsamında yenilenen HSBC Mobil Bankacılık uygulamamız yeni tasarımı ve özellikleriyle daha fazla bankacılık işleminin çok daha hızlı ve anlık yapılabilmesini sağlıyor. Bundan sonraki süreçte de yatırımlarımızın ana odağında dijital kanallarımız ve özellikle mobil bankacılık olacak. Bugün Türkiye’de yatırım işlemleri, para transferleri ve ödemeler gibi başlıca işlemlerde mobil bankacılık, internet bankacılığından çok daha fazla tercih ediliyor. 2019’da mobil bankacılık uygulamamıza yatırım yaparak, işlem setimizi artırıp kullanım kolaylığı sağlayarak müşterilerimizin bankacılık ihtiyaçlarını daha fazla karşılamayı hedefliyoruz. Yeni sistemimizle müşterilerimizin bankacılık deneyimini hem şubelerimizde hem de dijital kanallarımızda daha da iyileştirmeye odaklandık. Dijital kanallarımızdaki iyileştirmeyle birlikte son 6 aylık dönemde dijital bankacılık kullanım oranlarımız yüzde 60 oranında arttı ve özellikle geçtiğimiz yıla göre mobil aktif müşteri sayımız yüzde 48 artış gösterdi. Hedefimiz dijital kanallarımızı kullanan müşteri sayısını önümüzdeki yıl içerisinde ikiye katlamak. Yatırımlarımızı da bu doğrultuda şekillendiriyoruz.

Dijital bankacılık yatırımlarınızla ilgili bilgi verir misiniz?

HSBC Türkiye olarak, 484 milyon TL yatırım ile gerçekleştirdiğimiz teknolojik dönüşüm programımız ile teknolojik altyapımızı yeniledik. Bu dönüşümle ana bankacılık sistemimizi tamamen değiştirerek müşteri deneyimini daha da iyileştirmeye odaklı yeni bir sisteme geçtik. Teknolojik dönüşüm programımız kapsamında, direkt bankacılık kanallarımızı yeni yüzleri ve yenilenmiş işlem setleri ile geçtiğimiz nisan yılın ayında müşterilerimizin hizmetine sunduk. Bugün dünyada en hızlı büyüyen kanallardan biri mobil bankacılık; bunu da dikkate alarak yeni mobil bankacılık uygulamamızın işlem setini iki katına çıkardık.

Bu teknolojik dönüşümle birlikte şubelerimizdeki operasyonel süreçlerde de verimlilik kazançları olmasını hedefledik. Bu kazanımlar müşterilerimize hizmet kalitesi ve ihtiyaçlarını daha iyi karşılama olarak yansıyor. HSBC Türkiye’nin teknolojik dönüşümü kapsamında yenilenen web sitesi, Communicator Awards’ta ‘Genel Bankacılık’ ve ‘Kurum İletişimi’ olmak üzere iki kategoride ‘Üstünlük Ödülü’ne layık görüldü. Önümüzdeki dönemde ekrana duyarlı yeni özel tasarımı ile web sitemizin içeriği her kullanıcının verileri ve işlemleri doğrultusunda kullanıcıya özel olarak değişecek. 2019 yılında mobil bankacılık uygulamamızda hayata almayı planladığımız arbitraj, tanımsız para Transferi, VİOP gibi işlemlerle beraber daha iyi bir müşteri deneyimi sunmayı planlıyoruz. 

Teknoloji bankacılık sektörünü nasıl değiştiriyor?

Türkiye, dijital bankacılık ve bankacılık teknolojilerinde diğer ülkelere kıyasla oldukça önde. Bunun da nedeni genç, eğitimli, teknolojiye meraklı, yenilikleri yakından takip eden ve talep eden müşteri kitlesi. Dijital transformasyon, dijital kanalların genişlemesi ve geliştirilmesi bankaların müşterilerine daha iyi hizmet verebilmek ve bankacılık faaliyetlerini daha verimli hale getirebilmek için artık en öncelikli konulardan biri. Dijital kanalların gelişmesi ve yaygınlaşmasına bağlı olarak tüm dünyada şubesiz bankacılık her geçen gün sektördeki ağırlığını artırıyor. Türkiye Bankalar Birliği’nin rakamlarına göre, son bir yılda dijital aktif müşteri sayısı yüzde 23 oranında arttı. Bu trendin benzer şekilde devam edeceğini, özellikle mobil bankacılık kanallarının önümüzdeki dönemde daha da önem kazanacağını öngörüyoruz. Mobil bankacılık gibi kanallar üzerinden yapılan işlemlerin çoğalması, müşterilere hem vakit tasarrufu hem de mali anlamda avantaj sağlıyor. Şubeler kanalıyla gerçekleştirilen işlemlerde adet bazında azalma görüyoruz. 5 yıl öncesinde dijital kanalların tüm işlemlerimiz içinde olan payı yüzde 25 civarındaydı. Dijital kanalların işlem setlerinin gelişmesi ve özellikle mobil bankacılık kullanımının son 5 yıldaki yükselişi ile bu oran bugün yüzde 80’in üstüne çıktı. Bundan sonraki süreçte de yatırımlarımızın ana odağında dijital kanallarımız ve özellikle mobil bankacılık olacak.

Yapı Kredi dijital bankacılığın sınırlarını genişletiyor

 Yapı Kredi Genel Müdür Yardımcısı Yakup Doğan, “Önümüzdeki dönemde de dijital bankacılık stratejimiz doğrultusunda sektöre sunduğumuz teknolojilerle bankacılığı ileri taşırken, müşteri deneyimini en iyi şekilde yönetmeye devam edeceğiz” diyor.

Yapı Kredi Genel Müdür Yardımcısı Yakup Doğan, “Yapı Kredi olarak kurum kimliğimizin önemli bir parçası olan yenilikçi ruhumuzla, kurulduğumuz günden bu yana bankacılığın her alanında ilklere imza atıyoruz. İnsan hayatına değer katacak teknolojilere odaklanarak, müşterilerimizin bankacılık faaliyetlerini istedikleri anda, istedikleri mekânda gerçekleştirmelerine olanak tanıyoruz” diyor. Bu anlayış doğrultusunda Yapı Kredi Mobil’i “Bankamızın Uzaktan Kumandası” olarak kurguladıklarını belirten Doğan, son iki senede Yapı Kredi Mobil’de bankacılığın dijital dönüşümünde kilometre taşı denebilecek 35 yeniliği hayata geçirdiklerini söylüyor.

Doğan, “Kullanıcı dostu bir arayüze sahip Yapı Kredi Mobil’i, alternatif bir ödeme aracı haline getiren entegrasyonlarımızla da mobil bankacılığın sınırlarını genişletiyoruz” diyor. Doğan sundukları yeniliklerle ilgili şu bilgileri veriyor: “Türkiye’de ve Avrupa’da bir ilk olan göz tarama sistemi Göz ID ile Yapı Kredi Mobil’e şifresiz ve güvenli giriş imkânı sunuyoruz. ATM’ye dokunmadan QR kod ile para çekme, para yatırma ve Müşteri İletişim Merkezi’ne direkt bağlanma özellikleriyle müşterilerimizin hayatını kolaylaştırıyoruz. Bankacı Klavye ile akıllı telefonlardaki mesajlaşma uygulamaları ekranından hiçbir farklı ekrana ve uygulamaya girmeden hızlı para transferi yapılabilmesini sağlıyoruz. Siri ve iMessage üzerinden ister sesle ister mesajla müşterilerimizin para gönderebilmesine olanak tanıyoruz. Müşterilerimiz, Yapı Kredi Mobil’in mobil ödeme fonksiyonu aracılığı ile NFC özelliği olan Android telefonlarını POS cihazlarına yaklaştırarak güvenli ve temassız olarak alışveriş yapabiliyor. Facebook Messenger’ın bot uygulaması üzerinden bankacılık hizmetlerimizi sunuyoruz.”

Yapı Kredi Mobil ile müşteriler istedikleri şubeden istedikleri tarih ve saate randevu alabiliyor.  “Kartlarını kaybeden müşterilerimiz, Yapı Kredi Mobil’deki Panik Yok Butonu ile kartlarını anında kullanıma geçici olarak kapatarak mobilden işlemlerine devam edebiliyorlar. Kartları için kayıp/çalıntı bildirimi gerçekleştirip, yeni kart talebinde de bulunabiliyorlar” diyen Doğan, bu özelliklerle sadece “Bankanın Uzaktan Kumandası” olarak konumlandırılan Yapı Kredi Mobil’in değil, Türkiye’de mobil bankacılığın sınırlarını da genişlettiklerin belirtiyor.

Ford ile yaptıkları işbirliğine de değinen Doğan, “Ford müşterileri, ellerini direksiyondan, gözlerini yoldan ayırmadan sürüş esnasında güvenli bir şekilde Yapı Kredi Mobil’e erişebiliyor. Piyasa bilgilerini ve döviz kurlarını Türkçe komutlarla öğrenebiliyorlar. Ayrıca Yapı Kredi Müşteri İletişim Merkezi’ne sürüş esnasında numara çevirmeden sesli komutlarla bağlanabiliyorlar. En yakın ATM veya şubeye yol tarifi alabiliyorlar” diyor.

NFC teknolojisini yenilikçi bir yaklaşımla Yapı Kredi Mobil’e girişte kullandıklarını anlatan Doğan, “Müşterilerimizin Yapı Kredi Mobil’e giriş yapmak için artık kredi kartlarını NFC özelliği olan cep telefonlarına yaklaştırmaları ve kart şifrelerini girmeleri yeterli. Öte yandan, müşterilerimiz internetten yaptıkları alışverişlerinde, ödemelerini Yapı Kredi Mobil üzerinden QR kod okutarak gerçekleştirebiliyor. Yapı Kredi Mobil’in içindeki Yapı Kredi Pay çözümlerinden biri olan “Araçta Ödeme” fonksiyonu ile müşterilerimiz Opet’ten yapacakları akaryakıt alışverişlerini araçlarından inmeden kolayca ödeyebiliyor” diyor.

Doğan, Yapı Kredi Mobil giriş ekranındaki “Jet İşlemler” menüsü ile müşterilerinin QR kod ile para çekme/yatırma, cebe havale ve QR kod ile ödeme işlemlerini daha hızlı ve kolay gerçekleştirebildiklerini söylüyor.

“Türkiye’de onaylı kurumsal hesap ile WhatsApp üzerinden destek sunmaya başlayan ilk banka olduk” diyen Doğan, kullanıcıların yapay zeka tabanlı Bankacı Bot ile entegre çalışan WhatsApp servisi üzerinden ihtiyaç duydukları hizmet ve ürünler hakkında destek alabildiklerini belirtiyor.

Son yeniliklerinin ise “Görüntülü İşlem Asistanları” aracılığı ile şubeye gitmeden Yapı Kredi müşterisi olma imkânı tanıdıklarını belirten Doğan, “Müşterilerimize anında işlem yapabilecekleri yeni ön ödemeli kartımız ‘World Nakit Sanal’ kartı sunuyoruz. Bu karta para yükleyerek internetten alışveriş, fatura ödeme, GSM TL/paket yükleme yapmak mümkün” diyor.

“Yapı Kredi olarak dijital yatırımlarımızın ve ürettiğimiz yenilikçi fikirlerin ötesinde, artık aynı bir teknoloji şirketi gibi bu fikirleri inovasyona dönüştürdüğümüzü söyleyebiliriz” diyen Doğan, önümüzdeki dönemde de dijital bankacılık stratejileri doğrultusunda sektöre sundukları teknolojilerle bankacılığı ileri taşırken, müşteri deneyimini en iyi şekilde yönetmeye devam edeceklerini söylüyor.

]]>