Dolaplar ve Raflar


KEREM ÖZDEMİR
KEREM ÖZDEMİR

Raf ya da dolap tercihi iş yapış anlayışlarını yansıtan çok önemli bir tercihin göstergesi. Bu süreç ya da sonuç odaklı olmakla ilgili...

 Yeni ofisimizde dolapların yerini rafların alması her yenilik gibi bir miktar huzursuzluk yarattı. Buradaki uygulamanın neye dayandığını bilmiyorum ama bana uzun süredir yazmayı planladığım bir yazıyı oluşturma olanağı tanıdığı için mutluyum. Eskinin düzenli ortamlarında düzeni korumanın en iyi aracı olan dolaplar ki bunları kitaplık, erzak dolabı, konsol ve içine televizyonda konan duvar boyundakiler olmak üzere hayatımızda farklı biçimlerde konuk etmişliğimiz var, birer depolama alanı niteliğini taşıyordu. Bugün veri depolama alanında hâlâ kullanılan sabit disk ortamlarına benzetebileceğimiz dolaplardaki bir şeyi kullanmak istediğimiz zaman onu alıp bir platformun üzerinde operasyonel hale getirmemiz gerekiyordu. Erzak dolabındaki nohut mutfak tezgahına aktarılıp tencereye konduktan sonra ocağın üzerinde pişmeye bırakılıyordu.
Buradaki tezgah ise bir depolama alanı değil; bir operasyon alanı olarak farklı özelliklere sahipti. İşin raf tarafını anlamak için bu tezgahtan yola çıkmak yararlı olabilir. Tezgah üzerindeki alet seti, yapılacak işe göre değişebilen bir operasyonel ortam olarak karşımıza çıkıyor. Raf, bunun üzerine şeffaflık boyutu olan bir saklama, etkileşim ve operasyon alanı olarak ekleniyor.
Tabii benim bahsettiğim raf sistemleri duvara monte olanlar değil, ayakları yere basanlar olduğu için bunların alt raflarının saklama ve bel hizasına gelen bölümlerinin de kahve yapmak gibi operasyonlar için kullanılma avantajı ile dikkat çekiyor. Bu, flash teknolojisinin gelişmesi ile ortaya çıkan yeni nesil veri depolama sistemlerini andırıyor. Anlık olarak yapılacak işler için platform sağlarken, makul düzeyde veriyi de geriye doğru tutabiliyor. En güzeli üstüne kahve makinesi ve dergi konan bir rafın altına da kahveyi yerleştirip kahveyi hazırlayıp içerken ayakta dergi karıştırmak olabilir.
Bunların arkasında yaratan stratejik bakışı algılamak ise, iş stratejisini anlama konusunda çok daha tatlı bir sonuç sunabilir. Dolapla yaşayan şirketler, süreç odaklı şirketlerdir. Üç aylık bilançolarla piyasa değeri oluşturulan döneme ait olan şirketler aradıklarında geriye doğru her şeye ulaşabilirler ancak bunlarla uğraşırken anı kaçırmaları sıklıkla görülür. Raf tercihi yapan şirketler ise sonuç odaklıdır; geçmişten gelen birikimin yeteri kadarını raflarında ve bilgi teknolojisinin sağladığı dijital ortamlarının çok küçük hacimlerinde saklarlar.
Süreç ve sonuç odaklılık arasındaki fark, şirket iş modeli şeffaf olmadığı sürece hiçbir farka neden olmaz. Şirket içinde şeffaflığın ve birlikte çalışma alışkanlığının geliştirilmediği durumlarda, yönetimin hedefleri ile operasyon, finansal sonuçlar dışında hiçbir noktada buluşmadığından iş yapış tarzı anlamında süreç ve sonuç odaklılık açısından bir fark oluşmaz.
Türk şirketlerinde bu konuda bir hassasiyet oluşmamasına karşın Alman ve Japon şirketleri iyi büyüme rakamları yakalansa bile bunun “insubstantial growth” niteliğini sorgulamalarıyla dikkat çekiyor. Insubstantional sözcüğü hedeflenen alanlarda istenen büyüme altında kategorize edilemeyen ancak sürekli farklı alanlarda bir şeyler yapmaya dayanan temelsizlik durumuna işaret eder.
Bunun acısının çıktığı nokta marka değerleri gündeme geldiğinde görülür. Operasyonel gelirlerin rafın doğru bölümlerine yerleştirilmesi, simgesel olarak rafın kapasitesinden daha azını barındırırken kalan malzemenin birbirinin üstünden kayarak yere düşmesini engeller. Rafları düzenlemek değişen iş koşullarına göre atılması zorunlu olan bir adımdır. Bu medya şirketlerinin en kolay algılayacağı bir durumdur. Bizler dergilerimizin raflarda durmasını başarı unsuru olarak görmeyiz. Bunların raftan alınması, okunması, yıpranması medya için başarı göstergesidir. Jelatini içinde pırıl pırıl dergiler sadece atık kağıt değeri taşır. Raflara geçişin bu anlamda yeni ofisimizle birlikte atılmış önemli bir adım olduğunu düşünüyorum ancak daha önemlisi var.
Bir teknoloji şirketinin CEO’su olan İTÜ’lü bir arkadaşım bize reklam vermelerinin nedenini iş görüşmeye gittiği holding yöneticisinin massında bizim dergiyi görmesi olduğunu söylemişti. Bu da etkileşimin sonrasında gündeme oturabilen içerikle ilgili...
 







Size daha iyi hizmet verebilmemiz için sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Giriş yaptığınız andan itibaren çerez kullanımını kabul etmiş sayılacaksınız.  Detaylı bilgi için tıklayın...
 X