Leon Aslan Coşkun – Fortune Turkey https://www.fortuneturkey.com Thu, 02 Jan 2020 14:00:07 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.3.2 7194 Sayılı Kanunla Bir Çok Yeni Vergi Hayatımıza Girdi https://www.fortuneturkey.com/7194-sayili-kanunla-bir-cok-yeni-vergi-hayatimiza-girdi Thu, 02 Jan 2020 13:38:04 +0000 https://www.fortuneturkey.com/?p=532421669945 7194 Sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun birçok yeni vergiyi hayata geçirdi.

Değerli Fortune okuyucularım, bu yazımda 7194 Sayılı Kanunla getirilen yeni düzenlemeler hakkındaki değerlendirmelerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Bütçe gelirlerinin artırılmasına yönelik olarak yeni Kanun ile 3 yeni vergi ihdas edilmektedir. Bunlar, Dijital Hizmet Vergisi, Konaklama Vergisi ve Değerli Konut Vergisidir. Dijital Hizmet Vergisi ile internet şirketlerinin dijital reklam gelirleri vergilendirilmektedir. Konaklama Vergisi ise otel ve benzeri yerlerde yapılan konaklamalar dolayısıyla verilen hizmetler üzerinden hizmeti veren tarafından ödenecek bir vergidir. Yeni ihdas edilen bu iki verginin hizmet maliyetlerini arttırması nedeniyle dolaylı olarak tüketicilere yansıması kaçınılmazdır. Değerli Konut Vergisi ise değeri beş milyon Türk Lirasının üzerinde olan konutlar üzerinden ödenecek olan bir vergidir. Değerli konut vergisi ödeyenler ayrıca Emlak Vergisi ödemeye devam edeceklerdir. Yine 2019 yılından itibaren toplamda 500.000 TL’nın üzerinde temettü, kira geliri, menkul kıymet iradı ve değer artış kazancı elde edenler, 500.000 TL’nı aşan gelirleri üzerinden %35 yerine %40 oranında gelir vergisi ödeyecekler, 2020 yılından itibaren de birden fazla işverenden 500.000 TL’nın üzerinde brüt ücret geliri elde edenler, bu tutarın üzerindeki ücret gelirleri için %35 yerine %40 oranında gelir vergisi ödeyeceklerdir. Ayrıca tutarı ne olursa olsun tek işverenden alınan ve beyan zorunluluğu olmayan ücretlerin 2020 yılından itibaren brüt tutarı 500.000 TL’nı aşması halinde yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilmesi gerekecektir. Diğer önemli bir düzenleme ise, faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere, binek otomobil giderlerine ilişkin getirilen gider kısıtlamalarıdır. Buna göre 1.1.2020 tarihinden itibaren binek otomobili kiralamalarında artık her bir binek otomobili için ödenecek kira bedelinin aylık 5.500 TL’nı aşan kısmı gider olarak dikkate alınamayacaktır. Satın alımlarda ise binek otomobil için ödenen ÖTV ve KDV toplamının en fazla 115.000 TL’lık kısmı gider olarak dikkate alınabilecektir. Yine satın alınan otomobillerin iktisap bedelinin ÖTV ve KDV hariç ancak 135.000 TL’lık kısmı üzerinden veya ÖTV ve KDV’nin gider yazılmayarak binek otonun maliyet bedeline eklendiği veya binek otomobilin ikinci el olarak iktisap edildiği hallerde ise en fazla 250.000 TL’lık tutarı üzerinden amortisman ayırılması mümkün olacaktır. Gerek kiralık gerekse satın alınan binek otomobillerin benzin, bakım, onarım, yedek parça, otopark vs gibi giderlerinin ise %30’luk kısmı gider olarak dikkate alınamayacaktır. Binek otomobiller ile ilgili kanun maddelerinin 2020 yılı kazançlarına uygulanmak üzere 7.12.2019 tarihinde yürürlüğe girmiş olması nedeniyle, 7.12.2019 tarihinden önce satın alınan binek otomobiller için 2020 yılında amortisman uygulamasının nasıl olacağı açık değildir. Ayrıca otomobillerin indirimi kabul edilmeyen giderlerine isabet eden KDV’nin de indirimi mümkün olmayacaktır. Her bir belge üzerinde %30’luk kısmını ayırmak, ayrıca indirilebilecek KDV ile indirilemeyecek KDV ayırımını hesaplamak ve kayıtlarını buna göre düzenlemek de yine muhasebecilere düşmektedir.

]]>
Yabancılara Satılan Gayrimenkullerde KDV İstisnası https://www.fortuneturkey.com/yabancilara-satilan-gayrimenkullerde-kdv-istisnasi Fri, 27 Dec 2019 12:17:01 +0000 https://www.fortuneturkey.com/?p=532421669795 KDV Kanunu 13.cü maddesi (i) bendi gereğince Türkiye’de yerleşik olmayan yabancı uyruklu kişi ve kurumlara ilk teslim olarak yapılan gayrimenkul satışları KDV’den istisna edilmiştir.

Değerli Fortune okuyucularım bu yazımda yabancı gerçek veya tüzel kişilerin Türkiye’de taşınmaz alımlarına ilişkin KDV Kanunu’nda yer alan istisna düzenlemesi hakkındaki değerlendirmelerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Bilindiği üzere yabancı uyruklu gerçek kişilerin Türkiye’de taşınmaz ya da sınırlı ayni hak edinmesi için aranılan karşılıklılık ilkesi 2012 yılında Tapu Kanunu’nda yapılan bir düzenleme ile kaldırılmış, böylece yabancıların gerçek kişilerin Türkiye’de taşınmaz edinimleri önemli ölçüde kolaylaştırılmıştır. Söz konusu düzenlemelere paralel olarak yabancılara konut ve işyeri satışlarını teşvik etmek amacıyla 2017 ve 2018 yıllarında Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin yönetmelikte değişiklik yapılmış ve en az 250.000 ABD Doları değerinde taşınmaz veya en az 500.000 ABD Doları değerinde gayrimenkul yatırım fonu katılma payını üç yıl satmama şartı ile satın alan yabancılara Türk vatandaşlığı elde etme hakkı verilmiştir. Yapılan bu düzenlemelerle son yıllarda inşaat sektöründe oluşan yeni konut stoklarının eritilmesi ve sektörde yaşanan daralmanın durdurulması amaçlanmıştır. Öte yandan, Tapu Kanunu’nun 35. maddesine göre yabancı tüzel kişilerin Türkiye’de taşınmaz edinimleri (irtifak veya kullanım hakkı dışında) esasen mümkün değildir. Yabancı ülkelerde kendi kanunlarına göre kurulan ve tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri, ancak özel kanun hükümleri (Turizmi Teşvik Kanunu, Endüstri Bölgeleri Kanunu, vb,… gibi) çerçevesinde Türkiye’de taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinebilmektedirler. Ayrıca yurt dışında kurulu olan yabancı şirketlerin, yüzde elli veya daha fazla oranda hissesini veya yönetim hakkını haiz kişilerin çoğunluğunu atayabilme veya görevden alabilme yetkisini elinde bulunduran, Türkiye’de kurulu tüzel kişiliğe sahip şirketler, sadece ana sözleşmelerinde belirtilen faaliyet konularını yürütmek üzere taşınmaz mülkiyeti veya sınırlı ayni hak edinebilmektedirler (organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, teknoloji geliştirme bölgeleri ve serbest bölgeler gibi özel yatırım bölgelerindeki taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı ayni hak edinimleri hariç). Buna karşılık söz konusu oranın yüzde ellinin altında olması halinde ise bu şirketler tıpkı Türk şirketler gibi faaliyet konusu ile ilgili olsun olmasın her türlü amaçla gayrimenkul satın alabilirler. 2017 yılında Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 13. maddesine (i) bendi eklenerek konut veya iş yeri olarak inşa edilen binaların ilk tesliminde uygulanmak ve bedeli döviz olarak Türkiye’ye getirilmek kaydıyla Türkiye’de yerleşmiş olmayan yabancı uyruklu gerçek kişiler ile kanuni ve iş merkezi Türkiye’de olmayan ve bir iş yeri ya da daimi temsilci vasıtasıyla Türkiye’de kazanç elde etmeyen kurumlara yapılan konut veya iş yeri teslimleri Katma Değer Vergisi’nden istisna edilmiştir. Ancak belirtildiği üzere sözkonusu şirketlerin özel kanun hükümleri kapsamında değerlendirilen gayrimenkuller harici taşınmaz edinebilmeleri yasal olarak mümkün bulunmamaktadır. Bu nedenle KDV Kanunu’nda yer alan istisna düzenlemesinin en azından bu işlemler ile ilgili olarak uygulama alanı bulamadığını belirtmek isterim.

]]>
Bağış ve Yardımlarda Vergi İndirimi https://www.fortuneturkey.com/bagis-ve-yardimlarda-vergi-indirimi Thu, 07 Nov 2019 07:26:58 +0000 https://www.fortuneturkey.com/?p=532421668116 Son dönemlerde sosyal sorumluluk projeleri kapsamında yapılan bağış ve yardımların yoğunlaştığı göze çarpmaktadır. Vergi mevzuatı çerçevesinde yapıldığı taktirde, bağış ve yardımların vergi matrahlarından düşülmesi mümkündür.

Değerli Fortune okuyucularım bu yazımda vergi mevzuatımızda indirim olarak kabul edilen bağış ve yardımlar hakkındaki değerlendirmelerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Kişiler ve kurumlar finansal olanakları çerçevesinde zaman zaman ayni veya nakdi bağışta bulunabilmektedir. Bilindiği üzere vergiler esas olarak kamu harcamalarının finansmanı amacıyla toplanmaktadır. Sağlık ve eğitim gibi birçok kamusal harcama toplanan bu vergiler ile karşılanmaktadır. Vergi mevzuatında bağış ve yardımlar ile ilgili yapılmış olan düzenlemeler daha çok mükelleflerinin kamusal harcamalara gönüllü ve doğrudan katılımını teşvik amacı ile yapılmaktadır. Bağış ve yardımlar ile ilgili düzenlemeler gelir ve kurumlar vergisi kanunlarında yer almakla birlikte başka özel kanunlarda da bu konuda bazı düzenlemeler bulunmaktadır. Yapılan bağışların gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerince kazançlarından indirilebilmesi için söz konusu bağış ve yardımın karşılıksız olması, beyanname üzerinde gösterilmesi ve yeteri kadar kazanç olması gerekir. Bağış ve yardımların türüne göre, bağış ve yardım tutarının tamamının veya sadece bir kısmının kazançtan indirilebilmesine imkan tanınmıştır. Örneğin vergi muafiyeti tanınan vakıflara ve kamu yararına çalışan derneklere yapılan bağışların indirimi kazancın % 5’i ile sınırlı tutulmuştur. Kültür ve turizm amaçlı bağışlar ile Türkiye Kızılay Derneği ve Türkiye Yeşilay Cemiyeti’ne makbuz karşılığı yapılan nakdi bağışlarda ise bağış tutarının tamamı kazançtan indirilebilmektedir. Yine Yüksek Öğretim Kanunu’nda yer alan benzer bir düzenleme ile üniversitelere yapılan bağışlar ile genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere bağışlanan okul, sağlık tesisi ve yüz yatak (kalkınmada öncelikli yörelerde elli yatak) kapasitesinden az olmamak üzere öğrenci yurdu, çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi, bakım ve rehabilitasyon merkezi ile mülki idare amirlerinin izni ve denetimine tabi olarak yaptırılacak ibadethaneler ve Diyanet İşleri Başkanlığı denetiminde yaygın din eğitimi verilen tesislerin  inşası dolayısıyla yapılan harcamalar ve bunların faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için yapılan nakdi ve ayni bağışların tamamı  kazançtan indirilebilir. Şirket bünyesinde inşa edilen okul, yurt, sağlık tesisi vb tesislerin indirime konu bağış olarak dikkate alınabilmesi için öncelikle bu tesislerin bağışlanacağı Bakanlık ile bir protokol imzalanması ve söz konusu tesislerin ilgili kuruma tesliminin bir tutanak ile yapılması gerekmektedir. Buna karşın faaliyeti devam eden yukarıda sayılan kurumlara yapılan mal ve hizmet bağışlarında ise söz konusu mal ve hizmetlerin teslim alındığına dair ilgili faturanın teslim alan kurumca imzalanması gerekir. Özetle, bağış ve yardımlarda özellikle, yeterli düzeyde kazancın olmasına, kanunen kabul edilen limitlerin aşılıp aşılmadığına ve bağış ve yardımların belgelendirilmesine dikkat edilmelidir. Ayrıca bir kısım bağış ve yardımlar için katlanılan KDV, indirim veya iadeye konu edilirken, önemli kısmında KDV indirimlerinin düzeltilmesi de gereklidir. Bu bakımdan bağış ve yardımın türüne göre KDV hesaplarının da kontrolü önem taşır. Yapılan bağış ve yardımın vergi mevzuatı karşısındaki durumunun mutlaka uzmanına danışarak belirlenmesini tavsiye ederim.

]]>
Yeni Bir Varlık Barışı https://www.fortuneturkey.com/yeni-bir-varlik-barisi Thu, 31 Oct 2019 07:22:21 +0000 https://www.fortuneturkey.com/?p=532421667783 19 Temmuz 2019 tarih ve 7186 sayılı kanun ile yeni bir Varlık Barışı düzenlemesi yapılmıştır. 2008 yılında yapılan ilk Varlık Barışı düzenlemesinden sonra, bu yeni Varlık Barışı beşinci düzenlemedir. Vergi uygulamaları yönünden bu düzenlemenin faydalarının sorgulanması gerektiği görüşündeyim.

Değerli Fortune okuyucularım, bu yazımda bugüne kadar yapılmış olan varlık barışı düzenlemeleri hakkındaki değerlendirmelerimi sizinle paylaşmak istiyorum. İlk Varlık Barışı düzenlemesi 2008 yılında 5811 sayılı kanun ile yapılmış olup, kanunun temel amacı yurt içi veya yurt dışında bulunan ancak yasal kayıtlarda yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının kayda alınarak bu varlıklardan kaynaklanan vergi kayıplarının önlenmesi idi. Söz konusu düzenlemeden sonra bugüne kadar muhtelif yıllarda beş ayrı Varlık Barışı düzenlemesi daha yapılmıştır. Dolayısıyla son on bir yıllık dönemde, Varlık Barışı uygulamasının iki yılda bir yapıldığı ve bir nevi süreklilik arz ettiği görülmektedir. Varlık Barışı düzenlemelerinden yararlananlar genel olarak beyan edilen yurt içi varlıkların değeri üzerinden %5, yurt dışı varlıkların değeri üzerinden ise %2 oranında bir vergi ödeyerek hem idare ile barışma hem de söz konusu varlıklarını serbestçe tasarruf etme imkanına kavuşmuşlardır. 6736 sayılı Varlık Barışı düzenlemesinde ise beyan edilen varlık değeri üzerinden herhangi bir vergi alınmadığı gibi varlıkların yurda getirilmesi dahi zorunlu tutulmamıştır. En son çıkarılan ve 31.12.2019 tarihine kadar uygulanacak olan 7186 sayılı Varlık Barışı düzenlemesine gelince; yurt içi veya yurt dışı varlıkların beyan değeri üzerinden alınacak vergi oranı %1 olarak belirlenmiştir.

Her Varlık Barışı düzenlemesinden sonra bir daha böyle bir düzenleme yapılmayacağı yetkililerce belirtilmekle birlikte, beyan süresi biter bitmez yeni bir Varlık Barışı düzenlemesiyle karşılaşıldığı gözlenmektedir. Örneğin en son 7143 sayılı Kanunda yurt dışı varlıkların beyanı ile ilgili olarak uygulama süresi bu yılın Haziran ayında dolmuş, 19 Temmuz 2019 tarihinde ise 7186 sayılı kanun ile yeni bir Varlık Barışı düzenlemesi yapılmıştır. 7143 sayılı kanun ile yapılan düzenleme daha çok Türkiye’nin otomatik bilgi değişimi kapsamında diğer katılımcı ülkeler ile bilgi değişimine başlamadan önce yurt dışında bulunan ve gelirleri beyan edilmemiş varlıkların beyan edilerek vergisel risklerinin ortadan kaldırılmasına yönelik bir amaç içermekteyse de, bu düzenlemeden hemen sonra 7186 sayılı kanun ile yeni bir Varlık Barışı düzenlemesinin yapılması bazı sorunları gündeme getirmiştir. Bunlardan en önemlisi beyan edilen varlık değeri üzerinden %1 oranında bir verginin ödenerek, bu varlıklardan elde edilen kazançların gelir veya kurumlar vergisi vergileme sistematiği dışında farklı bir vergileme rejimine tabi tutulmasıdır. Bir diğer ifadeyle, yurt dışındaki varlıklardan elde ettikleri gelirleri gelir veya kurumlar vergisi beyannamesi ile beyan edenler ile Varlık Barışı kapsamında beyan edenler arasında vergi yükü bağlamında eşitsiz bir yapı ortaya çıkmaktadır. Ayrıca Varlık Barışı kapsamında beyanda bulunanların beyan ettikleri varlıklar ile ilgili olarak vergi incelemesi yapılamaması, buna karşın normal beyanda bulunanların beş yıllık zaman aşımı süresince incelemeye tabi olabilmeleri elde edilen gelirlerin denetimi konusunda da eşitsiz bir yapının olduğunu göstermektedir. Tüm bunlar dikkate alındığında Varlık Barışı düzenlemeleri pratikte beklenen amacı dışında farklı bir yapıya doğru evrilmektedir. Bu yüzden bu tür uygulamaların sonuçları itibarı ile tekrar değerlendirilmesi gerekmektedir.

]]>
Tam Mükellef / Dar Mükellef Ayırımı ve Çifte Vergilendirilme Riski https://www.fortuneturkey.com/tam-mukellef-dar-mukellef-ayirimi-ve-cifte-vergilendirilme-riski Wed, 10 Jul 2019 13:21:33 +0000 https://www.fortuneturkey.com/?p=532421664161 Tam Mükellef / Dar Mükellef Ayırımı ve Çifte Vergilendirilme Riski İkametgahını bir ülkeden bir diğer ülkeye, görevlendirilme, ekonomik avantaj veya diğer herhangi bir kişisel sebeple taşıyan kişi, bu taşınma ile birlikte vergisini hangi ülkede ödemesi gerektiği sorunu ile karşılaşmakta, hatta çifte vergilendirilme riski taşıyabilmektedir.

BILINDIĞI ÜZERE gerçek kişiler mukim oldukları ülkenin vergi kanunlarına göre vergilendirilmektedirler. Ancak, günümüzde, gerek ekonomik gerekse kişisel sebeplerden, kişilerin ikametgahlarını, ülkeden ülkeye sıkça taşıdıklarını gittikçe daha yoğun olarak görmekteyiz.  Bu durum vergisel olarak vergi literatüründe çifte vergilendirme tabir edilen sorunu ortaya çıkarmaktadır. Gelir Vergisi Kanunu’na göre ikametgâhı Türkiye’de  bulunanlar ile bazı istisnai durumlar hariç bir takvim yılı içinde Türkiye’de devamlı olarak altı aydan fazla oturan gerçek kişiler Türkiye’de mukim kabul edilmektedir. Buna göre Türkiye’de mukim olduğu kabul edilen gerçek kişiler Türkiye’de elde etmiş oldukları gelirlerin yanısıra yurt dışında da elde etmiş oldukları gelirleri Türkiye’de beyan etmek ve bu tutar üzerinden de vergi ödemekle yükümlüdürler. Dolayısıyla bu kişiler vergi kanunlarımız açısından tam mükellef olarak kabul edilmekte, buna karşın Türkiye’de mukim olmayan gerçek kişiler ise dar mükellef olarak kabul edildiklerinden sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançlar üzerinden vergilendirilmektedir.  Eğer kişinin hem Türkiye’de hem de başka bir devlette ikametgahı varsa toplam elde etmiş olduğu gelirler her iki ülkede de vergilendirilebilecektir. Devletler arasında yapılan çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları ile söz konusu çifte vergilendirmenin önlenmesine çalışılmaktadır. Söz konusu anlaşmalar uyarınca kişi hangi ülkenin mukimi ise o ülkede tam mükellef sayılmakta ve tüm dünyada elde etmiş olduğu gelirler mukim olduğu devlette vergilendirilmektedir. Mukim olunmayan diğer ülkelerde elde edilen gelirler ise ilgili kazancın elde edildiği ülkelerde ayrıca vergilendirilmekte ancak ödenen verginin mukim olunan ülkede mahsubu veya kazancın istisna edilmesi ile çifte vergilendirilme önlenmektedir. Türkiye’nin akdettiği tüm çifte vergilemeyi önleme anlaşmalarında mukimlik 4. Maddede düzenlenmiştir. Mukimlikle ilgili kıstaslar şöyle;

• Bu kişi, devamlı kullanabileceği bir eve sahip olduğu Devletin mukimi sayılacaktır. Bu kişi, her iki Devlette de devamlı kullanabileceği bir eve sahipse, o zaman kişisel ve ekonomik ilişkilerinin daha yakın olduğu (hayati menfaatlerinin merkezinin bulunduğu) Devletin mukimi kabul edilecektir.

• Bu kişinin hayati menfaatlerinin merkezinin bulunduğu Devlet saptanamazsa veya bu kişi her iki Devlette de devamlı kullanabileceği bir eve sahip değilse, o zaman bu kişi mutaden bulunduğu (kalmayı adet edindiği)  yerde mukim sayılacaktır.

• Bu kişi, her iki devlette de mutaden bir yerde bulunuyorsa veya her ikisinde de mutaden bir yerde bulunamıyorsa, o zaman vatandaşı olduğu Devletin mukimi kabul edilecektir.

• Bu kişi, her iki devletin de vatandaşıysa o zaman anlaşmanın taraf olduğu devletlerin yetkili makamları sorunu anlaşmayla çözeceklerdir.

Mukimlik konusunda karşılaşılan diğer bir sorun ise bazı ülkelerin hesaplamayı takvim yılını esas alarak yapmaları, diğer bazı ülkelerin ise, takvim yılına bakmaksızın, kesintisiz 12 aylık bir süreyi dikkate almalarından kaynaklanmaktadır.Herhangi bir gerçek kişinin değişik metot uygulayan iki ayrı ülke arasında kalmaması için bazı vergi anlaşmalarında belirleme yapılsa da, zaman zaman bu konuda ihtilaflara rastlanmaktadır. Birden fazla ikametgaha sahip kişilerin ilgili anlaşma hükümleri ve mukimlik tespit kurallarına göre durumlarını değerlendirmelerinin olası sorunların çözümünde önem taşıdığını paylaşmak isterim. 

]]>
Konkordatonun Vergisel Sonuçları https://www.fortuneturkey.com/konkordatonun-vergisel-sonuclari Wed, 19 Jun 2019 07:23:24 +0000 https://www.fortuneturkey.com/?p=532421663350 Son günlerde konkordato talebinde bulunan mükellef sayısındaki artışa paralel olarak, konu ile ilgili vergisel uygulamanın nasıl olması gerektiği hakkında Vergi İdaresi açıklayıcı bilgilendirmede bulunmuştur.

Değerli Fortune okuyucularım bu yazımda kamuoyunda tartışma konusu olan konkordato müessesesinin vergisel sonuçları hakkındaki değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Son yıllarda zor durumda kalan birçok şirketin iflas erteleme sisteminden yararlanmak üzere başvuruda bulunduğunu gördük. Ancak süreç içinde söz konusu uygulama yoğun bir şekilde  kötüye kullanıldığından, bunu engellemek üzere iflas erteleme yerine İcra ve İflas Kanununda yer alan konkordato müessesesi yeniden düzenlenerek uygulamaya konulmuştur. İflas ertelemenin kötüye kullanıldığı gibi konkordato uygulamasının da bazı şirketler tarafından aynı şekilde kullanılması nedeniyle bu defa sürece bağımsız denetim şirketleri dahil edilerek konkordatoya başvuran şirketlerin gerçekten bu düzenlemeye ihtiyaç duyan şirketler olması sağlanmaya çalışılmıştır. Konkordatoyu, alacaklıların borçludan olan alacaklarının bir kısmından feragat ettiği veya borçluya borcunu ödeme konusunda belli bir süre verdiği, ticaret mahkemesi tarafından tasdik edilen bir anlaşma olarak tanımlayabiliriz. Dolayısıyla konkordato ile, iflasın engellenerek borçlunun borçlarının yeniden yapılandırılmasının amaçlandığı ve bu amacın gerçekleşmesini teminen borçluya belirli bir süre tanınması amaçlanmaktadır.  Bu çerçevede alacaklılar ancak konkordato sürecinin bitmesi halinde dava veya icra yoluna başvurabileceklerdir. Alacaklıların alacaklarını tahsili amacıyla konkordato sürecinde dava veya icraya başvuramamaları ise Vergi Usul Kanunu’nda yer alan ve alacağın şüpheli hale geldiği dönemde karşılık ayrılabileceğine ilişkin düzenlemenin pratik olarak uygulanamaz hale gelmesine sebebiyet vermektedir. Vergi idaresi bu yılın başında yayınlamış olduğu bir sirküler ile konuyu açıklığa kavuşturmuş ve mükelleflerin konkordato sürecinde şüpheli alacak karşılığı müessesesinden yararlanmalarının yolunu açmıştır. Bu çerçevede yapılan düzenleme ile konkordato sürecindeki geçici mühlet, kesin mühlet, konkordatonun reddi, konkordato projesinin tasdiki gibi farklı aşamalar dikkate alınarak her aşamada şüpheli alacak karşılığı ayrılmasına ilişkin kurallar yeniden belirlenmiştir. Düzenleme ile mahkemenin geçici mühlet kararından önce dava veya icra safhasına intikal ettirilmemiş alacaklar için geçici mühlet kararının ilan edildiği hesap döneminde şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün hale getirilmiştir. Geçici mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddedilmesi halinde, konkordato talebinin reddine ilişkin kararın ilan edildiği hesap dönemi itibariyle karşılıkların gelir yazılarak düzeltilmesi ve söz konusu alacakların dava veya icra safhasına intikal etmesi yoluyla genel hükümler çerçevesinde şüpheli alacak karşılığı ayrılması gerekecektir. Geçici mühlet kararının ilan edildiği hesap döneminde şüpheli alacak karşılığı ayrılmamış olması halinde ise kesin mühlet kararının verildiği sonraki dönemde böyle bir karşılık ayrılamayacaktır. Mahkeme tarafından kesin mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflasına resen karar verilmesi halinde ise daha önce ayrılan karşılıklara ilişkin olarak herhangi bir düzeltme yapılmasına gerek kalmayacaktır. Mahkemeye sunulan konkordato projesinin mahkemece tasdik edilerek kabul edilmesi halinde ise alacağın vazgeçilmeyen kısmı için daha önce ayrılan karşılıkların düzeltilmesi ancak alacaktan vazgeçilen kısmın değersiz alacak olarak yasal kayıtlara intikal ettirilmesi gerekmektedir. Konkordato sürecinin farklı aşamalar içermesi nedeniyle her aşamadaki vergisel değerlendirmeler farklı olabilmektedir. Konunun bu şekilde netleştirilmiş olmasının ileride yaşanacak bir çok ihtilafın önüne geçeceğini belirtmekle birlikte,  her bir aşamanın dikkatlice takip edilerek, uzmanından görüş alınması faydalı olacaktır. 

]]>
İkale sözleşmesi sonucu ödenen tazminatların vergilendirilmesi https://www.fortuneturkey.com/ikale-sozlesmesi-sonucu-odenen-tazminatlarin-vergilendirilmesi Tue, 19 Mar 2019 13:57:48 +0000 http://www.fortuneturkey.com/?p=532421660385 Değerli Fortune okuyucularım, İş Kanunu uyarınca iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın da (işveren)  ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşme olarak tanımlanmaktadır.  Kanunda aksi belirtilmedikçe, söz konusu sözleşmeler özel bir şekle tabi değildir.  İşveren ve işçi arasında yapılan iş sözleşmeleri, çeşitli nedenlerden dolayı çalışan veya işveren tarafından sonlandırılabilmektedir.  İşçi, İş Kanunu’na tabi olarak en az bir yıl süre ile çalışmış ve iş sözleşmesi de kanuna uygun şekillerde sona ermiş ise kıdem tazminatı almaya hak kazanmaktadır. Kıdem tazminatı tutarının hesaplanmasında işçinin işe başlama anından itibaren, iş sözleşmesinin süresi boyunca çalıştığı her tam yıl için 30 günlük giydirilmiş brüt ücret tutarı dikkate alınmaktadır.  Bununla birlikte, işçinin giydirilmiş brüt ücreti ne olursa olsun kıdem tazminatı her yıl için belirlenen tavan tutarını (2019 yılı için  6.017,60 TL)aşamamaktadır.   Ancak bu durum işverenlerin kıdem tazminatı tavanından daha fazla ödeme yapmalarına engel teşkil  etmemektedir.  Bu çerçevede bazen işçi ve işveren, kanuni uygulamanın dışına çıkarak, ikale sözleşmesi veya karşılıklı sonlandırma sözleşmesi adı altında bir sözleşme ile iş sözleşmesini fesih etmeyi tercih edebilmektedirler.  Böylece işçinin hak etmiş olduğu tazminat ve yardım tutarları belirlenmekte,  karşılığında da işçi işvereni ibra etmektedir.  İkale sözleşmelerinde, genellikle, tazminat bedeline kıdem tazminatı, vs,… gibi, diğer tüm ödemeler dahil edilmektedir. Yasal mevzuat uyarınca hesaplanan kıdem tazminatının her yıl belirlenen tavan limiti kadarlık kısmı Gelir Vergisi Kanunu kapsamında gelir vergisinden istisna bulunmaktadır.  İkale sözleşmeleri kapsamında yapılan ödemelerin ücret kapsamına girip girmediği, giriyor ise istisnaya tabi olup olmadığı bu güne kadar tartışma konusu idi.

27.03.2018 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 7103 sayılı Kanun ile bu tartışmalar nihayetlendirilmiş olup, ikale veya karşılıklı sonlandırma sözleşmeleri adı altında yapılan ödemelerin ücret kapsamında olduğu, ancak bu ödemelerin çalışanın tabi olduğu mevzuata göre kıdem tazminatına ilişkin söz konusu istisna tutarının hesabında dikkate alınması gerektiği yönünde düzenleme yapılmıştır.  Ancak bu sefer, ikale sözleşmelerine istinaden ödenen tutarın gelir vergisinden istisna tutulacak kısmının belirlenmesi konusunda uygulamada farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bir görüş, ikale sözleşmelerine istinaden yapılan tüm ödemelerin işçinin yasal olarak alması gereken kıdem tazminatı tutarı hesabı ile karşılaştırılması, bu tutarı aşan ödemelerin ise gelir vergisi kesintisine tabi tutulmasıdır.  Aksi görüş ise, işçiye ödenen toplam tutar ile her yıl açıklanan kıdem tazminatı tavanının karşılaştırılarak bu miktarı aşan kısmın vergilendirilmesi yönündedir. Ancak yasal düzenlemede kıdem tazminatı tavanının istisna tutarı olarak kabul edildiğine dair bir düzenleme yer almadığından, yapılacak ödemelerin vergilendirilmesinde kıdem tazminatının tavanı aşan bölümüne istisna uygulanmasının işveren açısından risk taşıdığı düşüncesindeyim.

]]>
Yurt dışına ödenen internet reklam bedelleri https://www.fortuneturkey.com/yurt-disina-odenen-internet-reklam-bedelleri Wed, 06 Feb 2019 12:32:01 +0000 http://www.fortuneturkey.com/?p=532421658743 İnternet ortamında verilen reklam hizmetleri için yapılan ödemelere vergi tevkifatı uygulaması getirilmiştir.

Değerli Fortune okuyucularım bu yazımda internet üzerinden verilen reklam hizmetlerinin vergilendirilmesi ile ilgili Cumhurbaşkanlığı düzenlemesi konusundaki değerlendirmelerimi sizinle paylaşmak istiyorum. 

Son yıllarda internet kullanıcı sayısı ile internet kullanım sürelerinde yaşanan hızlı artış aynı zamanda internet üzerinden mal ve hizmet satışlarının da artmasına neden olmuştur. Bu çerçevede verilen reklamların önemli bir kısmı televizyon, gazete gibi klasik reklam mecralarından, sosyal medya ve internet sitelerine kaymıştır. Ayrıca daha önce hedefi belirli bir yaş, cinsiyet veya sosyal grup olan reklamlar, günümüzde  kişilerin kullandığı internet siteleri veya sosyal medya tercihlerine göre daha kişisel hale gelmiştir. Sosyal medya ve arama motorları algoritmik hesaplamalar ile internet reklamlarının kişiye özgü hale gelmesini sağlamıştır. Bu hizmetlerin sunucularının önemli bir bölümü de yurt dışında  yerleşik şirketlerdir. Dolayısıyla bu şirketler vermiş oldukları reklam hizmetleri karşılığında elde etmiş oldukları kazançlar üzerinden Türkiye’de herhangi bir vergi ödemedikleri gibi, merkezlerini düşük vergi uygulayan veya hiç vergi ödemedikleri ülkelerde oluşturarak önemli ölçüde haksız rekabete sebep olmaktadır.  Ayrıca bu durum ülkeler arasında, vergilemenin hangi ülkede yapılacağı konusunda da tartışma yaratmaktadır.  Bildiğimiz kadarı ile bu şirketlerin Türkiye’de mükellef olmaları yönündeki çağrılara bugüne kadar olumlu karşılık alınamamıştır. Bunun üzerine TBMM  söz konusu kazançların vergilendirmesine imkan tanıyan hükmü Cumhurbaşkanlığına yetki verilmek suretiyle 2016 yılında Vergi Usul Kanuna ilave etmiştir. Söz konusu yetkiye istinaden  2018 yılının Aralık ayında yayınlanan 476 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile internet ortamında verilen reklam hizmetlerine ilişkin olarak, bu hizmeti verenlere veya internet ortamında reklam hizmeti verilmesine aracılık edenlere yapılan ödemeler üzerinden, Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesi ile Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 15 ve 30.maddeleri kapsamında vergi tevkifatı zorunluluğu getirilmiştir. Karara göre yurt içindeki reklam ve aracı şirketlere yapılan ödemelerdeki stopaj oranı sıfır olarak belirlenirken, yurt dışındaki reklam şirketleri ile bu şirketlerin verdikleri hizmetlere aracılık eden gerek Türkiye’de gerekse yurt dışında mukim kurum ve gerçek kişilere yapılan ödemelerden % 15 oranında stopaj yapılması öngörülmüştür.

Söz konusu stopaj uygulamasının yurt dışında mukim şirketlerin elde ettiği kazançların “ticari kazanç” olması nedeniyle, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarına aykırılık taşıdığı öne sürülebilir.  Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının 7.maddesi “ticari kazanç” elde edildiğinde, bu kazancın yalnızca mevcut herhangi bir işyerine atfedilen bölümünün Türkiye’de vergilendirilebileceği şartını ihtiva etmektedir.  Dolayısıyla yukarıda söz konusu edilen hizmetler, Türkiye’de herhangi bir işyeri açılmaksızın yerine getirildiği sürece, sadece hizmet verenin mukim olduğu ülkede vergilendirilmesi gerekmektedir.

İnternet reklamlarının başka ülkelerce vergileme örneklerine baktığımızda daha çok işlem vergisi şeklinde bir vergilendirme yoluna gidildiğini görmekteyiz. Uygulamanın planlandığı şekilde sürmesi, hizmet sağlayıcılarının dünya çapında şirketler olmalarından dolayı, stopajın Türkiye’de reklam hizmetini alan şirketlerin üzerinde kalacağı, amaçlanan sonucu sağlamayacağı ve ayrıca düzenlemenin vergi anlaşmalarına aykırı olması nedeniyle çok fazla ihtilafa neden olacağı  düşüncesindeyim.

]]>
Meclise sunulan yeni kanun tasarısı https://www.fortuneturkey.com/meclise-sunulan-yeni-kanun-tasarisi Thu, 03 Jan 2019 14:50:34 +0000 http://www.fortuneturkey.com/?p=532421657030 30 Kasım 2018 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulan “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nde mükellefleri yakından ilgilendiren düzenlemeler var.

Değerli Fortune okuyucularım, bu yazımda TBMM’ne sunulan 30.11.2018 tarihli Kanun Teklifinde yer alan ve KDV Kanununda değişiklik yapılmasını öngören ve kur farklarının KDV’ne tabi olması gerektiği yönündeki düzenleme ile ilgili değerlendirmelerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Bilindiği üzere mal teslimi ve hizmet ifalarında matrah, yani üzerinden KDV hesaplanacak tutar, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olarak tanımlanmıştır. Bunun dışında ithalatta matrah ve bazı özel matrah şekilleri ile ilgili özel düzenlemeler bulunmaktadır.  Kanunda kur farkları ile ilgili doğrudan bir düzenleme bulunmamakla birlikte KDV Kanunu’nun 24. maddesinde vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi ödemelerin katma değer vergisi matrahına dahil olacağı belirtilmiştir. Maliye Bakanlığı çıkarmış olduğu Katma Değer Vergisi Uygulama Tebliğinde kur farklarını da yukarıda sayılan ödemelerin paralelinde değerlendirmiş ve KDV matrahına dahil unsurlardan biri olarak kabul etmiştir.  Tebliğe göre kur farkları kurların artması veya azalmasına göre satıcı veya alıcı tarafından düzenlenecek fatura ile üzerinden KDV hesaplanarak karşı tarafa yansıtılacaktır.  Ancak KDV uygulama tebliğinin kur farkları ile ilgili bölümü doğrudan kanun metninde olmadığı ve bu nedenle de tebliğ düzenlemesinin kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle açılan bir iptal davasında, tebliğin kur farkları ile ilgili bölümü Danıştay tarafından iptal edilmiştir.  Bununla birlikte halihazırda söz konusu dava henüz kesinleşmemiş ve  konu bir üst yargı merci nezdinde devam etmektedir. 

Kanun teklifinde kur farkları ibaresi, kanunun matraha dahil edilmesi gereken unsurların sayıldığı 24.maddesine eklenerek mevcut tartışmanın sonlandırılması amaçlanmıştır.  Ancak düzenleme bugüne kadar gündeme gelmeyen birçok konuyu da tartışmaya açacaktır. Örneğin, ithalatta gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar oluşan kur farklarının ithalat matrahına dahil olacağı KDV Kanunu’nun 21. maddesinde belirtilmesine rağmen, bu düzenleme ile ithalattan sonra yapılan ödemeler nedeniyle ortaya çıkan kur farkları için de KDV hesaplanması gündeme gelecektir. Bunun tersi bir durumda, yani kurların gümrük beyannamesi tescil tarihinden sonra düşmesi halinde oluşan negatif kur farkları da gümrükte beyan edilen matrahtan düşülüp hesaplanan KDV’nin iadesini mi gerektirecektir?

Yeri gelmişken Kanun teklifinde yer almışken Meclis komisyon görüşmeleri sırasında geri çekilmiş diğer bir düzenlemeyi de sizlerle paylaşmakta yarar görmekteyim.  Madde, grup şirketleri arasındaki ödünç para kullandırma işlemlerinin Türk Ceza Kanunu’nun tefecilik suçu kapsamından çıkarılmasını öngörmekte idi.  Söz konusu maddenin tekliften geri çekilmesi,  grup şirketlerinin birbirlerine ödünç para vermelerinin tefecilik kapsamında değerlendirilme riskini arttırmıştır.

]]>
7143 sayılı kanunla yurt dışı kazançlara getirilen istisna https://www.fortuneturkey.com/yazarlar-leon-aslan-coskun-7143-sayili-kanunla-yurt-disi-kazanclara-getirilen-istisna-229 Fri, 21 Dec 2018 08:46:09 +0000 http://wp.fortuneturkey.com/yazarlar-leon-aslan-coskun-7143-sayili-kanunla-yurt-disi-kazanclara-getirilen-istisna-229 7143 sayılı kanunla yurt dışındaki iştiraklerden elde edilen birtakım kazançlar vergiden  istisna edilmiştir.  Ancak kurumlar vergisi mükellefleri açısından söz konusu istisnanın geçici vergi dönemlerinde nasıl uygulanacağı konusunda belirsizlik doğdu.

Değerli Fortune okuyucularım bu yazımda varlık barışı kapsamında yurt dışı iştiraklerin satışından elde edilen kazanç ile sözkonusu iştiraklerden elde edilen temettü ve tasfiye karları konusundaki değerlendirmelerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Tam mükellef gerçek kişi veya kurumlar yurt içinde olabildiği gibi yurt dışında da başka şirketlere ortak olabilmektedirler. Kurumlar açısından yurt
dışından elde edilen temettüler belirli şartlar ve vergi anlaşmaları çerçevesinde Türkiye’de kurumlar vergisinden istisna edilebilmektedir. Yine yurt dışında ortak olunan şirketlerin hisselerinin satılması halinde de elde edilen kazançların tamamı veya bir kısmı belirli şartlar altında kurumlar vergisinden istisna edilebilmektedir.

7143 sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun uyarınca herhangi bir şart aranmaksızın yurt dışı temettü ve iştirak satış kazançlarının Türkiye’ye vergisiz olarak getirilmesine olanak sağlanmıştır. Kanun uyarınca tam mükellef gerçek kişi ve kurumların elde ettikleri ticari kazançların 30/04/2019 tarihine kadar elde edilenler de dahil olmak üzere, 30/06/2019 tarihine kadar Türkiye’ye transfer edilmesi halinde gelir veya kurumlar vergisinden müstesna tutulmuştur. Ayrıca tam mükellefiyete tabi gerçek kişiler ile kurumların, kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumların tasfiyesinden doğan kazançları 30/06/2019
tarihine kadar Türkiye’ye transfer edilmiş olması kaydıyla gelir ve kurumlar vergisinden müstesna tutulabilecektir. Söz konusu kazançlar ilgili defter kayıtlarında gelir olarak beyan edilecek olup, gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinde ise istisna olarak indirilecektir. Düzenleme uyarınca istisnadan
yararlanılabilmesi için söz konusu kazancın Türkiye’ye getirilmesi gerekmektedir. Örneğin yurt dışı iştirakin Kasım 2018 de satışa konu edilmesi halinde, satış kazancının 31.12.2018 tarihine kadar Türkiye’ye getirilmesi durumunda söz konusu satış kazancı 2018 yılı kanuni defterlerinde gelir olarak
 kaydedilecek ancak 2018 yılı kurumlar vergisi beyannamesinde ise istisna olarak dikkate alınacaktır. Yine Ocak 2019 da satışa konu edilen yurt dışı iştirakin, satış kazancının 30.6.2019 tarihine kadar Türkiye’ye getirilmesi halinde söz konusu kazanç 2019 kurumlar vergisi beyannamesinde istisna olarak
dikkate alınacaktır. Buna karşılık Kasım 2018 de satışa konu edilen yurt dışı iştirak satış bedelinin Mart 2019 tarihinde Türkiye’ye transfer edilmesi halinde söz konusu kazancın 2018 yılı kurumlar vergisi beyannamesi ile mi yoksa 2019 beyannamesi ile mi istisna tutulacağı kanunda net değildir. 

Öte yandan,  Kurumlar Vergisi Kanunu genel prensipleri çerçevesinde kurumlar vergisinden istisna olan bir kazancın geçici vergiye de tabi olmaması gerekir. 
2018 yılı ilk iki geçici vergi döneminde 7143 sayılı kanun kapsamında elde edilen söz konusu kazançlar e- beyanname sisteminde istisnalar arasında yer almaktaydı.  Ancak e-beyanname sisteminde yapılan bir güncelleme  ile söz konusu istisna kalemleri geçici vergi beyannamesinden çıkartılmıştır. Bu
durumda 7143 sayılı Kanun hükümlerini dikkate alarak yurtdışı iştirak hisselerini elden çıkartıp, bedelini Türkiye’ye transfer etmiş mükellefler açısından geçici vergide vergilendirme mi yapılacaktır? 7143 sayılı Kanun ile açıkça kurumlar vergisinden istisna edilen kazançların geçici vergiye tabi tutulması bizce mümkün değildir. Bu konudaki tereddütler için Maliye Bakanlığı’nın açıklama yapması ya da geçici vergi beyannamesini güncellemesi gerektiğini düşünüyorum.

]]>