Anasayfa Köşe Yazıları Alan TurIng ve yapay zeka
Köşe Yazıları - 4 hafta önce

Alan TurIng ve yapay zeka

Son bir buçuk ayım, yapay zeka tartışması ile başlayıp Alan Turing ile taçlanan bir deneyime sahne oldu. Önce çok takdir ettiğim bir CEO, “Alan Turing’i tanıyor musunuz” sorusuyla başlayan sohbetimiz sırasında, yapay zekada ve buna eşlik eden makine öğrenmesi ile derin öğrenme gibi birçok alanda bugün ulaştığımız noktanın, Alan Turing’in zamanında sormayı akıl ettiği bir soru sayesinde mümkün olduğunu söyledi. “Tanıyor musunuz” sorusuna otomatik olarak “evet” yanıtını verdim ama açıkçası şu ifadeye kadar kim olduğu zihnimde netleşmedi. CEO, “Turing çığır açan bir soru soruyor: makineler düşünebilir mi?” diyor ve bende ampul yanıyor. Sürekli atıfta bulunulan bir isim olarak zihnimde yerini almış olan Turing su yüzüne çıkıyor.
Aradan bir hafta geçmeden yeni nesil eğitimle ilgili bir toplantıda bir akademisyen, Turing’in makinelere satranç oynatmaya giden yolun başlama vuruşunu yaptığını söylüyor. Daha açık olarak, “Turing insanlarla satranç oynayacak makinelerin peşindeydi” diyor. Sonrasındaki birkaç toplantıda Turing hakkında bugün ile bağlantı kurularak yapılan yorumlar, bana Turing’in Nasrettin Hoca gibi bir halk kahramanı olduğunu düşündürüyor çünkü herkes Turing’de bir ucundan tutacağı bir boyut buluyor.
Sonra film biraz kopuyor. Galatasaray-Fenerbahçe derbisini izlemeye giderken aramada arkadaşımın üzerindeki telefon şarj başlığının sahaya fırlatma şüphesiyle alınmak istenmesine tepki göstererek derbiye girmiyoruz ve geri dönüyoruz. Bu, yapay zeka bir kenara insan zekası ile ilgili ciddi sorunlar bulunduğunu bir kez daha bana hatırlatıyor. Isaac Asimov’un robotlarla ilgili yazdığı kitaplarda ortaya koyduğu üç kurallı davranış kodunu mumla arayacağımıza inancım pekişiyor.
“Ben buna o kadar para verdim; orijinal şarj. Bunu çöpe atmam” diye maçtan vazgeçen birinin sahaya şarj aleti atma riskine karşı önlem almak aşırı zekice. Üstelik ikimizin de sicilinde böyle bir olay yok. Üstelik kamera sistemleri ile bu tür hareketlerde bulunanların tespit edileceği dijital çözümlerin haberlerini yapmamızın üzerinden yıllar geçmiş. Üstelik 7K kameralarla yapılabilecekleri yazmam çok daha yakın. Daha güzeli, bu konuyu daha sonra açtığım arkadaşlardan “Atıyorlar, ağabey. Sadece şarj aleti değil, telefonlarını bile atıyorlar. İnsanlar kendisini kaybediyor” diyor. “Telefonları da toplasınlar o zaman” diyesim geliyor, demiyorum.
Bunun hemen arkasından Dubai’ye gitmeden önce şubesine gidip kredi kartı borcumu sorup kapattığımı sandığım bankam beni arayarak “asgari ödeme tutarını yatırmazsam kara listeye gireceğim” uyarısında bulunan bir ses kaydı dinletiyor. Asgari tutarla işi olmayan biriyim; ödeyebileceğim kadar harcayıp onu ödemeye dayanan bir babadan kalma politikayı sürdürüyorum. Rahmetli babam, sadece peşin yaşardı ama benim tarzımın da onunkinin DNA’sını taşıdığına inanıyorum. Bir başka şubede hemen ödememi yaparken neden 2 Kasım’da görevlinin borcumun 70 lira olduğunu söylediğini anlamaya çalışıyorum. Dijitalliği ile övünen bankam ödemeyi teyit ediyor ama bunun nedenini açıklayamıyor. O şubeye gidip sormam gerektiğini söylüyor. Ben bankamı uyarmadan kara listeye alıyorum.
Bu iki deneyimin ardından Dubai ve Nice’in ardından Londra’ya seyahat ederken biraz yol yorgunu olarak izlediğim “The Imitation Game”, Turing’in yapay zekaya katkısının konuştuklarımızdan daha fazla olduğunu anlıyorum. Turing sıradan insanların İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanların gizli mesajlarının şifrelerini çözmeye çalıştığı bir dönemde bu şifreleri üreten efsanevi şifreleme makinesi Enigma’yı kıracak bir makine yapmaya odaklanıyor. Sisteme karşı sistem geliştiriyor.
Zamanın kriterlerine göre güçlü bir bilgi işlem gücü oluşturan Turing birlikte çalıştığı ekiple birlikte bunun hızlandırılmasını da sağlıyor. Ancak makinenin akıllanması ya da yapay zekanın ilk örneğini oluşturması, şifreli mesajları takip eden ve düz yazıya döken kadınların dedikodusuna uyanması sayesinde oluyor. “Makineler düşünebilir mi” sorusunun daha açık hali burada karşımıza çıkıyor: “Makine ne aradığını bilmezse nasıl bulacak?”
Böylece Turing, makinesinin Enigma’yı kırmasını sağlıyor. Sonra daha zor bir süreç başlıyor. Enigma’yı kırdıklarını Almanlara çaktırmadan düşmanın bu sistemi kullanmaya devam etmesini sağlıyor ve sonunda savaşın kazanılmasını sağlıyorlar. Sadece savaşı kazanmayı sağlayacak kadar hamle yaparak ve bir satranç tahtasındaki gibi ilerleyerek Almanları yeniyorlar.
Benim İstanbul’da yaşadığım iki vaka da bu tür bir yaklaşım geliştirmekten ne kadar uzak olduğumuzu ve tek bir kere için şifre kırmaya çalışmaktan öteye gidemediğimizi gösteriyor. Film, aradaki farkın çok açık bir göstergesi… Turing, Christopher adını verdiği makinesini kullanarak İkinci Dünya Savaşı’nın iki sene önce bitmesini ve insan zayiatının 14 milyon daha az olmasını sağlıyor.
Bizdeki ilk örnekte sahaya atılabilecek eşyanın bir bölümünü engellemek gibi anlamsız bir işin politikasını oluştururken maçın sonunda çıkan olayları engelleyecek herhangi bir proaktif araç yaratamıyoruz. Futbolcu, teknik direktör ve hatta hakemi olaylar yaşandıktan sonra cezalandırma yolunu tutuyoruz. Bu arada milli takımımız ile birlikte ülke olarak C ligine gerilememizle yaşanan bu olaylar arasında bağ kurmaya da yanaşmıyoruz.
İkinci vakada, bankanın vadeli hesabını tuttuğu müşterisini tanımasını sağlayacak bir sistem kurmamış olduğunu görüyoruz. Kredi satacağı zaman şube çalışanına cepten aratan ama böyle bir durumda sorunu akıllıca çözemeyen bankanın bir dijital sistemi olduğunu söylemek mümkün değil. Bankanın bu şekilde panik butonuna basmasının geleneksel bankaların yeni nesil dijital bankalar veya fintech uygulamaları karşısında en önemli kozu olan güven duygusunu törpülemesi, değinmekle yetineceğim bir ayrıntı ama önem taşıyor.
Her ikisi de insanların huzurunu ve bağlılık için bir nedene sahip olmasını sağlayacak sihirli dokunuştan yoksun politikalar. Forcepoint Türkiye Ülke Müdürü Levent Turan’ın davranış eksenli yeni nesil güvenlik yaklaşımını anlatırken sayısız politika barındıran bir sistemle siber güvenlik kararlarını almalarını sağlayan sistemlerine yaptığı vurgu, deneyim ve birikimin doğru şekillendirilmesinin –yapay ya da orijinal olsun- zeka ortamları için önemini anlamayı sağlıyor. Sürtünmesiz bir operasyon zemini yaratmak için buna büyük ihtiyaç var; hedefe ulaşmak için de sürtünmesiz bir zemine… Yoksa takılıp kalıyorsunuz.
Bir de John Steinbeck’in hikayelerinden İnci’de yaptığı “Tanrının duyarsızlığı ile izleme” modundan kurtulmak gerekiyor. Nasıl ki Christopher ancak neyi aradığını anladığında Enigma’yı kırabildiyse, Turing de benzer bir motivasyonla Christopher’ı kuruyor. Filmi izlemek için bir nedeniniz kalması için Christopher bağlantısını deşmiyorum ancak Turing’in sonunu bilmenizde yarar var.
Bir eşcinsel olan Alan Turing, savaşı kazandırdığı Britanya İmparatorluğu’nun adalet sistemi ve kurumsallığından kurtulamıyor. Yasalara uygun olarak yapılan yargılamanın ardından hormon tedavisi ya da iki yıl hapis arasında tercih yapması isteniyor. Hapiste çalışamayacağı için hormon tedavisini seçen Turing, bir yıllık tedavinin ardından bunalıma giriyor ve 41 yaşında intihar ediyor. Filme göre Britanya’nın bu şekilde cezalandırdığı 49 bin kişinin arasında yerini alan Turing için bazı Google sonuçlarında “çok tanınmayan bir matematikçidir” yazmasının nedeni bu hayat hikayesi.

Alan TurIng ve yapay zeka