Çin ve ABD İlişkisi: Nefret ve Aşk Bir Arada


ŞANT MANUKYAN
ŞANT MANUKYAN

Gündemin sıcak konularından biri de ABD-Çin arasında yaşanan ticaret gerginliğinin finansal alana da sıçrama riski oldu.

Geçtiğimiz günlerin en sıcak konularından bir tanesi de ABD-Çin arasında yaşanan ticaret gerginliğinin finansal alana da sıçrama riski oldu. Trump’ın, önemli ölçüde haklı olarak, Çin’in ticaret uygulamalarını eleştirmesi ile başlayan tartışma “isimsiz” Çin kaynaklarının ABD tahvilleri ile ilgili “şüphelerini” açıklaması ile yeni bir boyuta ulaştı. Bu kaynaklara göre Çin ABD tahvil stokunu artırmayabilir ve hatta azaltabilirdi. Ertesi gün konu üzerinde daha net bir otoriteye sahip olan SAFE bu açıklamayı hatalı ve yalan haber olarak nitelendirmiş olsa da piyasalar açısından gerçekleşmesi imkânsız bir senaryo da değil. Konuya daha detaylı bakmadan önce durum tespiti yapmamız doğru olacaktır. Grafikte net olarak görüldüğü üzere Çin zaten 2011 yılından bu yana ABD tahvil stokunda artışa gitmiyor ve hatta zirvesine oranla zaten satışa da geçmiş durumda. Bu durumu uzun süredir göz ardı etmiş olan veya korkmayan piyasaların şimdi panik yaşaması anlaşılmaz bir durum. Elbette Çin portföyünü tam olarak göstermiyor ve daha önce de Ingiltere veya Belçika gibi ülkeler üzerinden alım satım yapmıştı. Ancak açıklamalarda yeni bir bilgi olmadığı tespitini yapabiliriz. 
 
TIC verisine göre Çin’in elinde tuttuğu ABD tahvil stoku:

 
Bir adım daha ileri giderek bu işlemlerden kimin ne gibi çıkarı olduğunu görmeye çalışalım. ABD pazarına ihracat yapan Çinli firmalar kazandıkları dolarları yurtiçine getirerek merkez bankasına yani PBOC’ye satıyor. PBOC bu dolarları satın almak için Yuan basıyor ve piyasaya likidite veriyor. Böylece gevşek para politikası aracılığı ile faiz oranlarını düşük tutarken Yuan’ın değerini de ihracatı destekleyecek şekilde ayarlıyor. Yüksek doviz rezervleri ve kapalı sermaye hesapları sayesinden daha önce pek çok gelişmekte olan ülkenin başına gelen spekülatif saldırılardan da rahatlıkla korunmuş oluyor. Burada önemli olan nokta PBOC’nin bilançosundan doların bir karşılığı olduğu gerçeği. Öte yandan Çin gibi büyük bir ticaret fazlası veren ve devasa bir rezerv biriktiren bir ülke parasını hangi menkullere yatırabilir. Elbette İsviçre gibi daha sağlam ülkeler akla gelebilir ancak yeterince derin bir bono piyasası yok. Almanya bir alternatif olsa da ECB piyasayı “kuruttu” diyebiliriz. Japon bono piyasası büyük olsa da hem BOJ alımları nedeni ile artık derin değil hem de ABD tahvilleri 2.60% getirirken JGB getirisi sadece 0.07%. Peki Çin ABD tahvillerini sattıktan sonra eline geçen doları ne yapacak? Şayet bu dolar bonolardan çıkarak emlak, vergi paketi nedeni ile avantajlı hale gelen reel yatırımlar veya hisselere gidecekse ABD açısından bir sorun olmadığı gibi çok daha tercih edilen bir durum. Peki ABD için sorun hangi noktada başlayabilir? Enflasyon beklentilerinin ve vade priminin arttığı bir dönemde Çin kendi portföyünü de vuracak şekilde çok büyük miktarlarda ve kısa zamana yayılmış satışlar yaparsa ABD borçlanma getirileri kontrolsüz bir zıplama gösterebilir. Bu harekete paralel olarak doların rezervlerindeki payını azaltma kararı alması durumunda ise elbette kurlarda dolar aleyhine hareketlerr yaşanacaktır. Ancak gayrı resmi olarak dolar çıpasına bağlı olan Yuan bu tip bir gelişmede hızla değer kazanacağından Çin ihracat makinesi için de problem söz konusu olacaktır. Toparlarsak itiş kakışa  çok gürültü yaratacak olsa da Çin radikal bir adım atmak istemeyecektir.







Size daha iyi hizmet verebilmemiz için sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Giriş yaptığınız andan itibaren çerez kullanımını kabul etmiş sayılacaksınız.  Detaylı bilgi için tıklayın...
 X